Mustafa Yeneroğlu@myeneroglu
Danıştay’ın Barış Akademisyenleri Kararı Hakkında
Danıştay 5. Dairesi, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini imzaladığı gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılan bir akademisyen hakkında verdiği son kararında, sadece söz konusu bildiriyi imzalamış olmayı kamu görevinden çıkarılma için yeterli görmüştür. Anayasa Mahkemesi’nin süper temyiz mahkemesi olmadığını ve ihlal kararlarına uyulması gibi bir zorunluluk bulunmadığını belirten karar, ifade özgürlüğüne aykırı olduğu gibi Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını düzenleyen Anayasa’nın 153. maddesiyle de bağdaşmamaktadır.
Hatırlanacağı üzere Anayasa Mahkemesi, 26 Temmuz 2019 tarihli kararında söz konusu bildirinin dilinin sert, suçlayıcı ve kamu otoriteleri açısından rahatsız edici olduğunu kabul etmekle birlikte ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız ya da ilgisiz sayılan bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici düşünceler için de geçerli olduğunu yinelemiştir. Bu nedenle Mahkeme, ne kadar ağır olursa olsun devletin terörle mücadele politikalarını eleştiren görüş ve düşünceler nedeniyle kişilere yaptırım uygulanmaması gerektiğini belirtmiştir.
Mahkeme ayrıca devlet ve toplum hayatına ilişkin her türlü gelişmenin akademisyenlerin ilgi alanında bulunduğunu ve akademisyenlerin kanaatlerini kamuoyuyla paylaşmasının ifade özgürlüğünün bir parçası olduğunu vurgulamış; bu çerçevede Bildiri’de yer alan açıklamaların akademik özgürlükler kapsamında olduğunu kabul etmiştir.
Buna rağmen Danıştay şimdi, yalnızca bildiriye imza atmış olmayı ve imzanın geri çekilmemiş olmasını tek başına kamu görevinden çıkarma için yeterli görmektedir. Böylece Anayasa Mahkemesi’nin açık tespitine rağmen aynı fiil yeniden ve farklı bir yolla cezalandırılmaktadır.
Kararın en sorunlu yönü ise bununla sınırlı değildir. Danıştay, bu sonuca ulaşabilmek için Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru kararlarının bağlayıcı olmadığını ileri sürmektedir. Bu yaklaşım, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin Can Atalay kararında açtığı anayasa dışı çizginin idari yargıdaki devamıdır.
Oysa Anayasa’nın 153. maddesi son derece açıktır: Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar. Bu bağlayıcılığı “iptal kararı” ile “ihlal kararı” arasında yapılan keyfi bir ayrım üzerinden tartışmaya açmak, anayasal düzenin hiyerarşisini fiilen ortadan kaldırmak anlamına gelir.
Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurularda verdiği ihlal kararlarının amacı ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıdır. “Yeniden yargılama” kurumu da bu nedenle öngörülmüştür. Bu mekanizmayı ihlal kararını etkisiz hale getirecek biçimde yorumlamak, bireysel başvuru yolunu fiilen işlevsiz hale getirir.
Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulayıp uygulamamak mahkemelerin takdirine bırakılmış bir mesele değildir. Danıştay bu kararları beğense de beğenmese de Anayasa gereği bağlayıcıdır. Eğer yargı organları kararlarını Anayasa’ya göre veriyorsa, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına da uymak zorundadır.
Bu nedenle söz konusu karar yalnızca Barış Akademisyenlerini ilgilendiren bir mesele değildir. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığının tartışmaya açılması, anayasal düzenin temelini ve herkesin hukukunu ilgilendiren ciddi bir sorundur.