fichemen
57.3K posts


Inflation Rate (%) Türkiye🇹🇷: 31.5 Colombia🇨🇴: 5.3 Mexico🇲🇽: 4.0 Australia🇦🇺: 3.7 UK🇬🇧: 3.2 NZ🇳🇿: 3.1 Norway🇳🇴: 2.7 USA🇺🇸: 2.4 Spain🇪🇸: 2.3 Poland🇵🇱: 2.1 Korea🇰🇷: 2.0 Germany🇩🇪: 1.9 Canada🇨🇦: 1.8 Italy🇮🇹: 1.5 Japan🇯🇵: 1.3 France🇫🇷: 0.9 Sweden🇸🇪: 0.5 Switzerland🇨🇭: 0.1 @OECD

Düşmanlık Tiyatrosu, Kontrollü Gerilim ve İç Kamuoyunun Yönetimi: Erdoğan–İsrail Gerilimini Yeniden Okumak Modern siyaset, yalnızca tanklarla, yaptırımlarla, sınırlarla ve diplomatik metinlerle yürütülmez. En az bunlar kadar etkili olan başka bir alan daha vardır: algı. Hatta çoğu zaman gerçek güç ilişkilerini örten sis perdesi tam da burada üretilir. Kitleler, çoğu kez olan biteni olayların çıplak gerçekliğiyle değil, kendilerine sunulan sahneyle izler. Birileri bağırır, birileri rest çeker, birileri ötekini şeytanlaştırır, birileri bir diğerini hedef tahtasına koyar; toplum da bütün bu yüksek sesli sahneyi gerçek bir kopuş, gerçek bir hesaplaşma, gerçek bir tarihsel çatışma zannetmeye meyleder. Oysa siyasal iletişimin en eski numaralarından biri şudur: Birbirine bağıran aktörler, perde arkasında aynı oyunun farklı rollerini oynuyor olabilir. Bugün Türkiye’de Erdoğan ile İsrail arasındaki gerilim hattına bakarken tam da böyle bir ihtimal üzerinde düşünmek gerekir. Burada söylenmek istenen şey kaba ve indirgemeci bir komplo anlatısı değildir. Mesele, “her şey önceden planlanmış” türünden çocukça bir kolaycılık da değildir. Mesele daha sofistike, daha yapısal ve daha sinsidir: Görünürde düşmanlık üreten aktörler, gerçekte birbirlerinin iç siyasal işlevini besliyor olabilir mi? Daha açık soralım: Karşılıklı sert açıklamalar, hakaretler, etiketlemeler ve meydan okumalar, gerçekten bir kopuşun ifadesi midir; yoksa her iki tarafın da kendi kamuoyuna dönük bir güç gösterisi üretmesi için kullanılan kontrollü bir gerilim mekanizması mıdır? Bu soruya cevap ararken önce çağdaş iktidarın doğasını anlamak gerekir. Günümüz siyasetinde iktidar yalnızca icraatla değil, sürekli kriz hissi üreterek de ayakta kalır. Sürekli tehdit altında olduğunu söyleyen iktidar, destekçisinden rıza değil sadakat ister. Sürekli kuşatma altında olduğunu iddia eden yönetim, başarısızlıklarının hesabını vermek yerine “milli mücadele” anlatısına sığınır. Ekonomi bozulduysa, kurumlar aşındıysa, hukuk gerilediyse, dış politikada zikzaklar yaşandıysa, bütün bunların tartışılmasını engellemenin en pratik yolu topluma şunu hissettirmektir: “Şu anda bunları konuşmanın sırası değil; çünkü memleket kuşatma altında.” İşte burada dış düşman figürü, yalnızca dışarıya ait bir unsur olmaktan çıkar; iç siyasetin kurucu aparatlarından biri haline gelir. Erdoğan siyasetinin uzun yıllardır beslendiği temel damarlardan biri de budur. O, kendisini yalnızca bir parti lideri ya da bir hükümet başkanı olarak sunmaz; daha büyük bir anlatının merkezine yerleştirir. Bu anlatıda Türkiye sıradan bir devlet değil, kuşatılmış bir kale; Erdoğan ise sıradan bir siyasetçi değil, o kalenin son muhafızıdır. Böyle bir anlatı kurulduğunda dışarıdan gelen her eleştiri, otomatik olarak bu hikâyeye hizmet eder. Çünkü eleştiri, iktidarın yanlışlarını görünür kılmak yerine, destekçi kitle açısından “demek ki doğru yoldayız” duygusunu tetikleyebilir. Bir başka deyişle, dışarıdan yükselen sert ses bazen iktidarı sarsmaz; tam tersine ona ihtiyaç duyduğu dramatik zemini sağlar. Tam bu noktada İsrail’le kurulan gerilim diline bakmak gerekir. İsrail’den gelen sert açıklamalar, Türkiye’de çoğu zaman iki düzlemde işlev görür. Birinci düzlem, duygusal düzlemdir: Öfke, gurur, tepki, savunma hissi. İkinci düzlem ise siyasal düzlemdir: “Bakın, İsrail bile Erdoğan’dan rahatsız; o halde Erdoğan bir şeyleri doğru yapıyor.” Bu çıkarımın her seçmende aynı karşılığı bulduğu söylenemez; fakat belirli bir taban için son derece işlevsel olduğu açıktır. Çünkü siyasal psikoloji çoğu zaman ayrıntılı dış politika analizleriyle değil, dost–düşman kodlarıyla çalışır. Halkın önemli bir bölümü dış ilişkileri jeopolitik satranç olarak değil, onur ve aşağılanma ekseninde algılar. Bu nedenle dışarıdan gelen her hakaret, her tehdit, her alaycı üslup, içeride bir “lider etrafında toplanma” refleksi doğurabilir.👇 Devamı var....




"For god's sake, stop complying! Start rebelling! They are out to get you if you do not resist!" German MEP, Christine Anderson: The so-called "pandemic" was a beta test conducted by unelected globalists to see how easy it would be to seize totalitarian control under the pretext of a global "emergency!" "The goal, ultimately, is to transform our free and democratic societies into totalitarian societies. Their goal is to strip each and every one of us of our fundamental rights, of freedom, democracy, the rule of law. They want to get rid of all of this!" "In the entire history of mankind, there has never been a political elite concerned about the well being of regular people, and it isn't any different now!"
















