پن کیا گیا ٹویٹ
Gülnihal 🎼
2.5K posts


@YasminAfRam Gayet yaşının üstünde doğal bir oyunculuk sergileyen harika bir kız Mina Demirtaş. Dizide en bağ kurduğum karakter. Yerli Anna Hathaway resmen. Bence nefret işini azaltalım
Türkçe

@ilyada12r Zavallı İlayda X'de olma hatta diziyi izleme motivasyonunun Mina Demirtaş'ı linçletmek ve aşağılamak olması, bu kötülükten besleniyor olman ailen ve çevren için çok kötü. Sayfana bakıyorum ve midem bulanıyor kötülüğünden. Umarım iyi avukatın vardır. Bütün hakaretlerin not edildi.
Türkçe
Gülnihal 🎼 ری ٹویٹ کیا

Off Mina Demirtaş'ı çok ozlemişimm. Bambaşka bir karakterle gelmiş yıldız gibi parlıyor helal olsun #MinaDemirtaş
Delikanlı@delikanlidizi
"Benden ne çaldılarsa misliyle geri alacağım onlardan." #Delikanlı'nın ilk tanıtımı yayında. Yakında Show TV'de. @ShowTV @OGMPictures
Türkçe
Gülnihal 🎼 ری ٹویٹ کیا

"Benden ne çaldılarsa misliyle geri alacağım onlardan."
#Delikanlı'nın ilk tanıtımı yayında. Yakında Show TV'de.
@ShowTV @OGMPictures
Türkçe
Gülnihal 🎼 ری ٹویٹ کیا

Gülnihal 🎼 ری ٹویٹ کیا

Hazal Kaya'nın her hareketinin her konuşmasının linçlenmesi de can sıkıcı olmaya başladı artık. Beğenmiyorsanız izlemeden geçin mesela hastalık bu sevmediğine kafayı takmak
zihinselorgazm@zihinselorgazm
Rollenmeleri yarıyor ya
Türkçe
Gülnihal 🎼 ری ٹویٹ کیا

Edward Hopper, eşi Josephine'in sürekli kedisiyle vakit geçirmesinden rahatsız olduğu için 1932 yılında bu çizimi yapmış.
Bu çizimi ilk gördüğünüzde size çok masumane ve tatlı gelmiş olabilir. Ancak bu çizimin arkasında çok toksik bir ilişkinin hikayesi yatıyor. Bugün size biraz Hopper ailesinin dedikodusunu yapacağım.
Edward Hopper ve eşi Josephine Hopper evliliklerinin ilk yıllarında çocuk isteseler de bu istekleri bir türlü gerçekleşmez. Sonrasında ise hayatlarına Arthur (kedi) girer. Çocukları olmayan çift için Arthur, özellikle Jo açısından yoğun bir duygusal bağın temsili haline gelir.
Jo’nun günlükleri ve biyografik kaynaklara baktığımızda kedilere büyük bir sevgisinin olduğunu da görürüz. Kendisi de bir ressam olan Jo'nun hikayesi de başlı başına ayrı bir konu aslında.
Josephine Nivison Hopper, 1910’lar ve 1920’lerde New York sanat çevresinde aktif bir ressamdı. Robert Henri çevresinde yetişti. Yani Ashcan School geleneğinden gelen, figüre ve gündelik hayata yakın bir resim anlayışı vardı. Suluboya ve yağlıboyada güçlüydü ve özellikle kadın figürleri ve şehir sahneleri üzerine çalışıyordu.
Brooklyn Museum ve Pennsylvania Academy of the Fine Arts gibi kurumların karma sergilerinde yer aldı. 1920’lerde New York’ta çeşitli grup sergilerine düzenli olarak katıldı; adı eleştirmenler tarafından “istikrarlı ve disiplinli” bir ressam olarak anılıyordu.
Suluboya alanında özellikle dikkat çekiyordu ve hatta bu alanda Edward Hopper’dan daha erken kabul görmüştü. Edward Hopper’ın kariyerindeki büyük kırılma da doğrudan Jo sayesinde oldu. 1924 yılında Hopper’ın işlerini Brooklyn Museum’daki bir sergiye sokmayı başardı. Bu sergide Hopper’ın suluboyaları satıldı. Bu, Hopper’ın kariyerindeki ilk ciddi satış ve görünürlük dalgasıdır. Yani Hopper “geç keşfedilen dâhi” olmaktan çıkıp sanat piyasasına burada girer.
Evlilikten sonra tablo yavaş yavaş değişir. Jo’nun sergi sayısı azalır, üretimi düzensizleşir. Buna karşılık Hopper’ın işleri yükseldikçe yükselir ve nihayetinde Josephine artık Hopper'ın resimlerine modellik yapan, ona menajerlik yapan, galerilerle bağlantı kuran, sergi listelerini tutan, hatta Hopper’ın resimlerindeki renk notlarını bile kaydeden ve elbette evdeki vaktinin çoğunu kedisiyle geçiren bir kadına dönüşür.
Tam da bu yüzden kedi karikatürü masum bir şaka olmaktan çıkar. Bu basit karikatürün arkasındaki psikolojiyi ve hikayeyi görmeden etkileşim için çok paylaşılıyor son günlerde. Ama en başta belirttiğim gibi durum biraz karmaşık...
Josephine Nivison Hopper, kariyerinin başında sergilere giren, müzelerde yer bulan, hatta Edward Hopper’dan önce kabul gören bir ressamken, evlilikten sonra yavaş yavaş destek rolüne çekilir. Kendi üretimi azalır ve sesi yavaşça kısılır. Toplumun kadınlara biçtiği "yardımcı" rolünü oynamaya başlar. Buna karşılık Edward Hopper’ın dünyası genişler. Bu dengesizlik sadece profesyonel değil, duygusaldır da...
İşte Arthur, yani kedi, tam bu noktada devreye girer. Jo’nun şefkatini, ilgisini, zamanını verdiği bir varlıktır Arthur. Hopper içinse zaten paylaşmak istemediği bir ilginin başka bir yere kayması demektir. Karikatürdeki hayvansı, huzursuz figür (Hopper'ın kendisi) bu yüzden önemlidir. Hopper kendini güçlü bir erkek olarak yansıtmaz, ilgi bekleyen, alıngan, kıskanç bir varlık olarak çizer. Bu durum da toksik bir ilişkinin nadir görülen dürüstlük anıdır diyebiliriz.
İlişkileri şöyle işler: Jo verir, Hopper alır; Jo konuşur, Hopper susar; Jo uyum sağlar, Hopper merkezde kalır. Kavgalar çıkar, bağırışlar olur, günlerce konuşulmaz. Ama düzen değişmez. Çizime verilen isim "Status quo" yani "Mevcut Durum" tam olarak budur. Kimse mutlu değildir ama kimse yerinden de kalkmaz.
Kedi karikatürü bu yüzden komiktir ama acıtır. Çünkü mesele gerçekten kedi değildir. Mesele, Jo’nun hayatında kendine ait bir alan yaratmaya çalışması ve Hopper’ın bunu bile tehdit olarak algılamasıdır. Jo’nun sanatı, arkadaşları, hatta kedisi bile bu ilişkinin içinde “fazlalık” sayılır.
Karikatürün bir noktada korkunç olmasının asıl sebebi Hopper'ın gerçekten de Jo'yu inanılmaz bir şekilde bastırmasıdır. Jo’nun tuttuğu günlükler bu yüzden çok önemlidir.
Jo, kavgaları süslemeden, yumuşatmadan yazar. Bağırışlar, kapıların kilitlenmesi, eşyaların fırlatılması, odalara kapanmalar, Hopper’ın fiziksel olarak alanı kontrol etmeye çalıştığı anlar… Metinlerde zaman zaman “keskinlik”, “tehdit”, “kontrol kaybı” gibi ifadeler geçiyor. Bazı biyografi yazarları, özellikle mutfakta geçen bir tartışmaya dair satırlardan yola çıkarak, bıçakların işin içine girmiş olabileceğini ima ediyor. Ama bu, Jo’nun açıkça “bıçak çekildi” dediği bir itiraf değil; daha çok satır aralarından okunan bir ihtimal.
Asıl mesele zaten tek bir an değil. Bu evlilik, yıllarca süren bir yüksek tansiyon hâli. Hopper susuyor, içine atıyor, kontrol etmeye çalışıyor. Jo konuşuyor, yazıyor, patlıyor. Fiziksel şiddetin eşiğine gelinen ama çoğu zaman orada durulan bir çizgi var.
Bu yüzden bu resim bize ilk bakışta masumane gelse de altında bir ilişkinin enkazı yatıyor. 🖤

Türkçe
Gülnihal 🎼 ری ٹویٹ کیا
Gülnihal 🎼 ری ٹویٹ کیا
Gülnihal 🎼 ری ٹویٹ کیا

İstinaf Mahkemesi bugün, Sinek Sarayı romanımdan Elif Şafak’ın bit palas romanına yaptığı intihalin “esinlemenin ötesinde” olduğunu, olay örgüsü, karakterler ve kurgu benzerliklerinin bilirkişi raporuyla sabit bulunduğunu belirterek kararı onadı.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi 2024/489 Esas ve 2025/1393 Kararıyla, romanımdan yapılan intihalin FSEK kapsamındaki haklarıma açık bir tecavüz oluşturduğunu vurguladı ve maddi–manevi tazminata hükmedilmesini yerinde bularak davalıların istinaf taleplerini reddetti.
Emeğin, fikrî mülkiyetin ve telif hakkının korunmasına katkı sağlayan bu karar nedeniyle mutluyum. Bu sonucu, haklarını savunan tüm yazarlar adına da önemli görüyorum.
Yıllar önce kaleme aldığım Sinek Sarayı’nın gölgesini taşıyan satırların artık resmen intihal olarak tespit edildiği bugün ilan edilmiş oldu.
Elif Şafak ve Doğan Kitap’a karşı kazandığım bu hukuk zaferinde, yanımda yalnız MRG Hukuk Bürosu’nun eşsiz hukukçuları, @mruseng ve @denizalidemirr vardı.
Bilgin ve yiğit dostlarım onlara, gönül dolusu minnet ve şükranımı sunuyorum🙏
EMEĞİN HAKKI ER GEÇ YERİNİ BULUYOR✌️


Türkçe
Gülnihal 🎼 ری ٹویٹ کیا

Sabah sirenler çalarken marmaraydaydım. Marmaray durdu hepimiz ayaktaydık gözlerimiz dolu dolu bence hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk.. Özledik
🎙 Muhbir@ajans_muhbir
Türk milleti, Ata’sını özlüyor.
Türkçe
Gülnihal 🎼 ری ٹویٹ کیا
Gülnihal 🎼 ری ٹویٹ کیا

Yeni keşfim Mina Demirtaş çok asil, çok farklı bir güzelliği aurası var ve en önemlisi sıcacık bi enerjisi var. Doğru seçimlerle çok iyi yerlere geleceğine eminim. Atatürk çocuklarıyız konuşmasıyla trolleri kudurttuğu için ekstra severiz kendisini. Yolu açık olsun #MinaDemirtaş
birsenaltuntas@birsenaltuntas1
#MinaDemirtaş #SadriAlışıkÖdülTöreni'nde...
Türkçe












