Mehmet Ali Samur

208 posts

Mehmet Ali Samur banner
Mehmet Ali Samur

Mehmet Ali Samur

@MA_Samur

Research Assistant at @UniBogazici, PolSci&IR MA, Uluslararası Rejimler 🌐 Türk Dış Politikası 🇹🇷

Boğaziçi Üniversitesi Sumali Aralık 2024
49 Sinusundan902 Mga Tagasunod
Naka-pin na Tweet
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
Neden Trump sürekli Erdoğan’ı ve Türkiye’yi övüyor? Olabilecek en kısa ve en net şekilde açıklamaya çalıştım. Hamasete ve taraflılığa kaçmadan kısa bölge analizi. 👇
ibrahim Haskoloğlu@haskologlu

🔴#SONDAKİKA | ABD Başkanı Trump, Türkiye’ye F-35 satışı hakkında konuştu. • Muhabir: Türkiye, F-35 savaş uçakları istiyor. Türkiye’ye büyük bir hediye paketiyle mi gidiyorsunuz? • Trump: Evet, sanırım öyle. O, NATO’nun bir üyesi. Muhtemelen onu çok mutlu edecek bir şey yapacağım. Açıkçası, zirveye Cumhurbaşkanı Erdoğan ev sahipliği yapıyor olmasaydı, sanırım katılmazdım.

Türkçe
40
46
848
1.3M
Grok
Grok@grok·
Mehmet Ali Samur’un thread’ini tarafsız özetleyeyim: Trump, Erdoğan ve Türkiye’yi övüyor çünkü ABD’nin Ortadoğu’daki hedeflerine (İsrail’in kalıcı güvenliği, enerji/ticaret koridorlarının güvencesi, terör ve göçün kontrolü, istikrarlı ortamda yatırımlar, askeri yükü azaltma) en yetkin ortak olarak Türkiye’yi görüyor. Diğer ülkeler yetersiz: İngiltere iç sorunlu, Fransa etkisini kaybediyor, İsrail kaos yaratıyor. Türkiye ise NATO üyesi, güçlü ordusu, coğrafyası ve kapasitesiyle öne çıkıyor. Olası roller: Suriye’de istikrar (İran etkisini kırmak), İsrail-Suriye güvenlik anlaşması, Gazze’de garantörlük, Hürmüz alternatifi yeni rotalar, Irak’ta PKK ve İran etkisini sınırlama. Trump’ın mantığı tamamen işlemsel: Bu işleri Türkiye’ye yaptırıp ABD’nin maliyetini düşürmek ve Çin’e odaklanmak. Analiz Ortadoğu odaklı; Doğu Akdeniz ayrı dinamikler içeriyor.
Türkçe
1
0
0
414
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
Neden Trump sürekli Erdoğan’ı ve Türkiye’yi övüyor? Olabilecek en kısa ve en net şekilde açıklamaya çalıştım. Hamasete ve taraflılığa kaçmadan kısa bölge analizi. 👇
ibrahim Haskoloğlu@haskologlu

🔴#SONDAKİKA | ABD Başkanı Trump, Türkiye’ye F-35 satışı hakkında konuştu. • Muhabir: Türkiye, F-35 savaş uçakları istiyor. Türkiye’ye büyük bir hediye paketiyle mi gidiyorsunuz? • Trump: Evet, sanırım öyle. O, NATO’nun bir üyesi. Muhtemelen onu çok mutlu edecek bir şey yapacağım. Açıkçası, zirveye Cumhurbaşkanı Erdoğan ev sahipliği yapıyor olmasaydı, sanırım katılmazdım.

Türkçe
40
46
848
1.3M
Gökçe
Gökçe@GokceOz97·
@MA_Samur O zaman bu süreçleri nasıl açıklıyorsunuz acaba? Akdenize en uzun kıyısı olan Türkiye neden dışlanıyor? Veya size neden Tom Barrack ulusal egemenliğimizi hedef alan cümleler kuruyor? Açıkçası, fikirlerinizi çok hayalperest buldum
Gökçe tweet media
Türkçe
2
0
6
32.4K
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
Yazdığım analiz ortadoğu özelinde arkadaşlar sakin olalım. Doğu Akdeniz bu denkleme oturmuyor bence. Orada son birkaç senedir işler Türkiye’nin istediği gibi gitmiyor. Yunanistan-GKRY-İsrail savunma paktı hiç oldurulmaması gereken bir hamleydi. Yunanistanın kuvvetli sol geleneğine rağmen jeopolitik endişeler onu İsrail ile yan yana getirdi. İsrail, Doğu Akdenizi kendi güvenliğinin bir parçası olarak görüyor. Türkiye Suriye’den sıkıştırma yapınca Kıbrıs üzerinden açılım yaptılar. İşin kötü tarafı AB de bu meselede doğrudan taraf. Dolayısıyla Akdenizde mücadele edilmesi gereken bir rakip daha çıktı. Abd’nin bir diğer hedefi Türkiye’yi ortadoğuda anlattığım denklemde meşgul tutup Doğu Akdenizde taviz koparmaya zorlamak olabilir.
Türkçe
3
0
33
47K
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
Abd’nin yaptığı planlar tutar mı tutmaz mı göreceğiz. Ancak ne olursa olsun, Burada Türkiye’nin esas kendine çıkarması gereken pay, bu kadar karmaşanın içerisinde ne kadar önemli bir kilit taşı olduğunu farkına varması. Böyle bir yangın yerinde ve zamanın ender olarak lehine işlediği bir fırsat aralığında elindeki tüm kozları cesurca oynaması. Daha önceden bu konu hakkında buraya yazmıştım.
Türkçe
5
0
41
65.5K
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
@Aksakteke60 Son dönemdeki gelişmeleri takip ettiyseniz hem Barzani yönetimine hem de mevcut Irak hükümetine ABD taraflı inanılmaz bir baskı var. Militanların dağıtılması, KDP-YNK arası ve aynı zamanda IKBY ve Irak hükümeti arasındaki anlaşmazlıkların ivedilikle çözülmesini istiyorlar.
Türkçe
0
0
0
648
Aksak Teke
Aksak Teke@Aksakteke60·
@MA_Samur Hocam elinize sağlık ancak 5. Maddeyi bir kez daha düşünmek lazım. Çünkü Irak Kürdistanında muhatabımız Pkkdan ziyade Barzani Aşireti. Hatta Pkk ile de kavgalılar bildiğim kadarıyla. Diğer yandan ise İranın Irak üzerindeki etkisi mezhepsel bağ ve sınırlanması çok zor.+
Türkçe
2
0
1
862
Mehmet Sabri Akgönül
Mehmet Sabri Akgönül@mesaakgonul·
Kemal Bey sizin sorununuz dünyayı demokrasi ile otokrasi arasında sallanan bir sarkaçtan ibaret görmeniz. Bu görüş, bütün birikiminizi yolunmuş tavuğa çeviriyor. Çünkü bu sarkaç, hem kavramsal olarak hatalı hem de tarihsel olarak aşılmıştır. Ve yine çünkü, Huntingtonvarî bir dille söylersem, beklediğiniz "dördüncü dalga" gelmeyecek, asla. Türkiye'nin önüne aldığı somut soru ve sorun, demokrasi veya otoriterlik değil; şudur: Meşru, istikrarlı ve özgür bir bölgesel siyasi düzen için gereken kurumsal mimari nedir ve yapay zeka çağı bu mimariyi nasıl dönüştürüyor? Sizinle bu soru ve sorun hakkında birlikte düşünmek isterim elbet. Ama bunun için öncelikle birbirimize birkaç adım atmamız gerekecek.
Türkçe
2
0
13
670
Kemal Büyükyüksel
Kemal Büyükyüksel@KBuyukyuksel·
NATO’ya Erdoğan üzerinden angaje olması tam bir kazan-kazan hareketi ikisi için. Bir yandan “meşruiyet” veriyor otoriter popülist yönetimlere dünyada, diğer yandan asıl amacı olan Avrupa ülkelerini sıkıştırmak ve ezikleştirmek için Türkiye’deki iktidarı araç olarak kullanıyor.
Hümeyra Pamuk@humeyra_pamuk

Trump says out loud what pretty much every European diplomat in Washington have been telling me this spring: That he would not have attended to the NATO summit in Ankara if it wasn’t being hosted by Erdogan.

Türkçe
6
13
91
10.7K
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
It is not a joke, btw. Immediately after leaving the EU, Britain embraced a "Global Britain" agenda, aiming to act as an agile, outward-looking, and sovereign actor on the world stage. While yearning for the Pax Britannica era of the 19th century, it suffered a major setback in 2022 at the crossroads of Russia's offensive. Caught unprepared, Britain quickly reverted to traditional European defence doctrine, seeking funding from EU defence initiatives like PESCO and EDF. Geopolitics does not tolerate a power vacuum, long-term efforts must be built before stepping onto the field.
English
0
0
0
626
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
Mehmet Ali Samur@MA_Samur

TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİNDE YENİ DÖNEM "İdeolojik Kamplaşmadan Stratejik Rekabete" 8 Aralık 2024 tarihinde Şam’daki hükümetin devrilmesiyle birlikte bölgede yeni bir denklem oluştuğu gözlemleniyor. İran ve Rusya’nın azalan etkinliğini bölgede iki önemli güç olan Türkiye ve İsrail doldurmaya çalışıyor. Bu haliyle, Suriye siyasetinin önümüzdeki on yıllarını bölgenin en önemli iki gücünün mücadelesi belirleyecek gibi duruyor. İsrail, Golan Tepeleri üzerinden geliştirmiş olduğu 1974 stratejisini ileri taşıyarak Suriye’nin Şam yönetimine bakan tüm tepelerinde ve Dürzilerin etkin olduğu Suveyda başta olmak üzere Dara ve Kuneytra illerinde sözü geçen tek aktör olmak istiyor. Bunun temel nedeni İsrail’in Suriye stratejisiyle alakalı. İsrail için 1974’ten beri parçalı bir Suriye olması stratejik bir öncelikti. İsrail tarihi boyunca asla istikrarlı bir komşu devleti yanında istemedi. (Ürdün ve Lübnan'ın siyasi yapıları buna güzel bir örnek) Bu yeni oluşan denklemde de İsrail, hem İran’ın Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden bölgede kendisine tehdit olmasını hem de Türkiye’nin Sünni Araplar üzerinden yeni bir ontolojik tehdit yaratmasını istemiyor. Türkiye ise 2016 yılından beri devam ettirdiği aktif müdahaleci stratejisini bir adım öteye taşıyarak Suriye’nin bütünlüğünü ve birliğini savunan bir politikayı yeni rejim inşasında uygulatmak istiyor. Türkiye’nin buradaki en büyük çekincesi çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu SDG yapılanması. Burada oluşabilecek bağımsız yapının orta ve uzun vadede Türkiye’de de yeni ayrılıkçı hareketlere yol açacağından endişe ediliyor. Bu yeni gelişen yapısal faktörler ortaya konduktan sonra aktörlerin bölgedeki taktik ve operasyonel adımlarını takip etmek çok daha önem kazanıyor. İsrail ve Türkiye artık sadece ideolojik olarak karşı kamplarda değiller, aynı zamanda alan mücadelesinde stratejik rekabet içerisine de girmiş bulunmaktalar. Bu sebepten ötürü, özellikle İsrail medyasından ve hükümetinden gelen haberleri dikkatle takip etmemiz gerekiyor.

ZXX
0
0
0
513
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
Mehmet Ali Samur@MA_Samur

İsrail-Türkiye çatışma riski gerçek mi, değil mi? Geçen hafta bu konu hakkında yazmaya çalıştım. Bir de masanın karşı tarafından bir değerlendirme dinleyelim. İsrail adına çalışan en meşhur Amerikan casuslarından olan Jonathan Pollard'ın bir podcast yayınında muhtemel İsrail-Türkiye karşılaşmasına dair açıklamaları viral olmuştu. Açıklama şöyle: "Bir sonraki savaşa hazırlıklı olmak zorundayız, çünkü bu savaşın muhtemelen Türkiye ve Mısır'a karşı olacağını düşünüyorum. Jeostratejik düşünmeliyiz. Colani'yi ya da Donald Trump'ı bir kenara bırakın. Benim temel kaygım, her şeyden önce sınırın ötesindeki Dürzi kardeşlerimizin güvenliği ve refahıdır. Ancak ikinci olarak, eğer Colani ve onun İslamcı güçleri o bölgeyi fiilen ele geçirirse, Türkiye'yi doğrudan sınırımızda bulacağız. Er ya da geç bununla yüzleşeceğiz. Açıkçası Türklerle baş etmenin İranlılarla baş etmekten daha kolay olacağından da emin değilim. Uzun süredir Türk askeri doktrinini takip ediyorum ve yaklaşan fırtınayı görüyorum. Bu nedenle İran'ı, mutlaka sonuçlandırmamız gereken bir sorun olarak görüyorum, ne demek istediğimi açıklayacağım. Gazze de aynı şekilde, Hizbullah da öyle. Neden şu anda bu konulara bu kadar odaklandım? Çünkü bir sonraki savaşa hazırlıklı olmak zorundayız ve bu savaş büyük ihtimalle Türkiye ve Mısır'a karşı olacak. Elbette bunun gerçekleşmemesini umuyorum. Ancak ummakla yetinemeyiz. Unutmayalım ki Pandora'nın Kutusu'ndan çıkan son şeytan henüz ortadan kalkmış değil." Ne dediğine dikkatli bakalım. Bu adam on yıllar boyunca ABD donanması istihbaratında casustu. Türkiye üzerine konuştuğu kısım çok kısa, sonra başka meseleler devreye giriyor. Ancak iki meseleye dikkat çekiyor. 1-Öncelikle aktörleri bir kenara bırakalım, jeostratejik düşünelim. Yani coğrafi olarak nasıl bir denge var, kim üstünlüğü elde tutuyor, kim nerelere hakim buna bakalım diyor. Burada doğrudan Dürzi'leri işaret ediyor ve en yakın müttefik olarak konumlandırıyor. 2-İkinci olarak Dürzi'lerle olan bağ koparsa Türkiye ile komşu oluruz diyor, esas tehlikeyi bundan sonra görüyor. İsrail bu bölgedeki dağları stratejik hat olarak belirledi. Golan, Hermon, ve Anti-Lübnan dağ uzantısı en kritik bölge. Burada da çoğunlukla Dürzi'ler yaşıyor. Dolayısıyla, Süveyda bağlantısı koparsa Dürzi'ler ciddi güç kaybedecekler. Bu konuda taviz verilmemesi gerektiğini düşünüyor.

ZXX
1
0
0
603
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
Suriye'deki büyük altüst oluştan beri her fırsatta söylemeye çalışıyorum. İsrail-Türkiye meselesi retorik bir mesele değildir. Öyle olsa Davos'tan beri o kavga zaten yapılıyordu. Türkiye'nin o zamanki itirazı ideolojikti ve gerçekten retorik ve diplomatik düzeyde kalıyordu. Ama hiçbir zaman bu, gerçek bir çıkar çatışmasına ve güvenlik sorununa dönüşmemişti. Suriye'de rejim devrildikten sonra bölge içinde bir alan hakimiyeti mücadelesi başladı. Konu retorikten devletlerin en önemsediği alana -güvenlik ve güç mücadelesine- kaydı. İsrail'in temel güvenlik doktrini, bölgesel bir hegemonya kurmak ve kendisine karşı bir güç odağının yükselmesini engellemek üzerine kurulu. Dolayısıyla, İsrail'in stratejisi aslında basit. İsrail'e göre çevre devletler ya kendi siyasi yörüngesinde hizalanmalı ya da karşısında parçalı ve bölünmüş bir yapıda kalmalıdırlar. En başta Mısır, daha sonra Irak'ta gözlemlediğimiz süreçler de tamamen bununla alakalıydı. Bu rejimler, hem yeteri kadar tehdit edecek bir kapasiteye ulaşma riski olduğu için hem de İsrail'in karşısında olmayı tercih ettikleri için hedef oldular. İran da bugün yine aynı kaderi yaşıyor. Mısır Nâsır döneminde milliyetçi sosyalizm ile yönetiliyordu, Irak'ta Saddam seküler bir Baas partisinin başındaydı, İran ise bir Mollalar rejimi ile yönetiliyor. Ancak hepsinin ortak noktası, İsrail'in güvenliğini tehdit edebilecek bir kapasiteye ulaşma riskidir. Yanlış anlaşılmasın; ulaşması değil, buna dair bir riskin ortaya çıkması. Bu bile İsrail'in yıkım politikasını izlemesi için yeterli. Dolayısıyla Türkiye, İsrail'e karşı hiçbir hasmane retorik kullanmasa bile, Filistin davasını hiç sahiplenmese bile, bölgede dominant güç olabilecek kapasiteyi geliştirmeye aday olursa tehdit haline gelir. Mesele bu kadar berrak. Bu nasıl görülemiyor anlamıyorum. Çok daha somut söyleyelim. Eğer Türkiye, Suriye hava sahasında İsrail'in F-35 uçaklarını yerli AESA radarlarıyla 150 km'den tespit edip kendi hava-hava füzeleriyle angajmana girme kapasitesine ulaşırsa, İsrail için hasım konumuna gelir. Bu durum ideolojik değil, tamamen doktrinel. Alan mücadelesi, güvenlik endişesi. Çünkü İsrail'in 1967'den beri temel savaş doktrini hava üstünlüğü üzerine kurulu, en fazla yatırım yaptığı ve güvendiği güç hava kuvvetleridir. Hava kuvvetleri ciddi risk altına girdiğinde İsrail güvenliğini sağlayamaz. Eğer uçakları yüksek miktarda kayıp vermeye başlarsa, bu durum İsrail için konvansiyonel savunmanın sonu demektir ve geriye tek seçenek olarak nükleer caydırıcılık kalır. İran'ın hedef olmasının da ana sebebi, molla rejimi olmasından ziyade nükleer silah geliştirme teşebbüsüdür. Umarım artık şu meseleyi saçma sapan BOP projeleri diskurlarından, ucuz siyasi atışmalardan çekip yaklaşan tehdidi görebilecek aklı başında doktrinler çerçevesinde tartışabiliriz.
Kubilay Yıldırım@hepdurgunsu

Bu yolun taşları da, Schanzer’lar, Ciddi’ler gibi iki kuruşluk FDD gevezelerinin söylediği gibi TR tarafından döşenmedi. D. Akdeniz’de doğal gaz arama süreçlerinde TR donanması ile müdahale ettiğinde, kendi bölgesi bile olmayan TR güneyindeki EEZ için İsrail enerji bakanı ++

Türkçe
11
58
301
50.5K
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
İsrail-Türkiye çatışma riski gerçek mi, değil mi? Geçen hafta bu konu hakkında yazmaya çalıştım. Bir de masanın karşı tarafından bir değerlendirme dinleyelim. İsrail adına çalışan en meşhur Amerikan casuslarından olan Jonathan Pollard'ın bir podcast yayınında muhtemel İsrail-Türkiye karşılaşmasına dair açıklamaları viral olmuştu. Açıklama şöyle: "Bir sonraki savaşa hazırlıklı olmak zorundayız, çünkü bu savaşın muhtemelen Türkiye ve Mısır'a karşı olacağını düşünüyorum. Jeostratejik düşünmeliyiz. Colani'yi ya da Donald Trump'ı bir kenara bırakın. Benim temel kaygım, her şeyden önce sınırın ötesindeki Dürzi kardeşlerimizin güvenliği ve refahıdır. Ancak ikinci olarak, eğer Colani ve onun İslamcı güçleri o bölgeyi fiilen ele geçirirse, Türkiye'yi doğrudan sınırımızda bulacağız. Er ya da geç bununla yüzleşeceğiz. Açıkçası Türklerle baş etmenin İranlılarla baş etmekten daha kolay olacağından da emin değilim. Uzun süredir Türk askeri doktrinini takip ediyorum ve yaklaşan fırtınayı görüyorum. Bu nedenle İran'ı, mutlaka sonuçlandırmamız gereken bir sorun olarak görüyorum, ne demek istediğimi açıklayacağım. Gazze de aynı şekilde, Hizbullah da öyle. Neden şu anda bu konulara bu kadar odaklandım? Çünkü bir sonraki savaşa hazırlıklı olmak zorundayız ve bu savaş büyük ihtimalle Türkiye ve Mısır'a karşı olacak. Elbette bunun gerçekleşmemesini umuyorum. Ancak ummakla yetinemeyiz. Unutmayalım ki Pandora'nın Kutusu'ndan çıkan son şeytan henüz ortadan kalkmış değil." Ne dediğine dikkatli bakalım. Bu adam on yıllar boyunca ABD donanması istihbaratında casustu. Türkiye üzerine konuştuğu kısım çok kısa, sonra başka meseleler devreye giriyor. Ancak iki meseleye dikkat çekiyor. 1-Öncelikle aktörleri bir kenara bırakalım, jeostratejik düşünelim. Yani coğrafi olarak nasıl bir denge var, kim üstünlüğü elde tutuyor, kim nerelere hakim buna bakalım diyor. Burada doğrudan Dürzi'leri işaret ediyor ve en yakın müttefik olarak konumlandırıyor. 2-İkinci olarak Dürzi'lerle olan bağ koparsa Türkiye ile komşu oluruz diyor, esas tehlikeyi bundan sonra görüyor. İsrail bu bölgedeki dağları stratejik hat olarak belirledi. Golan, Hermon, ve Anti-Lübnan dağ uzantısı en kritik bölge. Burada da çoğunlukla Dürzi'ler yaşıyor. Dolayısıyla, Süveyda bağlantısı koparsa Dürzi'ler ciddi güç kaybedecekler. Bu konuda taviz verilmemesi gerektiğini düşünüyor.
Middle East Eye@MiddleEastEye

Israeli-American spy Jonathan Pollard, speaking on a podcast for news outlet Arutz Sheva, has suggested Israel may attack Egypt and Turkey as next targets for war. Pollard said that Israel would need to prepare for further wars in the Middle East after Iran

Türkçe
0
1
6
2K
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
CHP'nin esas sorunu dış politikaya dair bir söyleminin olmaması değil. Ne söylediğinin belli olmaması. Örneğin Tom Barrack'ın o lafından neyi anlıyor Özgür Özel? ABD'nin yeni ortadoğudaki dizayn projesi nasıl bir şey? Bu dizaynın içinde İran'a karşı ağır bir yenilgi almak var mıydı mesela? Suriye'de Türkiye'nin en hâkim aktör olması da var mıydı? Türkiye'ye burada biçilen rol ne? Türkiye hangi ihtiyacı karşılıyor? Türkiye bu karşılanan ihtiyacı neler karşılığında niçin karşılamak zorunda kalıyor? Aynı durum senelerce Suriye politikasında da geçerliydi. Muhalefetin alternatifi neydi, önerisi neydi? 911 km sınırını paylaştığın komşu ülkende Rusya'nın, ABD'nin, İran'ın, İsrail'in çıkarlarını çarpıştırdığı bir coğrafya vardı. Gözümüzün önünde ABD destekli, Türkiye’nin güney hattının tamamını kuşatan ve Akdeniz’e açılan bir "Kuzey Kantonu" projesi işletiliyordu. Bu durumda öylece bekleyip olayların gelişmesini takip etmeyi mi öneriyor CHP?
Haber Aktif@haberaktifcom

Özgür Özel: Çok büyük bir emperyalist projenin bir parçasını yaşadığımıza inanmaya başladım. Tom Barrack’ın, “Demokrasi bu ülkeye çok, merhametli bir monarşi lazım” dediği ve Cumhur İttifakı’nın sahiplendiği bu söylemlerden sonra ben uyku uyuyamadım.

Türkçe
1
1
8
1.1K
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
Kalkınan ülkelerde çok bariz bir pattern var. Kalkınmış ülkeler ya büyük nüfusundan faydalanarak içeriyi (kendi halkını) sömürmüş, yahut dışarıdaki zenginlikleri zor yoluyla kendi ekonomik sistemine bağlamış. Sermaye birikimi başka türlü gerçekleşmiyor. Hele bir de bağımlılık ilişkilerini düşündüğümüzde günümüz dünyasında daha zor.
Türkçe
0
0
1
52
ömür kabak
ömür kabak@kabak_omur·
Siyasi tarih öyle de günümüz farklı mı? Çin son 40 yılda adım adım süper güç olurken demokrasinin, hukukun, insan haklarının yanından bile geçmedi. Bugün Vietnam sosyalist kimliği ile aynı yoldan yürüyor. Yakın geçmişte Güney Kore faşist askeri rejimle başarmıştı. Tabii oyunun kuralı var: Demokratik sistemde kalkınma istiyorsak AG’ün dediğini yapmak zorundayız. Olmazsa olmaz. Ancak kalkınmanın tek yolunun demokrasi olmadığını da bilmek gerekiyor. Şu soru da ortada duruyor: Ekonomik kalkınma tek başına insanlara huzur ve mutluluk verir mi?
Türkçe
4
0
6
591
Mehmet Ali Samur
Mehmet Ali Samur@MA_Samur·
Önce Demokrasi mi gelir yoksa kalkınma mı? Birazcık siyasi tarih okuması olan biri önce kalkınmanın ardından standartların geldiğini fark eder. Birleşik Krallık 1688 Şanlı Devrimi, evrensel bir demokrasi iddiası değil, burjuvazinin ve onun yegâne destekçisi parlamentonun mülkiyet haklarını korumaya yönelik iktidar konsolidasyonuydu. 19.yy da çıkan Reform Acts (Seçim Reformu Yasaları) ise burjuva iktidarının gücünün, toplumun geniş kesimlerinin demokratik taleplerinden çok daha önce geldiğini, siyasi katılımın ancak sanayileşmiş bir toplumun gereği olarak masaya yatırıldığını gösterir. Fransa’da 1789 yılında Ancien Régime acımasız bir biçimde tarihin dibine itildi, ancak ondan yalnızca 15 sene sonra, Modern Fransa’nın inşasını yapan Napolyon kendini imparator ilan etti. Code Napoléon, bugün hâlâ modern Fransa'nın idari ruhunu teşkil eder. Burada demokrasi bir başlangıç değil, merkezi devletin hukukla ve bürokrasiyle "zor ile inşa edilmesi" sürecinin bir sonucudur. Bildiğimiz anlamıyla demokratik Fransa 1870’te 3.Cumhuriyetle kurulmuştur. Japonya örneğinde ise kalkınma, siyasi bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluk olarak ortaya çıktı. 1868 Meiji Restorasyonu, feodal şogunluk düzenini tasfiye ederken demokrasiyi değil, "Fukoku Kyōhei" yani "Zengin Ülke, Güçlü Ordu" şiarını hedefledi. Japonya, önce ağır sanayisini kurdu, bankacılık sistemini modernize etti ve köylüyü endüstriyel iş gücüne dönüştürdü. Siyasi katılım mekanizmaları, ancak ülkenin küresel bir ekonomik aktör olma yolunda mesafe kat etmesinden çok sonra ikinci dünya savaşından sonra ABD eliyle kurduruldu. Almanya ise bu "kalkınma öncelikli" modelin en katı uygulayıcısıdır. 1871’de Alman birliğinin sağlanması, demokratik bir anayasal süreçten ziyade, Bismarck’ın "kan ve demir" politikasıyla, yani sanayileşmiş Prusya’nın ekonomik üstünlüğüyle gerçekleşti. Bismarck, işçi sınıfının radikalleşmesini engellemek için dünyadaki ilk modern sosyal güvenlik sistemlerini kurarken, demokrasiyi değil, devletin istikrarını ve kalkınmasını öncelemişti. Almanya’da da hakeza demokrasi tecrübesi 1945 sonrasında hakkıyla uygulanabilmiştir.
Gündem 7x24@gundem7x24

Abdullah Gül: Sağlam bir siyasi sistem, sağlam hukuk sistemi, yüksek insan hakları standartları olmadan kalkınmadan gelişmeden bahsedemeyiz

Türkçe
2
1
9
1.6K
Judith Fritz
Judith Fritz@FritzJudit64270·
@MA_Samur Kalkınma bahanesiyle demokrasiyi rafa kaldırma masallarını geçin artık, yemiyoruz.
Türkçe
1
0
0
33