Mehmet Cafer Varol@VarolCafer
GÖZÜNÜZ KULAĞINIZ ŞAM'DA OLSUN...
Büyücü şeytanların sıkça kullandığı bir yöntem vardır. Büyü ilmini öğrenmek isteyene önce dinini terk etmesini söylerler. O da diliyle terk ettiğini söyler. Onlar kalptekini göremediklerinden emin olmak için dinin şiaarlarından bir şiarı fiilen aşağılamalarını söylerler. O da büyü ilmini öğrenip büyücü şeytanların arasına girebilmek için bunu yapar. O zaman ona bizdensin deyip büyü ilmini öğretirler. Büyücülük "küfürdür" denilmesinin sebebi de budur.
Şam'da okuduğumuz yıllarda okulumuzun yurdundaki lavaboların zeminine atılmış kağıt üstünde yazılı ayetler görüldü. Okul idaresi herkesin el yazısını inceledi. Bir türlü bu fiili yapan bulunamadı. Sonra yurtta cin hadiseleri yaşanmaya başladı. Ben de bir odanın mesulü idim. Benim odamda bir çocukta da cin hadisesi yaşandı. Mağrib taraflarından bir arkadaşımız vardı. Orada rukye ilmini öğrenmişti. Ben, o ve sorumlu bir kaç hoca bu çocuğu müveccih odasına alıp yerde yatırdık. O arkadaşımız okuyarak ona yardımcı olmaya çalıştı. Okunan ayetlerin tesiri büyüktü üzerinde ama çocuk çok zorlanıyordu. Kulağından kan geldiğine şahit oldum.
Sonra tüm okulda bir seferberlik başlattık. Bu şeytanları okuldan ve yurttan uzaklaştırmak için toplu hatimler ve dualar yaptık. Mümkün mertebe kimse abdestsiz dolaşmıyordu.
Antepli bir arkadaşımız vardı. Babası kafir cinlere karşı çok mücadele etmiş biriydi. Okulda eğitime başladığımız zamanlarda bu okulda bir anormallik var demişti. Sonra o okuldan ayrıldı. O zamanlar dikkate almamıştık. Ama o gittikten çok kısa bir süre sonra bu hadiseler ardınsıra yaşandı.
Okunan hatimler, dualar ve zikirler ile elhamdulillah bir süre sonra o hadiseler artık yaşanmadı. Sonra ben Şam ehlinden bir alime Üstaz Ammar Mişmişe sual ettim. O şöyle cevap verdi:
"Burası Şam'dır. Ahirzamanda çok büyük bir misyonu olacak beldedir. Bu okulda 50 çeşit milletten öğrenci kardeş gibi eğitim görüyor. Yarın kendi ülkelerinize döneceksiniz. Bugünleri asla unutmayacaksınız. Burada tesis ettiğiniz kardeşlik bağını ülkelerinize taşıyacak ve bir gün inşaallah ümmetin hakiki vahdetine vesile olacaksınız. İsrail, bu tehdidin farkında. Bu okula sadece insan türünden ajanlar göndermiyorlar. Bu okulu boşaltmak için cinni şeytanları da kullanıyorlar. Bu okulun hoca kadrosu sıradan hocalardan oluşmuyor bunu bilin. Sizi maddi ve manevi her tehditten korumak ve Ehl-i Sünnet akidesi üzere yetiştirmek için varlar. Endişe etmeyin, Allah’ın yardımı bizimle. Şam abdallar diyarıdır."
O zamanlar bu sözleri ne kadar idrak edebilecek müktesebatta idim tartışılır. Ama şimdi idrak edebiliyorum. Okulumuzun hoca kadrosu muazzamdı. Şeyh Muhammed Şukayr, şuanki Vakıflar Bakanı Şeyh Muhammed Ebu'l-Hayr Şükri, Şeyh Mücir el-Hatib ve abisi Şeyh Abdülkadir hocamızdı. Şeyh Naim Hariri, şuanki Filistin Alimler Birliği Başkanı Şeyh Nevvaf Tekruri hocamızdı. Okulun müfredatını oluşturan Doktor Ahmed Faiz'di. O okuldan devrim sürecinde rejime karşı cihad ederken şehit olan talebe arkadaşlarımız ve hocalarımız vardı. Türkiye, Suriye, Irak, Somali, Afrika ülkeleri, Çin, Malezya, Endonezya, Bangladeş, Patani, Çeçenistan, Dağıstan, Türki Cumhuriyetlerin tamamından ve hatta Sırbistan'dan dahi öğrenci arkadaşlarımız vardı. Tek bir ortak dille, manevi anlamda "muhabbet dili" ve maddi anlamda Arapça ile anlaşabiliyorduk.
Dostlar! Ayaklarımız bulunduğumuz coğrafyalarda yere sağlam bassın. Ama gözümüz kulağımız Şam'da olsun. Bu öylesine bir söz değil... Bilesiniz, bazı muazzam hadiselerin zamanı yakındır.
Not: Fotolar okuduğumuz Şeyh Bedreddin Haseni Okuluna aittir.