Comte de la Bécasse

3.3K posts

Comte de la Bécasse banner
Comte de la Bécasse

Comte de la Bécasse

@de_becasse

Animals are people too/Siyasi bağnazlığım yok fakat ırkçılığı zerre tolere edemem!

Beigetreten Nisan 2020
4K Folgt3.9K Follower
Comte de la Bécasse retweetet
sleymannecip
sleymannecip@sleymannecip·
🚨ACİL YUVA🚨- İSTANBUL Önce şehir değiştirecekmiş ailesi dendi, sonra kızı hastaymış onunla ilgileneceklermiş o yüzden 10 yıldan beri yanlarında olan bu candan vazgeçmişle. Edilecek çok laf var ama biz bu çocuğa yuva bulmalıyız öncelikle. *KISIR DEĞİL! *Erkek *10 yaşında
sleymannecip tweet mediasleymannecip tweet mediasleymannecip tweet mediasleymannecip tweet media
Türkçe
6
166
151
3.8K
Comte de la Bécasse retweetet
Burak Diyarbakırlıoğlu
Burak Diyarbakırlıoğlu@bdyrbakrloglu·
Hayatımda duyduğum en saçma sapan demagoji fırtınası! 1-Ülke,devlet ve millet unsurlarından hangisini başa alsan anlam aynı olur. Böyle saçma sapan laf cambazlarıyla 3. Madde değişse sonuç yine aynı şey olur. 1-1 Devlet, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. 1-2 Ülke, milleti ve devletiyle bölünmez bir bütündür. 1-3 Millet, ülkesi ve devletiyle bölünmez bütündü. E hepsi aynı anlamda bunların! Anlam mı değişti? 2-Devletin milleti olmazmış, ülkesi olmazmış! Lafa bak! Devlet milletlerin kendilerini idare etmek için kurdukları tüzel kişiliklerdir. Milletlerin devleti olur, devletlerin de milleti olur. Devletlerin ülkesi olur, ülkelerin devleti olur. Devletin ülkesi de olur milleti de olur. Onca yıl devlet idare etti, hâlâ devlet nedir öğrenememiş. İhtiyaç varsa yeni anayasa yapılabilir fakat bu anlayışla yapılmaz. Laf ebeliği yapılır ama!
Acans@AcansHaber

💥Meclis başkanı! AKP'li Numan Kurtulmuş'tan, 'anayasanın 3. maddesi değiştirilsin' teklifi: 📖 "Anayasada yer alan 'Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür' tabiri değiştirilmelidir. Devletin ülkesi olmaz, devletin milleti olmaz"

Türkçe
0
2
2
236
Comte de la Bécasse retweetet
sleymannecip
sleymannecip@sleymannecip·
🚨ACİL YUVA🚨 Bu çocuk 10 aylık erkek. Maddi durumu iyi olmayan bir öğrencinin evinde şuan da. Dün sahiplendirmişler. Cins köpeği gören bir tuhaf ablamış gelmiş almış. Çok havlıyor diye geri getiriyormuş. Öğrencinin annesi de istemiyor maalesef. Çok acil yuva arıyoruz.
sleymannecip tweet mediasleymannecip tweet mediasleymannecip tweet media
Türkçe
3
85
74
1.5K
Comte de la Bécasse retweetet
ömür gürsoy
ömür gürsoy@tikenjahs·
Erbil – Dubai Zaho – Cizre Erbil’deki evimin balkonundan, İran’dan ve Irak içindeki vekil güçler tarafından atılan füzelerin ve kamikaze dronların Amerikan hava savunma sistemleri tarafından imha edilmesini çıplak gözle izlemek artık günlük rutine dönüşmüşken, bir Dubai seyahati icap etti. Karayoluyla Antep’e, oradan havayoluyla İstanbul’a ve altı saatlik bir uçuşla Dubai’ye ulaşmak zahmetliydi. Ancak yağmurun bir doğal afete dönüştüğü Dubai’de, havalimanından otele ulaşmak da bundan daha az zahmetli olmadı. Her gece saat üç sularında telefonuma düşen saldırı uyarıları ve ardından gelen patlama sesleriyle bölünen uykulara üç haftadır alışmıştım. Bu yüzden yaşananları pek yadırgamadım. Zira Erbil’de, evimin yalnızca birkaç kilometre ötesinde meydana gelen ve kimi zaman beni yataktan sıçratarak kaldıran patlama seslerinin yanında, Dubai’de duyulanlar oldukça cılız kalıyordu. Oteldeki resepsiyon görevlisinden ve ertesi akşam davet edildiğimiz ultra lüks restorandaki karşılama görevlisinden öğrendiğim kadarıyla, doluluk oranları neredeyse %90 düşmüştü. Bu düşüşün doğal bir sonucu olarak, dünya çapında bir beş yıldızlı otelin kahvaltısında, taze hazırlanan omlet dışında yalnızca birkaç çeşit peynir, akşamdan kalma soğuk Levant mezeleri ve vasat hamur işleri sunuluyordu. Neyse ki, seyahat arkadaşımın tavsiyesiyle, Cezayir’de kış günlerimin vazgeçilmezi olan haşlanmış bakla–nohut karışımını tahin, domates ve zeytinyağıyla harmanlayarak beni akşama kadar tok tutacak o basit ama kusursuz formülü yeniden keşfettim. Sokaklarda insan ve araç hareketliliği son derece azalmış olsa da, Dubai tüm şatafatıyla hâlâ oradaydı. Akşam üzeri kanal boyunca yaptığım yürüyüşte, İspanyolcadan Fransızcaya kadar birçok Avrupa dilinin kulağıma çalınması, on binlerce yabancı Dubai’yi terk etmiş olsa da yüz binlercesinin hâlâ orada kaldığını gösteriyordu. Savaş bugün bitse toparlanmanın en az iki yıl süreceğini söyleyen kötümserlerin aksine, ben Dubai’nin altı ay gibi kısa bir sürede toparlanacağını düşünüyorum. Çünkü Dubai’de her şey yerli yerinde duruyor. Erbil’e dönüşümüz yine geliş güzergâhı üzerinden oldu. Bu defa gece yarısı ulaştığımız Antep’te, bu zorlu yolculuğun bitişini, meşhur takım ciğer kavurması yiyerek kutladık. Ertesi sabah yeniden yola koyulduk ve Suriye sınırındaki beton duvarları izleyerek Cizre üzerinden Habur’a ulaştık. Türkiye’nin bu kesiminde gördüğüm manzaralar, Erbil’den Bağdat’a seyahat ederken gördüklerimden çok da farklı değildi: Bakımsız kasabalar, insansız topraklar… Sınırı geçip Zaho’ya ulaştığımızda ise pırıltılı ve estetik dolu bir şehirle karşılaştık. Habur Çayı üzerine inşa edilen kemerli köprü ve çay kenarındaki yürüyüş yolunda gezinen insanların bakımlı giyim kuşamı beni oldukça etkiledi. Cizre ile Zaho’yu karşılaştırdığımda, Zaho’nun sahiplenildiği, Cizre’nin ise ihmal edildiği yönünde güçlü bir izlenim oluştu bende. Eve vardığımda saat gece on bir civarıydı. Önce çiçekleri suladım, sonra evi havalandırmak için balkon kapısını açtım. Tam o anda, gökyüzü imha edilen dronlar ve füzelerle aydınlanırken, kulaklarım patlama sesleriyle bir kez daha çınladı..
ömür gürsoy tweet media
Türkçe
0
2
10
783
Comte de la Bécasse retweetet
sleymannecip
sleymannecip@sleymannecip·
Bu arkadaş Kemerburgaz’da ve maalesef doğum yapmak üzere. Bir kaç kez doğum yapmış öncesinde. Güzel kedinin güzel yavruları olunca yavrular alınmış ama anne kısırlaşmamış. Bu çocuğa doğum ve sonrası için geçici yuva gerekiyor. Çıkarsa ben getireceğim. Sonra kısırlaştıracağım.
sleymannecip tweet mediasleymannecip tweet mediasleymannecip tweet media
Türkçe
3
55
51
1.6K
sleymannecip
sleymannecip@sleymannecip·
*Güncelleme* Bu arkadaş bir aileyi sahiplenmiş hizmet ettiriyor. O yüzden şansınıza küsün. Yeni yuvasında inşallah çok mutlu olacaktır. Destek olan herkese teşekkür ederim.
sleymannecip tweet mediasleymannecip tweet mediasleymannecip tweet media
Türkçe
2
3
14
210
Comte de la Bécasse retweetet
sleymannecip
sleymannecip@sleymannecip·
🚨 İstanbul–Acil Yuva🚨 2,5 yaşında, kısır erkek kedi. Çok hareketli, oyuncu ve enerjik bir karakteri var. Bulunduğu evde yaşlı kediler olduğu için onları biraz fazla yoruyor. Bu yüzden daha uygun mutlu olabileceği bir yuva arıyoruz. Tek kedi olabileceği bir ev daha iyi olacaktır
sleymannecip tweet mediasleymannecip tweet mediasleymannecip tweet media
Türkçe
3
156
148
16.8K
Comte de la Bécasse retweetet
ömür gürsoy
ömür gürsoy@tikenjahs·
Vatandaşlarla konuşurken, yabancı bir ülkenin diplomatik temsilciliğine yazar gibi muğlak, anlaşılmaz, nereye çeksen oraya gelecek ifadelerle dolu bir metin kaleme almak doğru değil. Böylesine hassas bir konuda, o ülkede mukim vatandaşlara doğrudan sms göndermek yerine (öyle bir veritabanınız olmadığı anlaşılıyor), sosyal medyadan 3-5 bin kişinin göreceği bir paylaşımla mesaj iletmeniz de hatalı bir yöntem. @HakanFidan @TC_Disisleri
Türkiye in Iraq@TC_BagdatBE

Vatandaşlarımızın Dikkatine

Türkçe
0
3
4
386
Comte de la Bécasse retweetet
Burak Diyarbakırlıoğlu
Burak Diyarbakırlıoğlu@bdyrbakrloglu·
Türkiye’nin İran-İsrail-ABD savaşından zarar görmesi için ana karasında doğrudan saldırıya uğramasına gerek yok. İran’ın saldırdığı ya da belki de İsrail’in provoke etmek amacıyla saldırdığı bölgelerde yaşayan Türk vatandaşlarının kaybı durumunda Türkiye bu savaştan etkilenecektir. Erbil’de yapılan saldırılarda Türk vatandaşlarının sıkça gittiği yerler de hedefler arasındaydı. Ancak hâlâ bir uyarı mesajı bile yayımlanmadı. Aynı durum Dubai, Bahreyn, Katar ve diğer ülkelerde de geçerli. @HakanFidan @TC_Disisleri @TC_ErbilBK x.com/kursunmuhammet…
Burak Diyarbakırlıoğlu@bdyrbakrloglu

İran’ın füzeleri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yaşadığı yerlere düşüyor. Türk konsoloslukları ve elçiliklerinden vatandaşlara hiçbir haber verilmiyor. Türkiye Cumhuriyetinin buraları boşaltma planı var mı diye soruyorlar, “sosyal medya hesaplarımızı takip edin” diyorlar. Normal konsolosluk telefonları cevap vermeyince, acil hattı arayan arkadaşıma “burayı niye aradınız” diye fırça atıyorlar. Konosolosluk normal hattına cevap bile vermiyor. Tüm ülkeler vatandaşlarını uyarmış tahliye planları yapmış, bizim vatandaşlar şimdi sosyal medya takip ediyor. Dışişleri personelimiz vatandaşlarını korumayı ve gözetmeyi bir görev olarak dahi görmüyor. Bu hengamda burnu kanayacak olan vatandaşlarımız Türkiye’yi ne durma düşürür diye belli ki bu arkadaşların hiçbir fikri yok. Savaşın sıfır hattında Erbil’de ve diğer şehirlerde burnu kanayacak herkesin vebali bakalığınızın sırtında sayın bakanım. Bu hususta vatandaşlarınızı dışişleri teşkilatınız derhal rahatlatmalı. @HakanFidan @TC_Disisleri

Türkçe
0
2
3
348
Comte de la Bécasse retweetet
Burak Diyarbakırlıoğlu
Burak Diyarbakırlıoğlu@bdyrbakrloglu·
İran’ın füzeleri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yaşadığı yerlere düşüyor. Türk konsoloslukları ve elçiliklerinden vatandaşlara hiçbir haber verilmiyor. Türkiye Cumhuriyetinin buraları boşaltma planı var mı diye soruyorlar, “sosyal medya hesaplarımızı takip edin” diyorlar. Normal konsolosluk telefonları cevap vermeyince, acil hattı arayan arkadaşıma “burayı niye aradınız” diye fırça atıyorlar. Konosolosluk normal hattına cevap bile vermiyor. Tüm ülkeler vatandaşlarını uyarmış tahliye planları yapmış, bizim vatandaşlar şimdi sosyal medya takip ediyor. Dışişleri personelimiz vatandaşlarını korumayı ve gözetmeyi bir görev olarak dahi görmüyor. Bu hengamda burnu kanayacak olan vatandaşlarımız Türkiye’yi ne durma düşürür diye belli ki bu arkadaşların hiçbir fikri yok. Savaşın sıfır hattında Erbil’de ve diğer şehirlerde burnu kanayacak herkesin vebali bakalığınızın sırtında sayın bakanım. Bu hususta vatandaşlarınızı dışişleri teşkilatınız derhal rahatlatmalı. @HakanFidan @TC_Disisleri
Türkçe
0
2
3
569
Comte de la Bécasse retweetet
ömür gürsoy
ömür gürsoy@tikenjahs·
Altın Varaklı Küvetteki Erkek Aslan ve Şark Kurnazlığı Dubai’ye ilk gidişim 15 sene önceydi. Seyahatten aklımda kalan iki şey; havada uçuşan toz ve dönen kule vinçlerdi. Dubai Mall ve Burj Khalifa o zaman daha genç olsalar da bugünkü ışık ve müzik gösterileri henüz yoktu. İzleyen yıllarda Dubai’ye tekrar tekrar gittim ve şehrin dönüşümünü gözlemleme imkânım oldu. Dubai’deki şehirleşme çevre ülkelere örnek oldu; bu model daha sonra “Dubaileşme” ya da “Körfezleşme” şeklinde kavramsallaştırıldı. Son beş senedir yaşadığım İstanbul ve Erbil bu akımın etkisini yoğun biçimde hisseden iki şehir. Erbil’i gururla “küçük Dubai” diye sunmaya çalışan görgüsüz zihniyetle mücadele etmenin mümkün olduğunu düşünmüyorum. İstanbul içinse o nedamet en üst makamdan terennüm edileli epey oldu! Dubai durmak bilmiyor. On beş yıl sonra kaldığım otel odasının penceresinden gördüğüm manzara bilim-kurgu filmlerinden farksızdı. Sadece bir bölgede devam eden inşaatta yirmiden fazla kule vinç saydım. Şehrin sakinleri artan trafikten ve konut kiralarından şikâyetçi olsa da her gelir grubuna uygun konutlar inşa edilmiş. Gerçekten de yedi şeritli çevre yollarında dahi çoğu zaman dur-kalk ilerliyoruz. Önceki hafta, bu kez Abu Dhabi’ye gittim. Henüz yeterince “dubaileşememiş” olduğundan olsa gerek, Abu Dhabi daha sakin ve dengeli bir şehircilik örneği sunuyor. İnşaat daha az, karmaşa yok; ancak belli mekânlardaki lüks tasarım anlayışı Dubai’yi bile geride bırakabilecek nitelikte. Körfez’deki yaşam tarzını uzun süre “rüküşlük” olarak nitelendirmiştim. Bu kez başka bir açıdan bakma fırsatı buldum. Ganalı bir taksi şoförüyle yaptığım sohbet bu bakışı değiştirdi. “Çok şey öğrendim burada” dedi. Kendi ülkesinde işe gitmeye üşendiği günlerden söz etti. Çalışmanın bir erdem olduğunu anlamıştı. Burada herkesin uymak zorunda olduğu kuralların varlığını övdü. Afrika’nın farklı ülkelerini görmüş biri olarak ben de görüşlerimi paylaştım. Fakirliğin ve gelir adaletsizliğinin bir toplumdaki çürümenin ve sistemik yolsuzluğun temel sebeplerinden biri olduğu konusunda hemfikir kalarak ayrıldık. O an şunu fark ettim: Eleştirdiğim Dubai, aslında kamusal alanda bir Ganalı ile bir Amerikalı’yı aynı kurallara tabi kılan bir düzen kurmuştu. Trafik kuralları herkes için geçerliydi. Çöp atmamak bir tercih değil normdu. İhlal eden, kim olursa olsun cezalandırılıyordu. Havalimanına dönüş yolunda bir reklam panosu dikkatimi çekti: Altın varaklı küvette oturan bir erkek aslan. “İşte Dubai” dedim içimden. Güç ve şatafat vaat ediyordu. Bunun bir pazarlama stratejisi olduğunun farkındaydım elbette. Ama aynı zamanda başka bir şeyi de simgeliyordu: Savanadan gelen bir aslanı ya da Pamir Dağları’ndan gelen bir Marco Polo koyununu ehlileştiren bir sistem… Aynı zamanda dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca insanı kurallar içinde tutabilen bir düzenin metaforu. Birleşik Arap Emirlikleri’nin 1975’te 500 bin olan nüfusu bugün 10 milyonu aşmış durumda. Gayrisafi millî hasıla 3 milyar dolardan yaklaşık 600 milyar dolara çıkmış. Petrol gelirleri ve coğrafi konum bir sıçrama tahtası olmuş; vergi avantajları ve öngörülebilir bir hukuk sistemi ise yabancı sermaye için cazibe üretmiş. Petrol gelirleri, dünya ticaret yollarını degiştirecek nitelikte limanlar ve serbest ticaret bölgelerinin inşaası için kullanılmış. Batı’dan alınan hukuk çerçevesi, Doğu’nun pragmatizmiyle meczedilmiş. Turizm yatırımlarıyla Dubai küresel bir marka şehir haline geldi. 4,5 milyonluk bir şehri geçen yıl 18 milyon kişi ziyaret etti. “Kumdan medeniyet” diye küçümsenen yapı, aslında işleyen bir hukuk düzeni üzerine inşa edilmiş. Dubai Uluslararası Finans Merkezi bunun en somut örneği. Dünyanın en büyük bankalarının ve yatırım fonlarının tamamı burada. Bu başarının arkasındaki en büyük sebep, binalardan önce kurgulanmış olan finansal mimari ve hukuk altyapısıdır.
ömür gürsoy tweet media
Türkçe
1
2
4
924
Comte de la Bécasse retweetet
sleymannecip
sleymannecip@sleymannecip·
🚨 İSTANBUL ACİL YUVA/KORUMA 🚨Ev sahibi, 6 kedisi olan yaşlı bir teyzeyi mahkeme kararıyla evden çıkardı. Teyzemiz şu an geçici olarak idare edebiliyor ancak kedileri için acil destek istiyor. Kedilerin tamamı evde büyüdü, sokağa hiç alışkın değiller. Maalesef kısır değiller
sleymannecip tweet mediasleymannecip tweet mediasleymannecip tweet mediasleymannecip tweet media
Türkçe
5
221
209
5.9K
Comte de la Bécasse retweetet
sleymannecip
sleymannecip@sleymannecip·
🆘 ACİL YUVA ARANIYOR 🐾 Beyoğlu Bu minik yavru sokakta bulundu. Henüz 4–5 aylık ve kalacak hiçbir yeri yok. Kucağa gelmeyi seven, gözleriyle yardım isteyen çok masum bir can… Sokakta şansı yok. Bir yuva, biraz sevgi onun hayatını kurtarabilir. Bir evin tek kedisi olabilir. Büyük kedilerden çok dayak yiyor. O yüzden sokağa bırakılamıyor ama alıp tedavi ettiren arkadaşın evinde kedisi olduğu için çok zorlanıyor. Arkadaşımız çocuğa yeni bir hayat sunmak için eve almış hayatını kurtarmış. Biz de ona yuva bulalım. Sahiplenemiyorsanız bile lütfen paylaşır mısınız🙏
sleymannecip tweet mediasleymannecip tweet mediasleymannecip tweet media
Türkçe
3
157
146
6K
Comte de la Bécasse retweetet
ömür gürsoy
ömür gürsoy@tikenjahs·
-Kürt Sorunu’na Devletsiz Çözümsüzlük- Bundan 27 sene önce, aylardan şubat, bir akşamüstü AŞTİ’den bir arkadaşımı İngiliz sevgilisiyle (Kelly Yenge) Niksar’a yolcu ediyorum. Abdullah Öcalan’ın yakalandığı bilgisi tüplü televizyonlarda dönüp duruyor. Otobüsün kalkış saatini bekleyip bir yandan da vedalaşırken, Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikâyesi romanından öğrendiğimi düşündüğüm bir replikle devlet televizyonundan aldığım tedrisatı meczederek Kelly Yenge’ye dönüp, “Bebek katilinin kafası giyotinle kesilecek” diyorum. Giyotin, Charles Dickens’ın romanında adaleti en kanlı şekilde tesis etmenin ve en acımasızca intikam almanın sembolüydü. Muhtemelen ben de aynı saikle giyotin demiş oluyordum. Aynı yıl Fransızca öğrenmeye başladığımda ise, romanın baş karakterlerinden Monsieur Defarge’ın ismini yıllardır yanlış telaffuz ettiğimi anlayıp lengüistik bir aydınlanma da yaşadığımı hatırlıyorum. O sene Abdullah Öcalan’ın kafası giyotinle uçurulmadı. Sonraki 25 sene boyunca da durum değişmedi. Zamanla “bebek katili” sıfatına “terörist başı”, “İmralı canisi” gibi ayamalar da eklendi. Bu 25 sene boyunca kimisi ıssız bir dağ başında, kimisi şehrin göbeğinde, kimisi ise sıcak yatağında; ortalama yaşı 25, muhtemelen en yaşlısı 40’lı yaşların başında olan 15 bin güvenlik görevlisinin ve bunun üç katı kadar da PKK’lının hayatını kaybettiği söyleniyor. Hayatını kaybedenlerin anne-babaları, kardeşleri, eşleri ve çocuklarıyla beraber yarım milyon kadar kişinin hayatı zindana döndü. Masal bu ya, bir sabah uyandığımızda İmralı’daki kurbağa prense dönüşüverdi. Ya da Atsız’ın Dalkavuklar Gecesi’nden bir sahne adeta gerçeğe döndü; şaşı kralın gözleri şehla, hıyar gibi burnu da fındık kadar oldu. Üstelik 100 milyon Türk’ün ve Kürt’ün akıbeti onun “önderliğine” endekslendi. Bu durumda ne Türklerin yıllardır harlanan intikam ateşi sönüyor ne de Kürtlerin antik dönem haritalarında bile arayıp bulamadığı muhayyel bir Kürdistan gerçek vatana dönüşüyordu. Dolayısıyla bu yeni durum iki taraf için de tam bir hayal kırıklığı oldu. Bu kafa karıştırıcı ve gerçeklikten kopuk “çözüm” arayışının Rojava üzerinden yeni bir çözümsüzlüğe ve çatışmaya evrilmesi, biraz sağduyulu gözlem yapan herkes için beklenen bir sonuçtu. Nitekim öyle de oldu. Yaşanan bunca tecrübeden sonra hepimizin şu gerçeği kabul etmesi gerekir: Kürt sorununun “makul” çözümü için Kürtlerin bağımsız bir devlet kurması elzemdir. Fakat bunun yöntemi antik devir haritalarında muhayyel bir Kürdistan aramak, yedi devletin egemenliğine meydan okuyan haritalar çizmek, Türklere, Araplara ve Farslara işgalci damgası vurmak ve Sam Amca’nın kapıkulu olmak değildir. Bu maksimalizm Kürtlerin mahvından başka bir sonuç vermedi ve vermeyecek. Ne var ki Kürtler de kendi içlerinden bunun doğru yöntemini bulacak bir veya birkaç entelektüel çıkaramadı. Ya da bu kişiler varsa bile Kürtler için kanaat önderi olamadı. Geçen yüzyıldan kalan köhne ulus-devletleşme ritüellerini kullanan Kuzey Irak Federe Yönetimi maalesef kötü bir örnek olma yolunda ilerliyor. Bu noktada binlerce yıldır devlet kuran, düzen kuran Türkler ön almalıdır. Kürtlerin bir devlet kurması ve bu devletin yaşaması için Türkiye öncü olmalıdır. (Kürt arkadaşlarım bunu da bir Türk’ün üstenciliği olarak algılama alınganlığına düşmesinler) Bunun, bir aşiretin diğerlerini tahakkümü altına alacağı tekçi bir ulus-devlet olmasına gerek yoktur; zaten böylesi bir yapı Kürtlerin sosyolojisine uygun da değildir. İngilizlerin ve Fransızların Lübnan’da, Suriye’de ve Irak’ta manda yönetimleri ile kurguladıkları ulus-devlet yapıları şeklen ayakta olsa bile de facto olarak hepsi çöktü. Sonrasında Amerika’nın Irak’ta kurduğu Federal sistem de sonu gelmez iç savaşların başlangıcı oldu. Devletsizlik kalıcı bir çözümsüzlük üretirken, sosyolojiyle uyumsuz bir devlet modeli de kalıcı bir istikrarsızlık doğurur. Çözüm👇🏼👇🏼👇🏼
Türkçe
2
1
3
478
Comte de la Bécasse retweetet
ömür gürsoy
ömür gürsoy@tikenjahs·
“Dolma Tenceresi Cips Paketi’ne Karşı” Havalar müsaade ettiği sürece, Erbil’deki boş zamanlarımın çoğunu evimden yalnızca iki kilometre uzakta bulunan Sami Abdurrahman Parkı’nda geçiririm. Yürüyüş yapar, kedileri besler, zaman zaman da sırtımı güneşe verip kitap okurum. Saddam Hüseyin döneminde askeri üs olarak kullanılan bu alan, bugün Erbil’in en uğrak mesire yerlerinden biridir. Şehrin zehirli havasından ve estetik yoksunluğundan bunalan halk, sabahın ilk ışıklarından itibaren spor yapmak, yürüyüşe çıkmak ya da piknik yapmak için akın akın buraya gelir. Gündüzleri sıcaklığın 45 dereceleri bulduğu yaz aylarında park, akşam saatlerinde adeta bir mikro klima alanına dönüşerek nefes alınabilecek ender yerlerden biri haline gelir. Ortalama bir Kürt ya da Arap için günde birkaç saat nargile içmek günlük hayatın vazgeçilmez rutinlerinden biri olsa da, bu parkta nargile içmek ve mangal yapmak yasaktır. Dolayısıyla piknik yapmak isteyenler için geriye yalnızca iki seçenek kalır: Ya evde hazırlanmış, çoğu zaman altına kuzu pirzola döşenmiş; patlıcan, kabak, soğan ve patatesle doldurulmuş koca bir dolma tenceresiyle geleceksiniz… Ya da beş-altı çeşit cips ve yanına litrelik gazlı içecekler doldurulmuş bir sepetle. Hiçbir hazırlığınız yoksa sorun değil; parkın içindeki büfeler bu ihtiyacı fazlasıyla karşılar. Zira büfelerin hemen önünde, onlarca çeşit cipsin dizildiği stantlar parkın en “doğal” manzaralarından birini oluşturur. Dolma dolu tencerelerle piknik yapan insanlara ne kadar imreniyorsam, ölçüsüzce cips tüketen piknikçilere de bir o kadar hayıflanırım. Piknikte cips yeme ritüeli, Gramsci’nin “rızaya dayalı (gönüllü) kültürel hegemonya” olarak tanımladığı olgunun gündelik hayattaki en çarpıcı örneklerinden biridir. Cipsli piknikle parkın tadını çıkaran yerel halkın yanından koşu kıyafetleriyle geçen ve çoğu Amerika veya Avrupa menşeli STK’larda çalışan yabancılarsa bu manzaranın en ironik tarafını oluşturur. Ben şimdilik her yürüyüşün sonunda nar, limon ve portakal karışımı taze sıkılmış meyve suyuyla idare ediyorum. Dolma yiyecek imkanım olsa, Tokat’ın baklalı dolmasını; yanında da manda ya da koyun yoğurdunu tercih ederdim doğrusu.
ömür gürsoy tweet media
Türkçe
1
2
8
733
Comte de la Bécasse retweetet
ömür gürsoy
ömür gürsoy@tikenjahs·
Halil İbrahim Sofrası’na sırt çevirmek, olsa olsa nasipsizliktir..
Türkçe
1
9
79
41.1K
Comte de la Bécasse retweetet
Burak Diyarbakırlıoğlu
Burak Diyarbakırlıoğlu@bdyrbakrloglu·
ERBİL NOTLARI Avrupa varoşları, İkinci Dünya Savaşı’yla Ortadoğu’ya ihraç edildi. Birinci Dünya Savaşı’nda ise Osmanlı kentliliği, kentli olmayanların yağmacılığına maruz kaldı. Bugün Ortadoğu’daki savaş, ihraç ettiği varoşlarını Ortadoğu’da tutmaya devam etmek isteyen Batı ile kentlileşme mücadelesi yürüten veya kentliliğini korumak isteyen Ortadoğulular arasındadır. Bu kapsamda, Ortadoğu kent kültürünü yok etmiş kabile anlayışı ile Avrupa’dan ve Rusya’dan ithal varoşların anlaşmaları ve müttefik olmaları bu sebeple kolay oluyor. İkisi de Ortadoğu’da kent ve kent kültürü istemiyor. Erbil ziyaretimden aklımda kalan: kadim kentlilerin ve kent soyluların, bazı aşiret yapılarına adeta dövdürülmeleri; mahallelere sıkıştırılmaları; korkutulmaları ve güçsüz bırakılmak istenmeleri. Kabile ve aşiret, zaten silahlı ve güçlü olduğu için kendisini kısıtlayacak bir devlet yapılanması istemez. Varoş ise var olan düzen dışında, paralel bir düzen kurup kendi düzenine karışılmasını istemez. Kapsayıcılıkları olmayan bu yapıların devlet olabilmeleri, bir hukuk sistemi kurup yürütebilmeleri mümkün değildir. Ortadoğu’da devlet yok; varoş, aşiret ve kabile iktidarları var. Varoş, dünya hukuk sisteminin dışında kendini konumlandırıp varoşuna karışılmamasını isterken; aşiret ve kabileler, pazarlıklarla sistemlerini asgari hukuki şartlara uydurup sürdürme gayretindeler. Kentlilik ve kent kültürü Türkiye’de ne kadar zarar görürse görsün, Türkiye için hâlâ en büyük müttefik Ortadoğu’daki bu kent soylu insanlardır. Türkiye kendi kentlerini diriltir, kent kültürünü geliştirirse Ortadoğu’ya kentlilik ihraç edebilir ve kaderini değiştirebilir. Tıpkı İstanbul’da olduğu gibi yüksek kulelerde,sitelerde oluşan yapay ve kendini modern diye tanımlayan yaşam tarzıyla,kadim kent merkezlerinde kentle birlikte eskimiş ve tarihiyle kendisini özdeşleştirmiş yaşam tarzının orantısız çatışmasını Erbil’de de gördüm. Yüksek binaları şehrin yerleşiklerinin yani Türkmenlerin arsalarına el koymak suretiyle inşa etmiş ve kendilerini birden yerleşik konuma geçirmiş nüfus,hem şehre alt yapı tesisleri kurmadan kısıtlı alt yapıyı yok etmiş, hem de şehrin havasından suyuna büyük zararlar vermiş durumda. Bölgedeki kısıtlı su imkanları daha önce 5m den çıkarken, yüksek su kullanımı suyun 50m’ye kadar gerilemesine sebep olmuş vaziyette. Kültürel anlamda modern yapının kendisini var edeceği hiçbir enstrumana rastlamadım. Böyle olunca çeper merkeze düşmanlık dışında bir fikir geliştiremez. Neye sahip olursa olsun merkezin davranış biçimlerine ve kültürüne düşmanlık geliştirmesi doğal bir sonuç. Türkiye bölgede kent ve kent kültürünü ayağa kaldırırsa hukuk ihracı ve ticari ilişkileriyle bölgede barışı, güvenliği ve istikrarı tesis edebilir. Aşiret ve kabile yapılarına hoş görünerek suyuna giderek belki de problemi kendinden uzak tutabileceği inancıyla hareket etmenin sonuçları için tarihe bakmak yeterli olacaktır.
Burak Diyarbakırlıoğlu tweet mediaBurak Diyarbakırlıoğlu tweet mediaBurak Diyarbakırlıoğlu tweet mediaBurak Diyarbakırlıoğlu tweet media
Türkçe
0
6
14
1.3K
Comte de la Bécasse retweetet
sleymannecip
sleymannecip@sleymannecip·
Ankilozan spondilit hastasıyım. Teşhis 2007 yılında kondu ve o lanet hastalıkla 18 senedir yaşıyorum. Kullandığım ilaçlar maalesef vücuttaki her şeyi bozuyor. En son gastroenterolojiye şevkim yapıldı. Endoskopi ve kolonoskopi istendi. Hastanede randevu zor olduğundan 18 bin tl verdim dışarda çektirdim. Bunlar ağustos ayında oluyor tabi. Muayene gittim İstanbul tıp fakültesindeki doktor bey bir de biz çekip bakalım dedi. Bana kolonoskopi randevusu verildi haziran 2026’ya. Yani 10 ay sonraya. Onu bekliyorum. 2 gün önce yine randevu vaktim geldi. Bu sefer ilaçlı mr istendi. Bankoda ki görevli arkadaş hocam hiç randevu için gitmeyin 1,5 yıl sonraya veriliyor dedi. Yani bunu da dışarda çektirmem gerekecek. Ya da içerde adam bulacam birilerinin hakkına girerek önden sıra alacam. Sağlıkta ki devrim tam olarak bu muydu? Ben özele bu kadar para vereceksem neden benden dünya kadar ödenek kesiliyor @saglikbakanligi
Türkçe
3
9
22
1.6K
Comte de la Bécasse retweetet
Burak Diyarbakırlıoğlu
Burak Diyarbakırlıoğlu@bdyrbakrloglu·
Irak Türkmen Cephesi Erbil İl Başkanı Emir İzzet, İl başkan yardımcısı Fevzi Neccar ve Türkmeneli Öğrenci ve Gençler Birliği başkanı Muhammed Mehdi’yi ziyaret ettik. Erbil’e karakterini veren, kültürünü yaşatan, binlerce yılı geçen varlığıyla Erbil’in kültürel çeşitliliğini var etmiş ve korumuş olan Türkmenler olmadan Erbil düşünülemez. Erbil’i var eden tarihten bugüne getiren Türkmenlerin tecrübesini siyasetteki temsil gücünü artırmaları, ekonomik ve kültürel varlıklarını korumalarını ve geliştirmelerini diliyor ve destekliyorum. Herkesin bey olduğu ayrı baş çektiği fetret devrinde, aslan dahi kedilere yem olur. Telafer felaketi gibi felaketleri bir daha yaşamamak için kardeşler arasındaki rekabeti;kardeşlerin birbirini üste çıkaracak şekilde kurgulamak gerekir. Kardeşlerin birbirilerine çelme takarak yükselmeye çalışması rekabet değil, hainliktir ve bedeli kediye boğdurulmak olur. Destekte rekabet olsun, kardeşler arasında erlik olsun, bu fetret son bulsun.
Burak Diyarbakırlıoğlu tweet mediaBurak Diyarbakırlıoğlu tweet media
Türkçe
1
5
11
1.3K