
Mustafa Alimoğlu
35K posts

Mustafa Alimoğlu
@alimoglu_
Kendime Yazılar - Çokça İroni & Hayli Yörük Üstelik Vefa'lı- AÜHF/89


Gördüğüm lüzum üzerine MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa ediyorum. Kamuoyunun bilgisine arz ederim.

İzzet Ulvi Yönter’in isim vermeden hedef aldığı kişinin, Devlet Bahçeli’nin başdanışmanı Eyyup Yıldız olduğu iddia edilirken, Yıldız’ın 5 saat önce yaptığı son paylaşımındaki göndermeler dikkat çekiyor. “Söz çoktur, hakikat az… İnsanı yücelten, söylediği değil; yaşadığıdır. Nefsini terbiye edemeyen, başkasına nasihatle yol gösteremez. Biz, söze değil hâle bakarız. Doğru olanın, dosdoğru duranların yanında olmayı tercih ederiz. Rabbim; kalbiyle dili bir olanlardan eylesin… Hayırlı cumalar.”

Liderlik sonrası kavgalar, bir MHP rutinidir. Bu kavgalar, mevcut liderin gücünü yitirip sona yaklaştığı anlaşıldığında hayli çetin geçer. Öyle ki, kemik sesleri bile sürecin ucuz atlatıldığı anlamına gelir. Umarım sadece kafa-göz patlatmakla atlatılır.

İzzet Ulvi Yönter’in istifasını Devlet Bahçeli istedi diye paylaşımlar yapılıyor. Yahu kim isteyecekti, Eyyup Yıldız mı.!!!







MHP’de herkesin bildiği ama kimsenin konuşamadığı iç kavga nihayet ilk kurbanını verdi. Genel Başkan Yardımcısı ve Devlet Bahçeli sonrasının genel başkan namzeti olarak öne çıkan İzzet Ulvi Yönter görevinden istifa ettiğini açıkladı. İstifa etmeden hemen önce isim vermeden bir kişiyi hedef almıştı. “MHP’ye sızan ajan seni her cihetten izliyoruz. Sen doğruluktan ne anlarsın! Merak etme seninle mutlaka hesaplaşacağız… Paran da işe yaramayacak dümenci alçak. Allah bes baki heves. Bir umuttur yaşamak…Ulan dümenci senin yıldızın bizim ayağımızın altındadır. Artık tam hesaplaşma sayfası açıldı. Namussuz MHP düşmanı…” şeklinde konuştuğu kişinin, Devlet Bahçeli’nin başdanışmanı Eyyup Yıldız olduğu biliniyor. Yıldız’da, bu açıklamadan birkaç saat önce: “Söz çoktur, hakikat az… İnsanı yücelten, söylediği değil; yaşadığıdır. Nefsini terbiye edemeyen, başkasına nasihatle yol gösteremez. Biz, söze değil hâle bakarız. Doğru olanın, dosdoğru duranların yanında olmayı tercih ederiz...” paylaşım yapmıştı. Ben en çok “Nefsini terbiye edemeyen, başkasına nasihatle yol gösteremez.” İfadesini önemsedim. Kulislerde ve savcılık iddianamelerinde, tanık ve sanık beyanlarına göre bazı MHP’li yöneticilerin kaset iddialarından bahsediliyordu ki ben Yıldız’ın bu sözlerinden böyle bir anlam çıkardım. İzleyip göreceğiz.



French energy giant TotalEnergies says it will no longer aim to reach net zero emission targets by 2050 bloomberg.com/news/articles/…

MHP’de herkesin bildiği ama kimsenin konuşamadığı iç kavga nihayet ilk kurbanını verdi. Genel Başkan Yardımcısı ve Devlet Bahçeli sonrasının genel başkan namzeti olarak öne çıkan İzzet Ulvi Yönter görevinden istifa ettiğini açıkladı. İstifa etmeden hemen önce isim vermeden bir kişiyi hedef almıştı. “MHP’ye sızan ajan seni her cihetten izliyoruz. Sen doğruluktan ne anlarsın! Merak etme seninle mutlaka hesaplaşacağız… Paran da işe yaramayacak dümenci alçak. Allah bes baki heves. Bir umuttur yaşamak…Ulan dümenci senin yıldızın bizim ayağımızın altındadır. Artık tam hesaplaşma sayfası açıldı. Namussuz MHP düşmanı…” şeklinde konuştuğu kişinin, Devlet Bahçeli’nin başdanışmanı Eyyup Yıldız olduğu biliniyor. Yıldız’da, bu açıklamadan birkaç saat önce: “Söz çoktur, hakikat az… İnsanı yücelten, söylediği değil; yaşadığıdır. Nefsini terbiye edemeyen, başkasına nasihatle yol gösteremez. Biz, söze değil hâle bakarız. Doğru olanın, dosdoğru duranların yanında olmayı tercih ederiz...” paylaşım yapmıştı. Ben en çok “Nefsini terbiye edemeyen, başkasına nasihatle yol gösteremez.” İfadesini önemsedim. Kulislerde ve savcılık iddianamelerinde, tanık ve sanık beyanlarına göre bazı MHP’li yöneticilerin kaset iddialarından bahsediliyordu ki ben Yıldız’ın bu sözlerinden böyle bir anlam çıkardım. İzleyip göreceğiz.

MHP’de herkesin bildiği ama kimsenin konuşamadığı iç kavga nihayet ilk kurbanını verdi. Genel Başkan Yardımcısı ve Devlet Bahçeli sonrasının genel başkan namzeti olarak öne çıkan İzzet Ulvi Yönter görevinden istifa ettiğini açıkladı. İstifa etmeden hemen önce isim vermeden bir kişiyi hedef almıştı. “MHP’ye sızan ajan seni her cihetten izliyoruz. Sen doğruluktan ne anlarsın! Merak etme seninle mutlaka hesaplaşacağız… Paran da işe yaramayacak dümenci alçak. Allah bes baki heves. Bir umuttur yaşamak…Ulan dümenci senin yıldızın bizim ayağımızın altındadır. Artık tam hesaplaşma sayfası açıldı. Namussuz MHP düşmanı…” şeklinde konuştuğu kişinin, Devlet Bahçeli’nin başdanışmanı Eyyup Yıldız olduğu biliniyor. Yıldız’da, bu açıklamadan birkaç saat önce: “Söz çoktur, hakikat az… İnsanı yücelten, söylediği değil; yaşadığıdır. Nefsini terbiye edemeyen, başkasına nasihatle yol gösteremez. Biz, söze değil hâle bakarız. Doğru olanın, dosdoğru duranların yanında olmayı tercih ederiz...” paylaşım yapmıştı. Ben en çok “Nefsini terbiye edemeyen, başkasına nasihatle yol gösteremez.” İfadesini önemsedim. Kulislerde ve savcılık iddianamelerinde, tanık ve sanık beyanlarına göre bazı MHP’li yöneticilerin kaset iddialarından bahsediliyordu ki ben Yıldız’ın bu sözlerinden böyle bir anlam çıkardım. İzleyip göreceğiz.

Uşak belediye başkanı ve yakın ekibinin gözaltına alındığını duyunca nedense hiç şaşırmadım. Şaşırdığım tek şey; CHP’ye, adliye ve cezaevlerinin yol ve mesken yapıldığı, en küçük bir açıklarının bile operasyonlara gerekçe oluşturduğu, Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hayatının bitirildiği, nerdeyse CHP’nin bütün belediyelerine ve yöneticilerine operasyonların yapıldığı böyle bir konjonktürde bir belediye başkanının sanki Norveç’te yaşıyormuş gibi davranarak gösterdiği bu rahatlık ve pişkinlik Neymiş efendim, kimsenin özel hayatı kimseyi ilgilendirmezmiş. İki yetişkin insanın kendi rızası ile olan birlikteliği kendilerini bağlarmış, hem zinayı suç olmaktan çıkaran AK Partinin kendisiymiş, üstelik iktidar mensupları bu konulara madem hassaslar önce kendilerine baksınlarmış. Bu sözleri ifade edenler, Sanki ahlakın evrenselliği/bireyselliği hakkında yüksek felsefi değerlendirmeler yapan bir toplumda yaşıyor. Bu sözler kulağa hoş geliyor olabilir ama realite bu değil ki. Bir siyasetçinin özel hayatı evinde olur kardeşim. Onun dışında özel hayatı falan olmaz. Tüm dünyada bu böyledir. Öyleki, en seküler ülkelerde bile siyasetçilerin aldatma, cinsel meseleleri ve diğer bilinen konuları kamuoyunun ve basının üzerine gittiği konulardır. Üstelik bu siyasetçilerin özel hayatı hele ki böyle kırılgan zamanlarda, milyonların özel /genel hayatlarının içine ediyor. Özellikle muhalif toplum kesimlerinin moralini bozuyor, şantaj malzemesine dönüştürülüyor ki bu durumda benim özel hayatım kimseyi ilgilendirmez diyemezsiniz. Zaten İktidar uzunca bir süredir ülkeyi öyle bir hale getirdi ki, otoriterlik, höt-zöt ve yolsuzluk zihniyetini muhalefet de dahil toplumun her bir kesimine bulaştırdı, resmen bütün her şeyi enfekte etti. Ardından, tamam bizim şeyimiz kara ama muhalefet de bizim gibi hatta daha kötü propagandasından başka bir çıkış yolu kalmadı. Tüm bu operasyonların belki de en önemli amacı (Eİ’nun saha dışına atılması dışında) genel olarak kendi eksikliklerini gözlerden uzak tutup siyasi meşruiyetini, karşı tarafın enkaz haline getirdiği meşruiyetlerinin üstüne inşa etme çabasından ibarettir. Şimdi tüm bu gerçekler ortada iken, muhalefet, Türk milletine, ülkeye ve genç nesillere nasıl bir Türkiye vaat ediyor? Nasıl bir hikayesi var mesela? Yoksa iktidara hatırlı gerekçeler verdikleri operasyonlara toplumda hiçbir karşılığı olmayan savunmalarla zaman öldürmeye devam mı edecekler. !! Muhalefet ama özellikle de ana muhalefet, siyaset tarzını değiştirip, daha muhalefetteyken senin adamın benim kankim demeden bütün çürük elmalardan kurtulmadığı, umut ve güven veren yeni bir hikaye ile AHLAKİ ÜSTÜNLÜĞÜ tesis edemediği gibi, ikircikli söylem ve uygulamaları ile güven vermek yerine bu haliyle iktidara can suyu olmaktadır. Tek bir çürük elma bile sepetteki bütün elmaları çürütür. Kurumlara değil kişilere endekslenen bu siyaset anlayışının ülke ve insanımıza umut vermesi de mümkün değildir. Siyaset bu konuda hep ya hiç demek zorundadır. Yoksa, bütün projektörlerin üstünüzde olduğu böylesi netameli zamanlarda pişkin bir denyo çıkar bütün dengenizi bozar. Ondan sonra da bu denyoları kurumsal ve toplumsal muhalefet adına savunmak için zihni sinir gerekçeler havada uçuşur. Savunmaların en havada kalanı da: İktidar bize ahlak ve dürüstlük dersi vereceğine kendisine baksın diyerek bir sürü örneğin ardı ardına sıralanmasıdır. Bakınız bunun hiçbir anlamı yok. Çünkü, yanlış yapmamaya ve ahlaki üstünlüğe ihtiyacı olan muhalefet kurumudur. İktidarın böyle bir kaygısı yok. . Yaşadığımız son olaylar esasen bir siyasetçinin en meşru argümanının ahlaki üstünlük, siyaset kurumunun da ahlaklı siyasetçilere ihtiyacı olduğunu bir kere daha ispat etmiştir. Hasılı; gerçek bir hikaye yazmayanlar, başkalarının masallarında; tilki, karga, kurt, kırmızı başlıklı kız, uçan kaz, gulyabani, Don Kişot ve ardından malamat olurlar.


Uşak belediye başkanı ve yakın ekibinin gözaltına alındığını duyunca nedense hiç şaşırmadım. Şaşırdığım tek şey; CHP’ye, adliye ve cezaevlerinin yol ve mesken yapıldığı, en küçük bir açıklarının bile operasyonlara gerekçe oluşturduğu, Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hayatının bitirildiği, nerdeyse CHP’nin bütün belediyelerine ve yöneticilerine operasyonların yapıldığı böyle bir konjonktürde bir belediye başkanının sanki Norveç’te yaşıyormuş gibi davranarak gösterdiği bu rahatlık ve pişkinlik Neymiş efendim, kimsenin özel hayatı kimseyi ilgilendirmezmiş. İki yetişkin insanın kendi rızası ile olan birlikteliği kendilerini bağlarmış, hem zinayı suç olmaktan çıkaran AK Partinin kendisiymiş, üstelik iktidar mensupları bu konulara madem hassaslar önce kendilerine baksınlarmış. Bu sözleri ifade edenler, Sanki ahlakın evrenselliği/bireyselliği hakkında yüksek felsefi değerlendirmeler yapan bir toplumda yaşıyor. Bu sözler kulağa hoş geliyor olabilir ama realite bu değil ki. Bir siyasetçinin özel hayatı evinde olur kardeşim. Onun dışında özel hayatı falan olmaz. Tüm dünyada bu böyledir. Öyleki, en seküler ülkelerde bile siyasetçilerin aldatma, cinsel meseleleri ve diğer bilinen konuları kamuoyunun ve basının üzerine gittiği konulardır. Üstelik bu siyasetçilerin özel hayatı hele ki böyle kırılgan zamanlarda, milyonların özel /genel hayatlarının içine ediyor. Özellikle muhalif toplum kesimlerinin moralini bozuyor, şantaj malzemesine dönüştürülüyor ki bu durumda benim özel hayatım kimseyi ilgilendirmez diyemezsiniz. Zaten İktidar uzunca bir süredir ülkeyi öyle bir hale getirdi ki, otoriterlik, höt-zöt ve yolsuzluk zihniyetini muhalefet de dahil toplumun her bir kesimine bulaştırdı, resmen bütün her şeyi enfekte etti. Ardından, tamam bizim şeyimiz kara ama muhalefet de bizim gibi hatta daha kötü propagandasından başka bir çıkış yolu kalmadı. Tüm bu operasyonların belki de en önemli amacı (Eİ’nun saha dışına atılması dışında) genel olarak kendi eksikliklerini gözlerden uzak tutup siyasi meşruiyetini, karşı tarafın enkaz haline getirdiği meşruiyetlerinin üstüne inşa etme çabasından ibarettir. Şimdi tüm bu gerçekler ortada iken, muhalefet, Türk milletine, ülkeye ve genç nesillere nasıl bir Türkiye vaat ediyor? Nasıl bir hikayesi var mesela? Yoksa iktidara hatırlı gerekçeler verdikleri operasyonlara toplumda hiçbir karşılığı olmayan savunmalarla zaman öldürmeye devam mı edecekler. !! Muhalefet ama özellikle de ana muhalefet, siyaset tarzını değiştirip, daha muhalefetteyken senin adamın benim kankim demeden bütün çürük elmalardan kurtulmadığı, umut ve güven veren yeni bir hikaye ile AHLAKİ ÜSTÜNLÜĞÜ tesis edemediği gibi, ikircikli söylem ve uygulamaları ile güven vermek yerine bu haliyle iktidara can suyu olmaktadır. Tek bir çürük elma bile sepetteki bütün elmaları çürütür. Kurumlara değil kişilere endekslenen bu siyaset anlayışının ülke ve insanımıza umut vermesi de mümkün değildir. Siyaset bu konuda hep ya hiç demek zorundadır. Yoksa, bütün projektörlerin üstünüzde olduğu böylesi netameli zamanlarda pişkin bir denyo çıkar bütün dengenizi bozar. Ondan sonra da bu denyoları kurumsal ve toplumsal muhalefet adına savunmak için zihni sinir gerekçeler havada uçuşur. Savunmaların en havada kalanı da: İktidar bize ahlak ve dürüstlük dersi vereceğine kendisine baksın diyerek bir sürü örneğin ardı ardına sıralanmasıdır. Bakınız bunun hiçbir anlamı yok. Çünkü, yanlış yapmamaya ve ahlaki üstünlüğe ihtiyacı olan muhalefet kurumudur. İktidarın böyle bir kaygısı yok. . Yaşadığımız son olaylar esasen bir siyasetçinin en meşru argümanının ahlaki üstünlük, siyaset kurumunun da ahlaklı siyasetçilere ihtiyacı olduğunu bir kere daha ispat etmiştir. Hasılı; gerçek bir hikaye yazmayanlar, başkalarının masallarında; tilki, karga, kurt, kırmızı başlıklı kız, uçan kaz, gulyabani, Don Kişot ve ardından malamat olurlar.


MHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter, görevinden istifa ettiğini açıkladı.


Uşak belediye başkanı ve yakın ekibinin gözaltına alındığını duyunca nedense hiç şaşırmadım. Şaşırdığım tek şey; CHP’ye, adliye ve cezaevlerinin yol ve mesken yapıldığı, en küçük bir açıklarının bile operasyonlara gerekçe oluşturduğu, Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hayatının bitirildiği, nerdeyse CHP’nin bütün belediyelerine ve yöneticilerine operasyonların yapıldığı böyle bir konjonktürde bir belediye başkanının sanki Norveç’te yaşıyormuş gibi davranarak gösterdiği bu rahatlık ve pişkinlik Neymiş efendim, kimsenin özel hayatı kimseyi ilgilendirmezmiş. İki yetişkin insanın kendi rızası ile olan birlikteliği kendilerini bağlarmış, hem zinayı suç olmaktan çıkaran AK Partinin kendisiymiş, üstelik iktidar mensupları bu konulara madem hassaslar önce kendilerine baksınlarmış. Bu sözleri ifade edenler, Sanki ahlakın evrenselliği/bireyselliği hakkında yüksek felsefi değerlendirmeler yapan bir toplumda yaşıyor. Bu sözler kulağa hoş geliyor olabilir ama realite bu değil ki. Bir siyasetçinin özel hayatı evinde olur kardeşim. Onun dışında özel hayatı falan olmaz. Tüm dünyada bu böyledir. Öyleki, en seküler ülkelerde bile siyasetçilerin aldatma, cinsel meseleleri ve diğer bilinen konuları kamuoyunun ve basının üzerine gittiği konulardır. Üstelik bu siyasetçilerin özel hayatı hele ki böyle kırılgan zamanlarda, milyonların özel /genel hayatlarının içine ediyor. Özellikle muhalif toplum kesimlerinin moralini bozuyor, şantaj malzemesine dönüştürülüyor ki bu durumda benim özel hayatım kimseyi ilgilendirmez diyemezsiniz. Zaten İktidar uzunca bir süredir ülkeyi öyle bir hale getirdi ki, otoriterlik, höt-zöt ve yolsuzluk zihniyetini muhalefet de dahil toplumun her bir kesimine bulaştırdı, resmen bütün her şeyi enfekte etti. Ardından, tamam bizim şeyimiz kara ama muhalefet de bizim gibi hatta daha kötü propagandasından başka bir çıkış yolu kalmadı. Tüm bu operasyonların belki de en önemli amacı (Eİ’nun saha dışına atılması dışında) genel olarak kendi eksikliklerini gözlerden uzak tutup siyasi meşruiyetini, karşı tarafın enkaz haline getirdiği meşruiyetlerinin üstüne inşa etme çabasından ibarettir. Şimdi tüm bu gerçekler ortada iken, muhalefet, Türk milletine, ülkeye ve genç nesillere nasıl bir Türkiye vaat ediyor? Nasıl bir hikayesi var mesela? Yoksa iktidara hatırlı gerekçeler verdikleri operasyonlara toplumda hiçbir karşılığı olmayan savunmalarla zaman öldürmeye devam mı edecekler. !! Muhalefet ama özellikle de ana muhalefet, siyaset tarzını değiştirip, daha muhalefetteyken senin adamın benim kankim demeden bütün çürük elmalardan kurtulmadığı, umut ve güven veren yeni bir hikaye ile AHLAKİ ÜSTÜNLÜĞÜ tesis edemediği gibi, ikircikli söylem ve uygulamaları ile güven vermek yerine bu haliyle iktidara can suyu olmaktadır. Tek bir çürük elma bile sepetteki bütün elmaları çürütür. Kurumlara değil kişilere endekslenen bu siyaset anlayışının ülke ve insanımıza umut vermesi de mümkün değildir. Siyaset bu konuda hep ya hiç demek zorundadır. Yoksa, bütün projektörlerin üstünüzde olduğu böylesi netameli zamanlarda pişkin bir denyo çıkar bütün dengenizi bozar. Ondan sonra da bu denyoları kurumsal ve toplumsal muhalefet adına savunmak için zihni sinir gerekçeler havada uçuşur. Savunmaların en havada kalanı da: İktidar bize ahlak ve dürüstlük dersi vereceğine kendisine baksın diyerek bir sürü örneğin ardı ardına sıralanmasıdır. Bakınız bunun hiçbir anlamı yok. Çünkü, yanlış yapmamaya ve ahlaki üstünlüğe ihtiyacı olan muhalefet kurumudur. İktidarın böyle bir kaygısı yok. . Yaşadığımız son olaylar esasen bir siyasetçinin en meşru argümanının ahlaki üstünlük, siyaset kurumunun da ahlaklı siyasetçilere ihtiyacı olduğunu bir kere daha ispat etmiştir. Hasılı; gerçek bir hikaye yazmayanlar, başkalarının masallarında; tilki, karga, kurt, kırmızı başlıklı kız, uçan kaz, gulyabani, Don Kişot ve ardından malamat olurlar.

—Batı medeniyeti çöktü ! —ABD’de iç savaş çok yakın.! —Önce Teksas bağımsızlığını ilan edecek, ardından Kaliforniya ! —Siyahiler ve latinler Amerikayı bitirecek —NATO feshediliyor. ! —Hamas İsrail’i beklemediği bir darbeyle yıkacak. ! —Hizbullah, İsrail’i yok etmek için emir bekliyor. ! —ABD, tıpkı Vietnam’daki gibi Venezuela’da burnu sürtülecek! —ABD/İsrail İran gibi bir ülkeye saldırmakla cami duvarına işedi. . . İran kazandı ! —ABD/İsrail kaybetti. ! On yıllardır ABD çöktü, batı bitti, İsrail yakında yok olacak şeklindeki haber ve yorumları dinler dururuz. Duayenlerin, aydınların ve mürekkep yalamış birçoklarının bu türden yorum ve analizlerinin tam olarak hangi somut gerekçelere dayandığını ise bir türlü öğrenemiyoruz. Genellikle belli ideolojilere sahip kişilerin dönemsel ve arızi gelişmelere bakarak bu nevi yorumlar yaptıkları görülüyor. Elbette bütün devletler birgün zamanı geldiğinde tıpkı insanlar gibi; doğar, büyür ve ölürler. (İbn-I Haldun). Ancak bu sosyolojik gerçeklik birilerinin “wishful thinking” minvalindeki analizlerinin bir gerekçesi olmamalıdır. Hem bu analizcilerin es geçtikleri bir diğer sosyolojik gerçeklik de: Teknolojiye, ekonomik güce, kaliteli insan kaynağına, istihbarata ve kollektif akla sahip devletlerin, bu özelliklerini devam ettirip, rakiplerini de büyümeden elimine ettikleri ve uzun vadeli stratejiler yaptıkları sürece kolay kolay yıkılmayacaklarıdır.





