Rehnuma katli

6K posts

Rehnuma katli banner
Rehnuma katli

Rehnuma katli

@SKatlioglu65315

izmir @ Karşıyaka !Sorun cahil olman değil, kendini alim sanman.”

شامل ہوئے Ağustos 2023
436 فالونگ121 فالوورز
پن کیا گیا ٹویٹ
Rehnuma katli
Rehnuma katli@SKatlioglu65315·
Asrın vahşetine şahit oluyoruz. Asrın  izzetine şahit oluyoruz. Asrın zilletine şahit oluyoruz. Asrın hikmetine şahit oluyoruz. Asrın devrimine şahit oluyoruz. Gazze sahâbenin okunduğu yer olmaktan çıktı, sahâbenin yaşandığı yer oldu.
Rehnuma katli tweet media
Türkçe
0
0
5
417
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Mustafa
Mustafa@Maksimiilyan·
"Bir Adam eve girdiğinde eşini ağlarken buldu. Sebebini sordu. Eşi dedi ki: “Evimizin üstündeki ağaçtaki kuşlar beni görüyor. Bu Allah’a karşı bir günah olabilir mi?” Adam, onun bu hassasiyetine ve Allah’tan korkusuna saygı duyup onu öptü ve bir balta getirip ağacı kesti. Bir hafta sonra işten erken döndü ve eşini bir adamla buldu. (Adam hiçbir şey yapmadı, sadece ihtiyacını aldı ve şehri terk etti.) Uzak bir şehre gitti. Orada halkın sarayın önünde toplandığını gördü. Sebebini sordu. Dediler ki: “Şehrin hazinesi çalındı.” O sırada parmak uçlarında yürüyen bir adam geçti. “Bu kim?” diye sordu. Dediler ki: “Şehrin şeyhi. Bir karıncaya basıp günaha girmemek için böyle yürüyor.” Adam dedi ki: “Vallahi hırsızı buldum.” Onu saraya götürdüler. dedi ki: “Hazinenizi çalan budur.” Araştırdılar ve gerçekten şeyh hırsız çıktı. Kral sordu: “Bunu nasıl anladın?” Adam dedi ki: “İhtiyat (Hassasiyet) aşırıya kaçmışsa ve fazilet sözleri çok abartılıysa, bil ki orada bir şey gizleniyordur.”
Mustafa tweet media
Türkçe
53
803
7.5K
354.1K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Diğerkâm
Diğerkâm@digerkm·
"Hayırlı bir evlada sahip olmak sadece iyi bir eğitimci olduğunuzun kanıtı değildir; o bir lütuftur. Nice mükemmel ebeveynler evlatlarıyla imtihan olurken, nice ilgisiz anne babanın çocukları dünyaya ışık saçar. Evlat, insanın kendi mahareti değil, nasibidir."
Türkçe
13
317
2.2K
41K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Muhammed Çiftçi
Muhammed Çiftçi@muhammedciftcci·
Manzara aslında çok şey anlatıyor. Eskiden camiler dolar taşardı, şimdi ise bir elin parmağını geçmeyen, dizinde derman kalmamış birkaç emektardan başka kimse yok. Gençlik başka rüzgarlara kapılmış, dünya telaşı ahiret sevdasının önüne geçmiş durumda. Camilerin kubbesi var ama cemaatin neşesi, gençlerin sesi eksik. Sokaklar tıklım tıklım, kafeler dolu, çarşı pazar hareketli; ama Allah’ın evine gelince herkesin bir bahanesi, bitmeyen bir işi var. Rasulullah Efendimiz ﷺ, 'İki nimet vardır ki insanların çoğu bunda aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit' buyuruyor. İşte o üç-beş amca, sağlığı elden gitse de o boş vaktin kıymetini bilip taburesini kapıp gelmiş. Ama arkadan gelen yok, saf tutacak gençlerin dizleri yorgun değil, gönülleri isteksiz… Kur’an-ı Kerim’de; 'Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman edenler imar eder' buyurulur. İmar etmek sadece taş dizmek, halı sermek değildir; içini canla, başla, gençlikle doldurmaktır. Biz sadece camileri değil, sanki birbirimize olan bağımızı ve yarınımızı da boş bırakıyoruz. Ahir zamanın fitnesi evlerimize kadar girmişken, bu sessiz camiler aslında hepimize birer ikaz levhası gibi duruyor. Hayatın merkezine camiyi koymayanlar dünya meşgalesi içinde yönünü tayin etmekte güçlük çekerler. Rabbim bizleri, secdesiz alınlardan ve cemaatsiz camilerden muhafaza eylesin
Türkçe
2
137
1.5K
654.8K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Mesut Özbilir
Mesut Özbilir@mesutozbilir·
Ev İşlerine Dair: Son Söz “Son kez” diyorum; çünkü bugüne kadar söylediklerimi artık daha derli toplu ve ikna edici bir metinde topladım. Ayrıca bu saatten sonra ev hanımlığının bir tercih olmaktan çıkıp lüks hâline geldiği de ortadadır. Maalesef ev hanımlığı her kadının erişebileceği bir şey olmaktan hızla uzaklaşmaktadır. Bütün maddi ihtiyaçları kocası tarafından karşılanan ev hanımları ev işlerini yapmakla “diyaneten” yükümlüdür. Bunun vacip olduğu açıkça fıkıh kitaplarında yazar ama yıllarca bilerek ya da bilmeyerek bunu çarpıttılar. Evet, âlimler, kadının yemek pişirme ve ekmek yapma konusunda kadının hukuken zorlanamayacağını; ancak bu işleri yapmaktan kaçınması durumunda kocanın da nafaka sorumluluğu olarak ona sadece temel gıdası olan ekmeği verip, “katık” (idam) verme zorunluluğunun ortadan kalkacağını ifade etmişlerdir. Takdir edersiniz ki bu da kadını ölmeyecek kadar karnı doyurulan cinsel bir objeye indirgemek anlamına gelir. Oysaki erkeklerin bugün kadınlar için yaptıkları harcamalar bunun çok çok ötesindedir. Nasıl ki maddi beklentilerde örf esas alınıyorsa, sorumluluklarda da yerleşik örf esas alınmalı ve bu gibi türedi iddialarla insanların kafası karıştırılmamalıdır. Konuyu fıkhî olarak temellendirecek olursak; ev kadınları, İslam iktisadında “çalışan kadın” olarak kabul edilmiştir. Ev içi hizmetleri karşılığında “maddi ihtiyaçlarının kocası tarafından karşılanması” esasına dayalı bir sorumlulukları vardır. (Bkz: es-Serahsî, el-Mebsût, [Dâru'l-kütübi'l-ilmiyye, Beyrut, 2009] XVI, 62.) Yani ortada açık bir hizmet ve bu hizmetin mukabilinde alınan bedel bulunmaktadır. Ne erkeğin dışarda çalışarak maddi ihtiyaçlarını karşılaması kadına bir ihsandır, ne de kadının evinde yaptığı (temizlik, yemek vb.) işler erkeğe bir lütuftur. Bunlar açıkça İslam'ın kadına ve erkeğe aile içerisinde yüklediği sorumluluk, ödev ve görevlerdir. Taraflar “bu denklemde” bu vazifeleri yerine getirmekle yükümlüdür. Çok ironiktir; ev hanımları, bir yandan “karın tokluğuna çalışan bir köle”, diğer yandan “hayatını bedavaya getiren bir beleşçi” olarak yaftalanır. Hayatından memnunsa beleşçi muamelesi görür, değilse köle denir. Oysa ev hanımı ne köledir ne de beleşçi; o da herkes gibi çalışan, mesai harcayan ve emeğiyle hayatını kazanan bir insandır. İslâm hukuku ideal aile kurumunu böyle tesis etmiştir. Tarım toplumlarının İslâmî olmayan kaba yaklaşımları ve katı tabiatları öne çıkarılarak kadınlara sunulan bu muazzam imtiyazın itibarsızlaştırılmaya çalışılması hiçbir şekilde kabul edilemez. Bugün asgari ücretle çalışıp yalnız yaşayan bir kadının; ev kirası, doğalgaz, elektrik, su, telefon gibi faturalar, yemek, giyim ve diğer zorunlu harcamaları toplandığında aldığı 28.000 TL maaş bunu ancak karşılamakta, çoğu zaman ise karşılayamamaktadır. Böyle bir kadının bütün mesaisi neredeyse karın tokluğunadır. Oysa bütün bu masrafları kocası tarafından üstlenilen ev hanımlarının durumu bundan çok daha iyidir. Dahası, dışarıda çalışan kadının çalışma şartları, ev hanımlarının esnek çalışma ortamıyla kıyas dahi edilemez. Dolayısıyla kadınlar, -geç kalmış olsalar da- dinen ve örfen sahip oldukları bu imtiyazı sıkı sıkıya korumalı ve hukuken güçlendirilmesini talep etmelidir. Bariz biçimde ortada duran bu hizmet-bedel ilişkisinin adı konulmalı; ev kadınları “çalışan kadın” statüsüne alınmalı; gerekirse sigortaları devlet tarafından karşılanmalı ve çocuk başına makul bir maaş/harçlık tahsis edilmelidir. Nüfus artışını hızlandırmak ve kadınların hizmet sektöründe yıpranmasının önüne geçmek için atılması gereken en ivedi adımın bu olduğu kanaatindeyiz. Türkiye bu konuda öncülük ederse, bunun dünya genelinde de güçlü bir karşılık bulacağını; kadınlık fıtratı ve feminist politikalar arasında sıkışıp kalan kadınların bu yaklaşımı sahipleneceğini düşünüyoruz. Zira kendilerine “hak” diye sunulan pek çok şeyin kendilerine artı bir yük yüklediğini tecrübe etmiş bulunmaktadırlar. Ev kadınları açısından durum böyle iken çalışan kadınlar hakkında denklem değişir. Fıkıh kitaplarında bu farklılığa “eşrâf kadınları” istisnasıyla da temas edilmiştir ama konuyu şekillendiren iki temel fıkhî kavramdır: “ihtibas” ve “nafaka” İhtibâs, kadının kocası, çocukları ve evinin işleri için mesaisini eve hapsetmesidir. Şu durumda evlilik sorumlulukları, kadının kendi nafakasını kazanmasına imkân vermediği için kadının nafakası kocası üzerine vacip olmuş olur. Yani nafaka hakkını doğuran “ihtibâs”tır. İhtibas ortadan kalkınca nafaka hakkı da kalkar. Buna göre çalışan kadın şu üç senaryoyu doğurur: I) Kendisi çalışmak istiyor, kocası istemiyorsa, kocasının ihtibâs hakkını ihlal ettiğinden nafaka hakkı düşer. Çocukların bakımı ve ev işlerini yapmıyorsa eve maddi katkı sunar. Yani benim param benim, kocamın parası ikimizin hikayesi bu senaryoda yoktur. II) Kadın çalışmak istemiyor kocası çalışmaya zorluyorsa, koca ihtibâs hakkından feragat etmiştir. Yani kadından çocukların bakımı ve ev işlerini talep etme hakkı olmaz. III) Karşılıklı rızayla kadın çalışıyorsa: a) Kadın fazla mesai harcayarak ev işlerini yapıyor, çocukların bakım masraflarını üstleniyorsa eve maddi katkı sunmak zorunda değildir, kazancı bütünüyle kendisinindir. b) Ev işlerini ve çocukların bakımını üstlenmiyorsa; ev işleri de evin ekonomik giderleri de karı-koca arasında ortak olur. Kadın, benim kazancım benimdir, diyemediği gibi erkek de ev işleri ve çocuk bakımına karışmam diyemez. Çünkü karısının çalışmasını onaylayarak ihtibâs hakkından feragat etmiştir. Ayrıca da kadına 24 saat mesai yükleyerek zulmetmiş olur. Son olarak bir noktanın altını tekrar kalınca çizerek bitirmek istiyorum. Bu konular maalesef şimdiye kadar tarım toplumunun zorbalıkları ve modern dünyanın dayatmaları arasına sıkışmış, manipülatif zeminlerde ele alınmış, hocalar düzeyinde bile tahkik edilmeden gelişi güzel konuşulmuştur. Muhtemelen bu meseleyi bu bakış açısıyla pek çoğunuz ilk defa okuyorsunuz. Bu yüzden başta söylediğim şeyi tekrar ifade etmek istiyorum: Ne erkeğin dışarda çalışarak maddi ihtiyaçlarını karşılaması kadına bir ihsandır, ne de kadının evinde yaptığı (temizlik, yemek vb.) işler erkeğe bir lütuftur. Bunlar, açık bir hizmet-bedel ilişkisinin gereği olup İslam’ın aile içinde kadın ve erkeğe yüklediği sorumluluk, ödev ve görevlerdir. Taraflar “bu denklemde” bu vazifeleri yerine getirmek zorundadırlar. Hiçbirinin yaptığı hizmeti karşı tarafın başına kakma gibi bir hakkı da yoktur. Mesut Özbilir
Türkçe
24
66
475
44.1K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Mesut Özbilir
Mesut Özbilir@mesutozbilir·
Erkekler akşama kadar çalışacak, para kazanacak, kira ödeyecek, fatura ödeyecek, yakıt alacak, maaşın iki yakasını bir araya getirmek için kafa patlatacak, sipariş listesini yazacaksınız ayağınıza getirecek ama hanımefendiler sıfır maddi sorumlulukla temizlik yemek yaptı iki misafir ağırladı diye incinecekler. Öyle bir dünya yok, bu denklemde bu işleri bal gibide kadınlar yapacaktır ve yapmışlardır. Bunlara erkeklerin emeğini böyle pervasızca değersizleştirmeyi kim öğretti ve neden kimse bir şey demiyor? Beyler, sesleri çok çıkıyor diye bunlara pirim vermeyin. Emeğinizi değersizleştirmeyin. Aksi halde motivasyonunuzu, şahsiyetinizi, misyonunuzu da yitirirsiniz. Ki bugün bunlar yitirilmiştir. Bir erkek katlandığı her şeye sıcak bir yuvası olsun, akşam geldiğinde temiz bir ev, güzel bir sofra bulsun, çocukları güven içinde büyüsün diye katlanır. Bu olmadıktan sonra herkes bireysel hayatına bakar. Siz bugün rahatsanız, erkekler sizden çok daha rahat. Biz burada feryad ediyorsak, dini bütün gençler haram yollara meyletmesin, meşru bir aile çatısında meşru bir ilişki yaşasınlar diyedir. Yoksa erkelerin tarih boyunca daha az sorumluluk sahibi olduğu, cinselliğe daha kolay ulaştığı ve daha konforlu bir hayat sürdüğü başka bir devir olmamıştır. Kimse bunlara bir şey demiyor diye peşlerine düşüp bu ezberleri tekrar edenler bu denklemde yer alamazlar. Çağın dayattıklarına razı olmak durumundalar.
Türkçe
96
131
1.5K
358.1K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Eymen
Eymen@eymnusame·
Süfyan b. Uyeyne'den Çarpıcı Bir Evlilik Kıssası Bir adam, karısını Süfyan b. Uyeyne'ye şikayet etti ve şöyle dedi: "Onun gözünde en zelil ve en değersiz kişi benim." Süfyan uzun bir süre başını öne eğip düşündü, sonra başını kaldırdı ve şöyle sordu: "Belki de sırf saygınlığını (izzetini) artırmak niyetiyle onunla evlenmek istedin?" Adam: "Evet, ey Ebu Muhammed," dedi. Bunun üzerine Süfyan şöyle dedi: "Kim izzet ve şeref peşinde koşarsa zilletle (aşağılanmayla) imtihan edilir. Kim mal mülk peşinde koşarsa fakirlikle imtihan edilir. Kim de din(darlık) peşinde koşarsa, Allah onun için din ile birlikte izzet ve malı da bir araya getirir." Ardından adama şu hadiseyi anlatmaya başladı: "Biz dört kardeştik: Muhammed, İmran, İbrahim ve ben. En büyüğümüz Muhammed, en küçüğümüz ise İmran'dı; ben ortancalarıydım. Muhammed evlenmek istediğinde soy ve asalet (haseb) arzuladı. Soyca kendisinden daha üstün biriyle evlendi, ancak Allah onu zillet ile imtihan etti! İmran ise mal mülk arzuladı ve kendisinden daha zengin biriyle evlendi. Allah onu da fakirlikle imtihan etti; elinde avucunda ne varsa aldılar ve ona hiçbir şey vermediler. Ben bu ikisinin durumunu derinlemesine düşündüm. Derken yanımıza Ma'mer b. Râşid geldi. Ona danıştım ve iki kardeşimin hikayesini anlattım. O da bana Yahya b. Cu'de'nin ve Aişe Radıyallahu anha'nın rivayet ettiği hadisleri hatırlattı. Yahya b. Cu'de'nin aktardığı hadise göre Nebî Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Bir kadınla dört şeyi için evlenilir: Dini, soyu, malı ve güzelliği. Sen dindar olanı seç ki, ellerin dert görmesin (bereket bulsun)." Aişe Radıyallahu anha'nın aktardığı hadise göre ise Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kadınların en bereketlisi, külfeti (mehir ve masrafı) en az olanıdır." Bunun üzerine ben de Resûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem sünnetine uymak gayesiyle, kendim için dindarlığı ve yükü hafif tutmayı seçtim. Böylece Allah, benim için din ile birlikte izzeti ve malı da bir araya getirdi." Kaynak: Tehzîbü'l-Kemâl, 11/194
Eymen tweet media
Türkçe
5
77
505
31.7K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Ömer Faruk Korkmaz
Ömer Faruk Korkmaz@OmerfarukKorkmz·
ÇOCUK KUTSAMACILIĞI Bir çocuğu sevmekle onu tamamen serbest bırakmayı birbirine karıştırdığımız bir çağdayız. Sevgi zannedilen şey çoğu zaman denetimsizliğin makyajlanmış hâli aslında.. "Benim çocuğum yapmaz" cümlesi, tahammül edilmesi zor bir körlüğün ilanı hâline gelmiş durumda. Daha hayatın kapısından içeri adımını atmadan, hiçbir bedel ödemeden, hiçbir sorumluluk yüklenmeden alkışlanan bir nesil yetiştiriyoruz. Haliyle alkış erken gelince emek de geç geliyor. Emek gecikince de karakter gelişmiyor.. Çocuğu kırmamak adına onu hayata karşı kırılgan hâle getiriyoruz. Oysa kırılmayan bir çocuk değil, hayatın bir gerçeği olarak kırıldığında toparlanmayı bilen bir insan yetiştirmekti mesele. Ama biz meseleyi ıskaladık. Çocuğun her dediğinin yapılmasını "özgüven aşılamak" sandık, asla yok dememeyi "değer vermek" zannettik. Halbuki sınır görmeyen bir çocuk, hayatı değil sadece arzusunu tanır. Arzusunu tanıyan ama sınır bilmeyen insan ise büyüdüğünde ilk duvara çarptığında dağılan bir kişiliğe dönüşür. Eskiden oyun oynadığımız mahalleler sadece evlerin toplamından ibaret bir mahal değildi; terbiyenin de ortak olduğu bir alandı. Bir büyük, yanlış yapan bir çocuğa "yapma" dediğinde bu bir müdahale değil, bir sahiplenme olarak algılanırdı.. Bugün ise herkesin çocuğu başkasına kapalı, ama kötülüğe açık.. Kimse kimsenin çocuğuna dokunamıyor ama sokak, ekran, heva ve heves o çocuğa istediği gibi dokunabiliyor. Buna engel yok. Engel olma derdi de neredeyse kimsede yok. Aileler çocuğu insanlardan koruyor ama hayattan koruyamıyor bugün.. Daha acı olanı şu: Anne, babanın disiplinini; baba, annenin merhametini kırıyor. Ev içinde otorite parçalanınca çocukta şahsiyet de parçalanıyor. Bir evde sözün ağırlığı yoksa, o evde yetişen çocuğun da hayatta bir ağırlığı olmuyor. Çünkü çocuk en başta şunu öğreniyor: "Bana kimse sınır koyamaz." Biz çocuğu hayata hazırlamak yerine, hayatı çocuğa uydurmaya çalışıyoruz. Bu mümkün değil. Hayat ne senin hassasiyetine göre şekillenir ne de çocuğunun konforuna göre. Hastalık var, kayıp var, başarısızlık var, yokluk var bu hayatta. Bunlarla yüzleşmemiş bir çocuk, büyüdüğünde ilk imtihanda çöküverir büyük travmalarla.. Sonra "Neden bu kadar kırılgan?" diye sorarız kendi kendimize. Biz onu hiç sağlamlaştırmadık ki oysa. Şımartılmış bir çocuk aslında sevgiyle değil, ihmalle yetişmiştir. Sınır koymamak, çocuğu özgür bırakmak değil; onu sahipsiz bırakmaktır. Bir çocuğun gereğince terbiye edilmemiş olması sadece kendi adına değil yaşayacağı toplum adına da tehlikedir. Bu gidiş, sadece ailelerin meselesi değil; bir neslin çözülmesidir. Çünkü disiplin görmemiş bir çocuk yarın sorumluluk almayacak bir yetişkine dönüşür. Sorumluluk almayan insanlar çoğaldığında ise toplum çözülür. Bir nesil sadece bilgiyle değil, terbiye ile ayakta kalır. Sevgi; sınırla birlikte anlamlıdır. Merhamet; ölçüyle birlikte kıymetli.. Çocuk yetiştirmek, sadece sarılmak değil, gerektiğinde dur demeyi bilmektir. "Yapma" diyemeyen bir dil, yarın "niye böyle oldu" diye feryat eder. Bugün çocuğunu hayata hazırlayarak sevgi, ilgi ve şuur ekseninde yetiştirmeyenler yarın onun hayatına kıyıldığını seyretmek zorunda kalabilir. Çünkü hayat, bizim göstermediğimiz sınırı tüm gerçekliğiyle öğretir insana.. Ve hayatın verdiği ders, bizimkinden çok daha serttir.
Türkçe
7
72
276
8K
mustafa yazıcı
mustafa yazıcı@myzccc·
Kur’an’da psikolojiye dair çok dikkat çekici ayetler var. İnsanın ruhunu, korkularını, umutlarını ve sabır sınavlarını öyle incelikle anlatıyor ki modern psikoloji kitaplarıyla kıyaslayınca insan hayrete düşüyor. Birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Türkçe
10
251
2.1K
230K
Rehnuma katli
Rehnuma katli@SKatlioglu65315·
@myzccc Allah razı olsun . Emeğinize sağlık.
Türkçe
0
0
0
187
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Mesut Özbilir
Mesut Özbilir@mesutozbilir·
Aile konularının sürekli “kadın – erkek”, “çalışan kadın - çalışmayan kadın” şeklinde kategorize edilerek ele alınması çözüm üretmek bir yana çözüm yollarının önünü tıkamaktadır. Toplumun her bir kesimiyle de irtibat halinde olan bir kardeşiniz olarak şunu açıkça söyleyeyim ki her bir kesimde de sorunlar var ve meseleyi kategorize ederek yaklaşmak bu sorunları derinleştiriyor. Geldiğimiz noktanın farklı dönüşüm aşamalarını bir kenara bırakıp aile konusunu 2020 yılı itibariyle içinde bulunduğumuz durum üzerinden konuşmalıyız. Bütün dünya gibi biz de büyük bir toplumsal dönüşüm yaşadık ve mevcut dinamiklerin kısa vadede köklü bir değişime uğrayacağı mümkün görünmüyor. Onun için öncelikle mevcut tabloyu doğru okumak, ardından da çözümü bu gerçeklik üzerinden kurmak gerekiyor. Öncelikle şunu tespit edelim ki aileye dair müşküllerimiz tek bir kesime ait değil. Ev hanımları arasında da ciddi problemler var, maruz kaldıkları veya bıraktıkları kötü muameleler var. Ekran süresi 10 saati aşmış, çocuklar bütünüyle ekranlara teslim, akşam koca geliyor hürmet yok ikram yok, eve gelen meyveleri dahi layıkıyla çocuklara yedirmekten aciz durumda olanlar var. Sosyal medyada kontrolsüz bir şekilde yayılan “kadın danışan avcısı” danışmanlar tarafından sürekli pohpohlanıyorlar, sözüm ona din adamları tarafından yüceltiliyorlar; ev işi yapmak zorunda değiller, çocuk emzirmek zorunda değiller, çocukları terbiye etmek zorunda değiller, sıfır sorumluluk... Adeta bir yarı tanrılar, kullarına ihsanda bulunuyorlar! Ve bu fakir bu konulara neşter vuruncaya kadar medreselisi ilahiyatçısı bunları bu topluma anlattı ve pek çok aileyi bu safsatalarla yıkıma götürdü. Bugün evlenmeyen erkeklerin evlenmeme sebebi büyük ölçüde budur. Bir erkek bir kaç milyon masraf edip düğün yapacak, ev bark kuracak, sorumluluk alacak karşılığında ne var? Ben yemek yapmayı bilmiyorum, çocuk emzirmek zorunda bile değilim, benim özgürlüğüm var bana karışamazsın, vs... Boşanma oranları da ortadayken bu riske girmek istemiyorlar. Diğer tarafta kocasına ve çocuklarına kendisini adeta vakfeden, büyük bir titizlikle evini çekip çeviren, çocuklarını ilgiyle büyüten ev hanımları var; kocaları kadir kıymet bilmiyor. Kadın evini temizliyor, yemeğini yapıyor, giyiniyor kuşanıyor işten gelen kocasını karşılıyor ama adam gelip kadının yüzüne bakmıyor. Kadın adeta cinsellik dilenmek zorunda kalıyor, çocukları bir damla ilgi gözlüyor ama adam maçla, kahveyle, abuk subuk malayani işlerle kafayı bozmuş. Deyim yerindeyse iskele babası. Bir kısım hem cinslerim artık kırsal yaşamın ve varoş kültürünün kaba tabiatlarından kurtulmalıdır. Kadınlara nasıl yaklaşmaları gerektiğini, ihtiyaçlarını, duygu durumlarını öğrenmelidir. Onların da zamanın şartlarına göre beklentileri olduğunu görmelidir. Bunu görmezden gelenler -Allah muhafaza- görmek istemeyecekleri şeyler görmek zorunda kalırlar. Kendi haklarınızı bilin, isteyin ama kadınlarınızın da haklarını en güzel şekilde verin. Yoksa niye evlendiniz? Çalışan kadınların pek çoğuna haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Evet, geldiğimiz nokta itibarıyla kadınların top yekûn iş hayatına itilmesi sosyal ve ekonomik açıdan büyük kırılmalara yol açmış; boşanmaları artırmış, evlenme oranlarını düşürmüştür. Fakat bunun sorumlusu hali hazırda iş hayatında bulunan kadınlar değildir. Yaşadıklarımız dünya çapında kapitalist değişimin Türkiye'ye düşen yansımalarıdır. Bunun altını nenem tarlada doğurdu, eniştem teyzemin dişlerini yaptırmadı gibi indi yorumlarla doldurmanın ciddiye alınacak bir yanı olmadığı gibi bu dönüşümün ihalesini de hâlihazırda çalışan kadınlara yüklemenin faydası yoktur. Hakkaniyetli de değildir. Zira çalışan kadınların bir kısmı annelerinin süfli hayallerinin kurbanı olarak kendisini iş hayatında buldu, bir kısmı büyük şehirlerdeki ekonomik zorluklar karşısında çaresiz kalarak çalışıyor, bir kısmı toplumun ihtiyacı olan mesleklerde insanlara hizmet vermektedir. Her birinin farklı bir hikâyesi var… “Çalışan kadın” dediğinizde bütün bu insanları hedefe koymuş ve savunma pozisyonuna itmiş olursunuz. Bu da çözüm üretmediği gibi çözümsüzlüğü besler. Bunun yanı sıra bir yerlere gelebilmek, bir şeyleri başarmış olmak ciddi bir iç disiplin ister, çalışan kadınların önemli bir kısmı bunu sağlamış; hem iş hayatında hem aile hayatında, hatta ibadet hayatında fevkalade bir muvaffakiyet elde etmiştir. İyi bir eş, iyi bir anne, iyi bir Müslüman olabilmiştir. Dolayısıyla bu nitelikteki insanların anneliğini ve Müslümanlığını her fırsatta tartışmaya açmak da vebaldir. Her insan çağının çocuğudur, bu çağı ve şartlarını onlar üretmediler; aksine bu çağa ve şartlarına rağmen, feminizmin kuşatmalarına rağmen şahsiyetleriyle ve değerleriyle var olabildiler. Sosyal medyada yuvalanan, her fırsatta şahsi travmalarını kusan nefret dolu bazı kadınların kışkırtmaları bizi adaletten ayırmasın. Onun için “kadınlar-erkekler”, “çalışan - çalışmayan kadınlar” gibi kategorik söylemler gölgesinde evlilik ve aile konularını konuşmaktan vazgeçelim. Kadınların iş hayatında olup olmaması devlet politikasıyla alakalı bir durumdur ve hâlihazırda teşvik ediliyor. Şu halde mevcut tabloyu fertlere mal etmenin makul bir tarafı yoktur. Çalışan çalışmayan her türlü denklemi dikkate alarak Hanefî fıkhından ilhamla karı kocanın ev içi ve ev dışı, fizyolojik ve ekonomik sorumluluklarını tafsilatıyla önceki yazılarımda ele aldım. Sorumluluk almadan hak talep eden bazı istisnalar dışında toplumun hemen her kesimi tarafından da büyük bir kabul gördü. Dolayısıyla herkes sorumluluklarını bilip yerine getirmeli, karı koca haklarını ihmal etmemelidir. Evlilik ve aile konusunun kategorik değerlendirmelerin dışına çıkılarak hak - sorumluluk cihetiyle ele alınması toplumumuzun faydasına olacaktır. Son olarak hanımlar kendi iş ortamlarının rahatlığını dikkate alarak bütün kadınların çalışma hayatına itileceği, karın tokluğuna iş hayatında ezileceği, geçinebilmek için karı-kocanın çalışmak zorunda olacağı ve küçücük sabilerin annelerinden uzak büyüyeceği bir sistemi besleyecek söylemlerden kaçınmalıdır. Asıl ve esas olan kadınların çalışmak zorunda olmamasıdır. Dinimizin idealize ettiği hayat tarzı da kocanın kavvâm (koruyucu, sağlayıcı, yönetici) olduğu, kadının ev hanımı, mürebbi ve anne olduğu modeldir. Farklı tercihlerimiz olabilir ama toplumun geneline şamil esas olan yaşam tarzı budur. Şimdiye kadar ülkemizde erkeklerin geleneksel rollerini reddetmemiş olması, kadınlara yönelik pozitif ayrımcılığın belirgin olması ve daha rahat iş imkânları bulunması sebebiyle henüz iş hayatının kadınlara yükleyeceği yıkıcı etki görülmüş değildir. Siz de takdir edersiniz ki iyi kadrolar genç kadınlarla dolup çok fazla iyi iş imkanı kalmadı, erkekler de artık kadınlar gibi geleneksel rollerini terk etmeye başladı. Bundan sonrası bundan öncesi gibi kolay değil. Onun için kadınlar için Nebevî bir imtiyaz olan ev hanımlığını koruyun ve ev hanımlarının sosyalleşecekleri, üretecekleri, spor vb. faaliyetlere kolayca ulaşabilecekleri iyi imkânlar elde etmeleri için sesinizi yükseltin. Sizden öncekiler pek çoğunuzu annelikten etti ama siz sizden sonrakileri bu cendereye atmayın. Âcizane tavsiyelerim bunlardır. Selam, hidayete tâbi olanlara...
Türkçe
10
18
174
10.9K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Tuğberk
Tuğberk@tugberk37·
Oyunlarına ara verip, yol kenarında namazlarını kılan iki çocuk. “Namaz kılan gence aşığım” Hz Ömer
Türkçe
62
1.2K
20.8K
247.5K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Synergy Kendiyas
Synergy Kendiyas@SynergyKendiyas·
🚨GİZLİ ŞİRK VE GİZLİ ŞİRKE GÖTÜREN YOLLAR Maddi manevi hastalıkları, sıkıntıları olan birçok vakada maneviyat ile yapılan istihare ve istişarelerde sebebin gizli şirk olduğunu görüyor, şahit oluyoruz. Üstelik bunların hemen hemen tümü dini vecibelerini yerine getiren insanlar Gizli şirk nedir? Efendimiz Aleyhissalatu Vesselâm sahabe-i kirama gizli şirki izah ederken "karıncanın ayak sesinden daha gizlidir ve tehlikelidir" buyurur “Peki bu kadar gizli ve tehlikeli olan şeyi biz nasıl çözeceğiz” diye düşünebilirsiniz. Bunu şöyle örneklendirelim: “Eşim olmasa biz aç kalırız” veya “biz de ileride yaşlanacağız, çocuğum eğer iyi bir üniversitede okumaz ya da iyi bir yere gelmezse acaba bize kim bakacak?" İşte bu gibi düşünceler, ölçüsüz kaygı ve endişeler gizli şirktir. Kişinin işini, eşini, evlatlarını, sağlığını ya da başka bir şeyi putlaştıracak derecede önemsemesi ve bunlar için ölçüsüz şekilde kaygı duyması gizli şirktir Önceden Kâbe’nin içinde putlar vardı. Zahiri olarak görünüyordu. Zahiri olarak görünen o putları gidip orada yıkmak aslında çok kolay. Tehlikelisinden bahsediyoruz. Şimdi putlar bizim kalbimizin içine girdi. Hanımın sevgisi, eşinin sevgisi, dünyanın sevgisi, evlat sevgisi gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Kaygı, endişe, tasa dediğimiz şeyler, "acaba ileride ne olacak" gibi düşünceler insanları sarmış durumda. Niye? Aslında Allahu Teâlâ'ya güvenmediğimiz için bu problemler yaşanıyor. Kaygı, endişe, tasa bir Müslüman'a lazım olmayacak şeyler. İnanan kişiler bu kelimeleri kalbine yerleştirmişse bu halleri oradan çıkarıp yerine doğru olan inancı yerleştirmesi lazım. Aslında her şeyi yapan kimdir? Allah'u Teâlâ'dır. Onun dışında kimse bir şey yapamaz. Bize aslında tevekkül lazım. Tevekkülü kaybettiğimiz için kaygı, endişe, tasa gibi duygular ile çil yavrusu gibi dağılıyoruz. Hz.Kuranda Rabbimiz buyuruyorki “bir işe azmettiğin zaman Allah'a tevekkül et” Biz kime tevekkül ediyoruz? Her şeyin membağı kendisinde bulunan bir zata Endişelendik, kaygılandık, tasalandık. Bu ne demek? Biz kime güvenmiyoruz? Allahu Teala’ya güvenmiyoruz. Tam ve kendisinde hiçbir eksiklik olmayan bir zata güvenmemiş oluyoruz. Ki her şeyi bilen O'dur. Kur'an-ı Kerim Rabbimizden bahseder. O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Rahmeti her şeyi kuşatmıştır. O yüzden bu konulara son derece dikkat etmemiz gerekiyor. Nefsimiz, şeytan, şeytangiller korku, panikten, evhamdan, kaygılardan besleniyor. Nasıl besleniyor? Size daha çok vesvese veriyor. Böyle yaparak ona ve ordusuna manevi kapıyı açıyorsunuz. Halbuki Allah'u Teâlâ rızka kefildir. El-Rezzak olan O'dur. Bizi yediren, içiren, güldüren O'dur diyerek teslim olmuş olsak, tevekkül etmiş olsak; hem bunlardan uzak olacak hem de Allah'u Teâlâ’nın sevdiği bir topluluğun, yani tevekkül edenlerin içerisine girmiş olacağız. Bu konuda bir kıssa anlatalım: Musa Aleyhiselam dedi ki; Ya Rabbi ben kullarını sana çağırıyorum ama benim rızık meselesi ne olacak? Allah'u Teâlâ dedi ki; Ey Musa, asanla taşa vur. Taşa vurdu içinden bir taş çıktı. Bir daha vur dedi. Bir taş daha çıktı. Bir daha vur dedi. Bir taş daha derken böyle yedi kere vurarak her taşın içinden farklı kutucuklar çıktı. O yedi taşın arasından da bir kurtçuk çıktı. Allah'u Teâlâ ağzında küçücük bir toplu iğne kafası kadar rızık vermiş ona. Orada Allah'u Teâlâ o küçücük kurdu konuşturdu: Dedi ki o kurtçuk Musa As'a; O Allah'ı tespih ederim ki O beni burada görüyor, bulunduğum mekanı da biliyor. Hangi dilde neler söylüyorum, ne terennüm ediyorum, bundan da haberdar. Burada beni rızıklandırıyor ama hiç unutmuyor Musa As bunu görünce dedi ki; YaRabbi tamam Tevekkül etmemiz vesilelere sarılmayacağız manasına gelmez çünkü Allah'u Teâlâ öyle buyuruyor. “Allah'u Teâlâ'ya ulaştıracak vesilelere sarılın”. Şöyle bir örnek verelim. Allah'u Teâlâ "kün" emriyle, "kün" ol der olur. Ol emriyle her şeyi oldurur Allah'u Teâlâ. Ancak, melekleri yaratmış: -Cebrail AS Peygamberlere, nebilere vahiy iletmiş -Mikâil AS tabiat olaylarıyla ilgilenir. -İsrafil AS Sura üfleyecek -Azrail AS ruhları kabz ediyor. Allah'u Teâlâ yarattı onları, onlara da bir salahiyet bir özellik verdi. O özelliğe binaen bu konularda vesile kıldı. Haşa Allah'u Teâlâ Es-Samed, hiçbir şeye muhtaç değil. Yarattığı bütün mahlukat her konuda ona muhtaç. Allah'u Teâlâ subhan, noksan sıfatlardan münezzeh. Her zaman diyoruz ya Subhanallah. "Ya Rabbi seni noksan sıfatlardan tenzih ediyorum". Ama Allah'u Teâlâ vesile dairesini yaratmış. Bu vesile dairesinde sevgiyi veya rızkı kocadan bilmek veya şifayı ilaçtan bilmek gizli şirktir. Doktora gideceğiz, ilacı kullanacağız. Eşimize çokça sarılacağız, seveceğiz, güzel kelimeler kullanacağız. Rızık sebebini eş bilmeyeceğiz. Şifa sebebini ilaç bilmeyeceğiz. Zaten böyle olursa şayet şirk ve gizli şirke düşüyoruz. Evet, imtihan dairesindeyiz. Herkes biriyle, hepimiz bir şeyle imtihan oluyoruz. "Eşya" diyoruz, "şey"in çoğulu eşyadır. Eşyalarla imtihan oluyoruz. Eğer imtihanı veya gelen faydayı sebepten bilirsek, zararı faydayı sebeplerden bilirsek biz kaybetmiş, Gizli şirke veya şirk-i ekbere düşmüş oluyoruz. Anne merhameti çok büyüktür. Allah'u Teâlâ'nın merhametinden fazla merhamet etmek, eş sevgisi, evlat sevgisi gibi hususlarda Allah'u Teâlâ’nın ve Resulullah'ın sevgisinden aşırı sevgiye kaçmak nedir? Evladınıza aşırı merhamet ediyor, aşırı sevgi duyuyorsanız ya da aşırı kaygı, panik içerisindeyseniz, Bırakacaksınız! O da imtihanda, siz de imtihandasınız. bu demek olmuyor ki evladınızı gözetmeyin kollamayın. Aşırıya kaçmayın ! Riya, gösteriş, Allah için yapmamak? Sadaka veriyor, tanıdık birisi geliyor. 5lira verecekken göstere göstere 50lira veriyor. Namaza duruyor; Normalde hızlı kılıyor ama baktı biri var ağır ağır tevazu ile kılıyor. Bu Allah için olmadı ki ! Bunların tamamı gizli şirktir. Bunları neden anlatıyoruz? Allah muhafaza bir kardeşimiz bu yola girmiş veya bu düşünce içerisinde ise bu fikir veya bu uygulama içerisinde ise olur ya bizden duyar, biz de sebep oluruz. Yarın ruz-i mahşerde Allah'u Teâlâ der ki; kulum senin sebebinle bu kul bu yoldan döndü Biz de o ruz-i mahşerin içerisinde Rabbimizin bizden memnun olmasıyla o güzelliği yaşarız. Derdimiz bu Kimseden bir şey istemiyoruz. İsteğimiz şu; Allah rızası için ilettiklerimizi, naçizane dilimiz döndüğünce anlatabildiklerimizi bir kardeşimizin Allah rızası için uygulaması Vesselam “Peki bu kadar gizli ve tehlikeli olan şeyi biz nasıl çözeceğiz” diye düşünebilirsiniz. Videomuzda anlatmaya gayret ettik👇 youtu.be/Lzpz6REavbw?si…
YouTube video
YouTube
Türkçe
12
112
329
17.6K
Ezgi Akgül
Ezgi Akgül@fosyolojik·
ya rabbi, ​başlayıp da ucunu getiremediğim, niyetlenip de ayağa kalkamadığım işler yüzünden en çok kendi yüzüme bakamıyorum. insanın kendi gövdesinden ağır yükü yok, bunu bilirim. beni kendi tenhamda sahipsiz, kendi dağınıklığımda darmadağın bırakma. ​yumduğumda gözlerimi, ellerimle yoklayıp da bulamadığım o menzili bana aç. adım atmaya mecalim kalmadığında, şu yorgun göğsüme inşirah ver. kendi ellerimle önüme çektiğim barikatları aşmayı, aklımı bulandıran o karaltıları söküp atmayı nasip eyle. ​senin merhametine iltica ettim. kapaklandığım yerden beni ancak senin inayetin ayağa kaldırır. içime sükûnet, yalpalanan adımlarıma selamet lütfet. aczimi bilerek geldim eşiğine, beni nefsimin insafına terketme. amin.
Türkçe
16
57
509
10.4K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
GHADA 🇵🇸
GHADA 🇵🇸@ghadaa231·
NEVER STOP TALKING ABOUT PALESTINE!
English
117
3.4K
7.1K
71.1K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Parasızceo
Parasızceo@parasizceo1·
Mehmed Zahid Kotku Efendi Hazretleri ks; -Kimseden bir yardım bekleme. -Katiyen sert konuşma ve çok da konuşma. -Masum ve fukaraya karşı gayet mülayim ol. -Mümkün oldukça devlet kapılarından uzak dur. -Günah yerlerinden de kaç. Çocuklarını da koru. -Dünya için zinhar dinini zayi etme. -Ölümü unutma, gözünün önünden de ayırma -Bidatlardan sakın, nefsi hava ve arzularına uyma. -Katiyen kimsede kusur, kabahat görme. -Çocuklarına da hediyeler vermekten geri kalma ve kusurlarını daima örtmeye çalış. -Kimsesiz ve yardıma muhtaçları ara bul. Hizmetlerde de kusur etme. -Boş vakitlerinde her an Kur'an-ı Kerim'i oku ve zikrullah ile meşgul ol. -Hakk'ı unutma, Hak'tan zerre kadar ayrılma. -Dünya ziynet ve süslerine de iltifat etme. -Haramlardan milyonlar kazanacağını bilsen bile tenezzül etme.
Türkçe
20
782
3.2K
81.6K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
İslam ve İhsan
İslam ve İhsan@islamveihsan·
Bugünkü psikolojik problemlerin çoğunda yalnızlaşma var! @abdullahsert48
Türkçe
1
40
221
3.5K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Muhammed Ali
Muhammed Ali@muhalisv·
Hadislerde geçen Peygamberimizin yapmış olduğu 70 dua: 1. Allah’ım! Senden hidayet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim. 2. Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan ve cimrilikten Sana sığınırım. 3. Allah’ım! Seni sevmeyi ve Seni sevenleri sevmeyi nasip et. 4. Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl. 5. Allah’ım! Senden cenneti ister, cehennemden Sana sığınırım. 6. Allah’ım! Nefsime çok zulmettim, beni bağışla. 7. Allah’ım! Dinimi, dünyamı ve ahiretimi ıslah et. 8. Allah’ım! Yaptıklarımın ve yapmadıklarımın şerrinden Sana sığınırım. 9. Allah’ım! Peygamberinin istediği hayırları Senden isterim. 10.Allah’ım! Bana güzel bir son nasip et. 11.Allah’ım! Bana verdiğin rızkı bereketli kıl. 12.Allah’ım! Küfürden ve fakirlikten Sana sığınırım. 13.Allah’ım! Kabir azabından Sana sığınırım. 14.Allah’ım! Kalbimi nifaktan temizle. 15.Allah’ım! Kulağımın, gözümün ve diğer azalarımın şerrinden Sana sığınırım. 16.Allah’ım! Af ve afiyet nasip et. 17.Allah’ım! İhlâs nasip et. 18.Allah’ım! Faydalı ilim nasip et. 19.Allah’ım! Bana tertemiz bir kalp ver. 20.Allah’ım! Huşûsuz kalpten Sana sığınırım. 21.Allah’ım! Faydasız ilimden Sana sığınırım. 22.Allah’ım! Doymayan nefisten Sana sığınırım. 23.Allah’ım! Kabul edilmeyen duadan Sana sığınırım. 24.Allah’ım! Kazadan sonra rıza nasip et. 25.Allah’ım! Sana kavuşmanın lezzetini nasip et. 26.Allah’ım! Ömrümün en hayırlısını nasip et. 27.Allah’ım! Amellerimin en hayırlısını nasip et. 28.Allah’ım! Hakkımda hayırlı olanı nasip et. 29.Allah’ım! Güzel ahlâk nasip et. 30.Allah’ım! Kötü ahlâktan Sana sığınırım. 31.Allah’ım! Bana doğruluk nasip et. 32.Allah’ım! Bana sabır nasip et. 33.Allah’ım! Bana şükür nasip et. 34.Allah’ım! Bana tövbe nasip et. 35.Allah’ım! Bana istikamet nasip et. 36.Allah’ım! Rahmetini üzerime indir. 37.Allah’ım! Beni bağışla. 38.Allah’ım! Bana nur ver. 39.Allah’ım! Bana yakin (kesin iman) nasip et. 40.Allah’ım! Bana teslimiyet nasip et. 41.Allah’ım! Bana Firdevs cennetini nasip et. 42.Allah’ım! Beni cehennemden koru. 43.Allah’ım! Bütün hayırları bana nasip et. 44.Allah’ım! Bütün şerlerden beni koru. 45.Allah’ım! Hayatıma bereket ver. 46.Allah’ım! Bana ihsan şuuru nasip et 47.Allah’ım! Bana hikmet ver. 48.Allah’ım! Bana selamet ver. 49.Allah’ım! Beni temiz kıl. 50.Allah’ım! Bana kurtuluş nasip et. 51.Allah’ım! Bana ikram et. 52.Allah’ım! Beni affet. 53.Allah’ım! Bana güven ve emniyet ver. 54.Allah’ım! Bana helal ve hayırlı rızık ver. 55.Allah’ım! Bana saadet nasip et. 56.Allah’ım! Bana hidayet ver. 57.Allah’ım! Beni sabit kıl. 58.Allah’ım! Bana güçlü bir iman ver. 59.Allah’ım! Bana ihlâs ver. 60.Allah’ım! Bana emanete sadakat nasip et. 61.Allah’ım! İşlerimde kolaylık ve açılış ver. 62.Allah’ım! Bana yardım et. 63.Allah’ım! Bana başarı nasip et. 64.Allah’ım! Geleceğimi hayırlı kıl. 65.Allah’ım! Bana hayırlı işler nasip et. 66.Allah’ım! Bana tevazu nasip et. 67.Allah’ım! Bana yumuşak huyluluk ver. 68.Allah’ım! Bana hayâ nasip et. 69.Allah’ım! Bana iffet nasip et. 70.Allah’ım! Rızanı bana nasip et.
Türkçe
18
315
1.3K
43.4K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Sevinç Bakırcı /Sevincteacher
Sevinç Bakırcı /Sevincteacher@Sevincteacher·
Annelerin kendi efendilerini doğurdukları bu ahir zamanda öğretmen olmak..
Türkçe
21
226
947
9K
Rehnuma katli
Rehnuma katli@SKatlioglu65315·
@enimenelegzet Allah iyilerle karşılaştırsın. ALLAH tan korkan insanlarla Ben ,haksız yere yapılan her şeyin, Allah tarafından hesabının sokulacağının ferahlığı içindeyim. Kimsenin ahı kimsede kalmayacak. Öyle bir mahkemeye çıkacağız ki hâkimin kendisi şâhit!..
Türkçe
0
0
0
9
Emine Tezgelen
Emine Tezgelen@enimenelegzet·
Kızı olan çoğu kaynana da öyle maalesef. Coğrafya kederdir, bizde genetik. Bunun bir de çaçaron gelin versiyonları var. Ağzı var, dili yok bir kaynana tanıyorum, gelini evlat olsa sevilmez. Yıllar önce bir teyze vefat etmişti. Gelini balkona çıkıp "Sen gittin, ben kaldım dünyada." diye göbek atmıştı. Teyze yurt dışında yaşıyordu, iki yılda bir ay geliyordu Türkiye'ye. Çok mu çektirdi gelinine diye yine de sordum, yok dediler, gelini ona çektirdi. Keşke edepsiz gelinlerle edepsiz kaynanalar eşleşse de düzgün insanlar çile çekmese.
AhirZamanYolcusu@_biefsunkar_

Kız evladı olmayan kayınvalidelerin empatiden yoksun olduğunu düşünüyorum. Gelini rakip hatta düşman gibi görüyorlar. Yıllarca emek verip saygıda hizmette kusur etmesen dahi asla memnun olmuyorlar. Hep haklı mağdur anlaşılmayan gereğince ilgilenilmeyen taraf oluyorlar.

Türkçe
28
11
955
73.9K
Rehnuma katli ری ٹویٹ کیا
Merve Şebnem Oruç
Merve Şebnem Oruç@mervesebnem·
Cenazecilik oynayan çocuklar… Gazze yine hıçkıra hıçkıra ağlatıyor…
Türkçe
44
404
1.2K
23.3K