Zamanın iyi davranmadığı, çocukluğu terkedilmişlerin yüreğinde oluşan hüzün, merhamet ve iyi niyet; onca kötülüğe hapsolmuş insanlığı iyileştirebilirdi.
Fakat, yaşadıklarını ve geldiği yeri unutmuşların vicdansızlığı sebebiyle, onarılması muhtemel şeyler daha fazla kirletildi.
Bu, telafisi olmayan bir kirletilmişlikti artık. İnsanlık, kötülükte zirveye tırmanmış ve bu noktadan geriye dönüş yolunu kapatmıştı, çünkü duvarlar örülmüş ve kötülüğün en uç noktasının hazzı yaşanıyordu.
İlk çağı anımsatan bir modernlikti bu; hayatta kalmak için sürekli birilerinin ölmesi gerekliydi, mutlu olmak için başkasının mutluluğundan çalmak, maddi güce erişmek için başkasının emeğini sömürmek, birilerini tok tutabilmek için açlıktan ölmek, başarıyı yakalamak için başkasının başarısızlığına sebep olmanın düzeni inşa edilmişti.
İnsanın bilerek, isteyerek ya da zorunlu olarak dahil olduğu acımasız bir muharebeydi.
Ve bu, tarihin en müthiş çelişkisiydi, vahşetiydi, zulmüydü, cehaletiydi, adaletsizliğiydi…
Tüm bunlar yaşanırken; koca bir ikiyüzlülülük, bir nehrin akışı gibi parlıyor, insanlar bunu tek gerçek haline getirip zevk almaya çalışıyordu.
Özünde güven duygusu yitirilmiş, samimi gözyaşı dökülmüyor, vefa, vicdan ve sadakat duyguları köreltilerek, insanlık bir canavardan daha kötü bir hale bürünmüştü…
Ve bunun ismi yaşamaktı…