𓂀 okült medrese@dijitalyukselis
Ahtapot bu gezegene ait değil. Bunu ben demiyorum, 2018'de 33 bilim insanının imzaladığı bir makale söylüyor. Ahtapot yumurtalarının meteorlarla dünyaya taşınmış olabileceğini yazdılar ve dosya sessizce kapatıldı.
Çünkü evrim ağacında bu yaratığın durduğu yer boş. Atası yok, ara formu yok, kuzeni yok. Birden ortaya çıkmış gibi duruyor. Dokuz beyni var, üç kalbi var, kanı mavi ve en kritiği: kendi RNAsını anlık olarak yeniden kodluyor. Soğuk suya girdiğinde sinir sistemini kelimenin tam anlamıyla yeniden yazıyor. Hiçbir canlıda olmayan bir yetenek. Her an yeniden doğuyor.
Kabala'da Leviathan denen bir varlık geçer. Derinliklerin efendisi, sekiz kollu, bilgeliği insanın kavrayamayacağı bir yaratık. Zohar onu "denizin aklı" diye tanımlar ve der ki o uyanmadan önce dünya dilini değiştirecek. Sümer tabletlerinde Enki su altından gelen bilgiyi getirir ve sembolü sekiz koldur. Hepsi ahtapotu işaret eder.
Sen ahtapot görüp sevimli bir deniz canlısı sanıyorsun. O seni görüp katalogluyor. Üç kalbi ayrı ritimde atarken dokuz beyni aynı anda dokuz farklı problem çözüyor. Kollarının her biri merkezi beyne danışmadan karar veriyor. Sen tek kafanla zor düşünürken o, dağıtılmış bir bilinçle çalışıyor.
Denizin dibinde ne yaşadığını bilmiyoruz. Çünkü o bizi gözlemliyor, biz onu değil.
"Ahtapottan Öğrendiklerim" [My Octopus Teacher] isimli belgesel film hem ağlatmış hem de bunu araştırmaya teşvik etmişti beni.