Erkan Trükten 🇹🇷@ErkanTrukten
TÜRKİYE HEM FAKİRLEŞİYOR HEM TÜRK NÜFUSUNU KAYBEDİYOR.
Bu gerçekten bir Ak Parti mucizesi!
AMA NASIL OLDU?
Dünya'da nüfusu az olan ülkelerin vatandaşlarına daha yüksek bir standardı sağladığı çok sayıda ülke var.
Üstelik bunların Türkiye gibi yer altı ve yer üstü kaynakları da yok.
Normalde Türkiye gibi zengin mineralleri, büyük madenleri ve turizm için muhteşem doğası olan bir ülkenin nüfusu hızla azalırken, kaynaklarının sağladığı imkanlarla kişi başına düşen gelir ve sosyal imkanların artışı beklenir.
Hele de endüstrileşme ve Yapay Zekâ devriminin sağladığı OTOMASYON imkanlarıyla, hayat kalitesinin katlanarak artması işten bile değildir.
Böyle bir dönemde azalan nüfusun görece zenginleşmeyi ve müreffeh bir hayatı engellemesi değil güçlendirmesi gerekirdi.
Dünya'daki parametreler Türkiye gibi kaynakları zengin bir ülkedeki nüfus azalmasının konforlu bir hayat standardı ile paralel gitmesi gerektigini gösterse de Türkiye'de durum tam tersi.
1950'lerde savaştan yıkılarak çıkmış Almanya iş gücüne ihtiyaç duyuyordu ve bu o dönem sadece insan gücüyle mümkündü.
Almanya işçi göçü başlattı.
Aynı Almanya bugün daha fazla göçmeni kaldıramadığı için Türkiye'ye göçmenleri AB dışında tutması için para verdi.
Çünkü Almanya'yı 1950'lerde büyüten
işçi göçü, 2000'lerde tamamen gereksiz ve ekonomik yük haline gelmeye başlamıştı.
Otomasyon arttıkça daha fazla göçmen ekonomik yük olmaktan öte bir şey olmadı ve derin enflasyona yol açtı.
Peki neden hem doğum oranlarımız azalırken hem de fakirleşiyoruz?
Sorunun cevabını kısmen verdik.
Birincisi, yaklaşık 10 milyon sığınmacının plansız ülkeye gelişi ülkenin tüm kaynaklarını şokladı.
Gelenler, gelmeleriyle ortaya çıkan ekonomik kaybı giderecek ya da ALMANYA'nın 1950'lerdeki gücünü işçi nüfusuyla pekiştirdiği gibi bir nitelikte olmadığı için negatif bir şok dalgasıydı bu.
Türk nüfusu, bu şoklanmayla ekonomik, psikolojik ve sosyolojik bir krize girdi ve ülkenin 80 jenerasyonu ve gençlerinde ülkenin geleceğine dair bir umut kalmadı.
Veriler doğum oranlarındaki esas kırılmasın 2014-15 yıllarında başladığını gösteriyor.
2014'e kadar doğum hızı bariz bir artış eğrisi gösteriyordu.
2002 yılında doğum oranlarındaki sarsıcı düşüş ise belirsizlik İklimi ve ekonomik durumdan kaynaklanan endişenin bir sonucu. Yine de, bu azalışın doğum hızı üzerinde belirgin bir etkisi yoktu. Ve bu hız 2.09 olarak standart 2'nin üzerinde idi.
2012 Ağustos ayında Türkiye'ye gelen Suriyeli sığınmacı
sayısı AFAD verilerine göre 78.409’u bulmuştur.
Esas kırılma gerçekten de 2014!
Kasım 2014 tarihine kadar resmi rakamlara göre geçici koruma
altına alınan Suriyeli sayısı 1.645.000’e
ulaşmıştır!
Sonra da ipin ucu kaçmıştır!
Ne kadar manidar ki Türk nüfusundaki doğurganlık kırılması da 2014!
Türkiye'nin ekonomik tablosundaki gerileyişi de SURİYE İÇ SAVAŞINA MÜDAHALE ile başlar.
Bunun GEZİ olaylarıyla uzaktan yakından alakası yoktu ama hükümet SURİYE POLİTİKASININ ÜLKEDE EKONOMİK BİR DEPREM oluşturacağını örtbas etmek için siyasi söylemini "ekonomiyi yok eden geziciler" diye basitleştirdi.
Fatura her zaman sonradan çıkar.
Nitekim milyonlarca sosyokültürel olarak yabancı insanın ülkenin metropollerine şoklanması, doğurganlık, ekonomi ve sosyal hayatta ağır etkileri oldu.
TÜRK NÜFUSU GİTTİKÇE AZALIYOR.
Ama yaklaşık 10 milyon sığınmacı (Afgan, Afrikalı, Suriyeli vs) yeni bir nüfus oluşturuyor.
Bu yüzden Türk nüfusun doğurganlık hızı azalırken, Türkiye'nin nüfusu azalmıyor.
Yeni gelen görece iş gücü olarak niteliksiz milyonları sosyolojik ve ekonomik olarak ülkede tutmanın maliyeti katlanarak büyüyor.
Planlama yok. Küresel şirketler ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürüyor.
Ülkedeki rüşvet, hukuksuzluk ve yolsuzluk da cabası.
İşte bu yüzden bu kadar zengin kaynakları olan bir ülkede hem fakirleşiyor hem de yok oluyoruz.