
Murat Örten MD 🩺
5.6K posts

Murat Örten MD 🩺
@mdorten
Nöroloji @Hekimsen
İstanbul, Tokat Türkiye Beigetreten Haziran 2010
2.9K Folgt887 Follower

@tanik_tr Tanı yanlıştır.Beyin ölümü kesinlikle geri dönüşsüzdür..Bu haberler ile organ bekleyen bir çok insanın umutlarını yok ediyorsunuz
Türkçe

Doktorlar, 27 yaşındaki oğlunun beyin ölümünün gerçekleştiğini açıklayıp yaşam destek cihazının kapatılacağını söyledi.
Ancak George Pickering bu karara inanmadı.
Bunun üzerine hastaneye silahla girerek oğlunun odasına barikat kurdu. Yaklaşık üç saat süren gergin bekleyiş sırasında oğlundan elini sıkmasını istedi ve genç adam buna tepki verdi.
Sonrasında Pickering 11 ay hapis cezası aldı, oğlu ise bilincini geri kazandı ve tamamen iyileşti.

Türkçe

ABD enflasyon bir önceki yıla göre yüzde 3.3 arttı.
Fox News@FoxNews
BREAKING: Inflation grew in March with prices up 0.9% from previous month, up 3.3% from last year
Türkçe

İki gündür Strasbourg’daydım.
Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’nde, 46 ülkeden 600’ü aşkın temsilciyle yoğun temaslar gerçekleştirdik.
Bu yıl gördüğümüz tablo çok farklıydı; Türkiye’ye dair algı değişmiş. Hem de güçlü bir şekilde.
Ülkemize duyulan hayranlık artık örtülü değil, doğrudan ifade ediliyor. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın küresel liderliği ve kriz yönetimindeki rolü, önceki yıllara kıyasla çok daha belirgin bir şekilde öne çıkıyor.
Etrafı savaşlarla çevrili, büyük bir depremi henüz yaşamış bir ülke ama buna rağmen istikrarını koruyan, bölgesel etkisini artıran, küresel denge siyasetinde söz sahibi olan bir Türkiye…
İşte bu tablo,
hem hayranlık hem de açık bir şaşkınlıkla karşılanıyor.
Türkiye’nin bu kadar ağır şartlara rağmen kaosun dışında kalabilmesi, kendi rotasını çizmesi ve güçlü duruşunu sürdürebilmesi, birçok temsilci tarafından özellikle vurgulandı.
Avrupa cephesinde ise durum tersine dönmüş durumda:
Belirgin bir liderlik eksikliği ve yön arayışı açıkça konuşuluyor.
Tam bu noktada Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu liderlik, doğrudan örnek gösteriliyor.
Türkiye’nin gücünü ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinin kıymetini biz her zaman bildik ama küresel bir zirvede, uluslararası aktörlerden bu denli güçlü bir şekilde ilk kez işittik.
Allah Sayın Cumhurbaşkanımızı başımızdan eksik etmesin.

Türkçe

@sakobosphoruss @captainblack566 Sonra freni boşalan kamyon evin içinde..
Türkçe

@HK__61 Ortak kullanım olarak düşünün.Çatıyı da en üst kattakiler mi yaptırsın o zaman?
Türkçe

@neyikaybettik İyi de birisi kamikaze diğeri uçak gibi geri dönüyor..Farklı özellikte bunlar
Türkçe

İngiliz yorumcu Tim Wilson:
▪️Şahid-136 ateşlenir ve unutulur. Tamam... Ama Baykar K2, hedefini bulamazsa geri döner, iner, yakıt ikmali yapar ve tekrar havalanır.
▪️Hava savunmacıları için bu, daha da kötü bir denklem yaratıyor. Şimdi sadece havada asılı kalan bir mühimmatla karşı karşıya değiller; keşif yapabilen, tehdit eden, geri çekilen ve sonra tekrar geri dönen bir platformun hedefindeler.
▪️Burada ayrıca endüstriyel bir mesaj da var. Baykar, TB2 hikayesinin ötesine geçmek istediği mesajını veriyor.
▪️Ancak K2'nin kamuoyuna açık bir savaş kaydı henüz yok. Yoğun çatışma ortamında başarılı otonom hedef tespiti ve vuruşuna dair henüz bağımsız bir görüntü yok ancak bunun çok da uzak olmadığını tahmin ediyorum.
▪️K2, uzun menzilli saldırı dronlarının sadece tek kullanımlık terör araçları değil, zorlu pistlerden kalkış yapabilen, gruplar halinde uçan, engellenmiş ortamlarda yol alabilen, ayrıca ya saldırı yapan ya da eve geri dönen ve yeniden kullanılabilir duruma gelen otonom baskın aygıtlarına evrileceği bir geleceğe işaret ediyor.
Türkçe

Recep Tayyip Erdoğan: Adım adım nasıl küresel bir lidere dönüştü
Bu yazıyı kaleme alırken zihnimde biriken düşüncelerin ağırlığı, ilk cümleyi kurmayı zorlaştırdı. Çünkü mesele yalnızca bir liderin hikâyesi değil, iki asırdır varlık-yokluk mücadelesi veren bir milletin yeniden ayağa kalkışının hikâyesidir. Bu nedenle soruyu en baştan doğru sormak gerekir: Batı sömürge düzenine karşı uzun bir tarihsel direnişin içinden çıkan bir lider, eğer Batı’da doğmuş olsaydı nasıl anlatılırdı? İngiltere’de, Almanya’da ya da Amerika’da bu ölçekte bir lider ortaya çıksaydı, akademi onu nasıl konumlandırır, hangi kavramlarla inşa ederdi? Ve daha çarpıcı bir ihtimal: Eğer bu lider sol gelenekten gelseydi, bugün dünya literatüründe kaç yüz makale, kaç bin sayfalık eser onun üzerine yazılmış olurdu?
Bugün gelinen noktada, Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye’nin ortaya koyduğu dönüşüm, birçok coğrafyada bir modele dönüşmüş durumdadır. Misak-ı Milli sınırlarının ötesinde daha fazla konuşulan, daha fazla dikkat çeken, mazlum milletler için umut, kalkınma ve bağımsızlık fikrinin somut bir örneği hâline gelen bir liderlikten söz ediyoruz. Ancak paradoksal biçimde, bu ölçekte bir dönüşüm kendi ülkesinde yeterince derinlikli akademik analizlere konu olmamıştır. Bunun temel sebeplerinden biri, uzun yıllar boyunca Türkiye’de kültürel iktidarı şekillendiren Batıcı ve ideolojik çevrelerin bu tür bir liderliği anlamak yerine dışlamayı tercih etmesidir. Diğer yandan, muhafazakâr entelektüel çevrelerin önemli bir kısmı da bu büyük dönüşümü kavramsallaştırma cesaretini gösterememiştir.
Oysa son çeyrek yüzyılda Türkiye’de yaşananlar, sıradan bir siyasi başarı hikâyesi değildir. Bu süreç, devlet kapasitesinin yeniden inşası, ekonomik altyapının güçlendirilmesi, savunma sanayii başta olmak üzere stratejik alanlarda bağımsızlık kazanılması ve dış politikada edilgenlikten özne konumuna geçişin bütünlüklü bir hikâyesidir. Altyapı yatırımlarından teknoloji ekosistemine, enerji politikalarından güvenlik stratejilerine kadar uzanan bu geniş dönüşüm, parçalı değil; rasyonel bir liderliğin adım adım inşa ettiği sistematik bir sürecin ürünüdür.
Erdoğan’ın liderliği bu noktada özgünleşir. O, klasik bürokratik siyaset anlayışını aşarak doğrudan halkla kurduğu güçlü bağ, karizmatik liderlik kapasitesi ve hızlı karar alma yeteneği ile farklı bir model ortaya koymuştur. Bu model, özellikle siyasi kırılganlık yaşayan, kurumsal kapasitesi sınırlı ya da dış müdahalelere açık ülkelerde güçlü bir karşılık bulmuştur. Çünkü bu liderlik biçimi, yalnızca yönetmeyi değil; yön vermeyi, kriz anlarında risk almayı ve gerektiğinde yeni yollar açmayı içerir.
Bu çerçevede Türkiye’nin dış politikası da yeni bir karakter kazanmıştır. Batı merkezli uluslararası sistem içinde edilgen bir konumu reddeden Türkiye, zaman zaman bağımsız ve özgün pozisyonlar alarak “kendi yolunu çizebilen orta güç” modeline dönüşmüştür. Bu durum, özellikle Afrika, Asya ve Ortadoğu gibi post-kolonyal toplumlarda güçlü bir yankı bulmuştur. Erdoğan’ın emperyalizm eleştirileri ve ulusal egemenlik vurgusu, bu toplumların tarihsel hafızasıyla örtüşmüş; böylece Türkiye yalnızca bir devlet değil, aynı zamanda bir fikir olarak da etkili olmaya başlamıştır.
Bu etkinin bir diğer boyutu lider diplomasisinde ortaya çıkar. Küresel ölçekte güçlü liderlerle kurulan doğrudan ilişkiler, Türkiye’yi klasik diplomatik kalıpların ötesine taşımış; karşılıklı saygı üreten, gerektiğinde rekabet eden ama aynı zamanda müzakere edebilen bir aktör konumuna getirmiştir. Bu durum, çok kutuplu dünya düzeninin şekillendiği bir dönemde Türkiye’yi denge kuran stratejik bir güç hâline getirmiştir.
Erdoğan’ın İslâm dünyasındaki algısı ise ayrı bir başlık olarak ele alınmalıdır. O, dini kimliği radikalleştirmeden, siyasal görünürlük içinde taşıyabilen bir lider olarak birçok Müslüman toplum tarafından “temsil üreten bir figür” şeklinde algılanmıştır. Bu durum, özellikle kimlik krizleri yaşayan toplumlarda güçlü bir karşılık bulmuştur.
Kriz yönetimi ve risk alabilme kapasitesi de Erdoğan liderliğinin belirleyici unsurlarındandır. Suriye’den Karabağ’a, Libya’dan Doğu Akdeniz’e uzanan geniş bir coğrafyada Türkiye’nin sergilediği müdahale kapasitesi, ülkeyi bölgesel bir güç olmaktan çıkarıp oyun kurucu bir aktör hâline getirmiştir. Bu süreçte geliştirilen savunma sanayii, yalnızca askeri bir güç değil; aynı zamanda siyasi bağımsızlığın da temel dayanaklarından biri olmuştur.
Bununla birlikte Türkiye’nin insanî diplomasi kapasitesi de göz ardı edilemez. TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı ve benzeri kurumlar aracılığıyla yürütülen eğitim, sağlık ve kalkınma projeleri; yüzlerce ülkede somut bir Türkiye etkisi oluşturmuştur. Bu etki, devlet kapasitesi ile liderlik vizyonunun örtüştüğü bir alan olarak Erdoğan’ın küresel algısını daha da güçlendirmiştir.
Farklı coğrafyalarda oluşan bu algı dikkat çekicidir. Uzak Doğu Asya’da Erdoğan, bağımsız kalkınma arayışının siyasi sembolü olarak görülürken; Ortadoğu’da İslâmî temsil ile ulusal egemenliği birleştiren bir figür olarak öne çıkar. Kafkasya’da denge kuran stratejik aktör, Afrika’da anti-emperyal söylemin somut karşılığı, Balkanlar’da tarihsel bağlarla güçlenen bir güven unsuru, Latin Amerika’da ise Batı dışı direnişin sembolü olarak algılanır. Avrupa ise Erdoğan’ı eleştirse de vazgeçemez; çünkü karşısındaki lider, aynı anda hem zorlayıcı hem de vazgeçilmez bir müzakerecidir.
Sonuç olarak Erdoğan’ın farklı coğrafyalarda güçlü bir lider olarak algılanması tek bir nedene indirgenemez. Bu durum; karizmatik liderlik, bağımsız dış politika, anti-emperyal söylem, stratejik kapasite, insanî diplomasi ve çok kutuplu dünya düzeninde denge kurabilme yeteneğinin birleşiminden doğan çok katmanlı bir etki alanıdır.
Bu değerlendirmeler daha çok yapılmalı. Erdoğan’ın, İsrail/ABD-İran savaşıyla ilgili iki söylemi, bu yazıyı yazmama sebep oldu:
1. Bu savaşı İsrail başlattı, sıkıntısını 8 milyar insan çekiyor.
2. Bu anlamsız savaşta kan kaybeden bölgemizin ekonomisi; füzelerle, dronlarla ve bombalarla tahrip edilen altyapılar da kardeşlerimizin kaynakları değil mi? Mezheplerimiz ve kökenlerimiz farklı olsa da coğrafyamızda akan kan hepimizin kanı değil mi?
Bu iki söylemin ilki bütün dünyada, ikincisi İslâm dünyasında büyük ses getirdi. İşte imparatorluk vizyonu ve tasavvuru budur.
Erdoğan’ı anlamak, aslında daha büyük bir gerçeği kavramaktır: Tarih, yalnızca büyük güçlerin yazdığı bir metin değildir. Bazen o metni, uzun süre kenarda tutulmuş bir millet yeniden kaleme alır. Türkiye’nin son çeyrek yüzyıldaki yürüyüşü de tam olarak budur.
Ve bu yürüyüşte siyasi aklın adı, Recep Tayyip Erdoğan’dır.
yenisafak.com/yazarlar/ihsan…
Türkçe

@bahattinyucel FBI direktörü olmadan önceki görüntülerini email hesabından İranlı hacker lar sızdırmış.FBI doğrulamış
Türkçe

@Bulvarpress Burası diğer ülkelerde acil servislerde bulunmayan yeşil alan..Yeşil alanda 1 aydır parmağı ağrıyan,kafası uyuşan,grip nezle olan evde canı sıkılıp acile gidip ilaç yazdırmak isteyen kişilere muayene sırası veriliyor biliyormusunuz? Yani bildiğiniz normal poliklinik hastaları
Türkçe

@zafersahin06 Sözde gazetecilikten sonra avukatlık yapmaya başlanılmış..
Türkçe

@birincimucahit Ayrıca Fatih’in hazinesine neden defnediliyor.
Tamam Allah rahmet eylesin iyi adamdı,güzel adamdı ama Fatih’in yanına gömülme durumu çokta doğru değil gibi geldi bana.
Türkçe

Yok yok netim artık...
Biz Türkler abartmayı seviyoruz...
Yahu abartmayın bu işi. Merhumu ne abartın ne de yerin dibine sokun. İtidal güzel haslettir.
İnanın bu kurulan cümleye yaşasaydı kendi itiraz ederdi. Fatih ve ben haşa derdi...
ENSONHABER@ensonhaber
Prof. Dr. Emre Öktem: "İlber Hoca'mız hayran olduğu Fatih Sultan Mehmet'in yanı başında olacak. İki büyük ruh ebediyette buluşacaklar."
Türkçe

Murat Örten MD 🩺 retweetet

İLBER HOCA'NIN BİLİNMEYEN HASSASİYETİ ; DUA BEKLEYEN KİMSESİZ CARİYE VE SARAY AĞALARI
Prof. Dr. İlber Ortaylı hocamızın Müslümanlığına dair bir şeyler yazmayı ayıp ve de yersiz addederim. Fakat hakkında yazılanlar bu yazıyı yazmaya beni mecbur bıraktı. Hoca aleyhinde yanlış zan sahibi olabilecekleri hem aydınlatmak ve hem de tarihe not düşmek için bu yazıyı yazdım. Merhum Ortaylı hocamız samimi bir Müslümandı, fakat bunu birilerine göstermekten hassaten ictinab ederdi. Allah ile kul arasında olan ve başka kulların da haberdar olmasının gerekli olmadığı çok güzel hasletlere sahipti.
Fazla kişinin bilmediği, hocamızın hassasiyetini gösteren aşağıda anlatacağım olay ise ibretlik tarihi bir hadisedir. İlber hocamız 2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi müdürü tayin edildi ve bu görevde 2012 yılına kadar kaldı. Göreve geldiğinde ilginç bir âdet başlattı. Müdür tayin edildiği senenin Ramazan ayında Topkapı Sarayı’nda görev yapmış ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için hatim okuttu. Hatim bittiğinde küçük bir katılımcı grubu ile duasını okuttu. Kasım 2005 tarihindeki hatim duasına davet edilen birkaç kişiden biri olan değerli dostum Murat Kargılı o gün yaşananları şöyle anlattı: “2005 Ramazan ayında [5 Ekim-2 Kasım] İlber Hoca beni aradı ve ‘Yarın (Salı) Hırka-i Saadet’i açacağız ve siz de gelir misiniz’ dedi. Ben de severek davete icabet ettim. Saat 11.00 gibi Topkapı Sarayı’na intikal ettim. Salavatlar eşliğinde Hırka-i Saadet açıldı. İlber hoca daha önceden destmâller hazırlatmıştı. Hırka-i Şerif’in açılması töreninden sonra Hocamız bana ‘Murat, akşam iftar yapacağız gelir misin’ dedi ve gelmem hususunda ısrarcı oldu. İftardan sonra Fatih Çollak Hoca bir aşir okudu. İlber Hoca aşir kıraatinden sonra elime ekte fotoğrafını yayınladığımız belgeyi verdi. Fatih Hoca, İlber hocanın listesini hazırladığı ağaların duasını yaptı. Duadan sonra İlber hocanın listesini aldım, hocaya imzalattırdım ve tarih attırdım. Hoca o sırada bana ‘Bu sarayın sahipleri sultanlar değildir, asıl sahipleri bunlardır, bunların adı sanı unutulmuştur ve bazılarının nesepleri kesilmiştir, kimseleri de yoktur' dedi'.
İlber Ortaylı hocamız müdür olduğunda başlattığı bu âdedi sonraki yıllarda da devam ettirdi. Her Cuma muhakkak ağalar ve cariyeler için hayır yapar, Kur’an okur ve okuturdu. 2005-2012 yılları arasında hiç ara vermeden Ramazan aylarında Topkapı Sarayı’nda ağalar, cariyeler, Enderun hizmetlileri ve diğer hizmetlilerin ruhu için hatim duası okuttu. Bunu özellikle Osmanlı teşrifatına uygun bir şekilde Hırka-i Saadet ziyaretlerinden sonra yaptırırdı. Hatim duasına davet edilenler arasında muhakkak Saray’ın o dönemdeki “çalışanları da” bulunurdu. Bu hadiseye şahit olanlardan biri de hocam Prof. Dr. Mehmet İpşirli’dir. İpşirli Hocamız şahit olduğu töreni şöyle anlattı: “İlber, Saray’a müdür tayin edildiğinde Ramazan ayında bir gün beni aradı. Akşam hatim duası yaptıracağını ve duayı da benim yapıp yapamayacağımı sordu. Ben de hukukumuza binaen kabul ettim. Akşam yaklaşık on kişinin katıldığı bir iftar yemeği verildi. Yemekten sonra bizzat İlber’in okutturduğu hatimin duasını okudum. Katılımcılar farklı meslek gruplarından idi. İlber, hatimi Saray’da hizmet etmiş ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için yaptırdığını, çünkü bunların arkalarında kendilerine dua edecek ve Kur’an okuyacak kimselerin bulunmadığını söyledi. Duadan sonra tatlı bir sohbet oldu ve daha sonra dağıldık”.
Ekte bu hadiseye dair ilginç bir belge yayınlıyorum. Belgeyi değerli dostum Murat Kargılı gönderdi. Merhum Hocamız, Topkapı Sarayı Müzesi müdürü olduğu 2005 yılı Ramazan’ın da ağalar ve cariyeler için hatim indirttiği gibi kendisi de 50 Yasin-i Şerif adamış. Fotoğraftaki listeyi bizzat İlber Hocamız, Murat Bey’e bir hatıra olarak vermiş. Listede kimler için dua edildiği yazıyor. İlber hocamız bizzat kendisi “50 Yasin-i Şerif adadım” yazmış.


Türkçe























