C. Cengiz Çevik@jimithekewl
Frederick W. Frey'in The Turkish Political Elite kitabı (The M.I.T. Press, 1965) eski Türkiye'ye dair çok şey söylüyor, bununla birlikte değişebilir veya değişmez siyasal durumlara dair de düşündürüyor.
Kitabın tamamı önemli ama detaylı sonuç bölümü bilhassa düşündürücü.
Yazarın temel tezi, siyasal sistemlerde biçimsel otorite ile toplumsal prestij arasında düzenli ve karşılıklı bir ilişki bulunduğudur. Bu ilişki tek yönlü değildir.
Prestijli kişiler üst konumlara daha kolay yükselirken, otorite konumuna gelenler de zamanla prestij kazanırlar. Frey bu ilişkiyi yalnızca kurumsal değil, psikolojik bir mekanizmayla da açıklar: Bireyler üzerlerinde güç sahibi olan kişiyi meşrulaştırmak ve güç ilişkisini katlanılabilir kılmak için onu "saygın" olarak algılama eğilimindedir. Böylece güç ve prestij birbirini yeniden üretir.
Yazara göre, insanlar, üzerlerinde güç sahibi olan bir başkasının varlığını psikolojik olarak itici bulurlar. Dolayısıyla yönetim şeklinden ve reelde olan bitenden bağımsız olarak, "İğrenç biri ve beni yönetiyor" düşüncesine katlanmak, "saygın biri ve beni yönetiyor" düşüncesine katlanmaktan daha zordur. Avam, güç ve prestij arasındaki ilişkiye dair, katlanılabilir bir senaryo üretir, gerçek bambaşka olsa bile.
Frey bu durumu şöyle anlatıyor:
"Etkileyenin gücünü ortadan kaldırarak ya da azaltarak benlik algısını bir etki olarak yeniden ayarlamak genellikle oldukça sınırlı ölçüde mümkündür. Nesnel güç durumu çoğu zaman köklü biçimde değiştirilemez; değiştirilmeye çalışılması istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Ancak etkilenin başvurabileceği üçüncü bir uyum yolu daha vardır. İlişkinin kendisini değiştiremiyorsa, onu algılayış biçimini değiştirebilir. İlişkinin kabulünü psikolojik bakımdan daha katlanılabilir hâle getiren mekanizmalara yönelir.
Bu amaca ulaşmanın en yaygın yollarından biri, güç sahibini, onun üstün konumunu haklı kılan özel bir değere sahip biri olarak algılamaktır. Etkileyenin değerli olduğuna dair algıyı kolaylaştıran önemli bir etken, başkalarının ona atfettiği değerdir ki bu da onun prestijine gönderme yapmanın başka bir yoludur.
Toplum bir bireye ne ölçüde değer atfederse, onun kendisi üzerinde orantısız güç kullandığını kabul etmesi o kadar kolay olur. Prestijli kişi, yalnızca işi daha etkili biçimde yapabileceğine inanıldığı için yetki sahibi kılınmaz; prestijli olduğu için yetki sahibi kılınır. Ona atfedilen özel değer, güç kullanımının tanınmasını daha az incitici kılar; çünkü bu güç kullanımı, prestijsiz bir bireyin gücüne kıyasla, onun işi başarma varsayılan yeteneği ya da örneğin soylu köken saflığı gibi niteliklerle rasyonelleştirilebilir. Toplumsal olarak yerleşik, açıkça daha yüksek statüde biri tarafından etkilenmek, bir eş tarafından etkilenmeye kıyasla daha az benlik zedeleyici ve daha az kısıtlayıcıdır.
Yine, eğer prestijsiz bir birey bir yetki konumuna gelirse, varsayımıma göre, etkilenen kişi bu bireyi yeniden algılama yani onu daha prestijli sayma yönünde bir eğilim gösterecektir; en azından etkilenen, bu ilişkiden kaçamayacağını ya da ilişkinin kapsamını köklü biçimde daraltamayacağını hissettiği sürece. Yetki ile prestij birbirine doğru hareket etme eğilimindedir ve her ikisi de dinamik unsur olabilir."
Frey'e göre, 60'lara kadar Türkiye örneğinde siyasal elitin toplumsal arka planı genel nüfustan belirgin biçimde ayrışır; milletvekilleri ve özellikle kabine üyeleri daha yüksek eğitimli, profesyonel ve kentli kökene sahiptir. Bu durum, siyasal otoritenin belirli sosyal kesimlerde yoğunlaştığını ve güç dağılımının toplumsal yapıdan bağımsız olmadığını gösterir. Frey ayrıca siyasal gelişimi, gücün önce yoğunlaştığı, ardından dağıldığı aşamalar halinde kavramsallaştırır.
Ulusal kimliğin oluşumu ve bağımsızlık mücadelesi gibi dönemlerde güç merkezileşirken, demokratik açılımla birlikte karşılıklı ve yatay güç ilişkileri artar. Ancak yeni uluslarda sık görülen vesayetçi modelde elit içi karşılıklılık sınırlı, kitlelerin sisteme katılımı zayıftır ve modernleşme hedefleri merkezî bir güç yoğunlaşmasıyla yürütülür.
Modern demokrasiye geçiş, Frey’e göre, bilhassa kırılgandır. Vesayetçi liderlerin gücü kalıcılaştırma eğilimi ya da geçiş sürecinde elit içi çatışmaların artması sistemi yeniden otoriterliğe sürükleyebilir.
Bu nedenle kalıcı bir modern demokratik düzen için gerekli olan temel özellik "güç esnekliği"dir:
Sistem kriz dönemlerinde gücü yoğunlaştırabilmeli, kriz sonrasında ise yeniden dağıtabilmelidir.
Türkiye deneyimi, elitler arası güç paylaşımı ile kitlelere güç devrinin neredeyse eşzamanlı gerçekleşmesi nedeniyle bu açıdan karmaşık ve öğretici bir örnek sunar. Frey'in kanaati bu yönde.
Frey kitabın sonuç bölümünü şöyle sonlandırıyor, üzerinde düşünmek lazım:
"Türk deneyiminin hâlen çözümlenmemiş ve çeşitli yönlere gidebilir oluşu da bu nedenle son derece ilgi çekicidir. Eğer Türkler, siyasal gerçekçilik konusundaki derin birikimleri ve özverileriyle, mevcut sıkıntılar bataklığından sıyrılıp siyasal özgürlük ve etkililik yolunda örnek bir biçimde ilerlemeyi sürdürebilirlerse, yalnızca kendilerine değil, gerçekten bütün dünyaya hizmet etmiş olacaklardır."