Penguin X@ThePenguinBTC
Çin bu sabah Japonya'nın 1985'te yapamadığı şeyi yaptı.
Çin 2021'de çıkardığı ama bugüne dek hiç işletmediği yasayı sahaya sürdü ve ABD yaptırımlarını tanımayacağını resmen ilan etti.
40 yıl önce Japonya aynı baskı karşısında geri adım attı.
Çin geri adım atmadı.
Anlatıyorum.
Birkaç hafta önce Trump, İran'a yönelik ablukanın nükleer anlaşma sağlanana kadar süreceğini açıkladı. Aynı gün Hazine Bakanı Bessent çok kritik iki kelime kullandı: "kalıcı hasar."
Bu iki kelimenin işaret ettiği yer, İran petrol ihracatının kalbi olan Kharg Adası'ydı.
Abluka yüzünden tankerler yüklenemeyince petrol depolara yığılıyor, depolar dolunca üretimi durdurmaktan başka çare kalmıyor.
Asıl mesele de tam burada başlıyor: Petrol üretimini uzun süre durdurursanız kuyulardaki basınç dengesi bozulabiliyor, hattın eski verimine geri dönmesi aylar hatta yıllar gerektirebiliyor.
Bessent'in cümlesinin altında gizli olan hesap tam olarak buydu. İran'ın petrol altyapısı, telafisi yıllar alabilecek kalıcı bir zayıflamaya doğru itiliyordu.
Buraya kadar mesele İran gibi okunuyor. Ama asıl hedef İran değildi.
Asıl hedef neden Çin?
Çin dünyanın en büyük üretim motoruna sahip, bunu herkes biliyor.
Daha az bilinen şey ise bu motorun bir tek zayıf noktası olduğu: kullandığı her 100 varil petrolün yaklaşık 73'ünü dışarıdan ithal ediyor.
Peki dünyanın en ucuz petrolünü bugün kim satıyor? Yaptırımlar altındaki İran. Pazarlık şansı olmayan bir satıcı her masada kaybeder, alıcı her masada kazanır.
Her gün İran'dan Çin'e doğru yaklaşık 1.5 milyon varil petrol akıyor, üstelik piyasa fiyatının belirgin biçimde altında.
Çin'in son yıllardaki rekabetçi üretim avantajının görünmeyen yakıtı tam olarak buydu.
Trump da bu denklemi okuyordu. O yüzden baskıyı doğrudan Çin'e değil, Çin'i besleyen damara uyguladı.
İran üretimi uzun süre düşük kalırsa Çin eski hacimde ucuz petrolü bulamaz; bulamayınca üretim maliyeti yükselir, rekabet avantajı erir ve ihracat geliri yavaş yavaş düşmeye başlar.
Geçtiğimiz haftalarda ABD bu zincirin halkasına vurdu. Hengli adlı özel bir Çin rafinerisini, çevresindeki 40 şirketi ve tankeri tek pakette yaptırım listesine aldı.
Hengli bir kamu kuruluşu değil, özel sektörde faaliyet gösteren bir rafineri.
Devlet rafinerisi vurulsaydı bu doğrudan Çin'e yapılmış bir hamle sayılır ve misilleme kaçınılmaz olurdu.
Özel sektör seçilince mesaj kasıtlı olarak yumuşak tutuldu: "Çinli oyuncular İran petrolü almaya devam ederse bunun bir bedeli olacak."
Zamanlama da en az hedef seçimi kadar önemliydi. Trump'ın Xi Jinping ile yaklaşan zirvesinden haftalar önce sahaya konmuş, bilinçli bir baskı pozisyonuydu.
Beklenen şey, Çin'in geri adım atıp yaptırımı sessizce sineye çekmesiydi.
Bu sabah Çin'den gelen cevap
Çin, 2021'de çıkardığı ama bugüne dek hiç aktif olarak işletmediği Yabancı Yaptırımlara Karşı Yasa'yı ilk kez sahaya sürdü.
Yasanın işleyişi basit.
ABD veya başka bir devlet Çinli bir şirkete yaptırım uygularsa, Çin o yaptırımı tanımayan ve uygulanmasını yasaklayan kararlar çıkarabiliyor. Çin'de iş yapan hiçbir şirket o yaptırımlara uymak zorunda olmadığı gibi, uyduğu takdirde Çin hukukunu ihlal etmiş sayılıyor.
Bu sabah çıkan mahkeme kararı tam olarak bu mekanizmayı işletti. ABD'nin Hengli'ye ve diğer Çinli rafinerilere uyguladığı yaptırımları Çin topraklarında geçersiz ilan etti. Hiçbir tanker sahibi, hiçbir sigorta şirketi, hiçbir banka, hiçbir aracı bu yaptırımlara dayanarak Hengli ile işini kesemez; kestiği takdirde Çin mahkemelerinde tazminat davasıyla yüz yüze gelir.
Çin'in asıl silahı tam olarak bu. Kendi pazarının büyüklüğünü, ABD yaptırımlarının uygulanmasını imkânsız kılacak hukuki bir kalkana çevirdi.
Bunun pratik anlamı şudur: artık her tanker sahibi, her sigortacı, her uluslararası banka tek tek karar vermek zorunda. Amerikan pazarını mı seçecek, Çin pazarını mı?
Bu hamlenin gerçek ağırlığını anlamak için 40 yıl geriye, 1985'e bakmak gerekiyor.
1985'te ABD, Plaza Anlaşması üzerinden Japon yenini yapay olarak değerli kıldı ve Japon ihracatını rekabet dışına itti. Japonya'nın "kayıp 30 yılı" başladı.
Çin son 40 yıl boyunca bu filmi defalarca izledi. Çin stratejisinin merkezinde tek bir prensip duruyor: Japonya'nın yaptığı hatayı tekrar etmemek.
Bugünkü "hayır" tam da bu prensibin sahaya yansıması.
Çin'in emlak ayağı 2021'de Evergrande'nin çöküşüyle zaten kırılmıştı; geriye kalan tek ayak üretim ve ihracat. O ayağı ayakta tutan ucuz enerjiden vazgeçmek, Çin için fiilen Japonya'nın yoluna girmek anlamına geliyor.
Çin bu sabah o yolu reddetti.
Şimdi sırada ne var
Önümüzde dört olası yön var.
A) Trump cevap olarak Çin'e doğrudan tarife paketi açar, gerilim hızla ekonomik savaşa evrilir.
B) İki taraf da Trump-Xi zirvesine kadar pozisyonu sertleştirir, masaya güç göstererek oturur.
C) ABD ikincil yaptırımları daha büyük Çinli rafinerilere genişletir, Çin de misilleme yasalarını derinleştirir ve sürtüşme tırmanır.
D) Bir geri adım gelir, gerilim diplomatik düzeyde sınırlı kalır.
Sahnede İran var. Ama gerçekte oynanan oyun çok daha büyük.
Sen hangi senaryoyu daha olası görüyorsun?
Bu benim şahsi analizim.
Gelişmeleri takip ediyorum, sizi bilgilendireceğim.