HALUK CANGÖKÇE

39.1K posts

HALUK CANGÖKÇE banner
HALUK CANGÖKÇE

HALUK CANGÖKÇE

@HCangke

Küskünlüğüm hayata değil, içindeki beş para etmez insanlara. Bıkkınlığım ise, onların yüzüne bakmak zorunda kalmam aslında.

TÜRKİYE / ANKARA انضم Haziran 2012
19.7K يتبع20.2K المتابعون
RED
RED@Redbeeea·
Tüm tişörtlerin önünde böyle delikler var bunun neden olduğunu bilen var mı nedir sebebi ?
RED tweet mediaRED tweet media
Türkçe
136
14
410
91.4K
NE KADAR OLDU?
NE KADAR OLDU?@NekadarolduTR·
Özgür Özel, Ankara'da yapılacak olan NATO zirvesi için alınan güvenlik önlemlerini eleştirdi: "Bir de şimdi karar almışlar. 'Efendim, NATO var. Şu kadar gün gösteri yasak, şu kadar gün bilmem ne.' Buradan bütün milletimize sesleniyorum, bütün milletimize. Teker teker, her birimizi eziyorlar. Bu oyunu tersine çevirecek bir tane güç var; o da milletin kendisidir."
Türkçe
319
40
292
45.1K
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
CHP'NİN ARPALIKLARI "KİT" LER.. ŞEKER FABRİKALARI GERÇEĞİ... Eskiden KİT'ler (Kamu İktisadi Teşebbüsleri) vardı. Bunlar adeta siyasi partilerin arpalığına dönüşmüştü. İktidara gelen her parti kendi kadrolarını buralara doldurur, bir kişinin yapacağı işi yirmi kişiye yaptırırdı. Gerçekte çalışan bir kişi olur, geri kalanlar maaş almakla yetinirdi. Verimsizlik had safhadaydı. Bir liralık iş yüz liraya mal edilir, zarar eden kurumların faturası ise milletin sırtına yüklenirdi. Devletin kasasından çıkan para, vatandaşın cebinden çıkan para demekti. Bugün geçmişe dönüp "Her şey satıldı" diye slogan atanların, önce o dönemin nasıl bir israf ve verimsizlik düzeni olduğunu hatırlaması gerekir. Asıl soru şudur: Devlet, milletin vergileriyle zarar üreten kurumları sonsuza kadar finanse etmek için mi vardır; yoksa vatandaşına daha kaliteli hizmet sunmak için mi? KİT'lerin tamamı kusursuz değildi, özelleştirmelerin tamamı da kusursuz değildir. Ancak geçmişteki siyasi kadrolaşmayı, verimsizliği ve zarar düzenini görmezden gelip sadece sloganlarla konuşmak da gerçeği yansıtmaz. Önemli olan, devletin kaynaklarının milletin yararına en verimli şekilde kullanılmasıdır. CHP'li tosunlar sürekli "AK Parti şeker fabrikalarını sattı" diyerek siyaset yaptıklarını sanıyorlar. Peki meselenin arka planını da anlatıyorlar mı? Elbette hayır. Eskiden birçok KİT (Kamu İktisadi Teşebbüsü) siyasi partilerin adeta arpalığı haline gelmişti. İktidara gelen kendi adamlarını dolduruyor, bir kişinin yapacağı işi yirmi kişi yapıyordu. Gerçekte çalışan birkaç kişi olurken, geri kalanlar maaş almaya devam ediyordu. Sonuç neydi? Verimsizlik, zarar ve israf... Bir liralık iş yüz liraya mal oluyor, oluşan zarar ise milletin vergileriyle kapatılıyordu. Yani vatandaşın cebinden çıkan para, siyasi kadrolaşmanın faturası olarak geri dönüyordu. Şeker fabrikalarının önemli bir kısmı da yıllarca bu anlayışla yönetildi. AK Parti döneminde yapılan özelleştirmelerin temel gerekçelerinden biri de zarar eden, verimsiz çalışan işletmeleri ekonomiye kazandırmaktı. Bugün özelleştirilen fabrikalar üretim yapmaya devam ediyor, çalışan istihdam ediyor, yatırım yapıyor ve devlete vergi ödüyor. Eskiden zararları bütçeden karşılanan işletmeler, şimdi vergi veren işletmelere dönüşmüş durumda. Elbette özelleştirmelerin nasıl yapıldığı, hangi şartlarda yapıldığı tartışılabilir. Ancak "AK Parti şeker fabrikalarını sattı" deyip konuyu tek cümleye indirgemek, gerçeğin tamamını anlatmak değildir. Önemli olan slogan atmak değil, şu soruya cevap vermektir: Milletin vergileriyle sürekli zarar eden işletmeleri ayakta tutmak mı daha doğru, yoksa üretmeye, yatırım yapmaya ve vergi vermeye devam eden işletmeler oluşturmak mı? İşte asıl tartışılması gereken konu budur. Siyaset sloganlarla değil, rakamlarla ve gerçeklerle yapılır. Haluk Cangökçe
HALUK CANGÖKÇE tweet media
Türkçe
9
0
0
62
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
“AK Parti Her Şeyi Sattı” Diyenlere Bir Soru Siyasette slogan atmak kolaydır. Zor olan ise konuşulan sözün altını doldurabilmektir. Yıllardır bazı çevreler aynı ezberi tekrar ediyor: "AK Parti her şeyi sattı..." Peki neyi sattı? Bu iddiayı ortaya atanlara basit bir soru soruyorum: Bana AK Parti'nin sattığını söylediğiniz bir kurumu, bir fabrikayı, bir tesisi söyleyin; ardından o kurumun bugün ne durumda olduğunu da anlatın. Çünkü gerçekler sloganlardan çok farklıdır. Bir dönem devletin sırtında yük olan, zarar eden, teknolojisi eskimiş birçok kamu kuruluşu özelleştirildi. Bu kuruluşların önemli bir kısmı yıllarca milletin vergileriyle ayakta tutuluyordu. Maaşları vatandaş ödüyor, zararları vatandaş karşılıyordu. Bugün aynı kişiler özelleştirmeleri eleştirirken, geçmişte bu kurumların zararlarını konuşmuyorlar. Daha da önemlisi şu: AK Parti döneminde sadece özelleştirmeler yapılmadı; aynı zamanda yüzlerce yeni yatırım hayata geçirildi. Yollar yapıldı. Köprüler yapıldı. Havalimanları yapıldı. Şehir hastaneleri yapıldı. Savunma sanayiinde dev projeler gerçekleştirildi. İHA'lar, SİHA'lar, savaş gemileri, milli otomobil, uydu projeleri ortaya çıktı. Eğer iddia edildiği gibi "her şey satılmış" olsaydı, bugün Türkiye savunma sanayiinde dünyanın konuştuğu ülkelerden biri olabilir miydi? Asıl mesele şudur: Bazıları "satıldı" diyerek siyasi propaganda yapıyor, ancak yerine ne önerdiklerini söylemiyor. Bir fabrikanın adını vermek kolaydır. Önemli olan o fabrikanın verimli çalışıp çalışmadığını, ekonomiye katkı sağlayıp sağlamadığını ortaya koymaktır. Siyaset sloganla değil, rakamla yapılır. İthamla değil, belgeyle yapılır. Ezberle değil, gerçekle yapılır. Bu yüzden "AK Parti her şeyi sattı" diyenlere tekrar soruyorum: Madem her şey satıldı; Bugün Türkiye'nin sahip olduğu otoyolları, köprüleri, havalimanlarını, şehir hastanelerini, savunma sanayii yatırımlarını kim yaptı? Eleştiri elbette yapılabilir. Ancak eleştirinin de bilgiye, belgeye ve vicdana dayanması gerekir. Yoksa aynı sloganı tekrar edip durmak, siyaset yapmak değil; sadece ezber tekrarlamaktır. Haluk Cangökçe
HALUK CANGÖKÇE tweet media
Türkçe
0
0
0
39
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
“AK Parti Her Şeyi Sattı” Diyenlere Bir Soru Siyasette slogan atmak kolaydır. Zor olan ise konuşulan sözün altını doldurabilmektir. Yıllardır bazı çevreler aynı ezberi tekrar ediyor: "AK Parti her şeyi sattı..." Peki neyi sattı? Bu iddiayı ortaya atanlara basit bir soru soruyorum: Bana AK Parti'nin sattığını söylediğiniz bir kurumu, bir fabrikayı, bir tesisi söyleyin; ardından o kurumun bugün ne durumda olduğunu da anlatın. Çünkü gerçekler sloganlardan çok farklıdır. Bir dönem devletin sırtında yük olan, zarar eden, teknolojisi eskimiş birçok kamu kuruluşu özelleştirildi. Bu kuruluşların önemli bir kısmı yıllarca milletin vergileriyle ayakta tutuluyordu. Maaşları vatandaş ödüyor, zararları vatandaş karşılıyordu. Bugün aynı kişiler özelleştirmeleri eleştirirken, geçmişte bu kurumların zararlarını konuşmuyorlar. Daha da önemlisi şu: AK Parti döneminde sadece özelleştirmeler yapılmadı; aynı zamanda yüzlerce yeni yatırım hayata geçirildi. Yollar yapıldı. Köprüler yapıldı. Havalimanları yapıldı. Şehir hastaneleri yapıldı. Savunma sanayiinde dev projeler gerçekleştirildi. İHA'lar, SİHA'lar, savaş gemileri, milli otomobil, uydu projeleri ortaya çıktı. Eğer iddia edildiği gibi "her şey satılmış" olsaydı, bugün Türkiye savunma sanayiinde dünyanın konuştuğu ülkelerden biri olabilir miydi? Asıl mesele şudur: Bazıları "satıldı" diyerek siyasi propaganda yapıyor, ancak yerine ne önerdiklerini söylemiyor. Bir fabrikanın adını vermek kolaydır. Önemli olan o fabrikanın verimli çalışıp çalışmadığını, ekonomiye katkı sağlayıp sağlamadığını ortaya koymaktır. Siyaset sloganla değil, rakamla yapılır. İthamla değil, belgeyle yapılır. Ezberle değil, gerçekle yapılır. Bu yüzden "AK Parti her şeyi sattı" diyenlere tekrar soruyorum: Madem her şey satıldı; Bugün Türkiye'nin sahip olduğu otoyolları, köprüleri, havalimanlarını, şehir hastanelerini, savunma sanayii yatırımlarını kim yaptı? Eleştiri elbette yapılabilir. Ancak eleştirinin de bilgiye, belgeye ve vicdana dayanması gerekir. Yoksa aynı sloganı tekrar edip durmak, siyaset yapmak değil; sadece ezber tekrarlamaktır. Haluk Cangökçe
HALUK CANGÖKÇE tweet media
Türkçe
0
0
0
79
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
İnancına Güvenen Milletin Teknoloji Yürüyüşü Bir dönem Türkiye'nin gündemi ne yazık ki başörtüsü, sakal, kılık kıyafet ve yaşam tarzı tartışmalarına hapsedilmişti. Ülkenin enerjisi bilim, teknoloji, üretim ve kalkınmaya yönelmek yerine ideolojik kamplaşmaların içinde tüketiliyordu. Bazıları Türkiye'nin geri kalmışlığının sebebini milletin inançlarında, değerlerinde ve kültüründe arıyordu. Oysa mesele ne başörtüsüydü ne sakaldı ne de insanların yaşam tercihleri... Asıl mesele, bu milletin potansiyeline yeterince güvenilmemesiydi. Yıllarca Türk insanına "Siz yapamazsınız", "Siz üretemezsiniz", "Siz ancak başkalarının teknolojisini kullanırsınız" denildi. Savunma sanayisinden uzay çalışmalarına, yazılımdan yüksek teknoloji üretimine kadar birçok alanda Türkiye'nin bağımlı kalması gerektiği telkin edildi. Ancak bu millet, kendisine çizilen dar kalıpları kabul etmedi. Son yıllarda ortaya çıkan tablo, aslında Türk milletinin fırsat verildiğinde neler başarabileceğinin en somut göstergesidir. Yerli ve milli savunma sanayisinde elde edilen başarılar, insansız hava araçları, savaş gemileri, haberleşme sistemleri, uydu projeleri ve yüksek teknoloji yatırımları bunun açık örnekleridir. Bir zamanlar dışarıdan satın almak zorunda kaldığımız birçok ürünü bugün kendimiz tasarlıyor, üretiyor ve dünyanın farklı ülkelerine ihraç ediyoruz. Bu başarıların temelinde, milletin öz güveninin yeniden ayağa kaldırılması yatmaktadır. Çünkü teknoloji sadece laboratuvarlarda değil, önce zihinlerde üretilir. Kendine güvenmeyen toplumlar büyük işler başaramaz. İnanan, çalışan ve hedef koyan toplumlar ise önlerine çıkarılan engelleri birer birer aşarlar. Bugün Türkiye, yalnızca teknolojiyi takip eden değil, birçok alanda teknolojik gelişmelere yön veren bir ülke olma yolunda ilerlemektedir. Savunma sanayisinden enerjiye, ulaşımdan dijital dönüşüme kadar pek çok sektörde elde edilen kazanımlar bunun göstergesidir. Elbette yapılacak daha çok iş, aşılacak daha çok engel vardır. Ancak artık Türkiye eski Türkiye değildir. Kendi mühendislerine, bilim insanlarına ve gençlerine güvenen bir anlayış sayesinde ülkemiz her geçen gün daha güçlü bir konuma yükselmektedir. Dün "Yapamazsınız" diyenlere rağmen bugün başarı hikâyeleri yazılıyor. Dün önümüze konulan engeller birer birer aşılırken, Türkiye yalnızca kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, ürettiği teknolojiyle dünyada söz sahibi olan bir ülkeye dönüşüyor. Yeni ve güçlü Türkiye'nin temelleri, milletine güvenenlerin, çalışanların ve hayal kurmaktan vazgeçmeyenlerin omuzlarında yükselmektedir. Bu yürüyüş, yalnızca bir teknoloji hamlesi değil; aynı zamanda bir özgüven, bağımsızlık ve milli kalkınma hikâyesidir.
HALUK CANGÖKÇE tweet media
Türkçe
0
0
0
40
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
1. Bu olayla ilgili "sahtecilik suçu işlendiği" yönünde verilmiş bir mahkeme kararı yoktur. "79 milletvekili sahte oy kullandı" ifadesi muhalefetin siyasi değerlendirmesidir. Olayın yaşandığı ve pusulalar üzerinden tartışma çıktığı doğrudur; fakat hukuken kesinleşmiş bir "sahtecilik" tespiti olduğu söylenemez. 2. “Suudi Arabistan'a bütün vergilerden muafiyet verildi, tahkim Türkiye'ye bağlı değil, kapitülasyon getirildi” iddiası Bu kısım ise ciddi bir yorum ve siyasi değerlendirme içeriyor. Anlaşma yenilenebilir enerji yatırımlarına ilişkin hükümetlerarası bir anlaşmadır. Ancak "bütün vergilerden muaf olacaklar", "Türkiye'nin egemenliği devredildi", "kapitülasyon getirildi" gibi ifadeler hukuki bir tespitten çok siyasi eleştiri niteliğindedir. Bu tür ifadelerin doğruluğu ancak anlaşma metninin maddeleri incelenerek değerlendirilebilir; paylaşım bunu kanıtlamıyor. Eleştiri yapacaksanız belgeyle yapın. Meclis'te pusula tartışması yaşanmış olabilir; bu ayrı konu. Ama ortada mahkeme kararı olmadan 79 milletvekiline topluca "sahtekar" demek siyasi propagandadır. Ayrıca "Suudi Arabistan'a bütün vergiler kaldırıldı", "kapitülasyon verildi", "Türkiye'nin egemenliği devredildi" gibi iddiaları da anlaşmanın ilgili maddeleriyle ortaya koymanız gerekir. Siyasette slogan atmak kolaydır; zor olan belgeyle konuşmaktır. İddia başka şeydir, ispat başka şeydir.
Türkçe
1
0
0
42
Onlar
Onlar@tvOnlar·
Timur Soykan: “AKP’li vekiller Meclise de gitmiyorlar. 79 milletvekili sahte pusula gönderiyor; meclise gelmeden “buradayım, oy veriyorum” diye sahte pusula veriyorlar. Adamlara dünyanın maaşını ödüyoruz, ömürleri boyunca da bakıyoruz; ve bu kişiler meclise gitmiyorlar. Ve ne biliyor musunuz hikâye? Suudi Arabistan gelecek, İç Anadolu’da güneş enerji üretim tesisi açacak. Bütün vergilerden muaf olacak, tahkim de Türkiye’ye bağlı olmayacak, yurt dışına bağlı olacak. Sonra bize satacak; bir de garanti verilecek üstüne. Kapitülasyon. Peki bu yasayı kim geçiriyor? Meclise gelmeyip 79 sahte pusula gönderenler.”
Türkçe
56
1.8K
6K
70.2K
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
İNSANLARI MUTLU ETMEK Mİ, HAKKI GÖZETMEK Mİ? Tarih boyunca hakikatin peşinden giden insanların ortak bir kaderi olmuştur: Herkes tarafından sevilmemek… Hz. İbrahim, putlara karşı çıktığında en büyük tepkiyi kendi babasından gördü. Hz. Nuh, yıllarca insanları doğru yola çağırdı ama en yakınındaki eşi ve oğlu bile ona inanmadı. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) ise insanlığa rahmet olarak gönderildiği halde, öz amcası Ebu Leheb tarafından düşmanlıkla karşılandı. Bu örnekler bize çok önemli bir gerçeği hatırlatır: İnsanların memnuniyeti, doğruluğun ölçüsü değildir. Bugün birçok insan, başkalarının beğenisini kazanmak için yaşar. Herkesi mutlu etmeye çalışır, herkes tarafından sevilmek ister. Fakat ne yaparsanız yapın, ne kadar dürüst, ahlaklı ve iyi niyetli olursanız olun, sizden hoşlanmayacak, sizi eleştirecek veya yanlış anlayacak insanlar mutlaka olacaktır. Çünkü insanların bakış açıları, beklentileri, çıkarları ve önyargıları farklıdır. Aynı davranış bir kişiye göre erdemken, başka birine göre kusur olabilir. Bu nedenle hayatı insanların alkışlarına göre şekillendirmek, sonu gelmeyen bir yorgunluğa dönüşür. Asıl önemli olan; vicdanımızın huzurlu olması, doğru bildiğimiz yolda samimiyetle yürümemiz ve Yaradan’ın rızasını gözetmemizdir. Elbette eleştirileri tamamen yok saymak doğru değildir. Yapıcı eleştiriler insana kendini geliştirme fırsatı sunar. Ancak sırf insanların hoşuna gitmek için doğrularımızdan vazgeçmek de büyük bir hatadır. Unutmayalım ki; Herkesin sevgisini kazanmak mümkün değildir. Herkes tarafından alkışlanmak başarı ölçüsü değildir. İnsanların övgüsü de yergisi de geçicidir. Kalıcı olan; temiz bir vicdan, dürüst bir hayat ve Allah’ın huzurunda vereceğimiz hesaptır. Bu yüzden hayatımızı insanların değişken fikirlerine göre değil, ahlaka, adalete ve inandığımız değerlere göre şekillendirmeliyiz. Çünkü insanlar razı olmazlar… Önemli olan, Yaradan’ın razı olacağı bir hayat yaşayabilmektir. Haluk Cangökçe 24.06.2026 halukcangokce.com/insanlari-mutl…
HALUK CANGÖKÇE tweet media
Türkçe
0
0
2
47
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
Özgür Özel, yine "darbe", "mağduriyet" ve "direniş" edebiyatına sarılmış. Her seçimde sandık kuruluyor, millet iradesini ortaya koyuyor. Beğenmediğiniz her sonucu "darbe", hoşunuza gitmeyen her kararı "saray müdahalesi" diye nitelendirmek, siyaset yapmak değil mağduriyet üretmektir. Bir partiyi iktidara taşıyacak olan sloganlar, hamaset ve meydan nutukları değil; proje, vizyon ve milletin sorunlarına gerçek çözümlerdir. Sürekli "yol açacağız" diyorsunuz ama millet hâlâ açacağınız yolun haritasını göremiyor. Önce kendi partinizdeki kavgaları, hizipleri ve liderlik tartışmalarını çözün; sonra Türkiye'ye yön vermekten söz edin. Çünkü millet artık masal değil, hizmet ve çözüm duymak istiyor. Demokrasiye inanıyorsanız adres bellidir: Sandık. Sandıkta kazanamadığınız her sonucu darbeyle açıklamak ise demokrasiye değil, bahanelere sığınmaktır. Millet sizden sürekli geçmişi anlatmanızı değil, geleceğe dair proje duymayı bekliyor. Her sıkıştığınızda darbelerden, mağduriyetlerden bahsetmek yerine ekonomiye, güvenliğe, üretime ve kalkınmaya dair somut planlarınızı açıklayın. Çünkü iktidar olmak sloganla değil, milleti ikna etmekle olur.
Türkçe
1
0
1
31
Değişim CHP
Değişim CHP@degisimmCHP·
Özgür Özel: "Bugün örgütlü her yapı tehlikededir. Halk çağrıldığı yere gelir, direncini gösterirse halkın önünde hiç kimse duramaz. 9 Eylül 1923'te kurulan partiyi darbeciler kapatmıştır; 9 Eylül 1992'de Erol Tuncer ve arkadaşları tekrardan açtılar. Şimdi saray darbesiyle parti fiilen kapanmıştır. Bu partiyi öyle ya da böyle bir kez daha alacağız, açacağız ve biz bu partiyi hep beraber iktidar yapacağız! Ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız!"
Türkçe
25
320
2.1K
23.6K
Sesil
Sesil@Detayy1453·
Mansur Yavaş'ın Ankara'ya katkısı nedir...
Sesil tweet media
Türkçe
576
20
283
20.1K
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
"Fakirliği insanların oy tercihiyle açıklamak, hem kibirdir hem de milyonlarca insanı küçümsemektir. İnsanlar AK Parti'ye oy verdiği için fakir olmadı; kimi hizmet gördüğü için, kimi ideolojik olarak, kimi de alternatif bulamadığı için oy verdi.Eğer yoksulluğu gerçekten dert ediniyorsanız, insanları aşağılamak yerine çözüm üretin. Demokrasi, sizin gibi düşünmeyenlere hakaret etme değil, farklı tercihleri anlamaya çalışma rejimidir." "Bir insanın cüzdanına bakıp oy verdiği partiye göre zekâ, karakter ve ekonomik durum analizi yapmak tam bir siyasi fanatizm örneğidir. Fakirlik ayıp değildir; insanları sırf siyasi tercihlerinden dolayı aşağılamak ise büyük bir ayıptır." Daha kısa ve vurucu: "Fakirlik bir ekonomik durumdur, kibir ise karakter meselesi. Bu paylaşımda hangisinin daha büyük sorun olduğu ortada."
Türkçe
0
0
3
36
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
BU SAMAN GIDALIYA SORMAK LAZIM.. "Bir akademisyenden beklenen şey slogan değil, hukuk bilgisidir. Başkanlık sisteminin anayasal bir düzenleme olduğunu bilmeden ya da görmezden gelerek 'anayasa değişikliğine gerek yok' demek, hukuk devleti ciddiyetiyle bağdaşmaz. Eğer bir yol biliyorsanız açıklayın; bilmiyorsanız insanları hukuk dışı beklentilere sokmayın. Türkiye sosyal medya yorumlarıyla değil, anayasa hükümleriyle yönetiliyor."
Türkçe
0
0
0
24
AHMET 🇹🇷
AHMET 🇹🇷@Ahmetustt·
Anketi nerede yaptılar acaba
AHMET 🇹🇷 tweet media
Türkçe
36
17
79
1.7K
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
ESER SORULUYOR, BAHANE ANLATILIYOR.. Yaşlı başlı CHP'lilere muhabir soruyor: "Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul'a kazandırdığı bir eseri söyler misiniz?" Cevap hep aynı: "Yapacaktı ama AK Parti engelliyor." Aynı soru Mansur Yavaş için soruluyor. Cevap yine aynı: "Yapacaktı ama AK Parti engelliyor." İyi de kardeşim, yıllardır yönettikleri belediyelerde yapılan her şeyi kendilerine yazıyorlar, yapılmayan her şeyi de "AK Parti engelledi" diyerek açıklıyorlar. Bu nasıl bir siyasi savunma mekanizmasıdır? Yol yok: AK Parti engelledi. Proje yok: AK Parti engelledi. Eser yok: AK Parti engelledi. Peki başarı varsa kendilerinin, başarısızlık varsa başkasının mı? Hayret doğrusu... 5 yıl geçer, AK Parti engeller... 10 yıl geçer, AK Parti engeller... Yağmur yağar, AK Parti engeller... Güneş açar, AK Parti engeller... Bunlara göre ülkedeki bütün başarısızlıkların tek sebebi AK Parti, bütün başarıların sahibi ise CHP! Ne rahat siyaset vallahi... Ortada elle tutulur bir eser soruluyor, cevap olarak "engellendik" masalı anlatılıyor. İnsan ister istemez merak ediyor: Madem her şeyi AK Parti engelliyor, o zaman seçimlerde oy isterken neden "Biz yöneteceğiz, biz yapacağız" diye vaat veriyorsunuz? Yok eğer yönetmeye gücünüz yetmiyorsa, bunu da dürüstçe söyleyin. Bu kadar bahaneye inananlara da tek bir sorum var: Yahu size ne içiriyorlar? Haluk Cangökçe
HALUK CANGÖKÇE tweet media
Türkçe
0
0
2
47
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
VİZYONSUZ BİR MUHALEFET. CHP... Muhalefetin görevi sadece eleştirmek değil, aynı zamanda çözüm üretmek, proje ortaya koymak ve millete umut vermektir. Ancak CHP'nin son yıllardaki siyasi pratiğine bakıldığında, sürekli eleştiren fakat somut alternatifler sunmakta zorlanan bir anlayış dikkat çekiyor. Ekonomiden dış politikaya, eğitimden güvenliğe kadar birçok konuda iktidarı hedef alan açıklamalar yapılıyor; ancak bu sorunların nasıl çözüleceğine dair detaylı ve uygulanabilir projeler kamuoyuna yeterince sunulmuyor. Siyasi gündem çoğu zaman polemikler, tartışmalar ve kişisel çekişmeler etrafında şekillenirken, milletin beklediği vizyoner yaklaşım geri planda kalıyor. Bir siyasi partinin iktidar iddiasında bulunabilmesi için sadece mevcut yönetimi eleştirmesi yetmez. Kaynağı belli, hesabı yapılmış, uygulanabilir projelerle halkın karşısına çıkması gerekir. Sürekli şikâyet eden ama çözüm üretmeyen bir siyaset anlayışı, toplumda güven oluşturmakta zorlanır. Demokrasilerde güçlü iktidarlar kadar güçlü muhalefetler de önemlidir. Ancak güçlü muhalefet; sloganlarla değil, fikirlerle, projelerle ve vizyonla ortaya çıkar. Milletin beklentisi de tam olarak budur: Daha fazla polemik değil, daha fazla çözüm. "Sürekli eleştirmek kolaydır; zor olan, eleştirdiğinin yerine daha iyisini koyabilmektir." CHP'li tosunlar, oy verdiğiniz partinin bana bir tane vizyonunu söylermisiniz? Sürekli eleştiri var, sürekli vaat var; peki ülkenin geleceğine dair somut, uygulanabilir ve kaynağı belli hangi projeyi ortaya koydular? Bir tane örnek verin de biz de öğrenelim." "CHP'li tosunlar, Erdoğan'a ve AK Parti'ye karşı olmak dışında partinizin bir tane vizyonunu söyleyin. Bir tane! Sürekli şikâyet, sürekli eleştiri, sürekli hamaset... Peki ülkeye ne vaat ediyorsunuz, bunu nasıl yapacaksınız, kaynağı nereden bulacaksınız? Bu sorulara cevap verebilen var mı?" Haluk Cangökçe
HALUK CANGÖKÇE tweet media
Türkçe
0
0
0
25
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
TOSUN. "Bilimsel olarak mümkün değil" demeden önce Anayasa'nın tamamını okumakta fayda var. Anayasa'nın 116. maddesi, TBMM'nin seçimlerin yenilenmesine karar vermesi halinde Cumhurbaşkanı'nın yeniden aday olabilmesine açık kapı bırakıyor. Hukuk, slogan atarak değil; maddeleri birlikte değerlendirerek yorumlanır. Siz önce kendi siyasi temennilerinizi hukuk diye pazarlamaktan vazgeçin. Anayasa Mahkemesi'nin, YSK'nın ve hukukçuların tartıştığı bir konuda kesin hüküm dağıtmak bilim değil, siyasi propagandadır. "Bilimsel olarak mümkün değil" demişsin de, hukuk fakültesi kürsüsünden mi konuşuyorsun, parti bürosundan mı? Anayasa'nın 116. maddesini görmezden gelip 101. maddeyi tek başına okumak hukuk değil, siyasi temennidir. Karar verecek olan sosyal medya yorumcuları değil, yetkili kurumlardır.
Türkçe
0
0
1
43
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
KONUŞMAK İHTİYAÇ OLABİLİR. AMA SUSMAK BİR SANATTIR.. “Konuşmak ihtiyaç olabilir… Ama susmak bir sanattır.” “Sessizliğin bazen en iyi yanıt olduğunu unutmayın.” YORUM YAP Konuşmak bir ihtiyaçtır; insan kendini ifade etmek, derdini anlatmak, fikirlerini paylaşmak ister. Ancak her sözü söylemek bilgelik değildir. Asıl maharet, ne zaman konuşacağını ve ne zaman susacağını bilmektir. Çünkü bazen uzun açıklamaların anlatamadığını, birkaç saniyelik sessizlik anlatır. Gereksiz tartışmalarda susmak zayıflık değil, olgunluktur. Her söze cevap vermemek bilgisizlik değil, seviyeyi korumaktır. Kimi zaman en güçlü itiraz sessizliktir, kimi zaman da en etkili cevap. Unutmayın; boş teneke çok ses çıkarır, dolu olan ise ağır durur. İnsan, söylediği sözlerin efendisi; söylemediği sözlerin ise sahibidir. Bu yüzden her duyduğunuza cevap yetiştirmeyin. Bazen sessizlik, en zarif tavır; bazen de en anlamlı cevaptır. BİR HİKÂYE.. EN GÜZEL CEVAP.. Köyün meydanında herkesin diline doladığı bir adam vardı. Ne yapsa eleştirilir, ne söylese tersinden yorumlanırdı. Bir gün kahvede otururken yine birisi çıkıp ona laf attı: — Sen kendini çok mu akıllı sanıyorsun? Adam gülümsedi ama cevap vermedi. Bir başkası atıldı: — Bakın bakın, cevap veremiyor! Yine sustu. Derken üçüncü biri daha ağır sözler söyledi. Kahvedekiler merakla adamın ne diyeceğini bekliyordu. Fakat o, çayından bir yudum aldı ve sessizce kalkıp gitmeye hazırlandı. Dayanamayan yaşlı bir amca sordu: — Evlat, sana onca laf ettiler. Neden hiç cevap vermedin? Adam tebessüm ederek karşılık verdi: — Amca, biri sana içinde çamur olan bir kova uzatsa alır mısın? — Almam tabii. — İşte ben de almadım. Kahvede bir sessizlik oldu. Adam devam etti: — İnsanların her sözü cevap vermeye değmez. Bazı tartışmalar kazanılsa bile insana bir şey kazandırmaz. Bazen konuşmak ihtiyaçtır; ama susmak bir sanattır. Çünkü bazı insanlar cevabı hak etmez, bazı sözler ise sessizlikten daha güçlü bir karşılık bulamaz. O gün kahvedekiler şunu öğrendi: Her söze cevap vermek zekâ göstergesi değildir. Kimi zaman en büyük olgunluk, gereksiz sözlerin önünden sessizce geçip gidebilmektir. Çünkü sessizliğin söylediğini, bazen bin kelime anlatamaz. Haluk Cangökçe 23.06.2026 halukcangokce.com/konusmak-ihtiy…
HALUK CANGÖKÇE tweet media
Türkçe
0
0
1
38
HALUK CANGÖKÇE
HALUK CANGÖKÇE@HCangke·
ATEŞİ YAKAN KİBRİT DEĞİL BAZEN BİR SÖZDÜR.. Koca bir saman yığınını tutuşturmak için tek kibrit, aklı ateşe vermek için tek sözcük yeterlidir. Bu söz üzerine kısa ve etkili bir metin: Koca bir saman yığınını tutuşturmak için tek kibrit, aklı ateşe vermek için tek sözcük yeterlidir. Çünkü bazı yangınlar alevle değil, dille başlar. Bir kibrit nasıl kuru samanı saniyeler içinde küle çevirebiliyorsa, düşünülmeden söylenen bir söz de insanların aklını, vicdanını ve sağduyusunu karartabilir. Tarih boyunca nice kavgalar, ayrılıklar, düşmanlıklar ve hatta savaşlar; kurşunlardan önce kelimelerle başlamıştır. Yalan, iftira, nefret ve kışkırtma içeren sözler; aklı dumana boğar, gerçeği görünmez hale getirir. Bu yüzden söz, sahibinin karakterini gösteren en güçlü aynadır. Yerinde kullanılan bir kelime umut olur, gönül yapar, yarayı sarar. Sorumsuzca kullanılan bir kelime ise güveni yıkar, dostluğu bitirir, toplumu birbirine düşürür. Kibrit yakmadan önce bir kez düşünürüz; çünkü ateşin neleri yakabileceğini biliriz. Aynı özeni konuşurken de göstermeliyiz. Zira bazen bir sözün açtığı yara, ateşin bıraktığı izden çok daha derin olur. Samanı kibritten, aklı ise kötü sözden korumak gerekir. Çünkü ikisi de bir kez tutuştu mu, söndürmek kolay değildir. Haluk Cangökçe 23.06.2026 halukcangokce.com/atesi-yakan-ki…
HALUK CANGÖKÇE tweet media
Türkçe
0
0
0
34
Nasuh Bektaş
Nasuh Bektaş@nasuhbektas·
İstanbul’da metro deyince akla Ekrem İmamoğlu gelir.
Türkçe
1.5K
151
3.5K
91.4K