emir retweetet
emir
8.6K posts

emir retweetet
emir retweetet

Kendini tanımadan asıl gaye, Zât’ını tanımaktır...
Zât ise, TEK’tir!
Ya özünüze yönelirsiniz, ya da dışa yani çevrenize. İşte burada bu gerçek anlatılarak “ÖZ”ün tanınması için yapılması gereken şey anlatılıyor. Dıştan içe yönel!
Evet, yapılacak iş, fizik mânâda kopmak ya da çıkmak değil, daha tafsilâtlı kendini tanıyabilmek için, dışa yönelimi azaltmak. Ve “Nefs”ten çıkmak! “BENLİK”siz kalmaktır!
Vâhidiyet mertebesi Nefs ile kaîmdir. FERD’tir Nefs!
Ahadiyet ise Hüviyet’tir ki, Eniyet kabul etmez...
Ahadiyet, Eniyet dolayısıyla Vâhidiyet mertebesine tenezzül eder ki, “Ferd” ismiyle tanınır.
AH
Türkçe
emir retweetet
emir retweetet
emir retweetet
emir retweetet
emir retweetet

Eğer sen, susuz kaldıysan, onları ara ve bütün örtü ve engellerine rağmen onları tanımaya çalış... Onların hâlleriyle hâllen; ki, Allâh’ın ahlâkıyla ahlâklanma yolu açılsın!..
Onlar “Ferdiyet” sahipleridir!.. Onların sadece Efendileri ve Rableri vardır. Aralarına kimse giremez. Birbirlerini tanırlar onlar, bazen buluşur konuşurlar... Ama bilirler ki hepsi de tek bir gerçektendirler.
“Müferridûn sizi geçti” diyerek, Efendimizin ashabına bahsettiği kişilerdir bunlar!..
Ne, bir tarikatları vardır; ne de, bir mezhepleri!..
Gazâli’nin (selâm olsun) ölürken, Kurân’ı göğsüne koyup “Benim mezhebim budur” dediği gibi; onlar da, bunu fark etmişlerdir... Ve ehlini bu konuda uyarırlar!..
Yaratılmışlar ve “ölmüş”lerdir onlar; ve bundan dolayıdır ki, artık bir daha düşünmezler ölümü... Çünkü onlar bir daha ölümü tatmazlar...
“ONDA, İLK ÖLÜMDEN BAŞKA ÖLÜM TATMAZLAR (ölümsüzdürler)! ONLARI YANMA AZABINDAN KORUMUŞTUR.” (44.Duhân: 56)
Ölümü çoktan tatmışlar, sıratı geçmişler, cennete, huzur âlemine girmişlerdir. Onlar, Rablerini seyirle meşgûldürler... Her an O’nu temâşa etmektedirler... O’nunla beraber!..
İşte bunlar, Rabbin örtüsü altındaki Velî kulları, Sıddîklar, Müferridûndur...
AHMED HULÛSİ
Tecelliyât
Türkçe
emir retweetet
emir retweetet

−Yâ Gavs-ı Â’zâm. Rasûl ve Nebilerin haricinde kullarım vardır ki, onların hâllerine muttali olamaz ne dünya ehlinden biri, ne uhra ehlinden biri, ne cennet ehlinden biri, ne azap ehlinden biri, ne Mâlik, ne Rıdvan, ve ne cennet için halkettiklerim ve ne de cehennem için halkettiklerim!
Dünya’da, Allâh’ın bazı tecellilerine mazhar olan öyle kullar vardır ki, onların hâllerine, kendilerinde izhar olan ilâhî sıfatlara, hiç kimsenin vukufu mümkün olmaz.
Bir diğer deyiş ile bu zevât, “Vârisi Rasûlullâh” olarak öyle bir sırra ve bu sırrın neticesi olarak, öyle özelliklere sahip olmuşlardır ki, bunları dışarıdan bir kimsenin anlaması imkân dışıdır.
Bu hususa Hz. Rasûlullâh (aleyhisselâm) şöyle işaret etmektedir:
“Benim öyle bir zamanım olur ki ne bir Nebiyyi mürsel, ne de melekî mukarreb o hâlime vâkıf olamaz!”
İşte yukarıda bahsedilen kişiler, Hz. Muhammed Mustafa (aleyhisselâm)’ın yaşadığı bu hâlden miras almış “FERDİYET”sahibi kişilerdir ki, bunların durumuna da şöyle işaret edilmiştir ashaba hitaben:
“Müferridûn sizi geçti!”
“Ferdiyet” sahibi denilen zevâtın sayısı, devre göre on-on iki civarında olup, Gavs’ın tasarruf dairesi dışındadırlar.
Zât tecellisine mazhar kişilerdir. İdari bölümde, sadece "Divan" toplantılarına katılan zevâttır. “Divan” ehli dışında kimse onları tanımaz. “Divan ehli”nin bir kısmı dahi onların hâllerine muttali olamaz. Onlar Allâhû Teâlâ’nın yeryüzündeki en değerli kullarıdır.
Bunlar, sadece Hz. Rasûlullâh(aleyhisselâm)’a karşı sorumlu olan zevâttır.
Bilmeden, farkında olmadan, bunlardan birine rastlamak dahi insanın hayatı boyunca karşılaşacağı en büyük nimettir. Onları üzen Allâh’ı üzmüş, onların gönlünü hoş eden Allâh’ı hoş etmiş olur.
Gavs-ı Zaman’da olduğu gibi, bunlarda da Zâtı ile tecelli eden Cenâb-ı Hak, burada bir farkla, idari tasarruf izhar etmez. Ancak irfan, aynı irfandır!
Bu zevâtın durumuna, ne geçmişteki herhangi bir Nebi, ne de herhangi bir melek vâkıf olamaz. Çünkü öylesine örtülüdürler ki, bu örtüleri bile bilmek çok büyük bir iştir.
“…ALLÂH DİLEDİĞİNİ KENDİNE SEÇER…”
(42. Şûrâ: 13)
Âyeti kerîmesinin izah ettiği mânânın yeryüzünde aşikâr olmasına vesile olan zevât dahi, birçok zaman bunlardır.
İstidatlı bir kişiyi tespit ettikleri zaman, o kişi hangi yolda olursa olsun, alıp yetiştirirler. Çünkü önemli olan yol değil, hedeftir.
Gerçekte, bu “Müferridûn” denilen zevât, sûret âlemi dolayısıyla, bu âleme izafeten bu ismi alırlar. Oysa onlar, Hakk’ın Zâtî sıfatları ile bu âlemdeki zuhur mahallerinden başka bir şey değillerdir. Bundan daha ötesini söylemek de vardır, ama dar havsala kâselerini çatlatmamak için ötesine gitmeyelim.
Bu zevât, içinde yaşadığımız şu Dünya’da kimse tarafından tanınmadığı gibi, öbür âlemde de gene tanınmayacaktır kimse tarafından!
Ne cennet halkının lideri olan Rıdvan isimli melek tarafından bilinir; ne de elbette onun altındakiler tarafından! Hele hele, cehennem ehli tarafından bilinmeleri tamamıyla imkânsızdır. Elbette, Cehennem halkının lideri Mâlik isimli varlık tarafından dahi bilinmeleri muhaldir.
Müferridûn
“Gavsiye” Açıklaması
Ahmed Hulûsi
Türkçe
emir retweetet
emir retweetet
emir retweetet
emir retweetet
emir retweetet
emir retweetet
emir retweetet
emir retweetet

CUMA SOHBETLERİ
SORU: Hz. İsa, Dünya’ya gelmeden, berzah âleminde bu ilmi alamaz mı? Çünki Nübüvveti tarifiye kemâlâtına sahip olan için âhirette dikey yükselme mevcut!
CEVAP: Her ne olursa olsun, biyolojik beyin olmadan, ruha yükleme yapılamayacağı için, bir beden sahibi olarak Dünya üzerinde bulunması gerekiyor!
AHMED HULÛSİ
Türkçe
emir retweetet
emir retweetet

