Enes Atila PAY
1.3K posts




















Nevruz esas olarak İrani halkların bayramıdır. Oradan Orta ve Batı Asya'daki Türki halklara da yayılmıştır. Kürtlerin tarihsel deneyimi nedeniyle Kürtler özelinde politik bir anlam kazanmıştır. Tarihsel gerçekler oldukça net, buna rağmen ideolojik saiklerle bir "Nevruz aslında kimin" tartışmasıdır gidiyor.











📘 Resmî ve "Öteki" Cumhuriyet 🖋️ Cafer Solgun 📚 Telakki Yayınları @CaferSolgun Detaylı bilgi ve satın almak için: telakki.com.tr/product/resmi-…

Rojhilat Kürtlerinin önünde bugün iki temel yol görünüyor. Acele etmek mi, yoksa ağırdan alarak diplomasiye ağırlık vermek mi? Birinci seçenek hızla hareket edip muhalefetin öncülüğünü üstlenmeyi sağlayabilir. Bu yol ilk bakışta cazip görünebilir. Çünkü sahada erken davranan aktörler çoğu zaman siyasal denklemde de söz sahibi olurlar. Ancak bu seçeneğin büyük bir riski de var. İran’daki rejimin kısa sürede çökeceği kesin değil. Hatta büyük ihtimalle kolay düşmeyecektir. Böyle bir durumda erken ve açıktan pozisyon alan Kürtler rejimin bütün sertliğini doğrudan üzerlerine çekebilir. İkinci seçenek ise acele etmeden diplomasiye yaslanarak daha temkinli ilerlemektir. Bu yaklaşım çatışma riskini azaltabilir ve Kürtlerin uluslararası alanda meşruiyet üretmesine yardımcı olabilir. Fakat bunun da başka bir tehlikesi var. Sahayı başkalarına bırakmak. Ortadoğu siyasetinde sahada olmayanın masada da yer bulamadığı defalarca görülmüştür. Bu nedenle ağırdan almak eğer dikkatli yönetilmezs Kürtlerin tarihsel fırsat anlarında yine başkalarının belirlediği bir kaderle karşı karşıya kalmasına yol açabilir. Rojava deneyiminin yarattığı travma da tam olarak buradan kaynaklanıyor. Bu nedenle mesele yalnızca acele etmek ya da etmemek meselesi değildir. Rojhilat Kürtleri için en doğru yaklaşımın şu olduğunu düşünüyorum. -Diplomasiyi azami ölçüde işletmek. Bölgesel ve uluslararası aktörlerle temas ağını genişletmek, yalnız kalmamak. -Çatışma denklemine mümkün olduğunca sınırlı biçimde dahil olmak. Savaşın ön cephesi haline gelmemek. -Hiçbir gücün inisiyatifine körü körüne güvenmemek. Kürtlerin son yüz yıllık tecrübesi bize şunu öğretiyor: Sadece sahada olan siyaset kırılgan olur, sadece diplomasiye yaslanan siyaset ise etkisiz kalır. Dolayısıyla Rojhilat için hız değil, denge kurabilmek daha stratejiktir.





Rojhilat Kürtlerinin önünde bugün iki temel yol görünüyor. Acele etmek mi, yoksa ağırdan alarak diplomasiye ağırlık vermek mi? Birinci seçenek hızla hareket edip muhalefetin öncülüğünü üstlenmeyi sağlayabilir. Bu yol ilk bakışta cazip görünebilir. Çünkü sahada erken davranan aktörler çoğu zaman siyasal denklemde de söz sahibi olurlar. Ancak bu seçeneğin büyük bir riski de var. İran’daki rejimin kısa sürede çökeceği kesin değil. Hatta büyük ihtimalle kolay düşmeyecektir. Böyle bir durumda erken ve açıktan pozisyon alan Kürtler rejimin bütün sertliğini doğrudan üzerlerine çekebilir. İkinci seçenek ise acele etmeden diplomasiye yaslanarak daha temkinli ilerlemektir. Bu yaklaşım çatışma riskini azaltabilir ve Kürtlerin uluslararası alanda meşruiyet üretmesine yardımcı olabilir. Fakat bunun da başka bir tehlikesi var. Sahayı başkalarına bırakmak. Ortadoğu siyasetinde sahada olmayanın masada da yer bulamadığı defalarca görülmüştür. Bu nedenle ağırdan almak eğer dikkatli yönetilmezs Kürtlerin tarihsel fırsat anlarında yine başkalarının belirlediği bir kaderle karşı karşıya kalmasına yol açabilir. Rojava deneyiminin yarattığı travma da tam olarak buradan kaynaklanıyor. Bu nedenle mesele yalnızca acele etmek ya da etmemek meselesi değildir. Rojhilat Kürtleri için en doğru yaklaşımın şu olduğunu düşünüyorum. -Diplomasiyi azami ölçüde işletmek. Bölgesel ve uluslararası aktörlerle temas ağını genişletmek, yalnız kalmamak. -Çatışma denklemine mümkün olduğunca sınırlı biçimde dahil olmak. Savaşın ön cephesi haline gelmemek. -Hiçbir gücün inisiyatifine körü körüne güvenmemek. Kürtlerin son yüz yıllık tecrübesi bize şunu öğretiyor: Sadece sahada olan siyaset kırılgan olur, sadece diplomasiye yaslanan siyaset ise etkisiz kalır. Dolayısıyla Rojhilat için hız değil, denge kurabilmek daha stratejiktir.

