
Gökçe
47.7K posts

Gökçe
@_gokcee___
Her RT/fav onay değildir; not düşmek veya bilgilendirme amaçlıdır.






15 Temmuz 2003’te TBMM’de onaylanan 'Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi', 2004’te yürürlüğe giren 5199 sayılı Kanun, 2021’de değişiklik getiren 7332 sayılı Kanun ve 2024’te yayımlanan 7527 sayılı Kanun ile yönetmelik, hayvanlara uygulanan sistematik yok etmenin hukuki temellerini attı.


Ben bugün hayvanların kısırlaştırılmasına neden karşı çıktığımı açıkça anlatmak istiyorum. Bu karşı çıkış ne duygusaldır ne de tepkisel. Tarihten, yaşanmış acılardan ve bugün dünyanın gözünün önünde yaşanan gerçeklerden beslenen bir bilinçtir. Ben, Çanakkale Harbi’nde Mustafa Kemal Atatürk’ün “SİZE ÖLMEYİ EMREDİYORUM!” dediği o cephede, iki atasının ikişer oğlunu alıp geri dönemediği; geride bıraktıkları iki küçük çocuktan doğan soyun bugünkü devamıyım. Eğer o gün “SAVAŞ VAR” denilerek bu iki küçük çocuğun yaşam ve çoğalma hakkı elinden alınmış olsaydı, bugün ben de olmayacaktım; benden dünyaya gelen evladım da olmayacaktı. NESİLLER BÖYLE YOK EDİLİR. Aynı süreç bugün Filistin’de yaşanıyor. İsrail devletinin, Siyonist yapılanmaların ve aşırı Yahudi yerleşimci grupların yıllardır yürüttüğü sistematik yok etme planı, FİLİSTİN HALKINI HEDEF ALAN AÇIK BİR SOYKIRIMDIR. Çocuklar, kadınlar, siviller öldürülüyor; şehirler yerle bir ediliyor; amaç FİLİSTİN SOYUNU TÜKETMEKTİR. Eğer Filistinliler bugün: “ZATEN SAVAŞ VAR, DOĞURMAYALIM, ÇOĞALMAYALIM.” deseydi, bir nesil sonra FİLİSTİN DİYE BİR HALK KALMAZDI. Bu, soykırım yapanların planını mağdurların kendi elleriyle tamamlaması olurdu. Çünkü BİR HALKI YOK EDEN SADECE KURŞUN DEĞİLDİR; ÜREMEYİ DURDURMAK DA SOYKIRIM YÖNTEMİDİR. Ve bu mantığın birebir aynısı bugün ülkemizde hayvanlara uygulanıyor. Türkiye’de hayvanlara yönelik yok etme politikası yeni değildir. OSMANLI’NIN SON DÖNEMİNDEN BUGÜNE, ARALIKLI DÖNEMLERLE TEKRAR EDEN BİR HAYVAN SOYKIRIMI TARİHİ VARDIR. Bugün “KISIRLAŞTIR–AŞILA–YERİNDE YAŞAT” sloganı sahada gerçekte artık “KISIRLAŞTIR–TOPLA–ÖLDÜR” şeklinde uygulanıyor. Hem ÖLDÜRME var, hem KISIRLAŞTIRMA var. Bu matematiksel olarak da biyolojik olarak da YOK OLUŞ demektir. Hayvanların acısını bahane ederek soylarını kesmek, zalimin yapmak istediği işi bizim tamamlamamızdır. Bu, masumların yok oluşuna ortak olmaktır. Şunu unutmamalıyız: KARANLIK DÖNEMLER BİTER; BU DÖNEM DE BİTECEK. Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e nasıl hayatta kalan nesiller aktıysa, bugün de hayatta kalan hayvanlar DOĞAL ÜREME YÖNTEMLERİYLE soylarını sürdürebilecek; güçlü olan hayatta kalacak ve geleceğe aktaracaktır. Onlar, yarının doğanın parçası olacak ve bizim çocuklarımızla, torunlarımızla birlikte yaşayacak YENİ NESİLLERİ oluşturacaktır. Bu yüzden diyorum ki: Zalimin YOK ETME planına katkı sunmayacağız. Soyu biz kesmeyeceğiz. KISIRLAŞTIRMA adı altında yürütülen SOYKIRIMI durduracağız. Çünkü YAŞAMI SAVUNMAK, SOYUN DEVAMINI SAVUNMAKTIR. Soyu kesmek ise ZALİME HİZMETTİR.

SEVGİLİ GERÇEK HAYVAN SEVENLER, DERHAL KISIRLAŞTIRMAYI DURDURUN! Avrupa sözleşmesini “HAYVAN REFAHI” adıyla dayatan bu düzen, aslında hayvanların yavaş yavaş yok edilmesi anlamına geliyor. Sözleşmenin 10. maddesinde “ÜREMENİN ÖNLENMESİ” maddesiyle barınak toplama operasyonları birleştiğinde sonuç ortada: sessiz bir SOYKIRIM! Ve bunu bizlere yaptırıyorlar, kendi ellerimizle! Artık UYANMA ZAMANI! Elinizdeki tüm kedi ve köpeklerin kısırlaştırılmasını durdurun. Bu sessiz kıyım, yarının SESSİZ SOKAKLARINA dönüşmesin. Bugün harekete geçmezsek, yarın çok geç olacak!


Konuyla ilgili, propaganda amaçlı iki örnek videoyu aşağıya bırakıyorum.

ÇİPLEME, PASAPORT VE KUDUZ AŞISI DAYATMASI: BU ZORUNLULUKLAR KİME HİZMET EDİYOR, YENİ DÜNYA DÜZENİ İÇİN TAKİP SİSTEMİ Mİ KURULUYOR? Son günlerde sosyal medyada aynı cümleyle başlayan sayısız video dolaşıyor: “Çiplemenin son günü yaklaşıyor!” Bu bir bilgilendirme değil; açıkça bir KAMPANYA DİLİ. Acele, korku ve baskı yaratılıyor. Tıpkı ticari bir SATIŞ STRATEJİSİ gibi. Peki tesadüf mü, çipleme ile birlikte KUDUZ AŞISININ ZORUNLU TUTULMASI ve ücretin sembolik biçimde 50 TL’YE DÜŞÜRÜLMESİ? Elbette değil. Bu, gönüllü bir uygulamayı zorunluluğa dönüştürmek için oluşturulmuş PSİKOLOJİK BİR EŞİK. “Bak ne kadar ucuz” denilerek itirazın önü kesiliyor. Hatırlarsanız pandemi döneminde COVID-19 aşıları da ücretsizdi. O dönemde aşı olmayanlar “BİLİM DÜŞMANI” ilan edilmişti. Bugün ise aşıların yan etkileri ağır biçimde hissedilirken, o gün dile getirilen kaygıların tamamı görmezden gelinmiş durumda. Ayrıca BESİ HAYVANLARINA uygulanan "ÇİÇEK AŞISI", daha sonra aşının yan etkilerinden gebe hayvanların yavrularını kaybetmesine ve toplu ölümlere sebep olduğu için aşılar bakanlık tarafından aşıların karıştığına dair bir açıklamasıyla geri çekilmişti. Peki KUDUZ AŞISI neden hiç tartışılmıyor? Yurt dışında, özellikle Avrupa ve ABD’de birçok veterinerlik otoritesi artık “HER HAYVANA, HER YIL, OTOMATİK AŞI” anlayışını terk ediyor. Risk temelli, yaşa ve çevreye göre değişen uygulamalar konuşuluyor; bağışıklık titresi ölçümü ve gereksiz tekrar aşıların zararları açıkça tartışılıyor. x.com/i/status/20032… x.com/i/status/19966… Bizde ise tam tersi bir yol izleniyor. Evden çıkmayan, başka hayvanlarla teması olmayan, tamamen kapalı alanda yaşayan evcil hayvanlara bile kuduz aşısı ZORUNLU tutuluyor. Üstelik bu zorunluluk, çipleme ile birlikte “PAKET” hâline getirilerek sorgulanamaz kılınıyor. Sorgulayanlar yine susturuluyor, itiraz edenler yine “BİLİM KARŞITI” etiketiyle bastırılıyor. Oysa mesele aşı karşıtlığı değil; geçmiş acı deneyimlerden tecrübe edinilerek, evcil hayvanlara zorunlu tutulan kuduz aşısını tamamen şeffaf ve bilimsel bir ortamda yan etkilerinin tartışılmadan hiçbir hayvana zorunlu uygulanamayacağıdır. Peki bu sistem yalnızca sağlıkla mı ilgili? Çipleme sonrası hayvana verilen belgeye neden “KİMLİK” değil de “PASAPORT” deniyor, hiç düşündünüz mü? Bugün bir klinikte bizzat sordum. Çünkü bu belgede; – Hayvanın yaşı – Yapılan tüm aşılar – Geçirdiği ameliyatlar – Sahibinin T.C. KİMLİK NUMARASI, adresi ve iletişim bilgileri yer alıyor. Ve çip okunduğu anda bu bilgiler ULUSLARARASI GEÇERLİLİĞİ OLAN BİR VERİ TABANINA düşüyor. Bu ne demek? Bu, hayvanın YURT DIŞINA ÇIKIŞININ önünde neredeyse hiçbir engel kalmaması demek. O hâlde şu soruyu sormak zorundayız: Bugün “sahipli” dediğimiz hayvanlar, yarın KAÇIRILDIĞINDA çok daha kolay şekilde yurt dışına çıkarılamaz mı? Bu sistem, hayvanları korumaktan çok TAKİBİNİ VE TRANSFERİNİ mi kolaylaştırıyor? Aynı zamanda KİŞİSEL VERİLERİN, kurumlara ibrazı büyük bir GÜVENLİK AÇIĞI oluşturmaz mı? Daha vahimi şu: Çiplemenin hayvanın vücuduna olası YAN ETKİLERİ yeterince tartışılmadı. İSTEĞE BAĞLI tutulmadı. Hayvanın RIZASI zaten mümkün değil. Yani ortada ETİK, HUKUKİ VE BİLİMSEL olarak tartışmalı bir uygulama var. Şimdi buna bir de “KUDUZ AŞISI KAMPANYASI” ekleniyor ve iş tamamen bir PROPAGANDA FAALİYETİNE dönüşüyor. Sorgulayanlar SUSTURULUYOR, itiraz edenler “BİLGİSİZ” ilan ediliyor. Oysa mesele çok net: Bu bir HAYVAN REFAHI POLİTİKASI değil; DAYATMA, VERİ TOPLAMA VE ALGI YÖNETİMİ meselesidir. Ve hiçbir “KAMPANYA”, TARTIŞILMAMIŞ BİR ZORUNLULUĞU meşrulaştıramaz.



Tarım Bakanlığı’nın evcil hayvanlara uyguladığı kuduz aşısı sonrası zarar gördüğü iddia edilen vakalar nedeniyle insanlar neden tek tek gidip bakanlığa dava açmak zorunda kalıyor ki? Hayvan haklarını savunduğunu söyleyen konfederasyonlar bu şikâyetleri neden toplayıp ortak ve güçlü bir hukuki süreç başlatmıyor? Açıkça soruyorum: Bu hayvan hakları konfederasyonları gerçekten nerede duruyor ve hayvanların haklarını koruma noktasında ne yapıyorlar? Hayvan severler kendi başlarına hukukî süreçleri başlatacaksa, sizin o avukatlarınızın barolarınızın ne işi var?



