okan retweetledi
okan
22 posts

okan retweetledi
okan retweetledi
okan retweetledi
okan retweetledi
okan retweetledi

okan retweetledi
okan retweetledi

okan retweetledi
okan retweetledi

“Hayatımı değiştirmek için 15 dakika. Onları etkilemenin tek yolunun koşmak olduğunu biliyordum. Bu yüzden kan ter içinde kalana kadar koştum."
Victor Osimhen: "15 yaşımdayken bir gün arkadaşlarımla oynuyordum ve birisi, ‘Super Eagles’ın gelecek hafta Lagos’ta olacağını duydun mu?’ dedi.
‘Nerede?’ Dedim.
Otobüsle yaklaşık 90 dakika uzaklıktaydı ve hiç param yoktu. Bu yüzden otostop çekerdim. Lagos’ta danfo denen sarı minibüsler vardır. Mahalle otobüsü gibidirler. Şoförleri çılgındır. Çocuksan ya da bir molaya ihtiyacın varsa, insanlar seni alıp kucağına oturtur. Eğer gerçekten denersen tek bir minibüse 20 kişi sığdırabilirsin. Ben de birinin dizine oturur, beni bir sonraki durakta indirmesini isterdim. Sonra bir sonraki durak. Sonra bir sonrakinde.
Sonunda stadyuma varmıştım ve burada U17 antrenörlerine kendini göstermeye çalışan yaklaşık 300 çocuk vardı. O kadar fazla çocuk vardı ki top kullanamadılar. Sadece herkesi koşturabildiler, yavaşsan seni eliyorlardı.
Hayatım pahasına koştum.
Günün sonunda bana, ‘Yarın yine gel.’ dediler
Ve yeniden hayatım pahasına koştum.
Bu böyle aylarca devam etti ve sonunda topla oynayabildik.
O kadar iyi oynuyordum ki. Başardığımı biliyordum. Üç ayın sonunda, yaklaşık 30’umuza, ‘Yarın son seçme için gelin,’ dediler.
Antrenman sonrası hepimizi topladılar. 30 kişi arasından 27 ismi çağırdılar.
Sadece 3 kişi dışarıda kalmıştı.
Ben de onlardan biriydim.
Antrenöre bana bir cevap vermesi için yalvardım.
Bana ’Sadece teknik bir karar, üzgünüm.’ dedi.
Bütün emeklerim bir anda boşa gitmişti. Üç ay süren sıkı çalışma… yok olmuştu. Eve dönerken, birinin kucağında otobüste giderken ağlamaya başladığımı hatırlıyorum
Adam bana, ‘Ne oldu?’ dedi.
Ben de, ‘Uzun hikaye,’ dedim.
‘Peki neden ağlıyorsun?’
‘Ben futbolcuyum. Yani… olmaya çalışıyordum.’
Çoğu çocuk bu noktada bırakırdı. Ama futbola o kadar derinden aşıktım ki bırakamazdım. Kendi kendime çalışmaya devam ettim, aylar geçti. Derken bir gün biri bana, ‘Millî takım iki hafta sonra tekrar Lagos’a geliyor,’ dedi.
Ben de, ‘Ne zaman gelirlerse gelsinler, beni ara,’ dedim.
O gün geldi ve işten çıkar çıkmaz koştum, otobüse bindim ve doğruca stada gittim. Vardığımda…
600 çocuk vardı. Herkes yalvarıyor, itişiyor, antrenörlerin gözüne girmeye çalışıyordu.
O kadar çok çocuk vardı ki, antrenör Emmanuel Amunike mikrofona çıktı ve şöyle dedi: ‘Hepinizi bugün göremem. Bu imkânsız. İki hafta sonra Abuja’da olacağız. Eğer iyi olduğunuzu -GERÇEKTEN çok iyi olduğunuzu- biliyorsanız; Abuja’ya gelin ve beni orada görün.’
Abuja arabayla 9 saat uzaktaydı. Ve benim arabam yoktu. Mahalleden tanıdığım, adına belki ‘menajer’ denebilecek bir adam vardı. Ama daha çok mahalle menajeri gibiydi. Ona, ‘Her şey bitti,’ dedim.
İki hafta sonra beni aradı ve, ‘Bir araba ödünç aldım. Hadi gidelim,’ dedi.
Ben de, ‘Nerede kalacağız?’ dedim.
O ise, ‘Merak etme, Abuja’da bir kardeşim var,’ dedi.
Yola çıkmamız gereken sabah, çok gergindim. Daha önce hiç şehrimden ayrılmamıştım. Orası güvenliydi, rahattı. Dört saat geçti ve o mahalle menajeri beni aramaya başladı.
Ona, ‘Boş ver. Hiçbir yere gitmiyorum. Burada iyiyim.’ dedim.
Tam o sırada babam olup biteni duydu ve, ‘Gitmelisin’ dedi.
Uzun bir konuşma yapmadı. Sadece, ‘Gitmelisin’ dedi.
Ve onun haklı olduğunu biliyordum. Bir sırt çantasıyla evden çıktım; iki parça kıyafetim vardı. Üzerimde giydiklerim ve çantamdaki yeşil forma. Uğurlu yeşil. Hayal edebileceğin en eski arabayla Abuja’ya doğru yola çıktık ve gece yarısı vardık.
Ertesi sabah güneş doğduğunda, hayali olan bir milyon çocuk gördüm.
Belki bir milyon abartıydı ama çok da değil. Stadyumun dışında en az 900 çocuk bekliyor olmalıydı. İlk gün sahaya bile çıkamadım. İkinci gün ise antrenörlerden biri sonunda beni işaret etti.
‘Yeşil forma. Hadi. 15 dakikan var’
Onlara bir şey göstermek için 15 dakika. Hayatımı değiştirmek için 15 dakika. Onları etkilemenin tek yolunun koşmak olduğunu biliyordum. Bu yüzden kan ter içinde kalana kadar koştum.
15 dakikada 2 gol attım.
Belki bir şansım vardır diye düşündüm. Ama sonra antrenörler mikrofona geçti ve kalabalığa seslendiler. Bazı isimler okundu, ama benim adımı duymadım. Herkes otoparka doğru yürümeye başladı.
Hayalim bitmişti. Arabaya binmek üzereydim ki bağırışlar duydum.
‘Hey! Hey! Yeşil formalı!’
Ha???
Arkamı döndüm; bazı çocuklar bana el sallıyordu.
Filmlerdeki gibi göğsümü işaret ettim.
Ben mi???
Arkamı kontrol ettim.
‘Yeşil formalı!’
Uğurlu yeşil.
Koşarak geri gittim ve dediler ki: ‘Hey, antrenör seni görmek istiyor. Takım doktoru, iki gol atan çocuğun sen olduğunu söylemiş. O çocuk sen misin?’
‘Benim!!! O ÇOCUK BENİM!!!’ dedim.
Tekrar stada girdim; doktor beni işaret ediyor, iki parmağını havaya kaldırıyordu.
‘Bu çocuk,’ dedi.
İki parmak beni kurtardı.
Takım doktoru bunu yapmasaydı, bugün burada olmazdım. Büyük ihtimalle bir kuyunun dibinde olurdum."


Türkçe
okan retweetledi
okan retweetledi
okan retweetledi
okan retweetledi
okan retweetledi

isak ekitike weghorst sorloth alvarez.. kaptan piyasada 9 kalmadı aq
Abdülkerim Bardakcı@abdulkerimbard1
Her zaman, Cimbom başı dik yürür. 💛❤️
Türkçe
okan retweetledi
okan retweetledi

🗞️ Galatasaray - Atletico Madrid maçı öncesinde Marca'dan Okan Buruk yazısı.
"Buruk, Real Madrid’den bir Süper Kupa alan efsane...
Galatasaray Teknik Direktörü, Real Madrıd’i tahtından indiren takımın yıldızlarındandı.
Galatasaray'da futbolcu olarak 7, teknik direktör olarak 3 olmak üzere toplam 10 Türkiye Ligi şampiyonluğu var.
Türk futbolunun ve kulübün efsanelerinden biri. 2000 yılında Galatasaray’la tarih yazan jenerasyonun lider isimlerinden biriydi. Sarı-kırmızılılarla 2000 UEFA Kupası’nı kazandı (finalde Arsenal’i penaltılarla mağlup ettikten sonra, önceki turlarda Mallorca ve Leeds United’ı eleyerek) ve Kupa Galipleri Kupası’nın kaldırılmasının ardından, bugünkü Avrupa Ligi’ne denk sayılabilecek bu kupayı kazanan takım olarak Avrupa Süper Kupası’nı oynama hakkı elde etti.
Şampiyonlar Ligi şampiyonuna karşı oynanan o maç, Galatasaray camiasında hâlâ unutulmaz bir zafer olarak hatırlanıyor. Türk ekibi, Paris’te Valencia’yı 3-0 yenerek Şampiyonlar Ligi’ni kazanan ve Florentino Pérez başkanlığında 10 milyar pesetaya Luis Figo’yu transfer eden Real Madrid’i altın golle devirerek tarihe geçti.
İşte o Galatasaray’da, bugün Atletico Madrid'in rakibi olan takımın teknik direktörü Okan Buruk da forma giyiyordu. Sol iç pozisyonda oynayan, zarif bir stile sahip olan Buruk, o unutulmaz jenerasyonda iz bırakan futbolculardan biriydi. Aynı jenerasyon, Türkiye’yi 2002 Dünya Kupası’nda da başarıya taşıdı. En büyük başarılarını Galatasaray’da elde etse de, yeteneği onu üç yıl boyunca Inter forması giymeye kadar götürdü; Avrupa’nın birçok kulübünde boy gösterdi. Ancak profesyonel kariyerine 1991’de Galatasaray’da başladı ve 18 yıl sonra yine Galatasaray’da noktaladı.
Sahada efsane olmak, teknik direktörlük yolunu kısaltmadı.
Galatasaray’ın onu hatırlayıp kulübün başına getirmesinden önce ülkesinde yedi farklı kulüpte görev yaptı. İstanbul Başakşehir’i lig şampiyonu yaptıktan sonra, 2022’de Galatasaray’ın teknik direktörlüğüne getirildi ve o tarihten bu yana takımı zirveye taşıdı.
EFSANE BİR KARİYER
Kıtalararası kupaların ötesinde, Buruk’un kupa koleksiyonu gerçekten etkileyici. Toplamda 10 Türkiye Ligi şampiyonluğu bulunuyor: Futbolcu olarak iki döneminde 7, teknik direktör olarak ise 3 şampiyonluk. Kısacası bir efsane. Ve onun en unutulmaz zaferi, 26 yıl önce, Atlético Madrid’in ezeli rakibi Real Madrid’e karşı gelmişti..."


Türkçe
okan retweetledi
okan retweetledi



















