Haber Terminali

170 posts

Haber Terminali banner
Haber Terminali

Haber Terminali

@HaberTerminali

Dijital Medyanın Dijital Terminali

Entrou em Nisan 2026
0 Seguindo297 Seguidores
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Timur Soykan: AKP'de bir saray isyanı var. Milli Gazete'nin haberine göre, toplantıda bazı parti kurmayları ve milletvekilleri Erdoğan'la konuşmuşlar ve demişler ki: "Ya biz size ulaşamıyoruz." Düşünün; halktan kopmayı geçtim, Erdoğan artık AKP'den bile kopmuş. Milletvekilleri diyor ki: "Biz size ulaşamıyoruz. Biz size partinin sorunlarını anlatacağız, partiyle ilgili çalışmalarımızla ilgili bilgi vereceğiz ama saraydakiler bize diyorlar ki: 'Erdoğan devleti yönetiyor; şimdi sizin bu sorunlarınızla ilgilenemez, siz çözün.'" Yani artık AKP saraya ulaşamıyor, AKP saraydan kopmuş; onu görüyoruz. Şimdi, bire bir görüşmelerde hem bu şikâyetleri iletmişler hem de şunu söylemişler: "Bakın Sayın Cumhurbaşkanımız; sahadan, teşkilatlardan gelen olumsuz raporları, şikâyetleri ve sitemleri size ulaştırmak istiyoruz. Ancak bunlar birtakım engellemelere uğruyor. 'Sayın Cumhurbaşkanımızı böyle şeylerle meşgul etmeyin, o devleti yönetiyor, sorunlarınızın çaresine siz bakın' deniliyor." Ondan sonra devam ediyorlar; yani Cumhurbaşkanı Erdoğan'a sorunlarının doğrudan aktarılması için bir beklenti olduğunu söylüyorlar. Bir de parti kaynaklarına göre milletvekilleri; özellikle hayat pahalılığı, emekli maaşları ve alım gücüne ilişkin vatandaşlardan yoğun şikâyet aldıklarını, bu nedenle sahada vatandaşların karşısına çıkmakta zorlandıklarını ifade etmişler. Erdoğan da gerçekleri böyle mi öğreniyor, bilmiyoruz artık. Ya demişler ki AKP'liler, AKP parti yöneticileri, milletvekilleri: "Ya biz bu pahalılıktan, bu emekli maaşlarından dolayı sokağa çıkamıyoruz!" Bunu Erdoğan'a söyleyebilmişler nihayet. Bu kamp olmasa onu da söyleyemeyeceklerdi. Ve bakın, saraydan şikâyetleri çok net. Aynı Şamil Tayyar'ın tweet'inde yazdığı gibi... Bu rejim inşa edilirken hani böyle çok ballı ballı anlatırlardı, bu rejimi överlerdi ya; şimdi gerçekle nasıl yüzleşiyorlar? "Tek adam, tek adam" dediniz, şimdi o tek adama ulaşamıyorsunuz değil mi? AKP'liler; şimdi mutlak butlanla CHP'yi yok etmek, artık siyasi partileri ve seçimi manasız hale getirmek istiyorsunuz da size gerek kalacak mı zannediyorsunuz? Erdoğan'ın planında sizin olduğunuzu nereden çıkartıyorsunuz? Yani artık seçime gerek yoksa, seçimle iktidar değişmeyecekse AKP'ye de gerek yok. Sayın AKP'liler, sayın MHP'liler; hiçbirinize gerek yok! Seçimle, halkın oyuyla bir iktidar değişmeyecekse saray tek başına yönetir ülkeyi, değil mi? Birkaç elitle birlikte orada yönetebilirler. Şimdi buralara baktığınızda, genel çıkan sonuç yine ne oluyor? "Erdoğan'ın etrafı kötü," değil mi? Yine her zamanki hikâyeye geldik: Erdoğan iyi, etrafı kötü! Hayır arkadaşlar; sistemi Erdoğan inşa etti, bu sistemi inşa eden Erdoğan. O "etrafında kötü" dediğiniz kişiler, zamanla o sistemdeki beklentilere uygun bir şekilde bir duvar ördüler ve orada bir çıkar ağı yaratıldı. Orada çeşitli odaklar, vesayet odakları yaratıldı. Şimdi onlar bir bariyer olarak AKP'nin de, AKP'li siyasetçilerin de oraya ulaşmasını engelliyor. Bir de demişler ki: "Ya bakanlara da ulaşamıyoruz, bakanlara da bilgi veremiyoruz, bakanlardan da dönüş alamıyoruz." Bakanları da şikâyet etmişler. Tam sistemin özü bu: Halktan kopuk bir yönetim, değil mi? Onu devam ettiriyorlar.
Türkçe
0
1
0
35
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Timur Soykan: Bu NATO zirvesinden sonra şöyle bir karar alabilirler: 'Ya bu halk çok fazla, biz bu halktan utanıyoruz. Artık bu halk böyle fazla olmaya başladı. Bunları bir paravanların arkasına toplayalım, onlar orada yaşasın; biz Ankara'da, İstanbul'un en nezih yerlerinde kendimize bir sefa sistemi, bir saray sistemi inşa edelim,' diyebilirler. Diyeceğim; siz de diyeceksiniz ki: "Timur, zaten yapmadılar mı?" Aynen de öyle yaptılar. Kendi korunaklı alanlarında, kendi saraylarında, kendi duvarları çitlerle çevrili alanlarında zaten bunu yaşıyorlar. Bakın, bu mahalleyle ilgili Bursa'da Halk TV'nin bir haberi var. Yani yetmemiş gibi, hani taksicilere bazı koşullar getirildi ya... Bu paravanla örtülen mahallelerde bazı duvarlar boyanmış, bazı evler de yıkılıyor. Yani misafirler, turistler görünce ayıp olur; yoksulluğu görmesinler! Bizim yarattığımız yoksulluk bu ama onlar, o kendi yarattıkları yoksulluktan sorumlu da hissetmiyorlar kendilerini; sadece bundan utanıyorlar. Utanmaları lazım zaten, gerçekten de utanmaları lazım. Ama ne yapıyorlarmış biliyor musunuz? Buradaki bazı evleri yıkacaklarmış. Halk TV'deki haberde muhabir konuşuyor; adam diyor ki: "Birkaç gün önce tebliğ ettiler, boşaltmamızı istiyorlar, evimizi yıkacaklar." Vah ki vah, vah ki vah! Şimdi bakın, oralarda nasıl rant yaratıyorlar... Oralara kimler yeni Fikirtepeler kuruyor, böyle rantsal dönüşümleri nasıl yapıyorlar, oradaki insanları nasıl evlerinden ediyorlar. Çünkü misafirler gelince utanıyorlar! Gerçekten utanmalılar; çünkü bu yoksulluk, bu açlık, bu sefalet tamamen onların eseri. Türkiye, biliyorsunuz, dünyada enflasyon şampiyonu. Türkiye; insanlar, vatandaşlar az çalıştığı için değil; vatandaşlar tembellik yaptığı, az ürettiği için değil... Türkiye çok çalışkan olmasına, büyük kaynaklar bulunmasına ve çok üretmesine rağmen, bu halk kötü yönetildiği için bu manzara yaşanıyor. Kendi marifetlerini aslında gizliyorlar ama bazı şeyleri de gizlemiyorlar. Bakın, TEMA gönüllüsü teyzeleri gözaltına aldıklarını gizlemiyorlar; gazetecileri hapse attıklarını da gizleyemiyorlar, değil mi? Gizlemiyorlar zaten, gizlemeye gerek de duymuyorlar. Onların gizlemesini isteyen de yok; aksine bunlar, onlarla gurur duyuyorlar. "TEMA gönüllüsü teyzeleri hapse attık." Niye? "Eylem yapabilirler!" 236 kişi eylem yapabilir diye gözaltına alındı, hapse atıldı; bunları söylüyorlar. Ve şimdi, oradaki evleri de yıkıyorlarmış...
Türkçe
0
0
1
591
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Sabahattin Önkibar: Önceki videomda aktarmıştım; Bay Kemal "sokağa çıkamıyor" algısını yıkmak için, malum, apar topar İstanbul'a Kadir İnanır'ın cenazesine gitmişti, katılmıştı. Dün öğrendim; meğer o fikir Kılıçdaroğlu'na yeni imaj ajansı tarafından verilmiş. İstanbul programına törenin yapılacağı Muhsin Ertuğrul Sahnesi de konmuş ve çelenk de gönderilmiş. Ancak çelenk binaya sokulmayınca, protesto olur diye korkularak Muhsin Ertuğrul'a gitmekten vazgeçilmiş. Peşi sıra, "Camide uyuma olmaz, bari oraya gidelim, algıyı yıkalım," denmiş. Evet, Kemal Kılıçdaroğlu'nun Kadir İnanır ile zerre bir yakınlığı yok iken, buna rağmen sadece cenaze namazı için İstanbul'a koştu. Kendisi gitmeden önce de cenaze namazının kılınacağı camiye onlarca kişi sevk edilmiş, bir halka oluşturulmuş. Buna rağmen yine de uğultular, protestolar yükselmiş. Bir başka tuhaflık ise yine "sokağa çıkabiliyor" imajı adına sergilenen tiyatro... Yeni imaj ekibi Bay Kemal'i bir lokantaya götürdü. Fatih Altaylı'nın aktardığına göre, çekim esnasında lokantada olanlar figüranmış. Kılıçdaroğlu mekana girince, güya oradaki herkes ayağa kalkmış; gülümseyerek Bay Kemal'in elini sıkmış ve sevgi gösterisinde bulunmuş. Bu şekilde de cenazeden sonra her yerde toplumun karşısına çıkabileceği ve halkın ilgisine mazhar olduğu kanıtlanmaya çalışılmış. Vallahi bu duruma gülmek mi lazım, ağlamak mı lazım; siz takdir edin. 10 küsur sene CHP gibi bir partiye genel başkanlık yapan, 1948 doğumlu yani 78 yaşında olan biri nasıl bu duruma, bu hallere düşer ve bundan nasıl hicap duymaz? Vallahi ben Kemal Kılıçdaroğlu adına utanıyorum.
Türkçe
0
2
4
317
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Sabahattin Önkibar: DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan dün yine tehdit etti; dedi ki: "Umut hakkı tanınmadan barış olmaz." Umut hakkı biliyorsunuz; Öcalan ve PKK güruhunun serbest bırakılması, affedilmesi demektir. Peki bu olur mu, olacak mı derseniz; seçimden önce mümkün değil, olmaz. Türkiye sosyolojisini iyi bilen Tayyip Erdoğan, Abdullah Öcalan'ı affeden, salıveren biri olarak seçime gitmez. Var olan ekonomik yıkımla beraber böyle bir kararla asla seçimi kazanamayacağını bilir. Bu itibarla, konu bağlamında seçimden önce pek çok yasa çıkarılacak olsa da umut hakkı sona, yani seçim sonrasına bırakılacak. İlaveten yeni anayasa olayı da var. İktidar, yeni anayasada istediği şeyleri DEM ile beraber yapmadan "umut hakkı" demez. Lakin o beklentiyi gündemde tutar, diri tutar. Umut hakkı, Kürtlerin seçimde Tayyip Erdoğan'a oy vermesi için de gerekçe yapılacak. Kürtler arasında "Erdoğan seçilirse af kesin" algısı yaratılacak. Bakın, doğruya doğru... Tayyip Erdoğan müthiş bir siyasi mühendislikle sadece Kemal Kılıçdaroğlu gibilerle CHP'yi bölmedi; aynı zamanda DEM Parti'yi de etkisiz kıldı, etkisiz hale getirdi. İşte neredeyse iki sene olacak, DEM kesimi toplumsal muhalefette yok; sıfırlar. Yapılan hukuksuzluklardan açlığa, hiçbir konuda tepki vermiyorlar. Alayı, iktidardan alacağı hediyeyi bekleyen çocuklar misali hayaller kuruyor, bekliyor.
Türkçe
0
0
2
816
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Sabahattin Önkibar: (Tamar Tanrıyar Hk.) Çok açık birilerinin, üstelik iktidar cenahındaki gruplardan birilerinin tetikçisi... Öyle olmasa çoktan, anında operasyon yerdi. Cumhuriyet Halk Partisi'ne saldırmayı ve iktidarı sahiplenmeyi görev olarak görüyor. Şaka gibi fakat saray ailesinden olan Sabah gazetesinin CEO'su Serhat Albayrak'la kardeşi Damat Berat Albayrak'a bile güya Tayyip Erdoğan'ı koruma adına saldırdı. Sebep de Sözcü gazetesinin Sabah tarafından dağıtılmasıymış. Halbuki hadise yasanın uygulanmasından ibaret; Türkiye'de tek bir gazete dağıtım şirketi var ve o şirket, kanun gereği bütün gazeteleri dağıtmak zorunda. İlaveten Tamar Tanrıyar kim oluyor, hangi sıfatla böyle bir şey söyleyebiliyor, yapabiliyor? Eğer söz konusu AKP'nin çıkarıysa; Serhat ve Berat Albayrak aileden. Yine AK Parti dünyası ve onun kontrol ettiği devlet var; AKP'nin çıkarlarını onlar Tamar'dan bin kere daha iyi düşünür. Belli ki "Cumhurbaşkanı'nı Sözcü gazetesine karşı koruma" işi sadece bir ambalaj, onun üzerinden başka bir iş ya da hesap görüyor. Ayrıca Tamar isimli bu kadın muhafazakâr filan değil; Ermeni kökenli Türk vatandaşı olması hasebiyle Müslüman olup olmadığı bile kuşkulu. Dolayısıyla böyle birinin İslam davası şu bu da söz konusu değil ve AKP'yi bu sebeple sahiplenmesi düşünülemez. Bir süredir sosyal medyada gördüğüm bu ismi bu sebeple hiç umursamadım, görmezden geldim. Fakat bu aralar konu neredeyse ülkenin gündemi oldu, mecburen değinmek zorundayım. Eşi Can Tanrıyar'ın başına gelenler de ilginç ve yargıdaki durumu, faciayı resmediyor adeta. İfadesi alınmaksızın aylarca hapiste tutuldu, savcılar arasındaki kavgaların arasına sıkıştı. Sonrasında da muhtemelen Can tarafından eşi Tamar Tanrıyar öne çıkarıldı, dezenformasyonlar da kullanılmaya başlandı. Ezcümle; bu kadın acayip mesajları birileri adına veriyor ki şüphesiz hem bilgi olarak onlardan besleniyor hem de manen destek alıyor. Daha açık ifadeyle hadise; yargı ve emniyet bürokrasisindeki kişisel çekişmeleri resmediyor. Arka planda AKP ve iktidar içindeki veliaht kavgaları, çekişmeleri olabilir mi, var mı derseniz bilmiyorum ancak her şey mümkün. Öyle olmasa "Tamar Tanrıyar ses getirecek ifşa bilgilerine sahip olamazdı," deniliyor. İlaveten, bütün bunlara rağmen düne kadar hakkında soruşturma açılmaması da bunun göstergesiymiş.
Türkçe
4
4
40
14.6K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Levent Gültekin: (Muhittin Böcek ve Özkan Yalım'ın Ek İfadeleri Hk.) "Hani itirafçı olunca serbest kalacak," demişlerdir; verdiği itiraflar serbest kalmasına yetmemiştir. O da "Nasıl olsa dilin kemiği yok, artırabildiğim kadar artırayım," duygusuyla hareket ediyordur. Bugün baktım, Uşak'taki o hovarda da bir itirafta bulunmuş. O da şey demiş: "Özgür Özel benden helikopter istedi." "F-35 istemediğine şükret," dedim ben de içimden; F-35 de isteyebilirmiş! Şimdi bunlar berbat bir şey, yaygınlaştı Türkiye'de. İtirafçı olunca gözaltından dışarı çıkıyorsun. İçeride olan biri, dışarı çıkmak için bu tip şeyler yapabiliyor. Ben baştan sona yalandır demiyorum; doğru da olabilir, yalan da olabilir. Doğruysa daha önce de söyledim: İtirafla iftiranın arasında ince bir çizgi vardır; biri ispat edilebilirdir, biri ispat edilemezdir. Muhittin Böcek'in nasıl bir itirafı var ki sözüne itibar edelim mesela? Öyle bir saygınlığı mı var ki adam "O demişse doğrudur," böyle mi diyeceğiz? Veyahut işte Uşak Belediye Başkanı'nın nasıl bir sözünün ağırlığı var ki bunları baz alacağız? Ha, ispat edebilirse etsin. İspat edilebilir bile olsa, senin de dediğin gibi, niye bunları peyderpey anlatıyorsunuz? Niye abi? Çünkü siz de biliyorsunuz ki yetmiyor yaptığınız itiraflar veyahut iftiralar —adı neyse bilmiyorum— sizi dışarı çıkarmaya yetmiyor. Dışarı çıkarmaya yetmeyince daha büyüğü, daha büyüğü, daha büyüğü diye veriyorsun. Etkisi var mı? Yok. Çevirin sokağın köşesinden üç kişiyi; kaç kişi inanıyor Muhittin Böcek'e ya da bilmem ne Yalım'a? Kaç kişi dönüp de bakıyor? Ha, "İmamoğlu asla böyle şeyler yapmaz falan," demiyorum. Siyasetçilerin hepsi yapabilir böyle şeyi. Yaparlar, çünkü siyaset böyle dönüyor. Yani aday olurken milletten para istenmiştir, bu hepsinde var. Bu sadece bir CHP'de ya da İmamoğlu'nda ya da Özgür Özel'de olan bir şey değil. Genel olarak siyaset, kendine finansman kaynağını böyle yerlerden sağladığı için ben "Hayır, değildir," demiyorum. Ama "15 milyon euro istedi," diyor. 15 milyon euro dediğin de bugünün parasıyla nereden baksan 800 milyar TL'ye yakın bir para. Nereden alıp da vereceksin? Kimden alıp da verdin? Aldığın yer niye belli değil? Niye bunlar ispatlı, delilli ortaya çıkmıyor? 15 milyon euronun 5 milyon eurosundan bahsediyorsun, gittin kuyudan çıkarmadın ya! Bir bankadan çektin, o çekiş belgesi vardır. Verdiğin adam bir yere göndermiştir, onun belgesi vardır. "Dövizcide hallettik," diyor. Dövizci karaborsa mı yapıyor? Onun bir giriş belgesi vardır, vardır yani. Ama belgeye ne gerek var? "Uydur uydur ipe diz" mantığıyla, "Acaba buradan bir dışarı çıkma fırsatı yaratabilir miyiz?" hareketiyle... Artık itirafçılıkla iftiracılık birbirine karışmış durumda.
Türkçe
3
7
69
19.8K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Levent Gültekin: (Kadir İnanır Hk.) Fotoğrafı paylaşıp rahmet dilediğimde baktım bir sürü insan, "Ya Levent abi sen de mi yapıyorsun bunu?" diyor. Çok çabuk harcıyoruz insanları. Yani kendi ideolojik bakış açımıza uymayan insanları yaftalamaktan, bir kalemde yok saymaktan kurtulamıyoruz. Şimdi Kadir İnanır gibi başka birçok sanatçımızın çabası... Mesela Fatsalı bir insanın PKK'lı olacak, ülkeyi bölecek hali yok; böyle bir duygusu yoktur. "Niye bu adam Kürt hareketine ya da o meseleye bu kadar kafa yoruyor?" diye insanların birazcık düşünmesi lazım değil mi? Yani ne yani, Kürtçü mü oldu? Fatsalı birinden Kürtçü biri çıkmaz yani. Hani "Ülkeyi bölelim, PKK'yı da haklı görüyorum, burayı da bölelim," gibi bir duygusu da yoktur. Tertemiz bir duygusu var: "Ya bu ülkenin çocukları ölüyor. Garip gurebanın çocuğu işte bir sorun üzerinden hayatlarını heba ediyorlar. Kürt çocukları dağa gitmek zorunda kalıyor. Ya bu sorunu çözelim, bu ülke bir temiz olsun, düzgün olsun." Şimdi buna bakmayıp, oradaki söylemdeki bazı rahatsız edici cümlelere bakarak insanlar hakkında kanaat oluşturmak bence çok sağlıklı bir yöntem değil. Esas olan, orada niyete bakmaktır. Niyeti ne? O niyeti gerçekleştirirken hangi söylemi, hangi üslubu kullanıyor? Bazen üslup hoşumuza gitmeyebilir, bazı kullandığı cümleler hoşumuza gitmeyebilir, yaklaşımı hoşumuza gitmeyebilir; ama biliriz ki ya bunun bir niyeti var. Yani Fatsalı birinden bölücü biri çıkmayacağına göre bir çabası vardır diye düşünmek gerekir. O yüzden "Bir barış göreyim, bu sorun bitsin," duygusu çok yüksekti. Umarım o isteği bu süreçte gerçekleşmiş olur, bir daha o sorun kalıcı hale gelmemiş olur. Tekrar Allah'tan rahmet diliyorum. Böyle birer birer hayatımızdan gidiyorlar.
Türkçe
0
0
1
1.3K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Sabahattin Önkibar: CHP; ekonomik yıkım ve toplumda oluşan Tayyip Erdoğan kızgınlığıyla yelkenlerini doldururken, içindeki kaosa ilave olarak PKK-APO-DEM başlığında kan kaybediyor. Pasif, muğlak ve kişiliksiz duruşuyla bu başlıkta ahaliye güven veremiyor. Aynı durum Suriye politikası noktasında da geçerli. Yıllar geçti; CHP'nin Suriye ve sığınmacılar diye bir derdi, bir siyaseti olmadı. İktidarın Suriye'yi Amerika'nın kurdurduğu HTŞ ve PKK'ya peşkeş çekmesine bile tek bir eleştiri getirmedi, tek bir söz etmedi. Halbuki Suriye ve sığınmacılar hâlâ ülkemiz için bir beka sorunu. Daha önceki gün İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, "Türkiye'deki bütün Suriyelilere çalışma izni alma şartını kaldırdık; isteyen istediği yerde çalışabilir," açıklamasını yaptı. Bu ifade; milyonlarca Suriyeliye seçim öncesi verilecek olan vatandaşlığın işareti, ön adımıdır. Vatandaşlık ise malum; AKP'ye ilave olarak milyonun üstünde oy anlamına geliyor. Kendi içine kapanan Cumhuriyet Halk Partisi'nde bu konularla ilgilenen yok. Ümit Özdağ olmasa emin olun kamuoyu da bu bağlamda bir şey duymayacak, öğrenemeyecek. Bu vatandaşlıkla ayrıca, resmen milyonlarca Arap ithal edilmiş olacak; ki "Kürt, Türk, Arap denmesi yoksa bundan mı?" sorusu akla geliyor.
Türkçe
0
0
1
16.5K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Deniz Zeyrek: Millet artık gerçekten tahammül edemiyor, ben kendi çevremden görüyorum yani. "Ya bu kadar mı olur?" diyorlar. Herkes şu soruyla bir isim veriyor tamam mı... Kemal Kılıçdaroğlu'nun etrafındaki isimlerden herhangi birini düşün; ben vermeyeyim şimdi burada. "Ya bu böyle biri değildi, niye böyle oldu?" diye soruyorlar. Şimdi, Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili başlarda da bu soruluyordu. "Kemal Kılıçdaroğlu böyle değildi, nasıl bu hale geldi falan," diyorlardı. Şimdi artık Kemal Kılıçdaroğlu'nun nasıl bu hale geldiğini dahi sormuyorlar. "Bu adam zaten böyleymiş," demeye başladı herkes. Ve yani o komplo teorisine şu anda gerçekten 100 kişiye sorsan 90 tanesi "Evet, inanıyorum," der. Hangi komplo teorisine? "Kemal Kılıçdaroğlu başından beri, 2010 yılından bu yana AK Parti iktidarının devam etmesi için çalışıyor. Zaten işi buydu falan," diye bir komplo teorisi var ya... İnsanlar artık buna inanmaya başladılar. İnsanlar artık bunu söylemeye başladılar. Yani diyorum ya, başlangıçta hep onu duyuyordum: "Ya Kemal Bey niye böyle yapıyor falan?" Şimdi kimse bu soruyu sormuyor. Çünkü hepsi diyor ki: "Kemal Bey 2010'dan beri zaten bu işin içinde." E insanların zihnini de bu şekilde dönüştürebilmek büyük başarı; bence tebrik etmek lazım Kemal Kılıçdaroğlu'nu.
Türkçe
35
140
1.3K
58.1K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Emrah Gülsunar: (Ali Mahir Başarır'ın 'Ben Anlamıştım' Açıklaması Hk.) 2023 seçimi öncesinde çok söyledim 'Kemal Kılıçdaroğlu aday olmasın olmasın' diye ve ben de o dönemde kendim bir dolu zorluk çektim. Birçok yerden soyutlandım. Birçok kişi beni o dönemde var ya bak 7.000 insan falan sosyal medyadan takipten çıkmıştır çok kısa bir süre içerisinde. Niye? Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığını eleştiriyorum diye ve takipleştiğim insanlar bana böyle bir 100-150 kişi de, hani beni takip eden değil, karşılıklı takipleştiğim insanlar, bunun içinde akrabalarım, böyle arkadaşlarım falan da var, yani 'niye Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığını eleştiriyorum' diye. Şimdi ben sosyal medyada terörize edilmek pahasına, kendi çevremden aforoz edilmek pahasına sırf ülkenin iyiliği için bir şey yapmışım. Doğru olanda durmuşum, değil mi? Durabilmişim. Yani mesela bunu ben kendimce yapabilmişim. Siz niye bunu hiç yapamadınız? Siz niye parti içerisinde bu mücadeleyi veremediniz? Belki siz de bu mücadeleyi verseydiniz o adaylık önlenebilecekti. Belki de bugünlere gelmeyecekti. Şimdi daha mı iyi oldu? Ekrem İmamoğlu içeride, kaç tane belediye başkanı içeride, Özgür Özel kelle koltukta siyaset yapıyor, belki o da içeri girecek. Hani belki Kemal Kılıçdaroğlu'nun adaylığı engellenebilseydi o adaylık bugün bugünlere belki de gelmeyecekti. Siz niye mesela parti içerisinden o mücadeleyi vermediniz? Bu soru bence gayet meşru bir soru. Yani gidip de böyle hele bir de şey deyince tabii insan dahada sorun oluyor benim açımdan en azından. Ya şimdi çıkıp diyor ki 'Ben işte o gün anlamıştım.' E anladıysan niye o zaman hiç mücadele etmedin? Niye tamam dedin? Yani demek anlamışsın. Bak hani anlamasan hadi neyse, ki anlamaman mümkün değil de, hani CHP'nin içinde olacaksın ve anlamayacaksın, mutlaka anlamışsındır ama bunu da açıkça dile getiriyorsun. Ama peki önlemek için ne yaptın? O adaylığın önünü kesmek için ne yaptın? Hiçbir şey. 'Nasıl olsa bu adaylık kurgulanmış genel başkanlıktan. Ben de partideki konumumun gereği aman hiç sesimi çıkarmayayım. Çünkü hani benim de CHP'de bir konumum var. Onu yitirmeyeyim.' deyip gidişata sen de destek oldun. E ne oldu ülke ne hale geldi? Sinirlendiriyor yani. Hani 'işte ben o zaman zaten anlamıştım.' E tamam anladın da ne yaptın? O dönemde gençler pankart açıyordu. CHP genel merkezin önüne gidiyorlardı gençler. 'Kemal Kılıçdaroğlu aday olma.' İnsanlar, 'aday olma,' 'Kemal Kılıçdaroğlu aday olma' Gençler özellikle söylüyordu. Bak gençler bunu yaptı. Mesela ben bunu yaptım. Sen ne yaptın? Sen hiçbir şey yapmamışsın. Şimdi çıkmışsın diyorsun ki 'ben o günden anlamıştım zaten.' Anladıysan niye bir şey yapmadın?
Türkçe
0
0
1
1.5K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Emrah Gülsunar: Muharrem İnce tam siyaset kurnazı çıktı. Yani çok güvenilir bir siyasetçi olmadığını bence bu mutlak butlandan sonraki süreçte gösterdi. Ben genel olarak Muharrem İnce'yi severdim açıkçası. Yani bütün o 2018'de yaşattıklarına rağmen, Memleket Partisi deneyimi vesaire şunlara rağmen, genel olarak benim sevdiğim bir siyasetçiydi. Ama şu mutlak butlan sürecinden sonra... Hani "selden kütük kapma" diye bir tabir var ya, Muharrem İnce'ninki tam olarak o. Yani şu ortamda dahi, ülkede demokrasinin ve hukuk devletinin geldiği şu ortamda dahi —ki bunlar şu anda Türkiye'de uçurumun kenarında— o şöyle bakıyor meseleye: "Şimdi bu mutlak butlan şeyinden sonra, ya acaba bu CHP'nin genel başkanlığına ben gelebilir miyim? Öyle bir yol açılır mı bana?" Ona göre bir tavır alıyor. Hani şunu demiyor: "Ya burada çok ciddi, adaletsiz bir durum var. Özgür Özel'e yapılan asla kabul edilebilir bir şey değil. Ülkenin gidişatı da zaten çok kötü; Ekrem İmamoğlu hapiste, bir sürü belediye başkanı hapiste, her gün operasyonlar, her gün soruşturmalar... Çok zor bir dönemden geçiyoruz. Ben de burada Özgür Özel'in yanında olayım, demokrasinin, hukukun yanında olayım," demedi. Onun yerine, selden kütük kapma kurnazlığıyla, "Acaba işte Özgür Özel partiden ayrılır, Kemal Kılıçdaroğlu da zaten çok fazla tutunamaz, meşruluğu yok; acaba parti bana kalır mı?" gibi böyle kendince kurnazca siyaset hamleleri yapmaya çalıştı. Ama o hamleler tutar mı? Bence tutmaz. Yani Muharrem İnce'nin böyle hamleleri daha öncesinde de çok oldu, hiçbirisi tutmadı. Ben bunun da çok tutacağını zannetmiyorum.
Türkçe
8
20
103
49.4K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Sabahattin Önkibar: Genç komedyen Deniz Göktaş... Son gösterisini bir günde 1.200.000 kişi izlemiş. Sadece Tayyip Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu ile alakalı değil; Fatih Altaylı'dan Celal Şengör'e kadar pek çok isimle ilgili espriler yaptı. İfadelerinde asla bir hakaret ya da aşağılama yok, sadece mizah var. Öyleyken ama heyhat diyeceğim; bu mizah görüntüleri dün akşam itibarıyla paylaşılan X mecrasından, platformundan çıkarıldı. Evet, yargı harekete geçti ve erişim yasağı getirdi. Gerekçe; milli güvenlik ve kamu düzenini korumakmış! Allah aşkına, bu çocuk ne yaptı da kamu düzenini tehdit etti? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin güvenliği yapılan bir espriye mi bağlı? Süleyman Demirel kendini hedef alan karikatürleri evine asar, Bedri Koraman gibileri de evinde ağırlardı. Turgut Özal, kendini eleştiren mizahçılarla televizyonlara çıkar, taklidinin canlı yayında yapılmasını isterdi. Aynı şekilde, AKP öncesinde siyasi taşlamaların yoğun olarak yapıldığı tiyatro oyunlarına siyasiler, hatta liderler giderdi. Bırakın onları, darbeci Kenan Evren bile komedyenlere aldırmaz, hoşgörürdü. Oysa şimdi, suç işlenmeksizin —eskilerin deyimiyle— latife yapmak bile mümkün değil. Yargı anında durumdan vazife çıkarıyor, harekete geçiyor. Sadece Deniz Göktaş bağlamında değil; kısa süre önce Rahmi Koç olayında da aynı şeyi gördük. Anlattığı bir fıkra sebebiyle soruşturma açıldı ve bir kesimin adeta lincine muhatap oldu. Bakın, bunun adı hukuku sahiplenmek ve kamu düzenini korumak şu bu değil. O ambalajla insanları susturmaktır. Bir süredir "Türkiye'de rejim değişti" demem de bundan. Sarayı, iktidarı ağzına aldın mı vay haline, hemen kodese! Ha şunu da söyleyeyim: Bütün bunların emrinin saraydan verildiğini de sanmıyorum. Oluşan iklim ve yaratılan ortamla durumdan vazife çıkarılması söz konusu. "Reis için bir şey yapma, reise yaranma" ulvi bir görev olarak görülüyor. Türkiye'deki fiili rejim artık kendi doğal fedailerini yarattı. Bunlar, AKP iktidardan giderse, düşerse kendilerinin de gideceğini biliyorlar. Hatta bazıları hesaba çekileceğini düşünüyor. Bu itibarla, AKP iktidarına sahip çıkmayı kendi açılarından hayat memat meselesi gibi görüyorlar. Bu durum da bürokratik oligarşinin kurulmasına sebep oldu. Sarayın en büyük koruyucuları artık İslamcılar, tarikatçılar, AK Parti mensupları değil; devletin içindeki bu gruplar.
Türkçe
1
4
25
4.1K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Sabahattin Önkibar: Adeta iki Kadir İnanır söz konusuydu: Biri dost, samimi, içten, delikanlı Kadir; diğeri oportünist, çıkarcı, megaloman Kadir. Gazeteci kimliğimden ötürü bize karşı açıktı, netti. Yaşanan iki olay sonrasında da kendisini aradım ve sert eleştirilerde bulundum. Bir defasında, "Ülkene ve Karadenizlilere ihanet ediyorsun," dedim. Sebep ve gerekçem; PKK'lılar ya da DEM'lilerle kol kola girmesiydi. "Benim gayem barış," deyince; "Hayır, senin amacın Kürtçüler ve neoliberallerin kamuoyundaki etkisinden yararlanmak," demiştim. Haklıydım. Sohbetlerimden biliyorum; Kadir İnanır'ın değil Kürt meselesinde, hiçbir konuda net bir fikri, net bir duruşu yoktu. Dahası, entelektüel derinliği de söz konusu değildi. Evet, Kadir İnanır kitap okuyan ve analitik düşünebilecek, sentezler yapabilecek bir birikime sahip değildi. Sinemacılık işi gereği, gerçek hayatında da rol yapıyordu. PKK ile barış gibi hikayeler tamamen dolduruşa gelmek ve PR adınaydı. Merhum Yılmaz Ulusoy bu durumu bana, "Kadir hayatı yaşamıyor, oynuyor," diye açıklamıştı. Haklıydı; zira Kadir İnanır asla solcu bile değildi. Solun popüler olduğu dönemlerde onu kullandı. Defalarca şahit oldum, sola ve bazı solculara dümdüz giderdi. Yine tanıklık ettim; Kadir İnanır'ın ilkeleri de yoktu. 1990'ların ortasında beni, "Senin gibi biri dinci TGRT'de nasıl çalışır?" diye eleştirirken; 1999'da kendisi iyi para alınca TGRT'ye Marziye isimli dizi filmi çekti. Dahası da var... 2000 yılının sonunda İhlas Finans Kurumu soygunu yapılıp kapatılma kararı alınınca —arşivde var, isteyen bulabilir— Kadir İnanır TGRT canlı yayınına çıktı. Marksist Ahmed Arif'in şiirini okuyarak Enver Ören'i sahiplendi, ona sahip çıktı. Evet, Ahmed Arif'in 33 Kurşun şiirini okuyup art arda "Vurun ulan vurun, ben kolay ölmem!" nakaratını tekrarlayarak tarikatçı Ören'e fedailik yaptı. Solcu, devrimci gerillalar için yazılan şiiri; insanları inançla dolandıran İhlas patronuna destek için okudu. O görüntü, TGRT ekranlarında bir hafta boyunca onlarca kere yayınlandı. Kendisini aramam da o zaman olmuştu. 1995'te bana, "Profesyonel gazeteci olsan da orada ne işin var?" diyen Kadir İnanır'a, "Dün akşam yaptığından utanmadın mı?" dedim. Kem küm ederek, "Kafam iyiydi, ayrıca düşeni sahiplendim," karşılığını vermişti. Halbuki düşen Enver Ören değildi; paraları gasbedilen ve hâlâ alamayan on binlerce İhlas Finans mudisiydi. Kendisini şikâyet ettiğim yakın köylüsü Yaşar Nuri Hoca da bana, "Hemşehrimizdir, deli doludur, delikanlı tarafı da var; ancak oportünist bir artisttir," demişti. Hâşâ, amacım ölünün arkasından laf etmek, hakkında kötü söz söylemek değil. Lakin bunlar bilinsin istedim; zira Kadir İnanır rol model bir sanatçı, efsane şu bu değil. Ancak bir hakkı da teslim etmeliyim: Kadir İnanır, sanatçı olarak Türk sinemasının tartışmasız devlerindendi.
Türkçe
60
33
244
110.6K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Levent Gültekin: (Komedyen Deniz Göktaş'ın Gösterisi Hk.) Deniz'inki çok ideolojik bir terbiyeden, disiplinden geldiği için kitap okumanın, yeni başlamanın, siyasetteki şeylerin çok farkında. Bu da çok zekice bir şekilde aktarılmış. O yüzden çok akıllıca buldum. Çok da beğendim. O endişeyi ben de paylaşıyorum ama baktım iktidar mensuplarından da 'ya evet tamam, güldük müldük ama umarız bir savcı çıkıp saçmalayıp da bir dava mavaya kalkışmaz' diye yazanlar da oldular. Bu saate kadar bir gelişme olmadı İnşallah olmaz ama alışmamız lazım bunlara. O yüzden çok da abartmamak lazım ve çok da sert bir şeyler de söylemiyor. Sadece Erdoğan'la ilgili ufak tefek böyle göndermeleri var yani baktım insanlar 'çok cesur' diyorlar. Dedim 'ya biz bunun 10 katını söylüyoruz, kimse bize cesur demiyor.' Gazetecilerin her türlü eleştiri sınırını zorlayan en ağır cümleleri bile kanıksandı ama bir sanatçı böyle Erdoğan'ın 'gözü üzerinde kaşı var' dedi mi diyorlar ki 'Çok cesur ya. Helal olsun bu dönemde böyle konuşan olmaz.' Anlatabiliyor muyum? Onlar daha kıymetli oluyor ama olsun. Sonuçta politik bir şeyle mizahla daha etkili oluyor. İzlememiş olanlar varsa izlesinler, YouTube'da 2 saatlik iyi bir zaman geçirirler.
Türkçe
43
22
628
151K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Levent Gültekin: (Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun Tokalaşması Hk.) Şimdi baktım bugün Özgür Özel'e epeyce bir kızanlar var sosyal medyada. 'Niye tokalaşıyorsun?' Ben onu çok acımasız ve abartılı buluyorum. Çünkü öyle anlarda öyle olmuyor hayat. Yani ben de mesela hiç sevmediğim nefret ettiğim bir insanla bir cenaze töreninde karşılaşsam elini uzatsa elimi uzatmamazlık yapamam. Yani öyle o başka bir şey yani. Hani çocuk değiliz ki 'hadi lan ben senin elini sıkmıyorum.' deyip arkamı döneyim. Onun yaratacağı kriz, görüntü çok daha absürt. O yüzden Özgür Bey'in orada yapabileceği bir şey yok. Kılıçdaroğlu işte gülümsüyor. Özgür Özel baktım yüz haline bayağı böyle bir şey şaşkın ve biraz da kızgın. Ben mesela Özgür Bey'den bugünkü Kılıçdaroğlu'na karşı takındığı tavrın aynısını Bahçeli'ye bekliyordum. Özgür Bey Bahçeli'ye çok tersini yapıyor mesela, enteresan. Bahçeli ile böyle neredeyse yüzü gülüyor. Kılıçdaroğlu'nunkine benzer böyle bir gülümseme, bir böyle elini ovalamalar, böyle efendim önünü iliklemeler falan. Ama Kılıçdaroğlu'na bakarken yüzü çok ciddi. Mecburen karşılaşmış olmanın verdiği bir şey mecburiyet ve tokalaşma imkanı. O yüzden eleştirileri haksız buluyorum. Siyaset öyle kan davasıyla yapılabilen bir şey değil. 'Yok o tokalaşmıyorum etmiyorum, konuşmuyorum...' Bu mesele orada tokalaşma değil. Esas belirleyici olan tavrındır, vücut dilindir, halindir, hareketindir. Onları koruduktan sonra herkesle tokalaşırsın. Çünkü o arenada siyaset öyle yapıyorsun zaten. Yok 'bu ilkesizlik' diyenler var. Yok 'siyaset bu değil' diyenler var. Abi ergenler meydanı değil orası. Öyle olmuyor yani. Ne yaptı şimdi Kemal Bey? Elini uzattı. Ne yapacak Özgür Özel? 'Hayır tokalaşmıyorum' mu diyecek? Yani böyle bir şey olmuyor. Çünkü karşılaşıyorsun orada. Bir de düşman kardeşler değil ki sonuçta. Bir siyasi mücadele veriyorsun. Yani o siyasi mücadele böyle bir şey. Ama orada vücut dilini kontrol ediyorsan bence sorun yok. Özgür Özel'e yapılan eleştirileri biraz haksız ve abartılı buluyorum.
Türkçe
0
0
2
3.5K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Bahar Feyzan, İbrahim Hacıosmanoğlu ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesini aktardı: İbrahim Hacıosmanoğlu aradı. İlkin ben direkt şunu sordum: "Ya istifa edecek misiniz?" dedim. Çok şaşırdı. "Niye istifa edeyim ki ben? Yani ben kulüp başkanı mıyım, antrenör müyüm?" dedi, "Daha yapacak çok iş var." "19-20 yaşında ya bu çocuklar, eleştirmeye devam etsinler. 50 sefer hem şahsım adına özür diledim," dedi. Aynen böyle not aldım ben açıklamalarını. "Akın Gürlek'i niye işaret ettiniz o zaman?" dedim. "Ahmet Çakar 'bizim çocuklar' değil, 'onun bunun çocukları' dedi. Bu çocukların aileleri var," diye cevap verdi. "Normalde 'Ben elimden geleni yaptım, sahaya çıkacak halim yok' diyebilirdim. Sorumsuzluk olurdu. Ben kendimi ortaya attım; bana saldırsınlar, çocukları rahat bıraksınlar diye. Ben kurnaz biri olsam bana ne, 'Elimden geleni yaptım' derim," diye ekledi. Aynen böyle söyledi; kendini ortaya atmış hani çocukları korumak adına. Dedim ki: "Ya sonuçta okey ama futbol sonuç alma işi. Yani hani siz ne derseniz deyin, ortada sonuç yok." Dedi ki çok ilginç bir şekilde: "Ben buna katılmıyorum. Çünkü rakipler bizi ezerek yenmedi. Öyle olsa söylenecek bir şey yok. %80 topa hakimdik. Bu ne demek maçta biliyor musunuz?" "Çok art niyetli insan var," dedi, "Daha ilk maçta, mağlubiyette çocuklara saldırdılar. Tarihinde ilk defa UEFA Elit Ligi'ne çıktılar. Kenar mahalle takımlarıyla, ülkeleriyle oynuyorduk; şimdi kimle oynayacağız Eylül'de? Fransa'yla, İtalya'yla, Belçika'yla oynayacağız. Kim çıkardı? Bu çocuklar çıkardı. Bunların hepsi 19-20 yaşında." Ben dedim ki: "Ya peki, Montella hiçbir öz eleştiri yapmadı, 'Nasip değilmiş' filan dedi. Böyle şey olur mu ya?" "Yok ya," dedi, "Öyle bir şey demedi." "Nasıl demedi ya? Olur mu ya, dedi," dedim. "Öz eleştirilerin çoğunu ben yaptım ama 'onun bunun çocuğu' demek ne demek? 'Maç mı sattı bu çocuklar?' diye ona çok alınmışlar bir kere. Benim tepkim buna, yoksa insanlar eleştirecek tabii," dedi. Ben dedim ki: "Ya peki niye olmadı?" "Hani İbrahim Bey, inanır mısınız," dedi, "İki gün iki gece sabaha kadar sinirimden ağladım. Olmayacak şeyler oldu. İki maç da futbol tarihine geçti." Bak, yani o iyi yönden düşünüyor, ben tam tersinden geçtiğini düşünüyorum. "Dünya kupaları tarihine geçti; 65 şut atıyorsun iki maçta, toplam %80 sen oynuyorsun, 4 tane topun direkten dönüyor, bir tanesi içeri girmiyor. Bir tanesi girmiyor içeri! 65 şuttan biri gol olsa, Amerika'yı yendiğimiz zaman yolumuza devam ediyorduk," dedi. Ben de hatta espri yaptım: "Ya Amerika'ya da artık yenilirsek bence dönmeyin, orada kalın," dedim. Güldü tabii. Sonra dedim ki: "Ya hani kamuoyunda çokça konuşuluyor, bir önemi yok ama ben merak ettim; ilkokul mezunu musunuz?" "Ben bunu kendim defalarca söyledim zaten. Bunu Trabzon başkanıyken de söyledim," dedi. "11 yaşına kadar Of'ta yaşadım, 11 yaşında İstanbul'a geldim." Çocukken çok ilginç anlattı bunu: "Çocukken Trabzon'da inek beklerken Trabzonspor Kulüp Başkanlığını hayal ediyordum. 'Bu başkanları Allah özel yaratmış herhalde; elini kaldırıyor, binlerce insan peşinden gidiyor' diyordum. Kulüpler Birliği toplantısında da söyledim ben bunu." Sonra dedi ki: "İşte okumak güzel şey ama insanın kendini yetiştirmesi daha önemli. İnsanların gönüllerine girerek buralara gelinir, ben öyle yapıyorum." Dedim ki: "Ya basın danışmanınız yok mu netice itibariyle? Hani sizin açıklamalarınızı yönlendirecek vesaire..." "Ben kalbiyle, diliyle konuşan bir insanım," dedi ama hani yıllarca Başbakanlık döneminde Erdoğan'la çalışmış bir isim var, belki hatırlayacaktır insanlar: "Yusuf Yerkel var." (Soma'da maden işçisini, daha doğrusu onun ailesini tekmelemişti.) "Başdanışmanım o Yusuf Yerkel. Herkes var yanımda ama ben ezber bozmak istiyorum," dedi. "Ben kapıların arkasından ayrı, toplumun önünde ayrı konuşan biri değilim. 'Onun bunun çocuğu' diyene —Ahmet Çakar'dan bahsediyor— dosya hazırlattım. Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunacağım, tepkim buna."
Türkçe
0
1
5
18.2K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Sabahattin Önkibar: Amedspor futbol takımının İstanbul Yavuz Sultan Selim köprüsüne asılan bayrağını 'aman kimse indirmesin, aman aşağı atılmasın, şu, bu...' denilerek 24 saat polisle korunuyor. Sanki futbol kulübü bayrağı değil de Türk bayrağı ki şanlı bayrağımız bile bu şekilde korunmuyor ve PKK'lı teröristlerin zaman zaman saldırısına uğruyor. Biz kimseyi hedef göstermeyiz ve sporu, futbolu barış olarak görürüz. Ancak Amedspor'u yönetenler aynı bakışta, aynı hassasiyette değil. Yaşananlar ortada. Bu takım geçen sene nereye gittiyse, hangi ilimize gittiyse orada gerginlikler oldu, olaylar yaşandı. Ayrıca neden adı 'Diyarbakırspor' değil de 'Amedspor'? Ermenistan'daki Türkiye düşmanları ve PKK'nın sembolüdür Amed. Ahmet Türk gibi onlarca Dem'linin mesajları da ortada. Bu kulüp adeta onları temsil ediyor. Gerçeklik böyleyken AKP iktidarı böylesi bir kulübün bayrağına devlet koruması vermesi vallahi icaptır.
Türkçe
0
0
2
897
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Deniz Zeyrek: Türk Dil Kurumu bu görseli paylaşmış, bir süre kalmış, ondan sonra hemen kaldırmışlar apar topar. Sosyal medyadaki kullanıcılar da bunu tabii hemen fark etmişler. Herkes sormuş 'Niye kaldırdınız bunu?' diye. CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut da 'kim neden rahatsız oldu da bu paylaşımı silmek zorunda kaldınız? Bu kadar mı vefasız, bu kadar mı nankörsünüz?' demiş. Gerçekten de Türk Dil Kurumunu Atatürk bizzat kurmuş ve kendi mirasının bir kısmını Türk Dil Kurumuna bırakmış. Yani bu kadar önemli. Türk Dil Kurumunun Atatürk'e sırtını dönmesinden daha vefasızca bir durum olamaz.
Türkçe
1
6
16
1.7K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Deniz Zeyrek: (TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun Adalet Bakanı Akın Gürlek'e Çağrısı Hk.) Hem zorlusunuz hem güçlüsünüz. Yani beceriksizsiniz, utanç verici bir sonuçla dönüyorsunuz Amerika'dan, Kanada'dan. Bütün milyonlarca insanı utandıran bir sonuçla karşı karşıyayız. İnsanlar bunu eleştirmesin mi? Siz orada niye oturuyorsunuz? Bostan korkuluğu musunuz? Niye oturuyorsunuz orada? Yıllardır Türk futbolu şöyle, Türk futbolu böyle, 23 senedir giremiyorduk ya turnuvaya, dünya kupasına, 23 sene sonra girdik. Tek rakibimiz Haiti. Hiç kusura bakmayın. Gerektiği kadar sert şekilde eleştiririz sizi. Eleştiri hakkımız var bizim. Milyonları götürüyorsunuz oraya. Lüks lüks araçlarla caka satıyorsunuz. Milyonlarca şeyiniz var, harcamalarınız, bu tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyorsunuz. Uçaklar dolusu adamla gidiyorsunuz. Paralar su gibi akıyor. Ondan sonra da iki maçta yeniliyorsunuz ve evinize dönüyorsunuz. Eleştirmeyeceğiz mi sizi? Bir de adalet bakanını göreve çağırıyor. Bakar mısın ya? Böyle hadsizlik olur mu ya? Hem zorlu hem güçlü arkadaş. Önce özür dilemesini bil. Önce beceriksizliğinin hesabını ver. Milyonlarca euroluk bir takımdan bahsediyorsun. İki maçta bir tane gol atamamışsın. Ne diyorsun sen? Başında bulunduğun futbol camiasında bahislerden bahsediliyor. Aklı sıra Adalet Bakanı'nı yanına çekmeye çalışıyor. O bahisler kimin döneminde oluyor? Yasadışı bahisler şike kimin döneminde oluyor? Adalet bakanı yapacaksa o bizzat futbol federasyonu başkanından başlayarak bunları incelemeli bence. Ben de öyle diyorum Adalet Bakanı'na. Arkanızdayız sonuna kadar Akın Bey. Bu futboldaki kirlenmeyi, şikeyi, yasa dışı bahisi sonuna kadar üstüne gidin Akın Bey. Bakalım altından kim çıkacak. Kime kadar gidiyorsa da gidin. Biz de size sonuna kadar destek verelim. Madem öyle. Yav gerçekten insanı böyle çileden çıkarıyorlar ya. Adama bak 'en iyi savunma saldırıdır' diye savunma yapacağına, hesap vereceğine, bu beceriksizliğinin, bu başarısızlığının hesabını vereceğine Adalet Bakanlığını milletin üstüne şey yapıyor. E Adalet Bakanı da onu ciddiye alacaksa yani ne diyeyim ki.
Türkçe
6
48
370
7.4K
Haber Terminali
Haber Terminali@HaberTerminali·
Deniz Zeyrek: Osman Aşkın Bak, Cumhurbaşkanının gençlerle buluşmasında ne demişti? 'Şöyle güçlü takımlar var. Bilmem ne ama biz finale gideceğiz, sürpriz yapacağız.' demişti. Cumhurbaşkanı da 'ne sürprizi ya? Kazanacağız desene.' dedi. Sürprizin babasını yaptınız Sayın Bak, sürprizin babasını yaptınız! İkinci haftada dönmeyi garantilediniz. Ya insan biraz şey yapar değil mi; çıkar, "Ya özür dileriz arkadaş, biz elimizden geleni yaptık ama bu işi beceremiyoruz falan," der, değil mi? Milyonlarca insana hayal kırıklığı yaşattınız. Meydanlarda bütün belediyeler falan millet toplu olarak seyretsin diye dev ekranlar kurdu; böyle açık hava sinemaları gibi ortamlar kurdular, bir sürü para yatırdılar. Şirketler, Dünya Kupası üzerinden milli takım oyuncularını kullanan bir sürü reklam filmi çektiler. Düşünebiliyor musun? Bütün o gol atamayan adamlar, bizim futbolcularımız var ya; o gol atamayan futbolcularımız reklamlarda boy boy görünüp para kazandılar. Turnuva başlamadan önce biz burada konuştuk ya motivasyon meselesini... Bir kere adamlar turnuvaya gitmeden önce burada bakan çıktı, açıklama yaptı: "Dört büyük kulüple ilgili soruşturmalar var, işte bir sürü operasyon oldu, bu turnuvadan sonra da operasyonlar olacak falan," diye. Eminim birçoğu oraya aklında "Acaba turnuva bitince ne olacak?" sorusuyla gitti. İkincisi, hepsi tabii kendi oynadıkları takımlardaki geleceklerini düşünüyorlar; sakatlanma riskini düşünüyorlar, bilmem ne falan... Üçüncüsü, futbol federasyonu burasına kadar, boğazına kadar siyasete batmış. Yani futbolu bir iktidar... Ne işiniz var arkadaş sizin ya? Futbolla siyaseti birbirine karıştırıyorsunuz; oraya bari karışmayın yani, değil mi? Futbolcuları bırakın kendi haline bari. Orada bir iktidar mücadelesine niye giriyorsunuz ki? Bırakın kulüpler belirlesin, seçim yapılsın, demokratik ortamlar olsun vesaire. Yani dünyanın parası dönüyor, bir sürü para harcandı. Bir sürü insan götürüldü, biliyor musun? Uçaklarla taşındılar. Bir sürü yandaş; sponsor şirketlerin aracılığıyla, federasyonun parasıyla vesaire falan Amerika'ya taşındı, Kanada'ya taşındı. Milyonlarca dolar harcadılar. Ne oldu ya? Biriniz de çıkın söyleyin ya! Deyin ki: "Ya biz beceriksiziz, bu işi beceremiyoruz arkadaş," deyin. Türkiye gibi dünyanın en büyük ülkelerinden biri ya... İlk 20'deyiz, G20'deyiz yani. İlk büyük 20 ekonomi arasındayız ve tek rakibimiz Haiti! Yani çok çok üzücü ya, çok büyük bir hayal kırıklığı. Ben futbolla ilgilenmiyorum ama işin bu siyaset boyutu beni öfkelendiriyor.
Türkçe
3
10
108
15.5K