Ekmekcioglu E.

7.9K posts

Ekmekcioglu E. banner
Ekmekcioglu E.

Ekmekcioglu E.

@erek07

🌐 Economist (Prof. Dr.) Senior Consultant - GDPR Data Protection Expert & Auditor (TÜV), ISO 9001 & 27001 Lead Auditor, Cyber Threat Intelligence (CTI)

Stuttgart, Germany شامل ہوئے Kasım 2010
683 فالونگ5.9K فالوورز
Ekmekcioglu E.
Ekmekcioglu E.@erek07·
@rblgokdemir "Geçme namert köprüsünden ko aparsın su seni, yatma tilki gölgesinde ko yesin aslan seni.." şiirini okuyan İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, onurlu yaşamayı ve kimseye (ABD) minnet etmemeyi tercih etti sanki!! Oysa bir Alman çok farklı düşünür, bunu gösterdi de..
Türkçe
0
0
5
916
Rubil Gökdemir
Rubil Gökdemir@rblgokdemir·
ÇOK YAZIK ! Açıklamalar doğru ise; ABD-İRAN müzakereleri "nükleer ve hürmüz" konusunda İran'ın tavizsizliği doğrultusunda sona erdi. Maalesef saldırgan Trump bu kirli savaş için aradığı meşruiyeti artık daha kolay üretebilecek gibi. Rasyonalite ve pragmatizm yerine dogmatizm devreye girdi.
Türkçe
4
7
40
1.7K
Ekmekcioglu E.
Ekmekcioglu E.@erek07·
@rblgokdemir Sonuç cümlesini okuduktan sonra, "Son Samuray" filmi geldi hatırıma. Orada da geleneksel samuray onuru ve Bushido kodunun, Batı tarzı modernleşme ve sanayileşme karşısında kaçınılmaz yok oluşu senarize edilmişti. Dış dünyada şehirler kurmak belki işin kolay tarafı..
Türkçe
3
0
1
72
Rubil Gökdemir
Rubil Gökdemir@rblgokdemir·
HUKUK VE MEDENİYETİN NÖROLOJİSİ ! Hepimizin muhakemesine konu olan iyilik-kötülük denkleminde vardığım son nokta; medeniyet adına hukuk dahil ne üretildiyse insan beyninin PREFONTAL KORTEKS bölümü ve sisteminin ürünüdür. İlkel dürtülerimiz, korkularımız, empati kaybı ile harekete geçen LİMBİK SİSTEMİ kullanan beyinler ise; her türlü kötülük ve hukuksuzluğun kaynağıdır. Bu anlamda sosyal bilim disiplinleriyle aradığım sebep ve "kök sebepler" kapsamında medeniyetleri iyi-kötü, gelişmiş-gelişmemiş kategorilerinde değerlendirecek olursak, insan beyninin hangi bölüm ve sistemini harekete geçirerek, hangi nesnel koşulları oluşturduklarına bakarak tasnif edebilir miyiz diye kafa yoruyorum. İndirgemecilik tuzağına düşme ihtimaline karşın yine de bütüncül bir izah arayışımı desteklediğini düşündüğüm ve tartışmaya açık bu görüşleri yine de anlaşılır bir dille yazmaya karar verdim. İnsanın İçindeki İki Dünya: İnsanlık tarihi çoğu zaman felsefi akımlar, dinler, ideolojiler, ekonomik sistemler ya da coğrafi koşullar üzerinden okunur. Oysa bu büyük anlatıların arkasında daha temel, daha derin bir katman vardır: insan beyninin çalışma biçimi. Bugün vardığım düşünsel eşik şudur: Medeniyet adına ne üretildiyse (hukuk, etik, kurumlar, sanat, bilim ve teknoloji) büyük ölçüde beynin rasyonel, planlayıcı ve denetleyici bölgesi olan Prefrontal Korteks'in ürünüdür. Buna karşılık; korku, öfke, tehdit algısı ve ilkel hayatta kalma dürtüleriyle çalışan Limbik Sistem, kontrolsüz kaldığında, empati kaybına, insanı şiddete, dışlamaya ve hukuksuzluğa sürükleyebilir. Ancak bu kritik bir ayrımı daha da netleştirmek gerekir: Sorun limbik sistemin varlığı değil, onun denetlenememesi; çözüm ise prefrontal korteksin baskınlığı değil, onun sağlıklı şekilde gelişmiş olmasıdır. Çünkü insan dediğimiz varlığın davranış ve eylemleri beynimizdeki bu iki sistemin geriliminden doğar. Hukuk da: bu gerilimde içgüdünün Sınırlandırılmasıdır. Hukukun ortaya çıkışı, çoğu zaman toplumsal sözleşmelerle açıklanır. Oysa daha derin bir düzlemde hukuk, insanın kendi içindeki kaosu sınırlama girişimidir. Bir başka deyişle hukuk: Öfkenin yerine muhakemeyi, İntikamın yerine adaleti, korkunun yerine kuralları koyma çabasıdır. Bu açıdan bakıldığında hukuk, kolektif bir prefrontal korteks işlevi görür. Toplumun “düşünen kısmı”, “tepkisellikle davranan kısmını” dizginlemeye çalışır. Eğer bir toplumda hukuk zayıflıyorsa, bu yalnızca kurumsal bir çöküş değil; aynı zamanda toplumsal ölçekte limbik sistemin prefrontal kontrolü aşmasıdır. İyi ve Kötü Medeniyet Ayrımı: Nörolojik Bir Perspektif; medeniyetleri “iyi-kötü” ya da “gelişmiş-geri kalmış” şeklinde tasnif etmek çoğu zaman ideolojik tartışmalara saplanır. Ancak burada farklı bir ölçüt önerilebiliriz: Bir medeniyet, hangi beyin sistemini kolektif ölçekte aktive ediyor? Bu soruya verilecek cevap, daha nesnel bir sınıflandırma imkânı sunar: 1. Prefrontal Ağırlıklı Medeniyetlerde hukukun üstünlüğü vardır, kurumlar kişilere değil kurallara dayanır, uzun vadeli planlamalar yapılır. Empati ve soyut düşünce gelişmiştir Bu toplumlarda bireyler, anlık dürtülerle değil, sonuçları hesaplayarak hareket eder. 2. Limbik Ağırlıklı Medeniyetler; korku ve tehdit algısı yüksektir, “biz ve onlar” ayrımı keskindir, kimlikler kolayca kutsala dönüştürelebilir. Güç, meşruiyetin önüne geçer, hukuk, araçsallaştırılır. Bu yapılarda davranışlar çoğunlukla reaktiftir; düşünülmüş değil, tetiklenmiş tepkiler sözkonusudur. İndirgemecilik Tuzağı ve Gerçeklik; Elbette olup biteni anlamak için bu çerçeve tek başına yeterli değildir. Bir medeniyeti yalnızca nörolojik düzeye indirgemek, tarihsel, ekonomik ve kültürel faktörleri görmezden gelmek olur. Ancak şu da inkâr edilemez; tüm bu faktörler, en sonunda insan zihninde karşılık bulur. O zihin, kararlarını ya korkuyla ya da akılla verir. Bu nedenle mesele, “hangi medeniyet daha üstün?” sorusundan ziyade bu soruların cevabını nasıl verdiğimizdedir. Hangi toplum, insanın içindeki ilkel dürtüleri daha iyi yönetebiliyor? Sonuç: Medeniyet Dışarıda Değil, İçeridedir İnsanlık, dış dünyada şehirler kurmadan önce, kendi zihninde bir düzen kurmak zorundadır. Bugün hâlâ aynı eşiğin üzerindeyiz. Eğer bireyler ve toplumlar korkularını yönetebiliyor, paranoya haline getirmiyorsa, öfkelerini dönüştürebiliyor, kısa vadeli çıkarlar yerine uzun vadeli hukuk bilinci ve adalet duygusunu seçebiliyorsa, orada tartışmasız gelişmiş bir medeniyet vardır. Aksi durumda, en gelişmiş teknolojiler bile yalnızca daha sofistike bir barbarlık üretir. Çünkü medeniyet, ne binalarda, ne adalet saraylarında, ne de üst düzey teorilerle kodifiye edilmiş muhteşem metinlerde başlar. Bu anlamda Medeniyet; insanın kendi beynine hükmedebilmesi, başta hukuk olmak üzere, denetimli mekanizmalar oluşturması, kapsayıcı, dengeleyici kurumlar üretebilme kapasitesinin toplamıdır. Rubil GÖKDEMİR Demokratik Değişim Hareketi Sözcüsü
Türkçe
4
11
47
1.8K
Ekmekcioglu E.
Ekmekcioglu E.@erek07·
@rblgokdemir "Türkiye güvenliğini tahkim ederek mi bütünleşecek, yoksa hukuk ve refahı derinleştirerek mi?!" Her ne kadar jeopolitik ilkine yolları açık hale getiriyorsa da milletin ve devletin geleceği için asıl gerekli olan hukuk ve refahta derinleşmektir. Doğrusu bu..
Türkçe
0
0
1
97
Rubil Gökdemir
Rubil Gökdemir@rblgokdemir·
TERÖRSÜZ TÜRKİYE: GÜVENLİĞİN ÖTESİNDE BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞME SINAVI ! Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan komisyonun açıkladığı rapor, teknik bir güvenlik metni olmanın ötesinde tarihsel bir iddia taşıyor: Jeopolitik türbülans çağında “iç cepheyi tahkim etmek” ve bunu “toplumsal bütünleşme” kavramı üzerinden yapmak. Bu kavramlar bize göre tesadüfen seçilmiş değil. Çünkü Türkiye’nin son 103 yıllık cumhuriyet tarihi, tam da bu toplumsal bütünleşme meselesinin hikâyesidir. Yukarıdan Aşağıya Modernleşme ve Gerilim; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı, sadece bir rejim değişimi değil; aynı zamanda bir toplum mühendisliği projesiydi. Yeni bir ulus tanımı, yeni vatandaş profili ve yeni bir toplumsal kurgu üzerinden kamusal alan inşa edildi. Bu modernleşme hamlesi, başka sosyolojik dinamikler bulunmadığından, zorunlu olarak askeri-sivil bürokratik elitin öncülüğünde, yukarıdan aşağıya yürütüldü. Sosyoloji literatürünün bize söylediği açık: Hızlı ve merkezî modernleşme projeleri, geleneksel toplumsal dokuyla temas ettiğinde kültürel ve siyasal gerilimler üretir. Türkiye’de de öyle oldu. Geleneksel dindar-muhafazakâr kesimler, Etnik aidiyetleri ulus tarifinin dışında kalan topluluklar, uzun süre “makbul vatandaş” çerçevesinin dışında konumlandı. Bu gerilim siyasal temsil genişledikçe, ekonomik kalkınma arttıkça ve şehirleşme hızlandıkça kısmen azaldı. 1950’den itibaren çok partili hayata geçiş, 1980’lerden sonra piyasa ekonomisinin genişlemesi, 2000’lerle birlikte artan toplumsal mobilite; rejimin sosyolojik tabanını genişletti. Bugün, Kürt meselesi diye özetlenen ve onun ürettiği güvenlik boyutu istisna sayılırsa, Cumhuriyetin meşruiyet zemini tarihsel olarak en geniş dönemlerinden birini yaşıyor. Ama tam da bu noktada kritik soru geliyor: Bu sosyolojik meşruiyetteki bu genişleme kalıcı mı? Kürt Meselesi: güvenlikten siyasete geçiş zorunluluğu Rapordan anlaşıldığı kadarıyla, Kürt kimliği ve bu kimlik üzerinden iç ve dış etkenlerle şekillenen terör sarmalının bir çıkmaz olduğu, bu süreçte taraf aktörlerince de kabul edilmiş durumda. Bu önemli bir eşik. Çünkü modern devletler için güvenlikçi paradigma, kısa vadede riskleri kontrol edecek mekanizmalar üretir; fakat uzun vadede kalıcı çözümler üretemez. Eğer “toplumsal bütünleşme” gerçekten hedefse, mesele yalnızca silahların susması değildir. Mesele; aidiyetlerin tanınması, eşit yurttaşlık hissinin güçlendirilmesi ve hukuk güvenliğinin evrensel standartlara taşınmasıdır. Aksi halde güvenlik başarıları, sosyolojik bir uzlaşıya dönüşmez. Jeopolitik Zorunluluk ve İç Cepheyi Tahkim; Bugün Orta Doğu’nun kırılgan dengeleri, Türkiye’yi kaçınılmaz olarak iç dayanıklılık arayışına itiyor. Devlet aklı, dış baskı arttığında içeride konsolidasyon ister. Bu zengin devlet geleneğine dayalı tarihsel bir reflekstir. Fakat 21. yüzyılın dayanıklılık formülü farklıdır: Artık yalnızca askerî kapasite değil; ekonomik güç, gelir adaleti ve hukuk güvenliği de milli güvenliğin ve beka kaygılarını gidermenin unsurlarıdır. “Toplumsal bütünleşme” eğer ekonomik eşitsizliklerin azaltılması, fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi, yurttaşlık aidiyetinin artırılması ve bağımsız yargı standartlarının yükseltilmesiyle desteklenmezse; sadece jeopolitik zorunluluk diliyle kalır. Ve zorunluluk dili, gönüllü aidiyet üretmez. Sosyolojik Meşruiyetin Sınavı; Bugün Cumhuriyetin sosyolojik meşruiyet potansiyelinin yüzde 80’ler seviyesine çıktığı gözlemleniyor olabilir. Bu ciddi bir kazanımdır. Bu süreçle bu oranları artırmak, sosyolojik meşruiyeti daha da genişletmek mümkündür. Ancak sosyoloji bize şunu da öğretir: Meşruiyet durağan bir kavram değildir. Ekonomik krizler, gelir dağılımındaki adaletsizlik, siyasal temsilde kısıtlamalar ve hukuk güvenliğindeki aşınma; bu oranları hızla aşağıya doğru da çekebilir. Bu sebeple "Toplumsal Bütünleşme" bir güvenlik projesi değil, bir refah ve adalet üretme projesidir. Eğer bu süreç; Gelir dağılımındaki dengesizlikleri azaltan ekonomik reformlarla, evrensel hukuk standartlarına yaklaşan yargı reformlarıyla, kimlikler arasında eşit ve makbul yurttaşlık bilincini güçlendiren siyasal açılımlarla desteklenirse, Türkiye yalnızca terör sorununu aşmaz; aynı zamanda "iç cepheyi tahkim eden" yeni bir toplumsal sözleşme üretir. Aksi halde güvenlik kazanımları, sosyolojik barışa dönüşmeden askıda kalır. SONUÇ: Güvenlik mi, Refah mı, Hukuk mu? “Terörsüz Türkiye” süreci bir güvenlik projesi olarak başladı. Ancak başarısı, güvenliğin ötesine geçip geçemeyeceğine bağlı. Gerçek toplumsal bütünleşme; insanların korkudan değil, adalet ve refah hissinden dolayı sisteme aidiyet duymasıyla mümkündür. Cumhuriyet ikinci yüzyılına girerken mesele şudur: Türkiye güvenliğini tahkim ederek mi bütünleşecek, yoksa hukuk ve refahı derinleştirerek mi? Tarih bize gösteriyor ki kalıcı olan, ikinci yoldur... Rubil GÖKDEMİR Demokratik Değişim Hareketi
Türkçe
5
7
62
5.2K
Ekmekcioglu E.
Ekmekcioglu E.@erek07·
@rblgokdemir Seküler dogma, ayna önündeki put: Kendi aklına tapmak, sorgusuz körlük doğurur. Astronomi gibi gökleri fethetmek basit; psikoloji gibi iç mağarayı aydınlatmak ise dehşet verici. Tehlike burada: Herkes kendi "ışık"ını tanrılaştırırken, gerçek özgürlük ise karanlıkta kayboluyor..
Türkçe
1
0
1
54
Rubil Gökdemir
Rubil Gökdemir@rblgokdemir·
DOGMATİZM ÜZERİNE AFORİZMALAR! Dindar Dogmatikler mi, Seküler Dogmatikler mi? Masumiyet Üzerine Provokatif Bir Soru... “Bence dindar dogmatikler, seküler dogmatiklerden daha masumdur. Çünkü hiç değilse onların ‘aşkınlığa’ dayalı bir varsayımları vardır…” Bu cümle ilk bakışta rahatsız edici. Hele ki modern Türkiye’nin kültürel ve siyasal fay hatlarını düşündüğümüzde, adeta mayınlı bir alana basmak gibi. Ama belki de tam da bu yüzden tartışmaya değer. Önce kavramları berraklaştıralım: Dogmatizm, sorgulamayı askıya alan zihinsel kapanmadır. Dindar da olabilir, seküler de. İnanç alanında olduğu kadar ideoloji alanında da karşımıza çıkar. Yani mesele “neye inandığın” değil, “nasıl inandığın”dır. Fakat burada provokatif olan nokta şu: Dindar dogmatik, iddiasını aşkın bir referansa yaslar. Tanrı’ya, vahye, kutsala. Kendi aklını nihai ölçü ilan etmez. Yanılıyor olabilir, ama en azından teorik olarak kendisinden daha büyük bir hakikate teslim olduğunu söyler. Seküler dogmatik ise çoğu zaman kendi aklını, ideolojisini ya da tarihsel anlatısını nihai ölçü haline getirir. “Bilim böyle diyor”, “ilerleme bunu gerektiriyor”, "marksizm bilimseldir", “çağdaşlık, ilericilik budur” diyerek bir tür dünyevi mutlakiyet üretir. Kutsalı reddederken, kendi önerdiği dünyevi kavramları kutsallaştırır. İşte tartışmanın kalbi burada atıyor. Aşkınlık mı, dünyevilik mi? Friedrich Nietzsche “Tanrı öldü” dediğinde aslında sadece teolojik bir önermede bulunmuyordu. O, Batı’nın metafizik dayanaklarını kaybettiğini söylüyordu. Tanrı’nın ölümü, aynı zamanda insanın kendi değerlerini üretme zorunluluğu demekti. Ama Nietzsche’nin korkusu şuydu: Tanrı’yı öldüren insan, yerine ne koyacaktı? yüzyıl bize bir cevap verdi. Tanrı’nın yerine ulus, sınıf, ırk, devrim, ilerleme, bilim konuldu. Ve bu yeni “seküler kutsallar” adına milyonlarca insan öldü. Joseph Stalin, Mao Zedong ve Adolf Hitler dindar değildi. Ama dogmatikti. Ve aşkınlığa değil, dünyevi bir mutlak hakikat iddiasına yaslanıyorlardı. Burada iddia şu: Aşkın referans, insanın kendisini sınırlamasını mümkün kılar. “Ben yanılabilirim; hakikat benden büyüktür” diyebilme ihtimali vardır. Seküler dogmatizmde ise insan çoğu zaman kendi aklını Tanrılaştırır. Elbette bu her dindar için geçerli değil. Tarih, Tanrı adına işlenen zulümlerle de dolu. Ama dikkat edelim: O zulümlerde bile referans noktası insanın kendisi değil, “Tanrı’nın iradesi” olarak sunulan bir üst otoriteydi. Yani en azından teorik düzlemde, insan kendi sınırını kabul ediyordu. Türkiye’nin Aynası Türkiye’de bu tartışma soyut değil; canlı ve güncel. Bir dönem seküler dogmatizm, devlet eliyle norm üretirken; bugün dindar dogmatizmin kamusal alanda daha baskın olduğu iddiaları var. Dün “çağdaşlık” mutlak bir ölçüydü, bugün “yerli ve milli değerler” benzer bir mutlakiyetle savunulabiliyor. Asıl sorun şu: Taraflar birbirini dogmatizmle suçlarken, kendi dogmalarını görmezden geliyor. Eğer seküler kesim kendi dünya görüşünü sorgulanamaz bir medeniyet standardı olarak dayatıyorsa, bu da bir dogmatizmdir. Eğer dindar kesim kendi yorumunu ilahi hakikatin tek temsilcisi olarak sunuyorsa, bu da dogmatizmdir. Masumiyet tartışması tam burada anlam kazanıyor. Dindar dogmatiğin masumiyeti, iddiasının doğruluğundan değil, kendisini aşkın bir otoriteye tabi kıldığını söylemesinden gelir. Seküler dogmatik ise çoğu zaman kendisini nihai hakem konumuna yerleştirir. İtirazın odağı burasıdır. Asıl Tehlike Belki de en büyük tehlike, aşkınlığı reddedip yine de mutlak hakikat iddiasında bulunmaktır. Çünkü Tanrı adına konuşan birine “Yanılıyorsun” dediğinizde, en azından teorik olarak “Tanrı daha büyüktür” diyerek geri çekilme ihtimali vardır. Ama kendi aklını mutlaklaştıran birine ne diyeceksiniz? Hangi üst ölçüye başvuracaksınız? Modern çağın krizi tam da bu değil mi? Aşkınlığın kaybı, özgürlüğü artırmadı; yeni mutlakiyetler üretti. İdeolojiler, kimlikler, kültürel kodlar kutsallaştı. Ve herkes kendi dogmasını “rasyonellik” etiketiyle sunmaya başladı. Sonuç Yerine Belki mesele dindar mı seküler mi olduğu değil. Mesele, insanın kendisini ne kadar sınırlayabildiği. Eğer bir dünya görüşü insana “Hakikat senden büyüktür” diyorsa, orada en azından teorik bir tevazu imkânı vardır. Ama “Hakikat benim elimde” diyorsa, ister dini ister seküler olsun, tehlike başlar. Dolayısıyla tartışmayı şöyle çevirebiliriz: Aşkınlığa inanan dogmatik mi daha tehlikelidir, yoksa aşkınlığı reddedip kendi aklını aşkınlaştıran mı? Belki de asıl ihtiyaç, hem dindarın hem sekülerin ortak bir cümlede buluşabilmesidir: “Yanılıyor olabilirim.” Eğer bu cümle ortadan kaybolursa, geriye sadece dogmalar ve dogmatizm kalır. Rubil GÖKDEMİR
Türkçe
14
7
54
2.4K
Ekmekcioglu E. ری ٹویٹ کیا
Av. Dr. Gönenç Gürkaynak
Av. Dr. Gönenç Gürkaynak@GurkaynakGonenc·
Onlarca yıldır, yolsuzluk, usulsüzlük ve hukuksuzluk iç incelemeleri yürütürüm. Bildiğim bir şey varsa, o da Epstein dosyasının en berbat tarafının o dosya içindeki cehennemin ta kendisi olmadığıdır. Kurulması olağanüstü uzun süre ve ilişki zinciri gerektirecek böylesi bir ağın zerre sızıntı ve ihbar olmaksızın bu kadar gelişkin bir noktaya kadar ilerleyebilmesi, bu cehennemin binlerce insan tarafından mükemmelen hazmedilebildiğini ve korunabildiğini gösterir. Konu, Epstein'i var edenler konusu. Konu, gücün ve güçlünün canı ne isterse onu alabilmesi konusu. Epstein, bir seri katilden veya canavarca hislerle insanlara kötülük yapan bir ruh hastasından çok daha farklı bir konu. Bir tek kişinin nasıl olup da bu noktaya gelmiş olabileceğini tartışmıyoruz. Nazi Almanyası konuşurken nasıl yüz binlerce insanın birden böylesine sapkın bir yola girebildiğini tartışıyorsak, Epstein dosyası yönünden de binlerce insanın nasıl olup da bu korkunç düzeni kurup koruyup yürütebildiklerini tartışmak zorundayız. Dünya düzeninde paraya ve güce dizgin vuran hiçbir yapı olmamasının bu gösterişli örneğini, bizlere yabancı bir Epstein meselesi olarak değil, bir gücün suistimali zirvesi olarak masaya yatırmak durumundayız. Sessiz kalanın, göz yumanın, izin verenin, yataklık edenin, esas fail olduğu esasına göre hareket edilmedikce ve korkaklar ile yardakçılar asil ile denk seviyede sorumlu tutulmadıkça, bu konuların içinden çıkmaya da Epstein'lerin sonunu getirmeye de imkan yoktur.
Türkçe
50
449
3K
149.7K
Ekmekcioglu E. ری ٹویٹ کیا
Av. Dr. Gönenç Gürkaynak
Av. Dr. Gönenç Gürkaynak@GurkaynakGonenc·
Senelerdir bu kadar içimi acıtan bir öğrenci yorumu duymamıştım. Yerden göğe kadar haklıdır. Buyrun: Geçen Cuma Londra'daki Imperial College'da İngiltere'nin dört bir tarafından benimle sohbet etmek için gelen Türk öğrencilerle buluştum. Dertleştik. UCL'deki hocalık tecrübeme ve zamanında ABD'de ve Ingiltere'de kendim öğrenci olarak edindiğim tecrübelere dayanarak onlara akademik olarak yol göstermeye ve öğrenci hayatından maksimum fayda elde etmelerini hedeflemeye çalıştım. Gelen yorumlardan biri, içimi bu kadar acıtanı, şuydu: "Ben en çok hiç tanımadığım insanların göz teması durumunda bana gönül dolusu gülümsemelerine karşılık vermekte zorlandım", dedi bir öğrenci. "Ilk aylarda hep arkamdaki başka birisine gülümseniyor zannedip dönüp arkama baktım, tanımadığım alakasız insanın spor salonunda veya yemekhanede yahut asansörde göz göze geldiğimiz zaman bana gözlerinin içi gülerek tebessüm ederek başıyla selam vermesine anlam veremedim. Sonra yanlış anlamlar verdiğim ve mahcup olduğum da oldu. Alışıp da temiz tebessüme temiz tebessümle karşılık verebilene kadar aylar geçti." Bunu diyen 20'li yaşlarının ortasına gelmemiş tertemiz bir Türk genci. Bu durumu yaşaması da son derece normal. Kendi yaşıtı gençlerin dünyanın başka yerlerindeki rahatlığını, pozitif bakışını, rahat tebessümünü, temiz ve plansız gönül açıklığını, biz Türkiye'de ona veremedik; yaşatamadık. Bizim gencimiz gardını yukarıda tutmayı, yanlış anlaşılmamayı, eleştirilmemeyi, risk almamayı, dışa pek sinyal vermemeyi öğrenerek bu yaşına geldi. Şimdi başka başka diyarlardaki sakin tebessümler deryasında sudan çıkmış balığa dönmesi doğaldır; hazindir.
Türkçe
92
449
4.4K
252.1K
Ekmekcioglu E. ری ٹویٹ کیا
Michael Sander
Michael Sander@Mic_Sander·
Weiß nicht, wer diese Videos macht, aber die sind wirklich witzig und wunderschön. 😍
Deutsch
92
625
2.7K
88.3K
Ekmekcioglu E. ری ٹویٹ کیا
der_oberlausitzer 🖤 ❤️ 💛
der_oberlausitzer 🖤 ❤️ 💛@oberlausitzer_·
🇷🇺 In Kamtschatka (Russland) ist der Winter eingezogen. Die Menschen da kennen das und nehmen es gelassen. Jedenfalls beeindruckende Bilder …👇👇👇
Deutsch
28
1.3K
6.4K
630.3K
Ekmekcioglu E. ری ٹویٹ کیا
Jaytrading
Jaytrading@yarvin_stoltz·
Eine kleine Wohnung in Hamburg: Kaufpreis: 450.000 € Finanzierung: 100 % Kredit Zinssatz: 3,74 % p. a. Laufzeit: 35 Jahre Zunächst zahle ich 22.500€ Grunderwerbsteuer. Für Notar & Grundbucheintrag nochmal 9.000€. Über die 35 Jahre zahle ich (sofern sie binnen der Zeit nicht noch 5 mal erhöht wird) 36.700€ Grundsteuer. Die Zinsen betragen 360.600€. Gesamtlast: 878.800€ Fast 430.000€ also nahezu der gesamte Kaufpreis nochmal reine Nebenkosten. Instandhaltung etc. Jetzt mal außen vorgelassen. Um die Summe bezahlen zu können, muss ich aufgrund von Steuern & Sozialabgaben knapp 1.800.000€ verdient haben. 1.800.000€ um eine 450.000€ Wohnung zu finanzieren.
Deutsch
545
706
6.5K
482.1K
Ekmekcioglu E. ری ٹویٹ کیا
Gündem 7x24
Gündem 7x24@gundem7x24·
Avukat Baver Karakuş, Silivri'de aracının anahtarlarını alıp giden ve geri getirmeye tenezzül etmeyen Ruşen Çakır ile arasında geçen olayı sosyal medya hesabından paylaştı: Marmara Kapalı Ceza infaz Kurumu 9 No’lu (Silivri) Cezaevinde Mercedes arabamın anahtarı çalındı. 3 saat boyunca eksi derecede soğukta nasıl mahsur kaldım oynat bakalım misali okuyun bakalım. Çarşamba günü Marmara Ceza İnfaz Kurumu 9 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevindeydim. En son X-Ray noktasında görevli memur; “Araç anahtarı içeri alınmaz.” dedi. Normalde de X-ray üstüne koyuyoruz. İçeri geçiyoruz. Aracımın anahtarını X-Ray cihazının üstüne koydum, müvekkillerimle görüşmelerimi yapmaya gittim. Saat 17.00’de çıktım. Anahtarımı almak için döndüm. Ve anahtarım yok. Bildiğin anahtarım yok. Şoktayım. Her yer arandı. Dip köşe, alt-üst, sağ-sol. Ve asla anahtarım yok. Mesai bitmiş. Dışarısı buz. Montum arabada. Sonunda rica minnet yalvar yakar kameralara bakıldı. Kamera kayıtlarında şu net biçimde görülüyor. Ben çıktıktan sonra, İsmail Saymaz diye birinin yanında Ruşen Çakır denilen şahıs X-Ray’in üzerinden benim anahtarımı alıp gidiyor. Çantam arabada, telefonlarım arabada, param, kartlarım her şeyim arabada. Silivri buz gibi, bildiğin ellerim buz falan. İki küçük çocuğum var (1 ve 3 yaşında) Tam bu sırada “başkanım, vekilim” sesleriyle bir grup çıkıyor. Dedim aha vallahi bunlar da CHP’li. Kesin birbirlerini tanıyorlardır. Seslendim. “Pardon beyefendi bakar mısınız dedim?” “Buyrun” dedi. “Ruşen Çakır denilen bir şahıs varmış. Tanıyor musunuz?” dedim. Neden dedi, başladım durumumu anlatmaya, herhalde bilmeden aldı. Kendi aracının anahtarıyla karıştırdı, rica etsem arar mısınız dedim. Sonra CHP İzmir Milletvekili olduğunu ve adının da Mustafa Balbay olduğunu öğrendiğim milletvekili Ruşen Çakır’ı aradı. Mustafa Balbay sormaya başladı; “Sende başka yabancı bir anahtar var mı Ruşen” dedi. Ruşen Çakır gayet rahat bir şekilde “Evet” dedi. Peki neden aldın? Ve geri getirmedin. “Çıkarken aldım İsmail Saymaz'ın zannettim. Aşağı inince ona uzattım al diye sonra o da benim değil diyince devam ettim gittik.” Peki kadın burda anahtarsız, parasız, montsuz, havada buz gibi biliyorsun. Nasıl olacak? Dedi Balbay. Çakır “Banane. Maslaktayım, çok istiyorsa gelsin burdan alsın kanaldan.” dedi “Olur mu öyle şey kameralardan aldığın görünüyor. Getirmelisin.” Getirmem. Uğraşamam sakın numaramı da verme dedi. Silivri’de anahtarsız ve parasız, kartsız, montsuz kalan ben, Maslak’a gideceğim, anahtarımı kendisinden rica ederek alacağım, sonra tekrar Silivri’ye döneceğim. Arabamı alacağım. oradan da tekrar evime gideceğim. Güler misin ağlar mısın? Üstelik telefon numarası da vermiyor. Bir taksiciye verecekmiş, taksici beni bulacakmış. Gel gör ki her gün ekranlarda, köşe yazılarında, hak-hukuk-adalet isteyen bu şahıslar; bir kadının o soğukta, evde 2 küçük çocuğum var demesine rağmen, bırakın bir kusura bakma demeyi, ayaklarına köle gibi çağırıp, rezilliklerini kapatmak yerine kendilerini padişah zannediyorlar. 4 saat boyunca anahtar bekliyorum. İsmail Saymaz komik bir şekilde bana kanal çalışanının numarasını veriyor. “Siz birilerinden arayıp ulaşın diyorlar.” Anahtar nihayet geliyor. Saat 21.00’den sonra. Şimdi soruyorum; “Hak, hukuk, adalet” diye bağıranlar, bir kadını bu durumda bırakırken hiç mi utanmıyor?
Gündem 7x24 tweet mediaGündem 7x24 tweet media
Türkçe
1.4K
2.3K
9.7K
1.6M
Ekmekcioglu E.
Ekmekcioglu E.@erek07·
👉Kaşınırsan, sonucuna katlanırsın‼️ Bugün ABD devlet aklı ve dilinin düşürüldüğü seviye işte bu. "Öküz saraya çıkınca kral olmaz, ama saray ahır olur." Çerkez atasözünün doğruluğunu bir kez daha net şekilde görmüş olduk. "Aptal olma" söyleminin, küresel yeni bir versiyonu bu‼️🤠
Ekmekcioglu E. tweet media
Türkçe
0
1
2
163
Ekmekcioglu E. ری ٹویٹ کیا
Nejat Özonay
Nejat Özonay@NejatOzonay·
“İstanbul’da üniversiteli kız öğrencileri gece kulüplerine yönlendiren çeteler, nasıl tuzak kuruyor” haberi yapılmış… @TC_icisleri Bakanlığı ve @EmniyetGM @istanbul_EGM gibi kurumlara sormak lazım: x.com/yenisafak/stat… Yıllardır gözünüzün önünde 14-15 yaşındaki çocuklar nasıl içkili bar ve klüplere girebiliyor? Bu çocuklara rezervasyon yapabilmek için şişelerce içki şartı getirilmesine kimler göz yumdu/yumuyor? Öyle bir ülke olduk ki, 19 yaşına gelen çocuklar “orası çok çoluk çocuk dolu” diyerek gittikleri klüpleri değiştiriyor. Bakkala gönderilmeyen çocuklar saat 04:00-05:00’e kadar klüplerde. Neden şimdiye kadar gereği yapılmadı? Toplumda yaşadığımız çürümeye neden şaşırıyoruz? @AliYerlikaya @yilmaztunc @gul_davut @TC_istanbul @AnkaraValiligi @RTErdogan @tcbestepe
Türkçe
53
317
827
108.6K
Ekmekcioglu E.
Ekmekcioglu E.@erek07·
@rblgokdemir Eski (ECB) Başkanı-İtalya Başbakanı da olan M. Draghi'nin hazırladığı önemli bir AB raporu vardı: "Avrupa'nın Rekabetçiliği Üzerine". Bu rapor, AB'nin küresel rekabet gücünü artırmak için 800 milyar €'luk (GSYİH'nın %5'i) yıllık ilave yatırım çağrısı yapmıştı. Şimdi de bu belge!
Türkçe
0
0
2
19
Rubil Gökdemir
Rubil Gökdemir@rblgokdemir·
Strateji Belgesinden; “Avrupa kıtası, yaratıcılığı ve çalışkanlığı zayıflatan ulusal ve ulusötesi düzenlemeler nedeniyle, küresel gelir içindeki payını kaybetmektedir. Bu pay, 1990 yılında % 25 iken bugün % 14'e gerilemiştir.”
Türkçe
1
1
13
1K
Rubil Gökdemir
Rubil Gökdemir@rblgokdemir·
ABD'nin 50 yıllık yeni güvenlik paradigması. *Yaşlı Avrupa artık yalnız ve hasta adam, *Rusya düşman veya rakip değil, tek düşman ÇİN, *Otoriter popülizm ve haklılığın tek kaynağı GÜÇ oluyor, *Demokrasi ve hukuk paranteze alınıyor. EZBERLERİNİZİ UNUTUN; ŞAPKAYI ELİMİZE ALIP YENİDEN DÜŞÜNME ZAMANI!
Rubil Gökdemir tweet media
Türkçe
9
21
119
9.7K
Ekmekcioglu E. ری ٹویٹ کیا
Rubil Gökdemir
Rubil Gökdemir@rblgokdemir·
KİMSE AKLIMIZLA ALAY ETMESİN ! Bu coğrafyada yüzlerce yıldır zenginliğin ve servet yığmanın tek kaynağı vardır; siyaset yoluyla devleti ele geçirmek ve kamu kaynaklarına musallat olmaktır. Kamu kaynaklarına musallat olan yolsuzlar arasındaki fark siyasi görüşleri değil, bazılarının daha beceriksiz olması veya konjoktür gereği hukukun örümcek ağına takılması, ötekilerin ise o ağı yırtıp geçmesinden ibarettir. Bakın etrafınıza; serbest ekonomi ve rekabetçi piyasa kurallarıyla izah edemeyeceğiniz, her dönemin nevzuhur servet sahiplerini göreceksiniz. Bu ülkenin düştüğü bu yolsuzluk sarmalı öylesine büyük bir beladır ki, topluma tek zararı kamu kaynaklarının yağmalanması değildir. Daha da kötüsü yolsuzluk, alın ve akıl teriyle çalışan, yenilikçilik peşinde üretim ve ticaretle katma değer yaratmaya çalışan kesimler aleyhine rekabetçiliği bozarak, o kesimleri de yanaşma düzeninin kurallarına uymaya zorlamasıdır. Unutmayalım ki, kamu veya özel kesim hiç fark etmeksizin, elimizde bulunan kaynakların iktisadi rasyonalite kuralları yerine, YANAŞMA DÜZENİNİN yolsuzluk kriterlerine göre kullanılması ve kaynakların toplum aleyhine heba edilmesi, verimsiz şekilde tüketilmesi demektir. Özetle; YANAŞMA DÜZENİNİN en büyük zararı bütün kaynakların kötüye kullanılmasıdır. Bundan daha büyük yolsuzluk olabilir mi?
Türkçe
7
23
112
4.6K
Ekmekcioglu E.
Ekmekcioglu E.@erek07·
92 yıllık bir durugörü, liderlik.. 🇹🇷 Adeta, o günleri yaşıyoruz!.
Türkçe
1
0
0
136
Ekmekcioglu E. ری ٹویٹ کیا
Steve Hanke
Steve Hanke@steve_hanke·
TRUMP MIGHT OWN CRYPTOS, BUT THE CRYPTO LOBBY OWNS TRUMP.
English
17
6
50
12.4K
Ekmekcioglu E.
Ekmekcioglu E.@erek07·
@rblgokdemir Türkiye bir yargı devletidir ve yargı kararlarını itina ile uygular!! 🤭👋
Türkçe
0
0
1
21
Ekmekcioglu E.
Ekmekcioglu E.@erek07·
İtalya-Pisa Üniversitesi, bugün üniversite gençliği Filistin'e desteğini böyle gösterdi. Yarın tüm İtalya'da, Filistin-Gazze'ye destek için "genel grev" var. Milyonlar sokağa inecek..
Türkçe
0
0
0
241
Hüseyin Cimşit
Hüseyin Cimşit@hcimsit·
99.999,90 USD Suud"tan havale alanın babası başkalarını rüşvet almakla suçluyor. Te allam ya. Diploma? Yok mu? Tüh.
Türkçe
5
22
99
5.7K