Will Graham@WillGraham43
Geçen gün, misafirlerin ısrarı üzerine Eşref Rüya adlı bir diziyi izledim. Dizide ana karakter Eşref, hastanede sevgilisini kaçırmaya çalışanların peşine düşüyor. Bir adamla boğuşuyor, neşterle boğazını kesiyor. Ardından üç kişinin kafasına sıkarak öldürüyor.
Bakın, bu dizi genel bir kanalda yayınlanıyor. Peki sonra ne oluyor? Polis sorgusu var mı? Kriminal inceleme, gerçek bir soruşturma, Eşref’in hesap verdiği bir süreç görüyor muyuz? Hayır. Her şey sanki olması gereken buymuş gibi akıp gidiyor. Oysa gerçek hayatta süreç gerçekten böyle mi işler?
Asıl sorun tam da burada başlıyor. “Suça sürüklenme” dediğimiz şey, tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor.
Bu dizileri çocuklar izliyor. Ana karakterin etrafı güzel kadınlarla çevrili, herkes ona hayran. Son model arabalar, pahalı kıyafetler, toplumda büyük bir saygı… Peki bunları nasıl elde ediyor? Çalışarak mı, üreterek mi? Hayır. Güç kullanarak, adam öldürerek.
Bunu izleyen bir çocuğa istediğiniz kadar eğitim vermeye çalışın; ekranda verilen mesaj, ne yazık ki çok daha güçlü oluyor. Aynı durum kız çocukları için de geçerli. Son dönemde cinayetlerin, şiddetin bu kadar normalleşmesinin sebebi biraz da bu değil mi? Çünkü ekranda suçun bir bedeli yok. Adam cezaevine girmiyor. Diyelim ki girdi; bu kez de cezaevinde “ağa” gibi karşılanıyor, her istediğini yaptırıyor.
Peki gerçek hayatta durum gerçekten böyle mi?
Bir de ABD yapımı dizilere bakalım. OZ mesela… Oradaki cezaevini izleyen biri, suçu bu kadar kolay romantize edebilir mi? Ana karakter sandığınız kişi bir anda vahşice öldürülebiliyor. Ya da Esaretin Bedeli… Ana karakterin cezaevinde yaşadıklarını, ortamın karanlığını, çaresizliği hatırlayın.
Kimse “dizi çekilmesin” demiyor. Elbette çekilsin. Ama anlatım biçimi çok önemli. Bugün geldiğimiz noktada insanlar suçu, güç gösterisini, şiddeti övünülecek bir şey gibi görmeye başladı. Bu da tesadüf değil.
Bir de işin başka bir boyutu var. Dizilerde hep güzel kadınlar, yakışıklı erkekler, yalı hayatları, lüks mekânlar… Aldatılmalar gırla. Peki tarım var mı? Üretim var mı? Emek var mı? Alın teriyle kazanılan bir hayat görüyor muyuz? Hayır. Her şey kolay yoldan zenginleşilen, çalışmadan elde edilen hayatlar gibi sunuluyor.
Oysa AB ve ABD yapımı dizi ve filmlerde, en azından belli bir denge gözetiliyor. Suç varsa bedeli var, güç varsa yalnızlık var, zenginlik varsa çürüme var. Bizde ise çoğu zaman tam tersi bir süreç hâkim.
Sorun burada büyük ve sadece bireysel değil; sosyolojik bir mesele. Çünkü ekranda neyi parlatırsanız, toplumda onun karşılığını alırsınız. Maalesef son dönemde olan da tam olarak bu.