Nessâc

5.7K posts

Nessâc banner
Nessâc

Nessâc

@nessackf

شامل ہوئے Eylül 2018
2.5K فالونگ2.3K فالوورز
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Seyda Feyzullah Konyevi
Seyda Feyzullah Konyevi@SeydaMFKonyevi·
Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan rivayetle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Allah-u Teala şöyle demiştir: "Kim benim bir veli kuluma düşmanlık ederse Ben ona harp ilan ederim. Kulum bana en sevimli olan şeyle yani farz kıldıklarımla yaklaşır. Kulum nafile ibadetlerle bana yaklaşmaya devam eder. Nihayet Ben onu severim. Onu sevdiğim zaman artık ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse onu mutlaka veririm. Bana sığınırsa onu mutlaka korurum." Alimlerimizin bu hadis-i şerifi şöyle açıklıyor: İmam el-Hattabi hadisin açıkmalasında şöyle diyor: "Hadisin manası; Allah’ın kulunu bu organlarını (göz, el, kulak, ayak) hayırda kullanmaya muvaffak kılması ve onları şerden korumasıdır." İmam-ı Nevevi, Sahih-i Müslim Şerhi’nde şöyle diyor: "Alimler demiştir ki: Hadisin manası, Allah’ın o kulu işitmesinde, görmesinde, elinde ve ayağında muvaffak kılmasıdır. Artık o kul, ancak Allah’ın razı olduğu şeyleri işitir, yalnızca izin verdiğine bakar, sadece emrettiğini tutar ve yalnızca taat yolunda yürür." Hafız İbn Hacer el-Askalani de buyuruyor ki: "Maksat, Allah’ın, kulunun hareket ve sükûnunda (her anında) dayanağı olmasıdır; bu organları hayra muvaffak kılmasıdır. Sanki mecazen orada tasarruf eden Kendisiymiş gibi... Kim bunu zahiriyle anlayıp hulûl zannederse büyük bir hata etmiş olur." Maksat, haşa, Allah’ın sıfatlarının kula hulûl etmesi (içine girmesi, birleşmesi) değildir. Allah, bundan yüceler yücesidir. Bu büyük âlimlerin şerhleri, hulûlcülerin (Allah kulun içine girdi diyenlerin) iddialarının ne kadar batıl, ne kadar asılsız olduğunu açıkça gösteriyor.
Türkçe
47
84
188
2.6K
علي
علي@kusmeyenakpli·
@mehmedesadd Rasim başkan bizden yetişme hacım
Türkçe
1
0
3
204
Nessâc
Nessâc@nessackf·
@temmuz1919 Bu seviyede tutup unutturacaklar. Fiyatlar böyle devam edecek
Türkçe
0
0
0
31
Nessâc ری ٹویٹ کیا
celalettin yildiz
celalettin yildiz@kulcelal·
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu: “Aşûre Günü oruç tutmak, geçmiş bir senenin günahlarına kefâret olur.” (Müslim, Sıyâm 97) (10 Muharrem – 25 Haziran Perşembe)
Türkçe
0
1
3
58
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Nessâc ری ٹویٹ کیا
ملا عبد الله يلديز
📢 İslamî Söylem & Toplum Sempozyumu 🗓️ Tarih: 27 Haziran 2026 Cumartesi 🕘 Saat: 09.45 – 16.00 📍 Yer: Uludağ Üniversitesi Kültür Merkezi (Fethiye, İlahiyat Fakültesi Yerleşkesi), Nilüfer / Bursa 🎙️ Konuşmacılar ve Konular * Prof. Dr. Halis Aydemir – Birlik * Dr. Haitham Al-Haddad – Vizyonun Ne? * Molla Abdullah Yıldız – Müslümanın Aile Hayatı * Prof. Dr. Ahmet Dağ – Sibernetik Çağda Seküler Hayatla Mücadele 📌 Tema: Düşünen Bir Toplum → Güçlü Bir Ümmet 📝 Kayıt Formu: docs.google.com/forms/d/e/1FAI… 📍 Konum: maps.app.goo.gl/cz2g9Wx89ttwok… 📢 Katılım ücretsizdir. Herkes davetlidir. İlim, tefekkür ve ümmet bilincini merkeze alan bu anlamlı programa sizleri de bekliyoruz.
ملا عبد الله يلديز tweet media
Türkçe
3
16
79
3.7K
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Seyda Feyzullah Konyevi
Seyda Feyzullah Konyevi@SeydaMFKonyevi·
Hz. Musa aleyhisselam döneminde Samiri adında biri altından bir buzağı yapmıştı. Kendisi bu işlerde oldukça mahirdi. Öyle bir yöntem ve mühendislikle bu heykel üzerinde delikler ve iç mekanizmalar tasarlamıştı ki, rüzgar estiğinde buzağıdan sesler yükseliyordu. Samiri, halka bu sesin ilahi bir ses olduğunu söyleyerek onları kandırmıştı. İşte bu adam da şu anda aynı şeyi yapıyor; aynı iddiayı Bayezid-i Bestami hazretlerini kullanarak ortaya atıyor. Kim böyle bir iddiada bulunursa, bu açıkça küfürdür. Çünkü Allah azze ve celle, hiçbir kulun, mahlukun veya sonradan yaratılmış bir varlığın içine girmez (hulûl etmez). O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; aksi bir iddia O’nu sınırlandırmak demektir.
Türkçe
38
163
337
5.1K
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Mesut Güneş
Mesut Güneş@mst_gnss·
ÇARPITMA USTALARI İŞBAŞINDA Uzun videomdan bağlamından kopuk bir kesit alınıp çarpıtma yapılmış. Bu ahlaksızlardan beklenen işlerdi bunlar. Ama ben videonun içinden kötü bir poz bulup onu paylaşmamalarına şaşırdım :) Hemen önceki 20 saniyesiyle beraber kesilen kısım aşağıdaki şekilde. Açıkça "Mahmut Efendi Hazretlerini veli olarak görüyoruz, öyle hüsnü zan ediyoruz." dememe rağmen "Mahmut Efendi'nin veli olup olmadığı belli değil." diye son kısmı paylaşıyorlar. Halbuki orada Allah katındaki durumundan bahsediyorum. Allah katındaki durumunu biz kesin biliyoruz diyorlarsa çıksınlar söylesinler, biz de Ehl-i Sünnet akaidine göre hükümlerini verelim. (Bir önceki paylaşımda bazı nakillerde bulunmuştum.) Bakın 20 saniye önceki açık ifadeleri kesip sonrasındaki kısım üzerinden algı yapıp iftira atmak mahza kötülüktür, mahza nifaktır, mahza fitnedir. Öyle hüsnü zanla kurtarılabilecek bir şey değildir. Bir ara bu adamlar hakkında "Yeryüzünde ne kadar kötü vasıf varsa bu adamlar kendinde toplamışlar bunları." şeklinde bir şeyler yazmıştım. O zaman da belliydi, şimdi de bunu açıkça ortaya koyuyorlar. Cahiller, ahlaksızlar, müfteriler, yalancılar... Daha aklınıza ne geliyorsa. Bu vasıflar adamlarda meleke haline gelmiş. İlmi sahada cevapları olmayınca meseleyi böyle klavye oyunlarıyla çarpıtıyorlar. Söz konusu videoda piyasadaki iddialara değinmeye çalıştım, hiçbirine ilmi bir cevap yok. Sadece karalama ve demediğim şeyi dedim gibi göstererek saman adam safsatası. Çünkü maksat hakikat değil. Para veren tarafın köleliğini yapmak. Hamdolsun ki artık foyaları ortaya çıktığı için itibarları kalmadı. Sadece mevcut kitleyi korumak için çabalıyorlar. Birini karalamak istediklerinde hakkında yazıp çizim gruplarında yayıyorlar. Başka yapabildikleri bir şey yok. Rabbim öyle bir bela veriyor ki kendi yaptıklarıyla kendilerini rezil ediyorlar, ama farkında değiller.
Mesut Güneş@mst_gnss

İstifadeli olsun... youtube.com/watch?v=S3pVPB…

Türkçe
18
28
131
16K
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Seyda Feyzullah Konyevi
Seyda Feyzullah Konyevi@SeydaMFKonyevi·
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve sahabe-i kiram nice eziyetlerden geçtiler, öyle açlıklar ve zorluklar çektiler ki, bizim çektiğimiz sıkıntılar, onların çektiği sıkıntıların yanında hiçbir şey değildir. Şimdi Gazze'deki kardeşlerimiz de buna benzer imtihanı yaşıyorlar. Ama Elhamdulillah onlar kazanıyorlar. Çünkü onlar sabır gösteriyorlar ve mücadele ediyorlar. Şu an onlarla beraber mücadele etme imkanımız yok. O halde, biz de onlara yardım etmeye layık olmaya çalışalım. Özellikle o zalim Yahudilerin mallarını boykot etmeye devam edelim. Onların yayınlarını izlemeyelim. Çünkü onlar bir yandan köpeklerin yaşam haklarını savunurken, diğer taraftan insan öldürmeyi normal gösterirler. Bunlara sakın aldanmayalım!
Türkçe
72
228
424
5.4K
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Seyda Feyzullah Konyevi
Seyda Feyzullah Konyevi@SeydaMFKonyevi·
Bazıları diyor ya, 'Benim şeyhimin sözü ayet, hadis gibidir.’ Neuzubillah Ayet Allah'ın kelamıdır. Ayeti inkar etmek küfürdür. Mürşidinin sözünü inkar etmek ise küfür değildir. Şeyhin sözü hüküm olarak bağlayıcı da değildir. Allah azze ve celle'nin dinine uygunsa alınır, uygun değilse alınmaz! Bitti. Kimden gelirse gelsin... Bizim yolumuz budur elhamdülillah. Biz zaten Allah ve Resulünün yolu için buradayız. Allah ve Resulünün yolu için saadatlara intisap ettik. Haşa onlara rağmen değil.
Türkçe
66
202
546
11K
Nessâc ری ٹویٹ کیا
ملا عبد الله يلديز
Peygamber efendimiz ﷺ buyurdu ki; "Sizden önceki milletlerin hastalığı olan haset ve kin beslemek sizde de depreşti. Haset ve kin beslemek kazıyıp yok eder. Ben size onların saçı kazıdığını söylemiyorum; onların dini kökünden kazıyıp yok ettiğini söylüyorum." Tirmizî
Türkçe
2
70
524
7.9K
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Ebubekir Sifil
Ebubekir Sifil@EbubekirSifil·
YouTube ‘da “Ebu Bekir Sifil’e Reddiye” başlıklı videolara rastlıyorum. Bakıyorum ne söylenmiş diye; müteveffa velinin tasarrufunun devam edeceği anlatımından başka birşey yok! Tekrar tekrar söyledim: Ben vefat etmiş evliyanın ruhlarının tasarrufta bulunmasının hiçbir şekilde mümkün olmayacağını hiçbir yerde söylemedim. Benim söylediğim şudur: Vefat etmiş evliyanın ruhunun, geride kalan müritlerini, vekillerini, ihvanı… tıpkı hayattayken olduğu gibi küllî olarak yönettiğini söylemek doğru değil. Bunu, Cübbeli’nin aşağıya bıraktığım linkteki gibi iddialarına tenkit olarak söylemiştim. Mesele bu kadar açıkken, Cübbeli’nin iddiasının altını dolduramayanların “Ebubekir Sifil’e reddiye” takdimiyle söylediklerinin/yazdıklarının acziyet ikrarından başka bir anlamı yoktur!.. youtu.be/_P_omgsuQoA?si…
YouTube video
YouTube
Türkçe
0
181
1.4K
250K
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Seyda Feyzullah Konyevi
Seyda Feyzullah Konyevi@SeydaMFKonyevi·
Peygamber (s.a.v.) Efendimize hakaret eden Leman dergisini protesto eden Alper Kaan Aykut hapis cezası istemiyle yargılanıyor. O akşam oraya giden her bir ferd tüm İslam alemini temsil ediyordu. Bu kardeşimizi değil; hem tüm Müslümanları hem de bu kardeşimizi tahrik eden, kin ve nefrete sürükleyen leman dergisini kapatın ve çalışanlarını yargılayın. Bu ters yargılamadan vicdanımız sızlıyor. Yapmayın! Gayretullaha dokunur.
Türkçe
41
279
640
20.5K
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Mesut Güneş
Mesut Güneş@mst_gnss·
İki hafta kadar önce gündemdeki tasarruf tartışmasına dair yazdığımız yazıdaki meseleleri video formatında ele aldık. Videoda ele alınan konulardan bazıları şu şekilde: Tasarrufta İmkan ve Vukû Ayrımı Tasarruf Nasıl İspat Edilebilir? Tartışmada Tasarrufa Delil Olduğu Söylenen Nasların Değerlendirmesi Mahmut Efendi Hazretleri'nin Tasarrufunu Nasıl Bilebiliriz? Tasarruf Olgusunu İnkar Eden Ehl-i Sünnetten Çıkar mı? Akşam 20:30 da Youtube'da Yayında: @ferdiparmaksiz" target="_blank" rel="nofollow noopener">youtube.com/@ferdiparmaksiz İstifade temennisiyle...
Mesut Güneş tweet media
Mesut Güneş@mst_gnss

KABİRDEN TASARRUF MESELESİNE DAİR İLMÎ BİR DEĞERLENDİRME Son günlerde çokça üzerinde tartışılan velilerin kabirden tasarrufu konusunda dikkatimi çeken bazı problemlere değinmek istiyorum. Amacım kimin haklı olduğunu tespit etmekten ziyade istidlaller ve yapılan ithamların haklılık payını değerlendirmek. Öncelikle konuya dair bir temel atalım: Biz Müslümanlar olarak insanın dünya hayatında ruh ve bedenden müteşekkil olarak yaşadığına inanıyor, ölümü ise ruhun bedenden ayrılması olarak kabul ediyoruz. Ölümden sonra ruhlar, dünya hayatından farklı, berzah alemi ya da kabir hayatı olarak isimlendirilebilecek farklı bir alemde hayatlarına devam ediyorlar. Salih kulların ruhları o alemde nimetlenirken, şaki olanlar ise azap görüyor. Normalde bütün kulların ruhları ölümden sonra hayatta olmasına rağmen ayetlerde şehitlerin ölmediğine vurgu yapılmasının onların doğrudan rızıklandırılması ve ruhları için özel bir mahal tayin edilmesi gibi onlara has özelliklerden dolayı olduğu tefsirlerde zikrediliyor. Ruhların nerede bulunduğuna dair ise şunlar söylenebilir: Peygamberlerin kabirlerinde namaz kıldığı hadislerde zikrediliyor. Şehitlerin ruhlarının cennetteki kuşların kursaklarında olduğu yine hadislerde zikredilen hususlardan. Bunlar dışında müminlerin ve kafirlerin ruhlarının nerede bulunduğuna dair farklı görüşler mevcut. (bkz. el-Fetava’l-Hadisiyye- İbn Hacer el-Heytemi) Berzah aleminde yaşayan bu ruhların, dünya hayatını yaşayan kullarla bir nevi iletişime geçmesi olarak ifade edilebilecek ‘tasarruf’ kavramı ise hadislerde zikredildiği üzere Allah Rasûlü’nün vefatından sonra kendisine yönelik selamları geri çevirmesiyle örneklendirilebilir. Aynı şekilde tefsirlerde fazıl ruhların ölümden sonra dünya hayatındaki ruhlarla manevi bağlar kurabileceğinin mümkün olduğu zikredilmektedir. Özetle vefatından sonra tüm ruhlar dünya hayatından farklı bir alemde hayattadır, dünya hayatındaki kullarla -Allah Teala’nın izniyle- bu ruhlar arasında manevi bir bağ ve iletişim oluşması mümkündür. Konu hakkındaki tartışmadaki problem, söz konusu ‘tasarruf’ olgusunun imkanı ile muayyen bir kişi üzerinde bilfiil vuku bulmasını ayıramamaktan ya da kasıtlı olarak ayırmamaktan kaynaklanıyor. Bir olgunun aklen, adeten ya da şer’an mümkün olması ile vaki olması birbirinden farklı şeylerdir. İmkan vukudan daha umumidir. Her vaki olan mümkündür (imkan-ı âmm anlamında), ancak her mümkün vaki olmayabilir. Umumi olan imkanın ispat edilmesi, hususi olan vukunun ispatını gerektirmez. Ancak hususi olan vukunun ispatı umumi olan imkanın ispatını gerektirir. Daha açık bir ifadeyle “Bir şey mümkündür.” demek, “O şey vakidir.” demek değildir. Ancak “Bir şey vakidir.” demek o şey mümkündür demektir. (imkan-ı âmm anlamında) Ayrıca bir olayın bir zat üzerinde vaki olması başka bir zat üzerinde de vaki olmasını gerektirmez. Örneğin tasarrufun bir zat üzerinde vuku bulması, başka bir zat üzerinde de vuku bulmasını gerektirmez, en fazla söz konusu tasarrufun başka bir zat için de mümkün olmasını gerektirir. Daha açık bir ifadeyle örneğin “Allah Rasûlü için selamları almasıyla tasarruf vakidir.” demek, “Filan zat için de bu vakidir.” demek değildir, en fazla “Filan zat için de bu vaki olabilir.” denilebilir. Yani imkanın ispatı, sadece imkanı ispat eder. Bir zat üzerindeki vukunun ispatı ise hem imkanı hem de o zat özelindeki vukuyu ispat eder. Bir şahıs için tasarrufun vaki olduğu ispat edilmek isteniyorsa, o zat özelinde tasarrufun vaki olduğuna dair delil gerekir, başka bir zatın tasarrufuna dair bir delil ya da tasarrufun imkanına dair delil, o zatın da tasarrufuna delil olmaz. Ruhların ölümden sonra tasarrufu akılla bilinebilecek bir mesele olmamakla birlikte adeten de mümkün olmadığından (bir keramet olması sebebiyle) ancak nasla bilinebilecek bir konudur. Bu sebeple tartışma, tasarrufun aklen ve adeten değil, şer’an imkan ve vukusu etrafında dönmelidir. Şer’an tasarrufun mümkün olduğunu ispat için bir şahıs üzerinde vukuunun ispatı yeterli olduğundan ayrıca imkanını ispata gerek yoktur. Şer’an tasarrufun vaki olduğuna delil olarak şunlar söylenebilir: -Allah Rasûlü vefatından sonra kendisine yapılan salat ve selamların kendisine arz edildiğini ve onlara icabet ettiğini haber vermesi -Sabit b. Kays’ın şehit olmasından sonra bir Müslümanın rüyasına girerek zırhının yerini ona bildirmesi ve zırhın orada bulunması -Naziat suresindeki “İşleri tedbir edenlere yemin olsun” ayeti de çokça zikrediliyor. Bu ayet konuya kesin bir delil olmasa da biz delil oluşunu kabul edelim. (Ayette bahsi geçenlerin kim ya da ne olduğu hususunda ihtilaf vardır. [Razi 5 görüş zikrediyor] Ayette zikredilenlerin tasarrufta bulunan ruhlar olduğunu söylemek mümkünse de bu ayete dair yorumlardan biridir. Dolayısıyla ayetin delaleti sarih olmadığı sürece bu ayetin tasarrufa şer’i bir delil olduğunu söylemek mümkün değildir. Zira ayete dair şer’i nasla [başka bir ayet ya da sünnetin tefsiri] desteklenmeyen bir yorum, kişisel görüşlerden ibarettir. Bu da şer’i bir hüccet değildir.) Şimdi yukarıda zikrettiğimiz esaslara göre bu delillerden çıkan neticeleri sıralayalım: -Fazıl ruhların dünyadaki ruhlarla manevi bir bağ kurması mümkündür, Allah Teala’nın izin verdiği velilerin ruhları (muayyen bir veli değil) tasarruf edebilirler. -Allah Rasûlü salat selama icabet ederek tasarruf etmektedir. -Sabit b. Kays şehadetinden sonra yaşayan birinin rüyasına girmiş, ona bazı malumatlar vererek tasarrufta bulunmuştur. -Naziat sureindeki ayeti delil kabul edecek olursak- ruhlar aleminde dünyadaki ruhlarla manevi bağ kurarak tasarruf eden fazıl ruhlar vardır. (Muayyen bir kişi değil) Şimdi buraya kadar anlattıklarımızı zihnimizde tutarak günceldeki tartışma üzerinde değerlendirme yapalım: Taraflardan ikisi de yukarıda zikrettiğimiz tüm ruhların ölümden sonra hayatta olması ve fazıl ruhların zikrettiğimiz anlamda tasarrufta bulunabilmesinin imkanını kabul ediyor. Bir taraf diğerini bunları inkar etmekle suçlasa da gördüğüm kadarıyla tasarrufun imkanında bir tartışma yok aslında. Asıl tartışma muayyen bir velinin -Mahmud Efendi Hazretleri- tasarruf edip etmediği. Bir taraf Mahmud Efendi’nin hali hazırda tasarruf ettiğini, belli şahıslara rüya, temessül (bunun imkanı da tartışılabilir ancak konumuz o olmadığı için detayına girmiyorum) gibi yollarla talimatlar vererek cemaati yönlendirdiğini ve kendisine yapılan rabıtalarla manevi terbiyeye devam ettiğini savunurken karşı taraf bunları kabul etmiyor. Buna göre söz konusu tartışmada delil getirilmesi gereken nokta tasarrufun mümkün olup olmadığı değil, Mahmut Efendi’nin bilfiil tasarruf edip etmediğidir. Tartışmada asıl problem de burada başlıyor. Mahmut Efendi’nin bilfiil tasarrufuna delil getirilmesi gerekirken tasarrufun imkanına ya da başka şahısların tasarrufuna delil getiriliyor. Mahmut Efendi’nin tasarrufunu iddia eden tarafın delilleri gördüğüm kadarıyla şunlar: -Şehitlerin ölmediğine dair ayetler -Naziat suresindeki ayet ve bundan maksadın ruhların tasarrufu olduğuna dair bazı müfessirlerin yorumları -Bazı mutasavvıflardan tasarrufun mümkün ya da vaki olduğuna dair ifadeler Bu delillerde sorun şu ki hiçbiri tartışılan konuya delil değil. Şehitlerle ilgili ayet zaten konuyla alakasız, tasarrufun imkanına bile delalet etmiyor. Sadece şehitlerin hayatta olduğunu söylüyor. Naziat suresindeki ayetin tasarruf eden ruhlardan bahsettiğini -şer’i bir hüccet değil, yorum olmasına rağmen- kabul etsek dahi sadece tasarrufta bulunan bazı ruhların bulunduğuna delil olur, bizzat Mahmut Efendi’nin tasarrufuna değil. Mutasavvıfların ifadelerini delil kabul etsek dahi yine tasarrufun mümkün ya da bazı kişiler için vaki olduğuna delil olur, Mahmut Efendi’nin tasarrufuna değil. Görüldüğü üzere serdedilen delillerin konuyla aslında alakası yok. Karşı taraf mutlak anlamda tasarrufu inkar ediyor olsa -şehitlerin ölmediğine dair ayet hariç- diğer deliller onların bu delilleri iltizam etmesi durumunda onlara karşı delil olabilir. Ancak tartışılan konu bu değil. Bu durumda bir taraf, tasarrufun imkanına dair delilleri karşıya Mahmut Efendi’nin tasarrufuna dair delil olarak sunduğunda hem iddiasını ispat etmiş olmuyor hem de saman adam safsatası yapmış oluyor. Yani karşı tarafa kendince bir görüş belirliyor -onlar bunu söylememesine rağmen-, ardından o görüşe reddiye yaparak karşı tarafa delil sunmuş gibi gösteriyor. Ancak neticede hiçbir şeyi ispat etmiş olmuyor. Şimdi Mahmud Efendi’nin bilfiil tasarruf ettiğini iddia edenlere neyin delil olabileceğini tespit etmeye çalışalım. Onların bu tartışmada delil olarak ne sunması gerekir? Vahiy kesildiği için bizzat Mahmut Efendi’nin tasarruf ettiğine delil olacak bir ayet ya da hadis bulmak mümkün değil. Mahmut Efendi de dünya alemindeki kişiler için esasında gayb olan başka bir alemde hayatta. Burada dünya hayatında yaşayan insanlar için gaybi olan pek çok durum var: -Mahmud Efendi’nin Allah katında (dünyadaki insanların ona hüsnü zannına göre değil) bir veli oluşu bizim için gaybdır. -Allah katında veli olan Mahmud Efendi’ye tasarruf yetkisi verilip verilmediği bir gaybdır. -Verilen tasarrufun ne tür bir tasarruf olduğu gaybdır. -Onların iddia ettiği gibi bilgi aktararak irşad etmek şeklinde bir tasarruf yetkisi kendisine verilse dahi ne kadarlığına, kaç kereliğine bu yetkinin verildiği gaybdır. -Mutlak bir yetki verildiği söyleniyorsa bu da gaybdır. Tasarruf yetkisi verildiğini iddia eden kişi tüm bu gaybi bilgilere muttali olduğunu iddia etmektedir. Allah Teala’nın bir keramet olarak Mahmut Efendi’nin ruhuna bu alemdeki müritlerini manevi olarak terbiye etmeye devam etme ve rüya ya da farklı yollarla onlara telkinde bulunma izni ve yetkisi verdiğini kabul edelim. Hatta bu yetki mutlak bir yetki olsun. Bu alemdeki bir kişi için Mahmut Efendi’nin durumu ve tasarrufu esasında gaybi bir bilgi olduğundan onunla iletişim kuran kişilerin gaybi bilgiye muttali olduğunu söylememiz gerekecek. Normalde dünya hayatında bir kişinin gaybi bilgilere muttali olduğunu iddia etmesi Hanefi fetva kitaplarında küfür olarak ele alınır, ancak keramet olarak bazı gaybi bilgilerin Allah Teala tarafından bildirilmesi mümkün olduğundan Mahmut Efendiyle iletişime geçerek ondan bilgi alan kişinin de kerameten o gaybi bilgiye muttali kılındığını kabul edelim. Bu durumda Mahmut Efendi’nin bilfiil tasarruf ettiğine dair gaybi bilgiye ulaşmayan çoğunluk kişiler için delil olan tek şey, Mahmut Efendi’yle bizzat iletişime geçen, ondan haber alan kişi veya kişiler olur. Bu durumda gaybi bir husus diğer kişilere haber-i vahid tarikiyle ulaşmıştır. Gaybi bilgiye muttali olanların sayısı tevatür çokluğuna ulaşsa bile söz konusu gaybi bilgi mahsus olmadığından mütevatir olduğu söylenemez. Bu durumda şunu sormamız gerekir: Haber-i vahid tarikiyle aktarılan gaybi bir bilgi, muhatabı şer’an bağlayıcı olur mu? Bu sorunun cevabı farklı cihetlerden “Elbette hayır!” olacaktır. Şimdi bu vecihleri sıralayalım: -Gaybi olarak berzah aleminden bilgi aktarımında bulunan Mahmut Efendi, vahiy sahibi/Şârî değildir ki verdiği bilgi kabul edilmesi noktasında şer’an bağlayıcı olsun? Bu dünya hayatındayken bile böyledir. Aksini iddia etmek küfürdür. -Bilgiyi gaybi alemden aktaran kişiden (Mahmud Efendi) sarfı nazar ederek bu dünyada ondan bilgi aldığını söyleyen kişilerin haber-i vahid tarikiyle aktardığı haber de elbette ki şer’an kabul edilmesi gerekli bir delil olmayacaktır. Zira bu kişilerin verdiği haber bu dünyada “Filan bana şöyle dedi.” gibi bir bilgiden farksızdır. Böyle bir haber doğru olsa dahi onu kabul etmek şer’i bir yükümlülük değildir. Bundan öte haber-i vahid yoluyla sabit olan hadislerin bile ifade ettiği bilgi derecesi, amele hangi durumlarda konu olacağı tartışmalıdır. Meşhur ya da mütevatir seviyesine ulaşmayan bir sünnetin reddi bile kişiyi ehl-i bidat yapmazken birkaç kişinin gaybi alemden verdiği haberi kabul etmemek nasıl itikadi açıdan bir sıkıntı doğursun? Ayrıca bu şekilde kişide sabit olan gaybi bir bilgi kendisini bağlar(kendisi için şer’i bir hüccet değildir elbette, dilerse itibara alabileceği bir bilgidir sadece), ümmet açısından bir bağlayıcılığı yoktur. -Muhatap bu haberi kabul etmekle sorumlu olmamasına rağmen kabul etse/haberi aktaran kişiyi tasdik etse dahi yine o habere göre amel etme yükümlülüğü yoktur. Zira söz konusu bilgi şer’an kabul edilmesi gerekli bir bilgi değildir ki ona göre amel gerekli olsun. -Ziyade bir vecih olarak şunu da ekleyelim: “Mahmud Efendi berzah aleminden bize haber ulaştırmıyor. Bu alemde temessül ederek bazılarımızla konuşuyor, bu şekilde bizi yönetiyor.” denilecek olursa şöyle deriz: Bunun meseleye etki eden bir tarafı yoktur. Aynı cevaplar bu durum için de geçerlidir. Bu durumda Mahmud Efendi’yi görerek ondan haber aktaran kişilerin haberini kabul etmenin gerekliliği devreye girer ki yukarıdaki cevapların aynısı bu konuya da cevaptır. Karşı taraf “Biz şer’an bağlayıcı olduğunu söylemiyoruz.” diyecek olursa şöyle deriz: Mahmud Efendi’nin bilfiil tasarrufunu iddia edenler bunu kabul etmeyenleri ehl-i sünnetin dışına çıkmakla itham ediyorlar. Buradan anlaşıldığına göre bu bilgiyi kabul etmek onlar indinde şer’i olarak gereklidir ki inkar edeni ehl-i sünnetin dışına çıkarıyorlar. Eğer şer’i olarak kabul edilmesinin gerekli olmadığını söylerlerse muhatabın ehl-i sünnetin dışına çıktığına dair iddiaları boşa düşer. Eğer “Mahmut Efendi’nin bilfiil tasarrufunu değil, tasarrufun imkanını reddedenin ehl-i sünnetten çıktığını söylüyoruz.” derlerse deriz ki: Yukarıda konuştuğumuz üzere tartışma konusu tasarrufun imkanı değil, bilfiil Mahmud Efendi’nin tasarrufudur. Zaten muhatabınız tasarrufun imkanını reddetmiyor. Eğer denilirse ki “Biz bu haberin şer’an bağlayıcı olduğunu söylemiyoruz. Ancak Mahmud Efendi’nin müritleri için tasavvuf ahlakı açısından onun dediklerini kabul etmek gereklidir.” şöyle deriz: Bu durumda muhatabı ehl-i sünnet dışı görmemeniz gerekir. Zira kişinin şeyhinin dediklerini kabul etmesinin gerekliliği bir ehl-i sünnet esası değil, tarikat içerisindeki edeplerden ibarettir. Ayrıca muhataplarınız zaten Mahmud Efendi’ye değil, başka bir şeyhe bağlılar. Tasavvuf ahlakı açısından Mahmud Efendi’nin dediklerini kabul etmeleri gerektiğini söyleyebilmeniz için muhatabın da Mahmud Efendi’nin müridi olması gerektiği gibi öldükten/berzah alemine göçtükten sonra dahi şeyhten gelen talimatların müritleri bağlayıcı olduğunu tasavvuf ahkamı içerisinde muhatabın iltizam etmesi gerekir. Buraya kadar anlattıklarımızdan “Mahmud Efendi gaybi alemden şu anda bizi yönetiyor, ondan haber alarak öyle hareket ediyoruz.” diyen birinin dedikleri doğru olsa dahi bunun başkalarını bağlamayacağı ve bu haberi kabul etmemenin kimseyi ehl-i sünnetten çıkarmayacağı anlaşılmış oldu. Yazıyı bir bitirmeden önce bir seviye daha inerek tasarrufun şer’an imkanı ve vukusunu reddedenin durumuna da değinelim. Yani “İslam’da öldükten sonra ruhların tasarrufu yoktur. Böyle bir şey vaki olmamıştır. Allah Teala buna izin vermemiştir.” diyen bir kişinin itikadi durumu nedir? ( “Allah’ın gücü yetmez.” anlamında değil, “Allah buna izin vermez.” anlamında inkar edenin hükmü) Ehl-i sünnet inanç esasları, akide ve kelam kitaplarında detaylıca işlenmektedir. Dolayısıyla bir hükmün ehl-i sünnete aykırı olup olmadığı bu kitaplara bakarak belirlenebilir. Ehl-i sünnet ulemamız ruhların tasarrufunun mümkün olduğunu söylemekle birlikte bunu bir inanç ve ehl-i sünnet esası olarak ele almamışlardır. Bu konu evliyanın kerameti başlığı altında ele alınabilse de mutlak manada kerameti inkar etmeyip tasarruf şeklinde bir kerametin vaki olmadığını söyleyen biri, bir inanç esasını reddetmiş olmaz. Bu konuya dair bazı haberler varid olduğundan bunu inkar edenin günahkar olduğu söylenebilir. Sadece onunla bu durumun diğer kerametlerden ayıranın ne olduğu tartışılabilir. Yukarıda zikrettiğimiz gibi Naziat suresindeki ayeti ruhların tasarrufu olarak açıklamak ayetin kendisi değil yorumudur. Bir müfessirin yorumunu kabul etmek de ehl-i sünnetin bir esası değildir. Bazı alimlerin farklı mevzilerde ruhların tasarrufunun mümkün olduğunu söylemesi de bunu bir ehl-i sünnet inancı yapmaz. Ulemanın hem itikadî hem fıkhî meselelerde bundan daha açık nice meselelerde ihtilafları olmasına rağmen birbirlerini bidate nispet etmemişlerdir. Özetle; Mahmud Efendi’nin bilfiil kabirden tasarruf ettiğine dair öne sürülen deliller konuyla alakasızdır, Mahmud Efendi’yle görüşüp ondan bilgi aldığını söyleyen kişilerin verdiği haber doğru olsa dahi başkalarını bağlayıcı değildir, Mahmud Efendi’nin bilfiil tasarrufunu inkar etmenin kişiyi ehl-i sünnetten çıkarması bir yana, tasarrufun şer’an mümkün ve vaki olması dahi bir ehl-i sünnet inanç esası değildir. Yukarıda tarifini ve açıklamasını yaptığımız tasarruf kavramından tamamen farklı “Mahmud Efendi’nin geleceği bilmesi, onun konuştuğu kelamın Allah kelamı olması, bu kelamlara dayanarak kişinin kendisinin kesin olarak imanlı öleceğini düşünmesi ve yukarıda sıraladığımız gaybi bilgilerin kesin ve yakini olarak doğru olduğuna itikat etmesi” gibi, bir Müslümanın işittiği zaman kalbinin ürpereceği söylemler hakkında ilmi olarak detaylı konuşmaya bir hacet görmüyorum. Zira hangi dalalet ve sapıklık bunlardan daha büyük olabilir?! Vesselam

Türkçe
3
12
60
7.2K
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Seyda Feyzullah Konyevi
Seyda Feyzullah Konyevi@SeydaMFKonyevi·
Bazı sapıklar; Allah’tan korkmayıp hırs körlüğüyle önlerini göremez, imani konularda dehşetli bir cüret gösterirler. Ne kendi imanları ne de başkasının imanı umurlarındadır. Kalplerinde ve hayatlarında İslami bir ahlak yoktur; yaşantıları sadece suretten ibarettir. Sarığını takar, cübbesini giyer ama fiilleri şeytanın amelleridir. Bunlarda ahlak yoktur; yalan vardır ki Müslümanın yapacağı en son şeydir. Çünkü Peygamber Efendimiz’in buyurduğu üzere Mümin nefsine uyup günaha düşebilir ama yalan söyleyemez. Çünkü yalan bir karakter, bir kimliktir; yalancı insan, toplumda şeytanın iki ayaklı sureti haline gelir ve her kötülüğü yapar. Üstelik bunlarda iftira vardır; rahatça iftira atar, ömürlerini insanların hatalarını araştırmakla geçirirler. İşte bu yüzden onların tarifini vermek zorundayız. Bazen sahtekar, bazen şarlatan, bazen kezzap demek zorunda kalıyoruz. Çünkü Asr-ı Saadet’te de İslam’ın karşısında yalan iddialarda bulunanların lakapları değiştirilmiştir: Ebu Cehil’in asıl künyesi "Ebu’l-Hakem" (Hüküm Sahibi) iken, alçaklığı bilinsin diye "Ebu Cehil" (Cahilliğin Babası) yapılmıştır. Müseylemetü’l-Kezzap, Peygamberlik iddiasında bulunan o yalancıya, çokça yalan söyleyen manasında "Kezzap" denmiştir. Onun için; bu insanlar toplumu yönlendirdiğinden dolayı bu vasıfları onlar hakkında söylemek zorunda hissediyorum. Yoksa onlara bir hakaret etmek için, sinirimizi ya da kendimizi tatmin etmek için söylemiyorum bunları. Bunların hakikatini bilinmesi lazım. Bugün bilinmezse yarın elbette bilinecek ümidiyle bunları yeryüzünün atmosferine bir tohum gibi ekmek istiyoruz. Bir gün bu tohum yeşerecek ve birileri bu tohumun filizlerinden, meyvelerinden faydalanacaktır inşaallah-u teala.
Türkçe
74
222
437
5.8K
Nessâc ری ٹویٹ کیا
إسماعيل القمر
Peygamber Efendimizin (s.a.v) Çok Evlilik Yapmasının Hikmeti Nedir? Câhiliye devrinde kadınlar, hanımlık haysiyetini rencide eden, insanlık dışı bir muâmele görüyorlardı. Af buyurun "hayat kadını" olurlar endişesiyle kız çocukları, merhametsizce diri diri toprağa gömülüyordu. Kadın ve kızlar, bir eğlence âleti gibi görülerek aşağılanıyordu. İşte Peygamber Efendimiz (s.a.v) böyle bir toplum içinde, Cenâb-ı Hakkʼın emir ve tâlimatları istikâmetinde bir “kadınlar hukuku” tesis etti. Kadın, toplumda iffet ve fazîletin bir timsâli oldu. Annelik müessesesi, şeref buldu. “Cennet annelerin ayakları altındadır!” hadîs-i şerîfindeki iltifât-ı Muhammediyye ile de kadın, lâyık olduğu değere kavuştu. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdular: “İki zayıf kimsenin, yani yetimle kadının hakkını zâyî etmekten herkesi şiddetle sakındırıyorum.” (İbn-i Mâce, Edeb, 6) “Bir mümin, hanımına buğzetmesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir.” (Müslim, Radâ, 61) Çünkü hakîkatte kadın, buğza müstahak bir dikenlik değil, aşk ve muhabbete lâyık bir gülistandır. Ona dâir sevgi de bizzat Allah Teâlâ tarafından bahşedilmiştir. Nitekim Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) bu hususta da şöyle buyurmuşlardır: “Bana dünyanızdan, (sâliha) kadın ve güzel koku sevdirildi; namaz da gözümün nûru kılındı.” (Nesâî, Işretü’n-Nisâ, 10) Bu nebevî beyan, sâliha kadının Hak nezdindeki yüce mevkisini göstermektedir. Yani sâliha kadını Cenâb-ı Hak sevmiş, Rasûlʼüne de sevdirmiştir. Bu sebeple kadının Hz. Peygambere (s.a.v) sevdirilmesi hususu, gaflet gözüyle değerlendirilmemelidir. Zira bu sevgi, Cenâb-ı Hakk’ın fıtrata koyduğu ve ancak ilâhî sevgiye âmâde bir muhabbet basamağıdır. Dolayısıyla aslâ kadına karşı süflî bir düşkünlük değil, aksine onlara hak ettikleri ulvî değeri vermektir. İnsanlık tarihinde kadın, böyle yüksek bir kıymete, ancak İslâm’ın yüce iklîminde nâil olabilmiştir. İslâm dışında kadına değer verdiğini iddia eden bütün sistemler, günümüzde de olduğu gibi ona sadece bir vitrin malzemesi olarak kıymet vermekte, arka plânda ise kadını ancak ekonomik ve nefsânî bir metâ olarak kullanıp ezmekte ve tüketmektedir. Bu itibarla günümüzde de kadına bakış açısı, İslâm’ın ulvî zemininde ele alınmalı ve gerçek mecrâsına oturtulmalıdır. Peygamber Efendimizin (s.a.v) evliliklerinin hiçbirinde nefsânî bir temayül ve düşkünlük görmek mümkün değildir. O hiçbir kıza gençliğinde de tâlip olmamış ve kendisine tâlip olan, 40 yaşında, çocuklu, dul bir hanım olan Hz. Hatice ile evliliği kabul etmiş, ömrünün en zinde yıllarını onunla yaşamıştır. Ondan sonraki evlilikleri, yaşlılık zamanlarına denk gelir. (54 yaşından sonra.) Bunların hiçbiri kendi arzusuyla değil, bütünüyle ilâhî emir ve tâyinle gerçekleşmiştir. Üstelik bu evliliklere mazhar olan annelerimizin çoğu yaşlı, çocuklu ve çâresiz kimselerdir. Peygamber Efendimizin (s.a.v) bu evlilikleri vesîlesiyle pek çok kavim ve kabîle ile akrabalık bağı tesis edilerek İslâmʼın yayılması hızlanmış, ayrıca dînin hanımlara daha kolay öğretilmesi temin edilmiştir. Allah'ım! Kalplerimizi Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v) sevgiyle doldur. Onun sünnetine sımsıkı sarılmayı, ahlâkıyla ahlâklanmayı ve şefaatine nail olmayı bizlere nasip eyle. Amin 🤲
Türkçe
1
10
46
1.6K
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Mahfil
Mahfil@mahfildijital·
🔴 Prof. Mehmet Ali Büyükkara: Otizm & Engelli Dernekleri Federasyonu olarak yaklaşık 5 senedir herhalde gitmediğimiz belediye kalmadı. İsteğimiz ise, ailelerin +18 otizmli çocuklarını bırakabilecekleri 1 gündüz bakımevi. Belediyelerin köpekler için art arda açtığı şu yerleri görünce insan ağlamaklı oluyor.
Mahfil tweet media
Mahfil@mahfildijital

🔴 İstanbul Kağıthane’de başıboş sokak köpekleri için 10000 metrekare alana kurulu “Can Dostlar Ofisi” açıldı. Açılışa İstanbul Valisi ve AK Parti İlçe Başkanı katılım sağladı.

Türkçe
74
1.3K
4.1K
169.4K
Nessâc ری ٹویٹ کیا
Sinan YILDIZ
Sinan YILDIZ@SinanMusab81·
Elhamdülillâh! 2013 Yılında tamaladığımız yl tezimiz 13 sene sonra nihâyet kisve-i tab'a büründü. İstifâdeye medâr olması duasıyla...
Sinan YILDIZ tweet media
Türkçe
17
4
104
6K