Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin

6.2K posts

Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin

Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin

@profmsbilgin

Eski Rektör, AYBÜ Uİ; MA Univ of Connecticut, PhD Univ of Birmingham

शामिल हुए Temmuz 2016
1.1K फ़ॉलोइंग2.9K फ़ॉलोवर्स
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Rubin, son zamanlarda ABD ve İsrailde değişik mahfillerde dile getirilen muhtemel bir İsrail Türkiye savaşını ele almış ama Türkiyeyi 1960lardaki Mısır devletiyle de karşılaştırma gafletinde bulunarak analizini çöpe çevirmiş. Birincisi tarihsel anakronizm yapıyor ikincisi ise batıl kıyas yaparak (elma ile armudun mukayesesi) yanlış analojilerle yanlış jeopolitik analiz yapıyor Yine de dile getirdiği bazı noktaları acilen dikkate almak gerekiyor Birincisi Türkiyenin stratejik silah fabrikaları, mühimmat ve diğer tüm stratejik araç gereçlerinin İranda olduğu gibi yer altına taşınarak tam güvenlik altına alınması İkincisi ise istihbarat faaliyetlerini en üst seviyeye çıkararak İsrailin muhtemel ve ani bir ‘önleyici saldırı’ olsalığına karşı önceden gerekli istihbaratın sağlanması ve buna yönelik olarak ta tüm tedbirlerin alınması Ata sözümüzde de ifade edildiği gibi barış ve güvenliğin garantisi, her an cenge hazırlıklı olmaktan geçer
Michael Rubin@mrubin1971

“1967’de İsrail, Mısır’ı sadece altı günde yenilgiye uğrattı. İsrail aynı şeyi Türkiye’ye karşı yapabilir mi?” 1945 Michael Rubin tarafından 16 Nisan 2026 19fortyfive.com/2026/04/destro… Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır, İsrail’e yönelik görüşlerini gizlemiyordu. Temmuz 1959’da, “O mikrobu, İsrail’i yok etmek için kesin bir savaş istiyoruz,” diye ilan etti. Ertesi yıl, Kahire Radyosu şu yayını yaptı: “Kesin savaşa hazırlanıyoruz ve doğru zamanda güç ve hızla saldıracağız.” 1960’ların ortalarında Suriye kaynaklı terör, Nasır’ın önüne geçme tehdidi oluştururken, Mısırlı lider İsrail karşıtı söylem ve gösterilerini daha da artırdı. Mart 1965’te, İsrail Batı Şeria ve Gazze’yi işgal etmeden iki yıl önce, Nasır şöyle dedi: “Filistin’e toprağı kumla kaplıyken girmeyeceğiz, toprağı kanla doymuş halde gireceğiz.” Sekiz ay sonra ise, “Hedefimiz İsrail Devleti’nin yok edilmesidir. Acil hedef: Arap askeri gücünün mükemmelleştirilmesi. Ulusal hedef: İsrail’in ortadan kaldırılmasıdır,” diye açıkladı. Nasır daha sonra Tiran Boğazı’nı ve Süveyş Kanalı’nı İsrail gemilerine kapatıp ordusunu seferber ettiğinde, İsrailliler tehdidin sadece retorikten ibaret olmadığını anladı. Tarihçiler ve hukukçular “yakın tehdit” kavramını tartışabilir, ancak varoluş meselesi akademik bir sorun ya da sonradan yapılacak bir “nerede hata yapıldı” incelemesinin konusu olmamalıdır. İsrail’in düşmanları her zaman stratejik derinliğe sahip olmuştur. Mısır, yüzölçümü bakımından İsrail’den yaklaşık 40 kat büyüktür. En dar noktasında İsrail’in genişliği dokuz milden (yaklaşık 14 km) daha azdır. Bugün tarih tekerrür ediyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, içerideki ekonomik başarısızlık ve siyasi huzursuzluktan dikkatleri başka yöne çekmeye ve dışarıda liderlik iddiası ortaya koymaya çalışırken, İsrail’e yönelik saldırgan söylemini Nasır’ın stratejisine benzer şekilde artırmıştır. Nasır gibi, söylemini askeri yığınakla da desteklemiştir. Bugün Erdoğan açıkça savaş tehdidinde bulunmaktadır. Türkiye’nin Dağlık Karabağ’da yaptığı gibi İsrail’e girebileceğini söyleyerek tehdit etmiştir. Sonuçta Türkiye’nin desteklediği Azerbaycan güçleri, tüm nüfusu etnik temizlikle bölgeden çıkarmış, geride kalan az sayıdaki kişiyi ise başlarını keserek öldürmüştür. Nisan 2026’da Türkiye, limanlarına yanaşan gemilerin İsrail ile hiçbir bağlantısı olmamasını şart koşarak “yumuşak” bir abluka başlattı. 10 Nisan 2026’da Erdoğan hükümeti, Hamas’a yardım götürmeye çalışan bir filoyu durdurduğu gerekçesiyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında 4.500 yıldan fazla hapis talebiyle iddianame hazırladı. Perde arkasında ise Türkiye, yalnızca Suriye’nin İsrail’e saldırı kapasitesini artırmaya çalışmakla kalmıyor, aynı zamanda bölgedeki birçok ülkenin savunma ve istihbarat yetkililerine göre İran’ın yerine geçerek Hizbullah için bir can damarı haline geliyor. Türkiye’nin insansız hava aracı fabrikaları, İsrail savunmasını aşabilecek silahlar üretmektedir. Olası bir Trump yönetiminin Türkiye’ye F-35 savaş uçakları satışı, İsrail’in niteliksel üstünlüğünü zayıflatabilir. Bu arada Türkiye’nin İran’ın izlediği yolu takip ederek nükleer silah kapasitesine ulaşma ihtimali de giderek belirginleşmektedir. Diplomatlar gerilimi küçümsemeye çalışabilir, ancak bölgede yaşayanlar için gerçekler, temennilerden daha önemlidir. 2026 Türkiye’si, 1966 Mısır’ına denktir. Diktatörler, Yahudi devletine karşı kamuoyunu kışkırtmaya çalışmaktadır. Uzlaşmanın mümkün olmadığı ideolojik nedenler, Nasır’ı motive etmiş ve Erdoğan’ın nefretini beslemektedir. İsrailli liderler, Erdoğan’ın sözlerini eyleme dökmeyeceği yönünde herhangi bir yanılgıya kapılmamalıdır. ABD’nin, Erdoğan’ın işgal altındaki Kuzey Kıbrıs’a F-16 konuşlandırmasına karşı hareketsiz kalması, Türk lideri her şeyi yapabileceğine daha fazla inandırmaktadır. Beyaz Saray da bundan sonra ne olabileceği konusunda yanılgıya kapılmamalıdır. 5 Haziran 1967’de İsrail, Odak Harekâtı’nı başlatarak Mısır hava kuvvetlerini, yerdeki 300’den fazla uçağıyla birlikte yok etti. Varoluşsal tehditlerin doğası, çaresiz önlemler gerektirmesidir. Basitçe söylemek gerekirse, eğer İsrail Türkiye’nin hava gücü, donanması ve askeri sanayi tesislerinin kendi varlığına tehdit oluşturduğundan korkarsa, bu tehdidi önlemek için yeni bir Odak Harekâtı başlatmaktan başka seçeneği kalmayacaktır. 1967’de Nasır’ın ordusu bugünkü Erdoğan’ın ordusuna benzerdi: büyük ama abartılmış. Erdoğan’ın ideolojik tasfiyeleri de Türkiye’nin kapasitesini zayıflatmıştır. Türk liderliğini saran paranoya nedeniyle, İsrail Hava Kuvvetleri operasyonlarını Erdoğan’ın yurtdışı ziyaretlerinden birine çıktığı zamanlara denk getirmelidir. Erdoğan, eski istihbarat şefi Hakan Fidan ve halefi İbrahim Kalın gibi ikinci kademe isimlere dayanır, ancak bu kişiler müttefik oldukları kadar rakiptir de. Birine ya da her ikisine yönelik bir darbe, oluşacak boşluğu daha da büyütecektir. İsrail daha sonra Kuzey Kıbrıs’taki, İncirlik, İzmir, Diyarbakır ve yarım düzine diğer şehirdeki üslerde bulunan Türk F-16’larını ve diğer uçaklarını hedef alabilir. İsrail savaş uçaklarının ayrıca Türk Donanması’nın ana üssü olan Gölcük ile Aksaz, Foça ve işgal altındaki Hatay’daki İskenderun’u hedef alması muhtemeldir. Türkiye’nin karşılık verme ve toparlanma kapasitesini zayıflatmak için İsrail’in ayrıca Türkiye’nin silah üretiminin büyük bölümünü gerçekleştirdiği Türk Havacılık ve Uzay Sanayii tesislerini hedef alması gerekir. Bayraktar TB2 ve Akıncı üretimindeki rolü nedeniyle Baykar’ın merkez, personel ve tesislerinin de hedef alınması muhtemeldir. Ankara merkezli BMS Savunma, gözetleme dronları üretmektedir ve olası hedefler arasında yer alabilir. Türk radar ve hava savunma sistemleri ise büyük ihtimalle ilk dakikalarda etkisiz hale getirilecektir. Türkiye, kendisini NATO şemsiyesi altında güvende sanabilir, ancak durum böyle değildir. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın kolektif savunma maddesi olan 5. Madde, çeşitli boşluklar barındırmaktadır. “Silahlı saldırı”nın neyi kapsadığı tartışmaya açıktır; özellikle NATO üyeleri Erdoğan’ın tehditlerini kışkırtıcı olarak görürse. NATO’nun oybirliği ile karar alması nedeniyle, herhangi bir üye teorik olarak 5. Maddenin uygulanmasını engelleyebilir. Bu durum, uzun süredir NATO içindeki uzlaşıyı kendi çıkarları doğrultusunda engelleme tehdidini kullanan Türkiye’ye karşı aynı yöntemin uygulanması anlamına gelebilir. Elbette İsrail’in Türkiye’nin vereceği karşılığa hazırlıklı olması gerekir; bu karşılık güçlü olacaktır. Ancak Türkiye ile İsrail arasında savaş kaçınılmazsa, saldırının zamanlamasını belirlemek ve en avantajlı konuma geçmek için önleyici bir saldırı giderek daha gerekli hale gelecektir. Ayrıca, Türkiye’nin Mısır’dan farklı olarak İsrail ile kara sınırı bulunmadığı ve uluslararası toplumun sükûnet çağrısı yapacağı göz önüne alındığında, İsrail geleneksel Arap devlet stratejisini taklit ederek önce saldırıp ardından ateşkes arayabilir. Böyle bir durumda ABD Donanması, sükûneti sağlamak için Doğu Akdeniz’e konuşlanabilir.

Türkçe
5
2
8
345
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Evet konunun uzmanı Justin McCarty ve Türk Tarihçilerine göre modern tarihin en büyük soykırımlarından biri olan Balkan kıyım ve kırımı adil hafıza ve tarihin gelecek kuşaklara aktarılması bakımlarından mutlaka resmi olarak anılmalı ve gerekli ilmi çalışmalar tamamlanmalıdır
Gökşen Anıl Ulukuş@goksenAulukus

Balkanlar’da Türklere gerçek mânâda soykırım yapıldı ama bir Balkan Türk Soykırımı anma günümüz bile yok. Bu bilinci aşılamayınca Bulgaristan’da, Yunanistan’da soykırıma uğrayıp kurtulabilen muhacirlerin torunları kendilerini Bulgar, Yunan zannediyor.

Türkçe
0
0
2
192
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin@profmsbilgin·
Bunu bilmek için Ray Dalio’ya gerek yok İbn Haldun, Tynbee, Spencer gibi filozoflar ya da Mahan, McKinder, Paul Kennedy gibi Jeopolitik uzmanları ya da bizim gibi siyasi tarihçiler az çok olan bitenden ya da ortaya çıkan işaretlerden zamanın nereye akacağı olayların devletlerin ve uluslararası sistemin nereye varacağı tahmin edilebilir Bir Süveyş Krizi benzerinin Hürmüz’de yaşandığı açıktır Değişen aktörler ve devletler olsa da format aynıdır Mutlaka Hürmüz Krizinin bölgesel ve sistemik etkileri ve devletler üzerinde farklı etkileri olacaktır Tarih dediğimiz şey de budur zaten Yeni bir tarih vücut buluyor
Penguin X@ThePenguinBTC

İran savaşının sonucu sadece Ortadoğu'yu değil tüm dünya düzenini belirleyebilir. Ray Dalio son makalesinde çok önemli bir şey söyledi. "Dünyanın baskın gücü askeri ve finansal kontrolünü kaybettiğini gösterdiğinde müttefiklerin güvenini kaybetmesini izleyin." Bu cümle soyut gibi görünüyor ama değil. Size ne demek olduğunu anlatacağım. Büyük güçler için algı gerçeklikten daha önemlidir. Bir ülke ne kadar güçlü olduğuyla değil ne kadar güçlü göründüğüyle ayakta kalır. Tarih bunu defalarca gösterdi. Osmanlı İmparatorluğu 600 yıl boyunca dünyanın en güçlü devletlerinden biriydi. Üç kıtaya hükmediyordu. Ordusu Avrupa'yı titreten bir güçtü. Ama bir noktada genişleme durdu ve sorunlar başladı. Osmanlı askeri olarak aşırı genişlemişti. Avrupa'dan Ortadoğu'ya, Afrika'dan Kafkasya'ya kadar her yerde asker vardı. Her sınır bir taahhüttü. Her taahhüt bir maliyetti. Aynı dönemde bir şey daha oldu. Avrupa teknolojide hızla ilerliyordu. Sanayi devrimi başlamıştı. Yeni silahlar, yeni gemiler, yeni üretim yöntemleri. Osmanlı bu yarışta geride kaldı. Askeri genişleme devam ediyordu ama teknolojik ilerleme duraklamıştı. Sonra bir algı oluştu. Avrupa Osmanlı'ya "Avrupa'nın Hasta Adamı" lakabını taktı. Osmanlı hala güçlüydü. Hala büyük bir ordusu vardı. Hala geniş toprakları vardı. Ama algı değişmişti. Avrupa artık Osmanlı'yı güçlü bir rakip olarak görmüyordu. Osmanlı bir savaşta değil bir algıda çöktü. Şimdi bugüne bakın. ABD'nin 750-800 askeri üssü var. 70-80 ülkede. Dünyanın her köşesinde asker var. Her üs bir taahhüt. Her taahhüt bir maliyet. Çin'in 1 askeri üssü var. ABD askeri olarak genişliyor. Tıpkı Osmanlı gibi. Peki teknolojide ne oluyor? Harvard Üniversitesi'nden bir ekonomist çarpıcı bir veri paylaştı. ABD ekonomisinden yapay zeka yatırımlarını çıkardığınızda büyüme %0.1. Neredeyse sıfır. Goldman Sachs baş ekonomisti aynı şeyi söyledi. Yapay zeka ABD ekonomisine neredeyse sıfır katkı sağladı. Peki Çin? Çin %5 büyüdü. Enerji üretiminde ABD'nin 3 katı önde. Üretimde 2 kat önde. Robot üretiminde lider. Elektrikli araçta lider. 5G'de lider. Bir tarafta askeri olarak genişleyen ama ekonomisi yapay zekayı çıkarınca neredeyse büyümeyen bir ülke. Diğer tarafta askeri olarak tutumlu ama teknolojide ve üretimde hızla büyüyen bir ülke. Osmanlı askeri olarak genişlerken Avrupa teknolojide ilerliyordu. Bugün ABD askeri olarak genişlerken Çin teknolojide ve üretimde ilerliyor. Kalıp tanıdık mı? Tam bu noktada İran savaşı devreye giriyor. Dalio diyor ki ABD'nin İran savaşındaki performansını tüm dünya izliyor. Müttefiklerini ne kadar iyi koruduğunu ya da koruyamadığını not ediyor. Topraklarında ABD üssü bulunan ülkelerin liderleri Körfez'deki ABD üslerine sahip ülkelerin başına gelenlere bakarak ders çıkarıyor. Körfez ülkeleri onlarca yıldır ABD'ye güvenlik için trilyonlarca dolar ödedi. Üsler kuruldu. Savunma sistemleri alındı. İran savaşı başladığında ne oldu? 35 bin dolarlık drone’lar milyarlarca dolarlık savunma sistemlerini bazı noktalarda aştı. Bazı tesisler vuruldu, limanlar hasar gördü. Suudi yetkililer kamuoyu önünde ABD’ye olan bağımlılık döneminin bittiği yönünde mesajlar verdi. 50 yıllık müttefik bunu dünya basınının önünde söylüyorsa bu sıradan bir açıklama değil. Bu dünyaya verilen bir mesaj. NATO İran savaşında tam destek vermedi. Dünyanın en büyük askeri ittifakı mesafe koydu. Dalio bu sinyalleri okuyor ve uyarıyor. Ülkeler artık ABD'nin kendilerini koruyacağından emin değil. Kendi güvenliklerini kendileri sağlamayı düşünmeye başlıyorlar. Dalio en önemli tespitini yapıyor. Hangi ülkenin kazanacağını belirleyen en güvenilir gösterge en güçlü olan değil en uzun süre acıya dayanabilen. İran için bu savaş varoluşsal. ABD için benzin fiyatları ve ara seçimler. Bu asimetri dengeleri değiştirebilir. Şimdi iki senaryoya bakalım. ABD İran savaşından istediğini alarak çıkarsa algı korunur. Ortaklar güvenmeye devam eder. Dolar güçlü kalır. Düzen sürer. ABD eli zayıf çıkarsa soru işaretleri başlar. Müttefikler hesaplarını yeniden yapar. Para güvenli gördüğü yere akar. Dengeler kayar. Osmanlı'ya "Hasta Adam" denildiğinde hala güçlüydü. Ama algı değişmişti. Algı değişince gerçeklik de değişti. Bugün o algı ABD için soruluyor. ABD hala o güçlü mü? Cevabı İran savaşı verecek. Bu benim kişisel analizim. Sen bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

Türkçe
0
0
3
125
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin@profmsbilgin·
Pakistan yanı başında Hint tehdidi varken tek başına körfezin güvenliğini sağlayamaz Ama bu yine de olumlu bir adımdır Körfezde Pakistan dahil bir güvenlik mimarisi oluşturabilecek tek İslam ülkesi Türkiyedir Bölgede tarihten gelen Türk ve Osmanlı mirası da bunu gerektirir Bunu kaç aydır söylüyoruz Türkiyenin diplomat, bürokrat ve akademisyenlerinin bu hususu körfez ülkeleri yöneticilerine iyi anlatması gerekir Eğer Türkiyenin liderlik edeceği bir güvenlik ve işbirliği mimarisi şimdi kurulmayacaksa ne zaman kurulacak Uluslararası siyasi ve jeopolitik konjektür buna her zaman fırsat tanır mı Fırsatlar zamanında değerlendirilirse bir işe yarar
Selâmi Haktan@slmhktn

🔴Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan: “Başkalarına bağımlılık dönemi sona erdi” Bu açıklama, ABD’nin Suudi Arabistan’dan çekilebileceğine dair bir işaret olarak görülüyor ve muhtemelen oluşacak boşluğu Pakistan Hava Kuvvetleri dolduracak.

Türkçe
0
0
1
103
Daffy Trader
Daffy Trader@Duffytrader·
TRUMP’IN GİZLİ PLANI ORTAYA ÇIKTI. 121 Tanker ABD’ye gidiyor. Trump bunu aylar önce planlamış. Kimse fark etmemiş. Dün Hürmüz’e abluka ilan edildi. Bugün Meksika Körfezi’ne bak. Tankerlerle tıklım tıklım. Dev tankerler sıra sıra ABD limanlarına yanaşıyor. Trump’ın kendi sözleriyle: “Güzel dev tankerler ülkemize geliyor. Petrol ve gazla dolduruyoruz. Görmesi bile güzel.” Dur bir saniye. Abluka dün açıklandı. Bu tankerler bugün geldi. Lojistik bu kadar hızlı işlemez. Rotalar çizilmeden, müşteriler belirlenmeden, altyapı hazırlanmadan bu tablo oluşmaz. Yani Trump düğmeye dün basmadı. Haftalar önce bastı. Belki aylar önce. İran boğazı haraç kapısına çevirirken Trump sessiz kaldı diye herkes dalga geçti. Planı yokmuş dediler. Zayıf kaldı dediler. Meğer adam satrançtaymış, herkes dama oynuyormuş. Şimdi tablo şu: İran tek varil satamıyor. Müşterisi yok. Boğazda ABD donanması var. 15+ savaş gemisi pozisyonda. Tankerler ABD’den dolup Avrupa’ya Asya’ya gidiyor. Enerji akışının yönü resmen değişti. Çin “Hürmüz bize açık” diyor ama fiili durum ortada. Boğazı kontrol eden kuralı koyar. Şu an kontrolde olan ABD. Bu sadece İran meselesi değil. Enerji kimin elindeyse dış politika da onun elinde. Dolar da onun elinde. Askeri güç de onun elinde. Trump tek hamleyle hepsini birden oynadı. Sence bu yeni enerji düzeni kalıcı mı yoksa İran masaya oturunca kartlar yeniden mi karılır?
Türkçe
202
763
3.2K
640.1K
Enbiya Yıldırım
Enbiya Yıldırım@enbiya_yildirim·
Bugün benim için çok mutlu bir gündü. Elhamdülillah. 20 yaşına kadar yaşamış olduğum, çocukluğumun etrafında geçtiği, müzeden camiye çevrilen Kariye Camii’nde ilk cuma vaazını verip namazı kıldırmak bana nasip oldu. Vesile olanlardan rabbim razı olsun. Kıyamete dek cami kalsın.
Enbiya Yıldırım tweet media
Türkçe
32
53
1.1K
199.6K
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin@profmsbilgin·
Evet Hürmüz krizi Amerikan küresel paradigmasının değiştirmeye başladığının sinyallerini veriyor
KARATAŞ@KaratasSidki

#SONDAKİKA Japonya, İran'dan Çin yuanı karşılığında petrol satın aldığını açıkladı. ABD'ye rağmen büyük cesaret, Çin yuanı ile petrol ticareti. Yavaş yavaş ABD hakimiyeti bitiyor mu ne. Helal olsun Japonya👏👏👏

Türkçe
0
0
4
608
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin@profmsbilgin·
NATO belgeleri incelendiğinde aslında bu durum çok daha önceleri gündeme gelmişti: Türkiye, NATO’ya girdikten sonra 1953 yılında Nato’nun beyni olan ‘standing group’ ta Türkiyenin daimi olarak yer alması ve dolayısıyla da karar verici etkili durumda bulunması konumu tartışılmış ama İngiltere ve bilhassa da Fransa’nın itirazıyla bu gerçekleşmemişti. Çünkü İngiltere ve Fransa ayrıcalıklı konumlarının paylaşılmasını istememişlerdi Ancak ABD ise bilhassa da Türkiye’nin Kore Savaşlarındaki üstün performansı nedeniyle Türkiye’nin etkili bir pozisyonda bulunmasını desteklemişti Bu anlamda NATO ile ilgili bilinmeyen başka hususlar da meydana gelmişti.
Sabah@sabah

NATO’da oyun kurucu ülke Türkiye Artık planlar, Türk komutanların analizleriyle şekillenecek ✍️Okan Müderrisoğlu kaleme aldı sabah.com.tr/yazarlar/muder…

Türkçe
0
1
3
237
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin@profmsbilgin·
ABD söylendiği gibi NATO dan çıkarsa bunun bir Avrupa NATO’suna dönüşmesi gündeme gelecektir Ancak, ABD’den boşalacak caydırıcılık gücünü doldurmak hem ekonomik hem de askeri stratejik bakımlardan kolay olmayacaktır ve yıllara sari bir kuruluş sürecini gerektirecektir Stratejik ve askeri olarak başta Türkiye olmak üzere İngiltere ve Fransa bu boşluğu doldurmaya adayken mali olarak tüm Avrupa ülkelerinin mevcut durumun en az 2 kat daha fazla mali külfete katlanmaları gerekecektir
Valy 🎩🎭@liderfiscal

🚨🇪🇸 URGENTE: El primer ministro de España, Pedro Sánchez, acaba de pedir un ejército europeo común. No en 10 años. No en 2 años. Ahora. Tan pronto como mañana. La OTAN se está resquebrajando. EE.UU. se está alejando. Europa se está despertando a la realidad de que su manta de seguridad ha desaparecido. Un ejército europeo significa no más esperar el permiso de Washington. No más suplicar tropas estadounidenses. No más preguntarse si Trump contestará el teléfono. El mundo acaba de volverse más complicado. EE.UU. acaba de volverse más aislado. Y Europa acaba de dar su primer paso real hacia la independencia estratégica. Esto no es un titular. Esto es un punto de inflexión. #España #Pakistán #Israël

Türkçe
0
0
2
167
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin@profmsbilgin·
Yabancılar malesef bizi kendimizden daha iyi tanıyor ve tanımlıyor. Türkiye, Soğuk Savaş yıllarında da kilit ülke idi Ama biz yakın dönem siyasi tarihle ilgili mehaz ve membalarımızı batılı kaynaklardan aldığımız için Türkiye’ye Batılı jargonlarla kah kanat ülkesi dedik kah Batının güdümündeki ülke dedik vs vs. Halbuki, Türkiye Batı ittifakı ile birlikte hareket ederek Sovyet sisteminin iflas etmesi ve çökmesinde kilit rol oynadı. Bu kilit rolü oynayan başlıca unsur da jeopolitik konumu idi. Türkiyenin çok fazla birşey yapmasına da gerek yoktu Sadece bu konumunu normal idarei maslahat eylemesi bile yeterli olmuştur. Bu husus neo-klasik soğuk savaş tarih yazıcılığında da temel argümanlardan biridir Bunu ilk dile getirenlerden biri merhum Kemal Karpat hoca ile şahsım olmuştur Bizim literatüre kazandırdığımız ‘Triangular Strateji’ kavramı ABD’nin ‘Northern Tier’ stratejisinin yetersiz ve başarısız olduğunu ortaya koymuştu Ancak velakin günün hengame ve gulgulesi içerisinde bunları duyan, bilen ve işiten yok ya da çok az
Yekvücut@yekvucutcom

Çinli Profesör Jiang'dan Türkiye hakkında çarpıcı analiz: Türkiye: Kimsenin Dikkatini Çekmeyen Gerçek Krallık Yapıcı "Hiçbir taraf Türkiye'yi düşman edinmeyi göze alamıyor. Türkiye'nin coğrafyası, belki de şu anda dünyadaki herhangi bir ulusun en olağanüstü stratejik varlığı. Türkiye, her taraf için o kadar vazgeçilmez hale gelecek ki, bu savaş sonunda müzakere yoluyla çözüme ulaştığında tüm yollar Ankara'dan geçecek. İletişim kanalları Türk olacak."

Türkçe
0
0
2
211
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin@profmsbilgin·
M Kemal Şan hoca, kitapta işaretlediğin pasajlar ve buradaki argümanlardan da anlaşıldığı kadarıyla bazı ön kabül ve ön yargılarla yazılmış üstelik te kitabın yazılış nedeninin ön yargılara karşı bir iddiayla yazılmış olduğunun belirtilmesine rağmen Tez ve anti tez üzerinden yazılan eserlerde mutlaka bakış açıları eksikliği tarihsel bilgi eksikliği ve bütünsel bir senteze ulaşma sıkıntısı olacaktır Tabi kitabın tamamını da okumadan peşinen kesin yargıya da varmamak lazım Bunlar bizim şimdilik rezervimiz yerine geçsin
Mustafa Kemal ŞAN@mkemalsan

Ahmet Kuru Müslüman dogu neden geri kaldi kitabında sömürgecilik faktörünü fazla hafife alıyor. Batinin üstünlüğünü sebep olan bir cok faktörü ele alırken coğrafi keyifleri sömürgecilikten bağımsız zirkrediyor. İyi bir entelektüel deneme ama farklı iddialar icin tarihin önemli #

Türkçe
0
0
1
195
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin@profmsbilgin·
Kanaatimce, Arap (İslam) dünyasının en büyük sorunu orijinal bilgi üretememe sorunudur İrfani ve tasavvufi akıl mümbit ilmi geleneğini devam ettiremediği ve geçmişte kalıp donuklaştığ ve avamileştiği için ilimden uzak kaldı. Modern Arap aklı ise yabancı ideolojilerin taklitçisi olduğu ve kendi kök ve geleneğinden uzaklaştığı için kendi dertlerine deva olacak orijinal sahih bilgiyi üretemedi ve geri kaldı Böylesine deruni bir mevzuda daha pek çok şey söylenebilir yazılabilir ama özetin özeti vardığım sonuç budur
Zeynep Karataş@zainabkaratash

Arap düşünce dünyasında özellikle eleştirel akıl, modernleşme ve din–akıl ilişkisi üzerine hususi okumalarıma bir yeni ismi ekliyorum: 2016'da vefat eden Suriyeli düşünür Georges Tarabichi'yi Cabiri ile girdiği entelektüel tartışmalar vesilesiyle tanıdım. Cabiri, geri kalmışlığın sebeplerinden biri olarak Arap-İslam geleneğindeki irfani aklı- tasavvufi- işaret ediyordu. Tarabachi ise sert bir yerden itiraz ediyor Cabiri'ye ve diyor ki irfan değil, Arap aklının direkt kendi içindeki çelişkileri ilerlemenin önündeki engeldir. Cabiri'nin ''Arap Aklı'' Türkçeye çevrildi, Tarabichi'nin tenkidi de çevrilse ne güzel olur.

Türkçe
0
2
10
2.2K
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin@profmsbilgin·
Bu durduk yere ve tesadüfen olan bir şey değil Epstein dosyasını Başkana karşı kullananan ekiple Trump arasında dondurulan bir mücadelenin ısıtılmaya başlandığının işareti bunlar Başkan Trump’ın İranla ateşkes kararının ABD içi ve dışındaki siyonist lobileri çok rahatsız ettiğini tahmin etmek zor olmasa gerek First Lady’nin önümüzdeki süreçte hızlanacak bu mücadeleye karşı bir ön alma hamlesi başlatmış olabilir Süreç bunu ortaya koyacaktır
Yunus Paksoy@yunuspaksoy

Durduk yere First Lady Melania, Beyaz Saray’da ulusa seslenip neden Epstein meselesini hortlattı.. Çok tuhaf. Açıklamaları da…

Türkçe
0
0
0
160
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin@profmsbilgin·
Hürmüz krizi körfez ülkelerinin bir illüzyon içinde olduklarını ve bir serap güvenlik kuşağı içinde yaşadıklarını fazlasıyla aşikar eyledi Bundan sonra yapacakları tek iş var: akıllarını başlarına toplayıp tek güvenli liman olan Türkiye ile birleşmek. Türkiyenin bunu onlara iyi bir şekilde kavratmasının da şimdi tam vaktidir
mehmet koç@mehmet_koch

Nüfus, güç unsurlarından biridir. Körfez ülkelerinin toplam nüfusu 62 milyon. Bunun 35 milyonu yabancı uyruklu. Hint alt kıtası ve Mısır gibi ülkelerden gelen işçiler. İran'ın nüfusu yaklaşık 90 milyon. 5 milyon civarında düzenli ve düzensiz olmak üzere Afgan göçmen barındırıyor. İran nüfusu, sadece sayısal anlamda körfez ülkelerinden üstün durumda değil, aynı zamanda eğitim durumu ve nitelikli işgücü bakımından da üstün bir pozisyona sahiptir. Ayrıca mezkur ülkeler (her biri tek başına veya hepsi birlikte) hiçbir zaman İran'ı Körfezde dengeleyebilecek imkan, kabiliyet ve güçte olmadılar. Bu yüzden her daim küresel veya bölgesel müttefiklere tevessül etmek zorunda olmuşlardır. Körfez ülkeleri, ABD başta olmak üzere küresel güçler ile kurdukları ittifaklar ve satın aldıkları güvenlik kalkanları ve setlerine karşılık İran bilhassa devrim sonrası maruz kaldığı ekonomik ve silah yaptırımlarına rağmen kendi güvenlik kalkanı ve setlerini üretmeyi başarmıştır.

Türkçe
0
0
0
141
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin
Prof Dr Mustafa Sıtkı Bilgin@profmsbilgin·
Son dönemlerde ABD’nin İsrail ile birleşip Türkiye’ye saldırma planları sanki yeni bir moda fikir oldu Böyle bir şey ütopik bir hamasettir ya da değildir ayrı bir tartışma konusu ama mevcut konjektür bu durumun dikkate alınması gerektiğine işaret ediyor
Joe Kent@joekent16jan19

Unfortunately leaving NATO won’t be to avoid foreign entanglements, we’ll be leaving NATO so we can side with Israel when Turkey & Israel eventually clash in Syria. This is after we helped topple the secular Syrian gov & installed a former AQ/ISIS leader as president. Time to stop playing arsonist & fireman in the Middle East, it’s just not worth it.

Türkçe
0
0
0
97