karo@amatorsezarr
Şimdi, millet UV korumalı 50 faktör kremlerle Kırkpınar pehlivanı gibi yağlanıp havuza,denize falan giriyor. Bizim zamanımızda güneş kremi ne lan? Hiç bilmiyoruz. Güneş'i biliyoruz ama biz ısrarla Plütoncuyuz tabi. Güneşten korunmanın tek yolu öğlen vakti bakkalın tenteli gölgesine sinmek. Bakkal gölge paralı dese, muhtemelen gölgede kalmak için böbreği falan bırakırdık, çocuk kafası. Deniz kenarına gidiyoruz. Kumsal bildiğin mayın tarlası. Cam kırıkları, paslı gazoz kapakları, çekirdek kabukları... Asla çıplak ayak yürüyemezdik kumsalda. Ayağına gazoz kapağının paslı kısmı batmayan çocukluğunu hakikaten yaşamamıştır. Ayağına cam batıyor, tentürdiyot diye bir şey geçiyor cümle içinde ama kendisi yok o an. Hemen deniz suyuna sokuyorsun ayağını, mikrop falan kalmıyor. Kimse bilmez ama deniz suyu 90’larda her derde devaydı.Modern tıbbın mevzuyu bilmediği yıllar. Sivilcen mi var? Deniz suyu. İçine cin kaçar. Deniz suyu. Kalbini kırarlar. Deniz suyu abi. Bir tek enflasyona iyi gelmiyordu deniz suyu. Bir de Körfez Savaşı'na mani olamadı aq. Denizden çıkıyorsun, eve gidiyorsun. Sırtın kıpkırmızı yanıyor. Annen şak diye basıyor buz gibi yoğurdu. Sonra da lan bi tas yoğurdu ziyan ettin eşşoğlu eşşek. Yarın ayran yapacaktım onu ben ya diye söyleniyor. Sırtımda yoğurt, yarı insan yarı başlangıç tabağı gibi yatıyorum salonun ortasında. Acıdan kıvranırken birden burnuna acayip bir koku geliyor. İlaçlama kamyonu. En sevdiğim,kiymetlim... Nasıl hastayım ilacın kokusuna.Nasil hastalıklı bir aşktır bu ya. Özal gitmiş, Çiller gelmiş bize ne abi? Ne faydası var? Kamyonet benim evin önünden geçiyor mu? Ben buna bakarım. Güya kamyonet sivrisinek ilacı sıkıyor ama gram faydası yok. Sivriler ölmediği gibi bir de mutant olup geri dönüyor . Tüm mahalle beyaz dumanın peşinden deli gibi koşuyoruz. Kamyonete degebilen, ona tutunup onunla yol alabilen mahallenin elit pici oluyor. Hepimiz, şuurunu kaybetmiş, fareli köyün kavalcisinin peşinden giden çocuklar gibiyiz.. Ama benim sırtımda yoğurt da var tabii. Yoğurt faktörü önemli. Elli faktör, anne eliyle mayalanmış ev yoğurdu.Şimdi düşünüyorum da... ben yoğurtlu sırtla dumanın peşinden koşarken,
direkt kanserojen maddeyi kovalıyormuşum. Harbi gerizekalıymışım. Gerizekalıymışız. Sinek ilacını ciğerlerimize kadar çekip de ertesi sabaha Samsa gibi böcek olarak uyanmamak neyin talihi idi hakikaten bilmiyorum. Ama olsun, şu anki koşuşturmalarimiza baktığımda şunu diyebilirim ki en azından mutluluğun ta kendisini kovalıyormuşuz. Bana daha biz geliyor hep çocukluk yıllarım...