Arslan Ateş

11.6K posts

Arslan Ateş banner
Arslan Ateş

Arslan Ateş

@arslanates

Müsider Başkanı

Se unió Mayıs 2011
1.5K Siguiendo15.5K Seguidores
Tweet fijado
Arslan Ateş
Arslan Ateş@arslanates·
O, bu çağda ve bu ülkede kapitalizme kul, köle olmadan ölünebileceğini göstermiş bir liderdir… #Müsider
Arslan Ateş tweet media
Türkçe
19
135
674
9.3K
Arslan Ateş retuiteado
Mehmet Boynukalın
Mehmet Boynukalın@M_Boynukalin·
Kim ne derse desin İran uleması ve halkı 1979'da başlarındaki ABD ve İsrail uşağı rejimi devirerek İslami bir rejim getirmeyi başarmıştır. Caferi mezhebini esas alan bir devlet kurulmuştur. İslam dünyasının büyük çoğunluğunu oluşturan biz sünniler ABD ve İsrail'in güdümünde olmayan bir rejim kurduğumuz gün benim için en büyük bayramdır. Bunu şu anda başarmış tek ülke Afganistan'dır. Onu da ABD ve yandaşları boğmaya çalışıyor. Dualarımız onlarla ve bütün mazlum ve müstaz'af kardeşlerimizle. Ayrıca hür dünyanın mensubu olan vicdan sahibi İspanya gibi ülkelere ve zulme karşı çıkan herkese selam olsun!
Türkçe
323
405
1.9K
160.2K
Arslan Ateş
Arslan Ateş@arslanates·
Mazlumla oturup ağlamak değil Müslümanın görevi; zulmün ortadan kalkması için [eliyle, diliyle ve kalbiyle] zalimle mücadele etmektir…
Türkçe
0
7
20
220
Arslan Ateş
Arslan Ateş@arslanates·
Adamsın İran!
Arslan Ateş tweet media
Türkçe
0
3
16
200
Arslan Ateş
Arslan Ateş@arslanates·
Veysel Karani’nin Ebrehe’ye; -Git Ebrehe git, Allah’ın tokatını yemeye git, dediği gibi. 1400’lü yılların ortasından 1800’lü yıllara kadar katlettiğiniz 70 milyon Kızılderilinin ve işlediğiniz insanlık suçlarının bedelini ödemek için gidin..
Arslan Ateş tweet media
Türkçe
0
22
51
425
Arslan Ateş
Arslan Ateş@arslanates·
İran’ın sahada dayattığı ve masada aldığı 10 maddeye karşılık Trump; Hürmüz Boğazı’nın açık tutulmasını şart koşmuş. Dünya bu büyük talep karşısında şaşkın [!] Çağın en pis ve rezil mahluku olduğunuzu; bütün dünya zaten açık olan Hürmüz Boğazı’nı kapattırarak yeniden açık tutmak için düştüğünüz trajikomik duruma tanıklık ederek gördü… Bi açıdan iyi oldu..
Türkçe
1
10
41
436
Arslan Ateş
Arslan Ateş@arslanates·
İran’ın, ABD ve İsrail eksenli küresel tahakküme karşı ortaya koyduğu net irade; yalnızca bir askeri başarı değil, dayatılan korku düzeninin çatırdadığının ilanıdır. “Yenilmezlik” miti dağılmış; güç, propaganda değil irade ve direniş kazanmıştır… Tebrikler İran…
Türkçe
2
22
59
519
Arslan Ateş
Arslan Ateş@arslanates·
ChatGPT’den kâğıttan kaplan yapmasını istedim. Kareli olsun..
Arslan Ateş tweet media
Türkçe
1
3
23
805
Arslan Ateş retuiteado
M. Mustafa Uzun
M. Mustafa Uzun@mmustafauzun·
Trump'ın kabul ettiği ve beyaz sarayın yayınladığı 10 madde: 1- Saldırmazlık taahhüdü 2- Hürmüz Boğazı üzerindeki İran kontrolünün devam etmesi 3- Uranyum zenginleştirmenin kabul edilmesi 4- Tüm temel yaptırımların kaldırılması 5- Tüm ikincil yaptırımların kaldırılması 6- Tüm Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının sona erdirilmesi 7- Tüm Yönetim Kurulu (UAEA) kararlarının sona erdirilmesi 8- İran'a tazminat ödenmesi 9- ABD muharip kuvvetlerinin bölgeden çekilmesi 10- Lübnan'daki Hizbullah da dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın durdurulması
M. Mustafa Uzun tweet media
Türkçe
6
34
84
2.5K
Arslan Ateş retuiteado
M. Mustafa Uzun
M. Mustafa Uzun@mmustafauzun·
İran İslam Cumhuriyeti Yüksek Ulusal Güvenlik Bildirisi Bismillahirrahmanirrahim Düşman, İran milletine karşı yürüttüğü hain, yasadışı ve suç dolu savaşında inkâr edilemez, tarihî ve ezici bir yenilgiye uğramıştır. Şehit İslam Devrimi Lideri Hazret-i Ayetullah el-Uzma İmam Hamaney'in (selamullah aleyh) pak ve temiz kanı, İslam Devrimi'nin lideri ve Başkomutan Hazret-i Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney'in (Allah onu korusun) tedbirleri ve İslam savaşçılarının cephelerdeki fedakârlıkları ve kahramanlıkları ve özellikle savaşın ilk günlerinden itibaren siz değerli milletin tarihî, kalıcı ve destansı sahada bulunuşunuz sayesinde İran büyük bir zafere ulaşmış ve suçlu Amerika'yı kendi 10 maddelik planını kabul etmeye zorlamıştır. Bu planda Amerika, temel olarak saldırmazlık, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün devamı, zenginleştirmenin kabulü, tüm birincil ve ikincil yaptırımların kaldırılması, Güvenlik Konseyi ve Valiler Kurulu'nun tüm kararlarının sona erdirilmesi, İran'a tazminat ödenmesi, Amerika'nın savaş güçlerinin bölgeden çekilmesi ve Lübnan'ın kahraman İslami Direnişi de dâhil olmak üzere tüm cephelerde savaşın durdurulması taahhüdünde bulunmuştur. Bu zaferi tüm İran halkına tebrik ediyor ve bu zaferin ayrıntılarının nihai hale gelmesi için hâlâ yetkililerin direnci ve basireti ile İran halkının birlik ve dayanışmasını sürdürmesinin gerektiğini vurguluyoruz. İslam İran'ı, Lübnan, Irak, Yemen ve işgal altındaki Filistin'deki direnişin cesur mücahitleriyle birlikte son 40 gün içinde düşmana öyle darbeler vurmuştur ki dünyanın tarihsel hafızası bunu asla unutmayacaktır. İran ve Direniş Ekseni, insanlığın en vahşi düşmanları karşısında şeref ve insanlığın temsilcileri olarak, tarihi bir savaşın ardından onlara unutulmaz bir ders vermiş; güçlerini, imkânlarını, altyapılarını ve tüm siyasi, ekonomik, teknolojik ve askerî sermayelerini öylesine paramparça etmişlerdir ki düşman şimdi çöküş ve çaresizliğe düşmüş, büyük İran milletinin ve şerefli Direniş Ekseni'nin iradesi karşısında teslim olmaktan başka bir yol görememektedir. İran'ın suçlu düşmanları bu zalim savaşı başlattıkları ilk gün, kısa sürede İran üzerinde tam askerî hakimiyet kuracaklarını ve siyasi ve toplumsal istikrarsızlık yaratarak İran'ı teslim edeceklerini sanıyorlardı. İran'ın füze ve insansız hava aracı ateşinin çabucak söneceğini varsayıyorlardı ve İran'ın kendi sınırlarının ötesinde, tüm bölgeye yayılan bu denli güçlü bir karşılık verebileceğine inanmıyorlardı. Küresel siyonizm, ABD'nin cahil başkanını bu savaşın İran'ın işini bitireceğine ve bu son insanlık ve beşeriyet kalesini ortadan kaldırarak bundan sonra kimlere karşı dilerse rahatça her türlü suçu işleyebileceklerine ikna etmişti. Değerli İran'ı parçalayıp petrolünü ve zenginliğini yağmalayacakları ve sonunda İranlıları yıllarca kargaşa, istikrarsızlık ve güvensizlik ortamında sürükleyip terk edecekleri hayalini kuruyorlardı. İslam'ın cesur savaşçıları ve Direniş Ekseni'ndeki cesur müttefikleri, liderlerinin şehadetiyle kalpleri yaralı ve paramparça olmasına rağmen, yüce Allah'a güvenerek ve şehitlerin efendisi ve liderine uyarak bu düşmanlara bir kez ve tamamen tarihî bir ders vermeye, geçmişteki tüm suçlarının intikamını almaya ve düşmanın ebediyen aziz İran'a saldırı hayalini aklından çıkaracağı ve büyük İran milleti karşısında aşağılanma ve zillet tadını sonuna kadar yaşayacağı koşulları yaratmaya karar verdiler. Bu stratejiyle ve ülkede oluşturulan emsalsiz siyasi ve toplumsal birliğe dayanarak İran ve Direniş, ABD ve Siyonist rejime karşı tarihin en ağır hibrit savaşlarından birini başlattı ve bu süre zarfında bu savaştan tasarladıkları tüm hedeflere ulaştılar.
Türkçe
0
20
63
1.4K
Arslan Ateş retuiteado
Mahmut Arıkan
Mahmut Arıkan@mahmutarikansp·
BU GECE TRUMP’IN SONU OLACAK! Çünkü hiçbir güç, hiçbir tehdit, hiçbir kibir; bir medeniyeti bir gecede yok etmeye yetmez. Medeniyetler bombalarla yıkılmaz. Medeniyetler tehditlerle silinmez. Medeniyetler; inançla, hafızayla, direnişle yaşar. Ama tarih başka bir gerçeği defalarca ispatlamıştır: Kendini Tanrı yerine koyanlar, halkların kaderine hükmettiğini sananlar, “yok ederim” diyenler… Hep aynı sona yürümüştür. Firavunlar böyle konuştu. Nemrutlar böyle tehdit etti. İmparatorluklar böyle kibirlendi. Hepsi gitti. Hepsi yıkıldı. Hepsi tarihin karanlık sayfalarına gömüldü. Çünkü zulüm büyüdükçe, çöküş yaklaşır. Çünkü kibir yükseldikçe, son hızlanır. Bugün bir medeniyetin ölümünü ilan edenler, yarın kendi siyasi ve ahlaki enkazlarının altında kalacak. Bu gece medeniyetler değil, bu dili kuran zihniyet çökecek. Medeniyetler kalır. Halklar kalır. Hakikat kalır. Ama zalimler… her zaman gider.
Yunus Paksoy@yunuspaksoy

🚨🚨SON DAKİKA — TRUMP: “BÜTÜN BİR MEDENİYET BU GECE ÖLECEK.”

Türkçe
105
896
2.5K
70.6K
Arslan Ateş
Arslan Ateş@arslanates·
Allah’u Ekber… Tebrikler İran…
Arslan Ateş tweet media
Türkçe
0
5
53
381
Arslan Ateş
Arslan Ateş@arslanates·
“Milyon takipçili hoca, hala "ama İran şöyle, ama böyle" diye söze başlıyor. Sevgili hocaefendi, Sünni Gazze yerle bir edilirken ne yaptın ki şimdi kendinde konuşma hakkı görüyorsun.” @Abd_el_Gani
Türkçe
3
19
151
2.2K
Arslan Ateş
Arslan Ateş@arslanates·
Adamsınız! İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD ile muhtemel bir ateşkese ilişkin yaptığı açıklamada, "Ateşkesi reddetmemizin nedeni tecrübedir. Ateşkes, güçlerin yeniden toparlanarak yeni suçlar işlemesi için verilen bir moladır. Hiçbir aklı başında ülke bunu kabul etmez" dedi.
Türkçe
2
27
100
2.2K
Arslan Ateş retuiteado
Mücahit Gültekin
Mücahit Gültekin@mgultekin11·
Murat bey, hikayenin bir kısmını anlatmışsınız. Diğer bir kısmını da birkaç madde halinde ben aktarmak isterim. 1.NATO, 1949'da 12 ülkenin (İngiltere, Fransa, Benelüx ülkeleri, Kanada, Danimarka, İtalya, İzlanda, Norveç, Portekiz ve ABD) katılımıyla Sovyet Rusya/Komünizm tehdidine karşı kurulmuştu. Bu tehdidin Türkiye için ne kadar gerçekçi olduğu ayrı bir tartışma konusudur, orayı geçiyorum. Neticede bu tehdit Türk siyasal eliti tarafından "gerçekçi" bulundu ve Türkiye NATO'ya girdi. Burada iki kritik soru var: Türkiye neden ve nasıl alındı? Ve NATO’ya girmenin Türkiye’ye maliyeti ne oldu? İlkinden başlayalım. 2.Türkiye malum olduğu üzere 18 Şubat 1952’de, yani NATO kurulduktan 3 yıl sonra alındı. Bu arada Türkiye’nin önüne bir takım şartlar kondu. Bunların en önemlisi, maalesef kimsenin artık pek konuşmadığı, Türk askeri yapısının dönüşümüdür. Buraya en sonda geleceğim. Türk kurmaylarının aktarımlarıyla bu dönüşümün ne denli derin olduğunu anlatacağım. Ama önce iki şarttan söz edelim: Kore Savaşı ve Ortadoğu Komutanlığı. Türkiye malum olduğu üzere 25 Temmuz 1950’de Kore’ye bir tugay gönderme kararı almıştı. Bu kararın açıklandığı gün, Türkiye’de önemi bir isim vardı: ABD senatörü Cain. Cain, bu karardan birkaç gün önce Türkiye’ye gelmiş ve "Türkiye’nin Kore harbine fiili surette yardımı Atlantik Paktı’na girmesini sağlayacaktır" demişti. Ayrıca şunları da söylemişti: “En azından üç ülke Kore’ye askeri yardım göndermeyi teklif etmeliydi ama yapmadılar. Eğer böyle bir teklifi ilk yapan Türkiye olsaydı dünyadaki prestiji artardı ve bu hareketinden dolayı da diğer ülkelere bir örnek teşkil ederdi.” Bu sözlerin ardından 25 Temmuz 1950'de 4500 asker gönderme kararı aldık. Neticede Türkiye o savaşta en ağır kayıp veren ikinci ülke oldu. Savaşta 720 Mehmetçik, Amerikan saflarında can verdi. 2 binden fazla yaralı, 163 kayıp, 244 esir vardı. Bu bir sadakat testiydi. Nitekim ABD Büyükelçisi George McGhee Kore'ye asker göndermemizi "[Türkiye'nin] Batıya adanmışlığını kesin biçimde gösterdi." şeklinde yorumlamıştı. Bu arada ülkemizde hemen hiç konuşulmayan başka bir ayrıntı: Kore'ye asker gönderme kararı Meclis'e getirilmemişti. Bu savaşın sonunda ABD bölgede bazı kaynaklara göre 400'e yakın üs kurdu. Peki, 8 bin km ötedeki bu ülkeye asker göndermekle ve bu ağır bedeli ödemekle Türkiye'nin eline ne geçti? DP Bakanı Samet Ağaoğlu'nun söylediği gibi "Kore’de bir avuç kan verdik ama büyük devletler arasına katıldık." diyebilirsiniz. Halbuki NATO'ya alınmamızda Kore'ye asker göndermemizin ne kadar etkili olduğu da tartışmalıdır. Nitekim Kore'ye asker gönderdikten sonraki ikinci başvurumuz da reddedilmişti. Yine örneğin Yunanistan Kore'ye göstermelik bir birlik göndermiş ama o da NATO'ya alınmıştı. Ağaoğlu'nun söylediğinin doğru olmadığı 1964 Kıbrıs Krizi zamanında anlaşılacaktı, oraya geleceğim. Ama Türkiye’nin önüne konulan başka bir şart daha vardı: Ortadoğu Komutanlığı. 3.12 Ekim 1951 tarihinde Amerika ve İngiltere Genel Kurmay Başkanları Türkiye'ye geldiler. Türk yetkililerle yaptıkları görüşmelerde NATO'nun yapısı, işleyişi, Türkiye'nin oynayacağı rol ve hangi komutanlığa bağlanacağı konularını ele aldılar. Türkiye’nin NATO’ya girmesi önce "Ortadoğu Komutanlığı" şartına bağlanmıştı. İngiltere o zamanlar Ortadoğu'da azalan etkinliğini tekrar artırmak için böyle bir askeri yapı düşünüyor, Türkiye'nin gücünden faydalanmak istiyordu. Türkiye, İngiltere, Fransa ve ABD 13 Ekim'de komutanlığın kurulması için Mısır'a müracaat etti. Mısır bunu reddedince, bu şart kalktı. Ve Türkiye 18 Şubat 1952 tarihinde NATO’ya alındı. Asıl dram da bundan sonra başladı. 4. Asıl dram dedim, çünkü içselleştirildiği için pek fark edilmiyor. Bu, Türk askeri yapısının ABD’nin ihtiyaç ve çıkarları doğrultusunda dönüştürülmesidir. Bu sadece fiziki bir dönüşüm değildi, zihniyet ve perspektif dönüşümü idi. Artık askerlerimiz dünyada ABD’nin perspektifinden bakmaya başlamıştı. ABD’nin çıkarları Türkiye’nin çıkarları gibi algılanıyordu. Kurmay Albay Ahmet Yıldız “İhtilalin İçinden: Anılar, Değerlendirmeler” kitabında bunu şöyle anlatır: "Çoğumuz o denli Amerikancı olmuştuk ki, onların yaptıklarını eleştirmeyi hatta kendi başımıza girişimlerde bulunmayı savunmayı suç sayabiliyorduk. Bizleri o denli etkilemişlerdi ve beyin yıkama taktiğini o denli başarılı uygulamakta idiler ki, kimi söylem ve deyimleri bizler de gerçeği gibi değil de onların verdiği ad ve anlamlarıyla benimsiyorduk." “Kıyafetten kara kazana kadar her şey değişti, bütün askeri okullarımız Amerikan askeri okullarına benzetildi” diyen Kurmay Binbaşı Orhan Erkanlı da (27 Mayıs MBK üyesidir) buna benzer örnekleri anılarında yazar. Altıncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk de Deniz Kuvvetleri Komutanı olduğu dönemde NATO’ya üye olmanın maliyetinin “bağımlılığa” evrildiğini yansıtan bir anektod anlatır. Kıbrıs’ta silah bekleyen Türk Mukavemet Teşkilatı liderlerinden İsmail Kansu’ya şöyle der: "Donanmamızın tüm gemileri NATO emrindedir. En kü- çük gemilere varıncaya kadar hepsinin her an nerede olduğu NATO Başkomutanlığı’nca izlenmektedir. Herhangi bir gemimiz görev yeri dışına çıktığı takdirde hemen anlarlar ve araştırmaya kalkarlar. Bu da silah sevkiyatı faaliyetlerinin açığa çıkmasına neden olabilir. Bu sebeple silah sevkiyatı günlerinde bir gemi tahsis etmemiz mümkün olmayacaktır." 5.Bir de “ikili anlaşmalar” mevzusu var. Ki, anlatması uzun sürecek ayrı bir trajik hikayedir. NATO üyeleri arasında 1951 yılında imzalanan NATO Kuvvetleri Statü Sözleşmesi'nin 3. Maddesi NATO üyeleri arasında “ikili anlaşmalar” yapmasına imkan tanıyordu. Bu maddeye dayanarak Türkiye ve ABD arasında “sayısı belirsiz” ikili anlaşma yapılmıştır. Sayısı belirsiz derken bunu bir retorik olarak söylemiyorum. Bu anlaşmaların kaç tane olduğu geçmişte Senato’da tartışma konusu olmuştur. Örneğin Süleyman Demirel 1966'da basına yaptığı bir açıklamada Amerika ile NATO çerçevesinde yapılan ikili anlaşmaların “55 civarında” olduğunu söylemiştir. Demirel 1970 yılında yaptığı basın toplantısında verdiği sayıyı değiştirmiş, iki ülke arasında imzalanan ikili anlaşmaların 91 adet olduğunu söylemiştir. Burada önemli bir ayrıntı daha vardır: Demirel'in açıkladığına göre, bu anlaşmalardan sadece 16 tanesi kanunla onaylanmıştır. Demirel’in yıllar sonra Çetin Yetkin’e verdiği röportajda söyledikleri çarpıcıdır: "Bununla birlikte iki şeyi söylemem lazım. Türkiye, Amerika ile içli dışlı olmuştu. Münasebetler, devletten devlete olan münasebeti biraz aşmış bulunuyordu. Bunu nerede görüyoruz derseniz, şurada görüyoruz: Antlaşmalar yapmışız, bunlar 'ikili antlaşmalar' diye sonra çok tartışılmıştır. Mesela, iki taraftan iki yüzbaşı oturmuş bir mektup imzalamışlar, bu da antlaşma olmuş. Hemen hemen yüzlerce böyle misal ortaya çıkmıştır..." İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker “Demokrasimizim İsmet Paşalı Yılları” kitabında Demirel’in söylemek istediklerini açıkça anlatır: "Amerikalıları asıl ilgilendiren, Türkiye'de üsler kurmaktı. Bunlar resmen NATO üsleri olacaktı, ama Amerikalılar yönlendireceklerdi. Kullanacaklardı. Bu üsler sonraları çok baş ağrıtacak, çok da mürekkep döktürtecekti. NATO üsleri vardı. Amerikan üsleri vardı. Bir de hiç bilinmeyen üsler vardı. Bunlar nasıl oluşmuştu? Bir kokteyl partide bir Amerikalı subay bizim bir yüksek komutandan bir yer istemiş, ona peki denilmişti. Bu söz üzerine Amerikalılar gidip orada üs kurmuşlardı. Ne protokol, ne bir anlaşma, hatta ne bir imza, ne de bilgi... İlk günlerin dostluğu bu kadar düzeysiz, sorumsuz şekilde başlatılmıştı." 6.Yazı biraz uzadı ama 1964 Kıbrıs Krizi’ne de kısaca değinmem gerekir. Çünkü bu olay, Kore'de NATO'ya girmek için ödediğimiz bedelin, Türkiye'nin menfaatleri söz konusu olduğunda ABD tarafından hiç de önemsenmediğini ortaya koyması açısından kritiktir. Malum olduğu üzere Kıbrıs’ta soydaşlarımıza yönelik katliamlar vardı. Türkiye müdahale etmek isteyince ABD Başkanı Lyndon Johnson İnönü’ye bir mektup göndermiş ve Türkiye’nin müdahale etmesi halinde Türkiye’yi tehdit etmişti. Bu mektup ağır ve diplomatik dilden çok uzaktı. Nitekim siyasi literatürde “diplomatik atom bombası” olarak da geçer. Neticede Türkiye müdahale edememişti. Buna tepki olarak da Kore gazileri ABD tarafından verilen madalyalarını iade etmişlerdi. Başka pek çok daha örnek verilebilir ama sonuç olarak şunu söylemek isterim: NATO “güvenlik vaadi” karşılığında bağımlılık getiren bir organizasyondur. Dahası, ABD küresel bir imparatorluğunu kurarken NATO’yu kullanmış, başka ülkelerin askerleriyle çalışmanın “ekonomik” olacağını düşünmüştür. Oral Sander ABD bakış açısını anlatan çarpıcı aktarım yapar. ABD’lilere göre bir Amerikan askerinin yıllık maliyetinin 3511 dolar olmasına karşılık, bir Türk askerinin yıllık maliyeti 105 dolar ediyordu. M. Ali Birand'ın 1983 tarihinde Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan Richard Burt ve Richard Perle ile yaptığı söyleşide de, Burt: "Bir tek Amerikan askerini Türkiye'de tutmak bize yılda 90 bin dolara mal oluyor, oysa bir Türk askerinin Türkiye'ye maliyeti yılda 6 bin dolardır." diyecekti. Türkiye'nin NATO'ya alınmasıyla birlikte, Türk askeri, ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarının korunmasında oldukça ucuza getirilmiş oluyordu. Kuşkusuz bunu bazı siyasetçiler ve komutanlar anlamışlardır. Ne var ki özellikle “sağ siyaset” ABD’nin 1950’lerde yaptığı koşullandırmalarla hareket etmeye devam etmektedir. NATO bir işgal organizasyonudur derken sadece fiziksel bir işgalden söz etmiyoruz, bu koşullanmadan da söz ediyoruz. Bu şartlanmışlıktan kurtulmak Türkiye’nin önünü açacak, dünyaya ABD ve Batı’nın dışında başka pencerelerden de bakmanın mümkün olduğunu görecektir.
Murat Hazine@murat_hazine

Ben Mücahit Bey’in hangi alanda akademisyen olduğunu bilmiyorum. Ancak NATO’nun bir ittifak olarak Türkiye için nasıl anlam taşıdığını bilmemesi bana makul gelmiyor. Ben kendisine biraz davranışsal olarak NATO’nun Türkiye için taşıdığı anlamı anlatmaya çalışayım. Dünya bir orman. Bu ormanda birbirini yemek için fırsat kollayan çeşitli güçlerde hayvanlar yaşıyor. Ama özellikle en büyük birkaç hayvan küçük hayvanları kendi taraflarında olmaya zorluyor. Tek başına kendisini koruyamayan bazı hayvanlar bir gün büyük ve güçlü bir hayvandan teklif alıyor. Kendi şemsiyesi altına giren hayvanları diğer büyük hayvanlara karşı koruyacaktır. Buna karşılık bu hayvanları güçlendirecek ve zamanla kendilerini de koruyabilir hale getirecektir. Hayvanlar bir bakarlar ki herkes kabul etmeye dünden razı. Böylece ittifak kurulur ve diğerleri de benzer ittifaklar kurarak daha güçlü olmaya çalışırlar. Bu yeni dönem böylece eskisi gibi her gün bir hayvanın yendiği bir zaman dilimi olmaz. Tamamen kuralsız olan orman böylece keyfine göre hayvan yemenin çok zor olduğu ve sadece büyük hayvanların gücünün yettiği hayvanları yiyebildikleri bir döneme geçiyor. Bu arada küçük hayvanların bazıları bu büyük hayvanlar tarafından daha kaslı ve güçlü hale getiriliyor. Buna karşılık büyük hayvanlar onların yaşam alanlarına rahatça girebiliyor. İşte biz, bu garip hikayenin başında ormandaki küçükler arasındaydık. Sonra kaslı ve güçlüler arasına alındık. Neyi anlatmaya çalışıyorum? Bugün Kaan diye bir savaş uçağı üretebiliyorsak bu NATO’nun içerisinde olup F-16 dahil pek çok savaş uçağının üretiminde rol oynamış olmamızla ilgili. Bugün Baykar’ın insansız sistemlere dair yetkinliğinin önemli bir kısmı ABD’de alınmış eğitime dayanıyor. Bugün uydular dahil gelişmiş istihbarat teknolojilerine sahipsek bunun nasıl yapıldığını NATO dahil Batılı istihbarat kuruluşlarını yakından görerek öğrendik. Aksine bir bakın bakalım. Rusya ile aynı havuzda olup uydu üreten kimse var mı? Moskova’nın uydusu olup Mig yahut SU benzeri uçak üreten var mı? Yani hayat ve hassaten devlet yönetimi ideolojik hatta romantik temellerde ilerlemiyor. İdeallerin hakim olduğu bir ormanda değil vahşi bir çatışmanın dünyasında yaşıyoruz. NATO bir gün biter mi? Biterse ormanda ne olduğuna bakar, ona göre bir karar alırız elbette ama bugün içerisinde olduğumuz ittifaktan sonuna kadar faydalanmak makul bir karar. Mesela Akdeniz’e gemi getirip üzerimizde uçan başıboş İran füzelerini vurması dahi NATO ile ittifakın Türkiye için rasyonel olduğunu ispata yeter.

Türkçe
19
99
296
24.4K
Arslan Ateş
Arslan Ateş@arslanates·
Genel İdare Kurulu toplantısını gerçekleştirdik. Önemli gündemler. Alınan kararların hayırlı olmasını diliyorum. @SaadetPartisi
Arslan Ateş tweet mediaArslan Ateş tweet mediaArslan Ateş tweet media
Türkçe
0
8
78
1.1K
Arslan Ateş retuiteado
AGD İstanbul
AGD İstanbul@agdistanbul·
📌 Siyonist Planın Karşısında: İran’da, Lübnan’da, Filistin’de Kardeşlerimizin Yanındayız! 📍 Fatih Camii’nden Saraçhane Meydanı’na Yürüyüş ve Basın Açıklaması 🕐 4 Nisan Cumartesi – Yatsı Namazı #SiyonistPlanaKarşı #KardeşlerimizinYanındayız
Türkçe
25
238
720
9K
Arslan Ateş retuiteado
Mahmut Arıkan
Mahmut Arıkan@mahmutarikansp·
Bugün, coğrafyamızın ihtiyacı olan; İsrail’in Abraham Anlaşmaları değil; Türkiye’nin öncülük edeceği İbrahim Anlaşmalarıdır.
Türkçe
28
215
1K
12.9K
Arslan Ateş retuiteado
ihsan aktas
ihsan aktas@ihsanaktas·
"İRAN HAKKINDA MUHTEŞEM BİR YAZI !!!!!" Alon Mizrahi, İsrailli bir gazeteci ve dünyanın en saygın Yahudilerinden biri: "Tarihe tanıklık ediyoruz. İran, herkesin şaşkınlığına rağmen, Amerikan üslerini o kadar kapsamlı, o kadar büyük ölçekli ve o kadar kararlı bir şekilde yok ediyor ki, dünya buna hazır değil." İran, 4 gün içinde bölgedeki askeri üstünlük alanını genişletmeyi başardı. İran, dünyanın en değerli ve pahalı askeri üslerini, mülklerini ve teçhizatlarını imha etti. Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan'daki Amerikan üsleri, tüm dünyadaki en büyük askeri tesisler arasında yer alıyor. Bu tesislerin inşası, onlarca yıl boyunca trilyonlarca dolara mal oldu. 30 yılı aşkın süredir yapılan askeri harcamaların büyük bir kısmının boşa gittiğinden bahsediyoruz. Yüz milyonlarca dolar değerindeki radarların bir anda imha edildiğini görüyoruz. Tüm askeri üslerin terk edildiğini, yakıldığını, yağmalandığını ve yok edildiğini görüyoruz. Ve size söylüyorum, bildiğim kadarıyla ABD, Pearl Harbor hariç, tüm tarihinde böyle bir yıkım yaşamadı; ama o sadece bir saldırıydı. Geleneksel bir savaşta hiçbir düşman, İran'ın şu anda Amerikan askeri güçlerine yaptığı gibi bir şey yapmadı. İnanması güç. Askeri durum o kadar ciddi ki, sansür bu savaşla ilgili neredeyse tüm yeni bilgileri engelliyor. Fark ettiyseniz, her geçen gün daha az bilgi ediniyoruz. Otuz beş yıl önce, ilk Irak savaşı sırasında, Irak'tan sayısız görüntü izledik. O zamanlar akıllı bombalar ve kameralar yeni bir şeydi, ama her gece gece çekimleri gösteriliyordu. Şimdi ise neredeyse hiç video göremiyoruz. Şunu anlayın! Güya dünyanın en büyük askeri gücü, dünyanın en büyük hava gücüne sahip ülkesi burası ve ABD'nin İran savunmasını kırdığı güya dördüncü gününde, İran semalarında Amerikan üstünlüğüne dair hiçbir işaret görmüyoruz. Tahran veya İran'ın herhangi bir başka bölgesinin üzerinde uçan uçaklarımızın video kayıtları nerede? Amerikan askerleri İran topraklarına ayak basmayı hayal bile edemiyor. Bu savaşın ne kadar umutsuz olduğunu anlamak için, dördüncü günde Trump yönetiminden en akıl almaz öneri ve fikirleri duyuyorsunuz. Basra Körfezi'nden ayrılan petrol tankerlerine askeri refakat göndermeyi öneriyorlar. Ne saçmalıyorsunuz siz! Binlerce İran füzesinin imha bölgesine Amerikan gemileri mi göndermek istiyorsunuz? Şu anda Hürmüz Boğazı'ndan kimse geçemiyor. İranlılar on yıllardır buna hazırlanıyor. Kürt milislerini silahlandırıp İran'ı işgal etme fikrini açıkça ortaya atıyorlar. Ne saçmalıyorsunuz siz? İran haritasını gördünüz mü!? Görünüşe göre Trump yönetimi İran haritasını hiç görmemiş! Ne kadar büyük olduğunu biliyor musunuz? İran'ı işgal etmek ne demek!? 10.000 kişilik bir milis gücünün İran'ı işgal edebileceğini mi düşünüyorsunuz!? Ya da 50.000? Ya da 100.000? İran onları yutar. ABD ve İsrail bu savaşı çoktan kaybetti. ABD ve İsrail milyonlarca sivili evlerinde öldürebilir. Güçlü bombaları var ve binaları havaya uçurabilirler, ama bu savaşı kazanamayacaklar. İran'ın askeri altyapısı ve silahları İran'ın her yerinde yerin derinliklerinde bulunuyor. Ne Amerikalıların ne de özellikle İsraillilerin bunlara ulaşma şansı yok. Çok kötü bir durumdalar. Başlattıkları işi bitirme şansları yok. Bütün bunlar bittiğinde, ABD asla Batı Asya'ya geri dönmeyecek. Orta Doğu'da Amerikan varlığı kalmayacak. Bunu size şimdiden kesin olarak söylüyorum." © David Z t.me/Palestinianspi
Türkçe
42
407
922
57.7K
Arslan Ateş
Arslan Ateş@arslanates·
Kiminle sevineceğini kiminle üzüleceğini bilemeyen yurdum insanı…
Türkçe
0
1
21
468