
Eğitim Sen İstanbul 2
3K posts

Eğitim Sen İstanbul 2
@EgitimSen_ist2
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası İstanbul 2 Nolu Şube (Adalar, Ataşehir, Beykoz, Çekmeköy, Kadıköy, Sancaktepe, Şile, Ümraniye, Üsküdar)



Ankara’da haklarını arayan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası @ogretmensendika üyesi eğitim emekçileri ile dayanışmaya giden İşkolu sendikamız @egitimsen Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, Genel Sekreteri Zülküf Güneş ve @sesgenelmerkezi SES Genel Sekreteri Ferit Ceylan’ın darp edilerek gözaltına alınmaya çalışılması ve bir çok eğitim emekçisinin gözaltına alınmasını kınıyoruz! GÖZALTILAR DERHAL SERBEST BIRAKILSIN !


Ağrı’nın Hamur ilçesinde görev yapan öğretmen Irmak Ayşe Koparan’ın şüpheli ölümü, eğitim emekçilerinin çalışma yaşamında karşı karşıya kaldığı baskı, mobbing, yalnızlaştırma ve güvencesizlik sorunlarını bir kez daha açığa çıkarmıştır. Bu acı olayın ardındaki tüm iddialar eksiksiz biçimde açıklığa kavuşturulmalıdır. Olası ihmal, baskı, mobbing, şiddet, görevi kötüye kullanma ve idari sorumluluklar etkin, bağımsız ve şeffaf bir soruşturmayla tüm yönleriyle ortaya çıkarılmalı, sorumlular hesap vermelidir. Kamuoyuna yansıyan bilgiler arasında, okul müdürünün Irmak öğretmene yönelik baskı ve mobbing uyguladığına dair ciddi iddialar bulunmaktadır. Bu iddialarla sorumluluk yalnızca ilgili kişi ya da kişilerle sınırlı tutulamaz. Sürece zamanında ve etkili biçimde müdahale etmeyen ilçe ve il milli eğitim yöneticileri, ilçe kaymakamlığı ve Ağrı Valiliği de yaşananlardan kendisini azade tutamaz. Ne yazık ki bu baskı ve mobbing iddiaları münferit değildir. Ülkenin dört bir tarafında okulları ziyaret ettiğimizde, özellikle genç eğitim emekçilerinin benzer olaylar yaşadığını duyuyoruz. Birçok yerde bazı idareciler, kamu gücünü ve yetkili sendikanın sağladığı koruma alanını arkalarına alarak eğitim emekçileri üzerinde baskı, ayrımcılık ve mobbing uygulayabilmektedir. Öğretmenlerin yalnızlaştırıldığı, şikâyet mekanizmalarının işletilmediği, yöneticilerin hesap vermediği bir düzen; benzer acıların yaşanmasına zemin hazırlamaktadır. Buradan bir kez daha Millî Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulunuyoruz: Okullarda barışçıl, demokratik ve güvenli bir çalışma ortamı yaratmanın yolu; liyakat esaslı, tarafsız ve hesap verebilir yöneticiler görevlendirmekten geçmektedir. Güvencesiz çalışmayı derinleştiren, aile bütünlüğünü bozan ve öğretmeni idare karşısında zayıf bırakan sözleşmeli öğretmenlik uygulaması derhal kaldırılmalıdır. Mesleğe başlarken ulaşım, barınma ve geçim sorunlarıyla boğuşan genç öğretmenlerin güvencesiz bir çalışma yaşamına mahkûm edilmesi ciddi bir psikolojik yıkım yaratmaktadır. Tüm eğitim ve bilim emekçilerine sesleniyoruz: Yaşadığınız baskı, mobbing, ayrımcılık ve hak ihlalleri karşısında yalnız değilsiniz. Sorunlarınızı görünür kılmak, haklarınızı savunmak ve dayanışmayı büyütmek için eğitim emekçilerinin gerçek temsilcisi @egitimsen ulaşın. Irmak Ayşe Koparan’ın ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve tüm eğitim emekçilerine başsağlığı diliyoruz. Gerçeğin ortaya çıkması ve adaletin sağlanması ve benzer olayların yaşanmaması için sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz.


🔴GEZİ DİRENİŞİ’NİN 13. YILDÖNÜMÜ: “YILGINLIK YOK, MÜCADELEYE DEVAM! Gezi Direnişi’nin üzerinden tam 13 yıl geçti. Milyonlarca insanı eşitlik, özgürlük, adalet, barış, demokrasi ve laiklik talebiyle alanlarda buluşturan Gezi; Türkiye tarihinin en kitlesel, en yaygın ve en görkemli halk hareketlerinden biri olarak hafızalarımızdaki canlılığını ve toplumsal mücadele açısından taşıdığı umudu korumaktadır. Gezi’de yaşamını yitiren gençlerimizi bir kez daha saygıyla anıyor; katillerinin ve bu cinayetlerin arkasındaki siyasi iradenin peşini bırakmayacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Gezi’nin bize bıraktığı en büyük miras dayanışmadır. Çünkü biliyoruz: Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber, ya hiçbirimiz! Bugün Gezi’yi hatırlamak, sadece geçmişte yaşanmış bir halk hareketini anmak değildir. Aynı zamanda Gezi’nin yarattığı toplumsal umuttan intikam almak amacıyla yürütülen hukuksuzluklara karşı ses yükseltmektir. Siyasi iktidar, Gezi’yi yıllardır demokratik muhalefeti cezalandırmanın bahanesi haline getirmiştir. Uydurma delillerle ve siyasi intikam hırsıyla Gezi Parkı davasında verilen ağır cezalar ile sürdürülen tutukluluklar, Türkiye’de yargının bağımsızlığını büyük ölçüde yitirdiğinin en somut göstergelerinden biridir. Daha da vahimi, bu süreçte Anayasa Mahkemesi’nin verdiği hak ihlali kararları ve tahliye hükmü içeren bağlayıcı kararlar yerel mahkemelerce açıkça tanınmamıştır. Bu durum, ülkede hukuk devletinin, anayasal düzenin ve temel hak güvencelerinin siyasi iktidarın keyfi uygulamaları karşısında nasıl aşındırıldığını bütün açıklığıyla göstermektedir. Gezi Direnişi’ni bugün de canlı kılan temel neden, iktidarın baskıcı ve otoriter uygulamalarından rahatsız olan milyonların korku duvarını aşarak alanlara çıkmasıdır. Gezi; yaşam alanlarına, doğaya, emeğe, laikliğe, özgürlüklere ve kamusal haklara sahip çıkma iradesinin ortak bir mücadele zemininde buluşabileceğini göstermiştir. Gezi sürecinde siyasi iktidar tarafından üretilen ayrımcı, kutuplaştırıcı ve nefret yüklü dil, aradan geçen yıllar içinde daha da sistematik hale getirilmiştir. İktidar karşısında diz çökmeyen, biat etmeyen kişi, kurum, sendika, demokratik kitle örgütü ve siyasi partiler hedef haline getirilmekte; baskı, ceza, yargı sopası ve sindirme politikalarıyla toplumsal muhalefet teslim alınmak istenmektedir. Ancak Gezi, bu ülkenin halklarına korku duvarlarının aşılabileceğini, dayanışmanın büyütülebileceğini ve milyonların yan yana geldiğinde iktidarların bütün baskı mekanizmalarına rağmen geri adım atmak zorunda kalabileceğini göstermiştir. Meydanlarda dayanışma içinde direnmenin gücünü gören Türkiye halklarının emek, demokrasi, barış, adalet, eşitlik ve özgürlük taleplerindeki ısrarı bugün de sürmektedir. Başta işçiler ve kamu emekçileri olmak üzere toplumun sömürülen, ezilen, ötekileştirilen ve haksız yere zindanlarda tutulan tüm kesimleri Gezi’nin açtığı yolda yürüdüğü sürece, mücadelenin olduğu her yerde Gezi’den bir iz mutlaka olacaktır. Gezi Direnişi, geçmişte örülen korku duvarlarını yıkmış; “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!” sözüyle bizlere yürünmesi gereken yolu göstermiştir. Ülkede yaşanan tüm hukuk dışı uygulamalara, hak ihlallerine, anayasayı dahi tanımayan siyasi keyfiyete ve sindirme politikalarına karşı tek çıkar yol; emekçilerin örgütlü, kararlı ve kitlesel mücadelesidir. Eğitim Sen olarak Gezi Direnişi’nin 13. yılında meydanları dolduran milyonları, Gezi’de yaşamını yitiren gençlerimizi, Gezi davası bahanesiyle zindanlarda tutsak edilen ve iradesi gasp edilen dostlarımızı selamlıyoruz. Gezi umuttur. Gezi direniştir. Gezi, halkların özgürlük, eşitlik ve adalet iradesidir. YILGINLIK YOK, MÜCADELEYE DEVAM! #Gezi13Yaşında #KaranlıkGiderGeziKalır

Üniversiteler şirket değildir, eğitim hakkı tasfiye edilemez! 25 Mayıs Pazartesi günü YÖK önündeyiz. 20 binden fazla öğrencinin eğitim hakkının ihlal edildiği, yüzlerce eğitim ve bilim emekçisinin emeğinin hiçleştirildiği bir ortama seyirci kalan YÖK’ü kınıyoruz. Bilgi Üniversitesi’nin kapatılma kararı derhal geri çekilerek anayasal hak olan eğitim hakkı korunmalıdır. #Bilgidireniyor




🔴Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu, Milli Eğitim Bakanlığı Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından hayata geçirilmek istenen “MEB-İMES” mobil uygulamasına ilişkin olarak; üyelerimizin 01.09.2026 tarihine kadar, mevcut mevzuata göre görevlerini sürdürmelerine ve kişisel cihazları üzerinden uygulamayı kullanmamalarına karar verdi. Karar için⬇️ egitimsen.org.tr/meb-imes-uygul…
