ParadoX
31 posts


@DiyarDersim_
Düşkün ve arsızlar teşhir ve ifşa edilmelidir.
Sen bir düşkünsün. Bir arsızsın..
Türkçe

@ehmedehemid Siz, kastedilen Kategoriye girmiyorsunuz.
Sizin özel bir yeriniz var.
Türkçe

@e_ave47158 Burda yaşlı derken bir sınırlama varmıdır mesela 55 65 veya yetmiş bunuda belirtirseniz biz ona göre davranırız
Türkçe



Kimlik ve Ulusal bilinci devlet kurdurur ve kurulacak devletin de çok daha güçlü olmasını sağlar.
Günümüzde de birçok Afrika ve Orta Asya ülkesi, sömürge sonrası dönemde çizilen suni sınırlar içinde, güçlü bir ulusal bilinç oluşmadan da devlet statüsünü kazanmıştır.
Devlet, temelde egemenlik, toprak kontrolü ve uluslararası tanınma meselesidir; bu unsurlar ulusal bilincin yokluğunda da, güçlü bir liderlik, dış destek veya ortak düşman algısı sayesinde inşa edilebilir.
Ancak ulus bilinci gelişmemiş bir devlet devlet varlığını korur fakat uzun vadede istikrarlı ve güçlü kalması oldukça zordur.
Demokratik hukuk devleti olması da zor.
Günümüz örneklerinde ise zayıf ulusal bilinç, yolsuzluk, kabilecilik ve dış müdahalelere karşı kırılganlık yaratır.
Dolayısıyla devlet kurmak mümkündür fakat kalıcı, müreffeh ve dirençli bir devlet için ulus bilincinin geliştirilmesi, doğru ve bilimsel bir eğitim, ortak tarih anlatısı, güçlü sosyolojik ve kültürel bilinç neredeyse zorunlu hale gelir. Bilinç, devleti “sahip olunan” bir yapı olmaktan çıkarıp “ait olunan” bir varlığa dönüştürür.

Türkçe

@MuratUelgen75 @MarioTelli82827 Siz, bu insanları kutsuyorsunuz.
Ne yazık ki bu dağa çıkan insanlar Kürt fıtratını bozdu.
Sizin romantik masalarınız o dağlarda gömülü kalsın.
Türkçe

Sümbül
Lice’nin taşına, toprağına sinmiş eski bir hikâye gibiydi Sümbül Perişan. Dağ rüzgârını çocuk yaşta duymuş, kaderini çok önceden fısıldayan bir coğrafyanın kızıydı. Ona sonradan Stêrk Amed diyeceklerdi; yıldız gibi parlasın diye mi, yoksa karanlığa karışsın diye mi bilinmez. Ailesinde dağa çıkanlar vardı. Sanki yolu daha doğmadan çizilmişti. On yedi yaşına geldiğinde, 1992’de, ardına bakmadan yürüdü. İlk durağı Şam oldu; Abdullah Öcalan’ın kaldığı şehir. Sonra dağlar… Kürdistan dağları.
Stêrk, kendini bir örgütün militanı değil, onun çocuğu sayıyordu. Bir çocuğun anneye duyduğu kör inançla bağlıydı. Yanlış yapabileceğini düşünmek bile ihanet gibi gelirdi ona. Kendini savaşa adadı. Ellerini toprağa, metale, baruta alıştırdı. İyi bir mayıncı oldu, iyi bir eğitmen. Askeri meselelerde soğukkanlı, disiplinli ve kararlıydı. Dağlara âşıktı; öyle ki, dağların dışında bir hayat tasavvur etmiyordu. Sanki yeryüzü ikiye ayrılmıştı: Dağlar ve geri kalan her şey.
Ama zaman, dağların bile aşındıramadığı taşları aşındırır. Stêrk de olgunlaştı. Öcalan’ın Türkiye’de mahkemede söyledikleri kulağına ulaştığında içinde ince bir çatlak oluştu. Kafasında kurduğu PKK ile karşısında duran gerçeklik arasında bir mesafe belirdi. Bu mesafe büyüdükçe içindeki sessizlik de büyüdü. Yine de dağlara, yoldaşlarına ve savaşa olan tutkusu onu ayakta tuttu. Çünkü bazı insanlar inançlarını kaybettiğinde değil, onlara tutunamadığında yıkılır.
1999’da geri çekilen gerillalar yeniden Kuzey’e gönderilecekti. Stêrk gönüllü oldu. Botan’a geçti. Her dağı, her nehri keşfetmek istercesine dolaştı. Coğrafyayı ezberlemek değil, onunla konuşmak ister gibiydi. Fakat bir gün ansızın çağrıldı. HPG ana karargâhı onu geri istiyordu. Kuzey’den dönmüş, sınırları aşmıştı; belki bir takdir, belki bir tören bekliyordu. Oysa karşılandığı ilk şey kelepçesiz bir tutukluluk oldu.
Suçu sevmekti.
On yedi yıllık dağ hayatında ilk kez birine kalbiyle dokunmuştu. O kişi de Botan’da bir çatışmada hayatını kaybetti. Stêrk, sevdiğinin ölümünün ağırlığını henüz taşıyamazken, Gare Dağı’ndaki soruşturma komisyonunun karşısına çıkarıldı. Hakkındaki suçlama duygusaldı ama yargılaması acımasızdı: Tasfiyecilik, ihanet, düşkünlük… Kelimeler kurşun gibi üzerine yağdı. Her tekrar, biraz daha eksiltti onu. İnandığı yapının diliyle yaralandı.
“Sadece ölmek istiyorum,” dedi bir gün. “Hiç konuşmayacağım.”
Bu söz bir çığlık mıydı, yoksa teslimiyet mi, kimse tam anlayamadı.
Sonra bir haber yayıldı: Stêrk Amed intihar etmişti. Ailesine ise çatışmada öldüğü söylendi. Dağların dili suskundu; gerçek hangi yamacın ardında kaldı bilinmedi. “Sadece ölmek istiyorum” diyen birinin yanına silah nasıl bırakılırdı? Bu bir tercih miydi, bir yönlendirme mi, yoksa sessiz bir onay mı? Sorular rüzgâr gibi dolaştı ama bir cevaba çarpmadı.
Geriye şu kaldı: Kendini bir yapının çocuğu sayan, kovulsa bile gitmeyecek kadar bağlı olan otuz dört yaşında bir kadın, inandığı dağların gölgesinde ölüme sürüklendi. Dağlar yerinde durdu. Nehirler akmaya devam etti. Bir yıldız kaydı; adı Stêrk’ti.

Türkçe

@vahdet91258103 Ülkücüler bir ihale almadan önce Turancılık yaparlar.
Türkçe

@arifahmedddd1 Sizin verdiğiniz göt dillere destan oldu. Aşağılık Swingerci.
Türkçe










