Nasıl unuturum sevgilim seni, ölüme götürür hasretin beni, ıslak mendilini yırtık resmini geri al sevgilim bende kalmasın.. 1981 Ahmet Selçuk İlkan, sanırım 26 yaşında yazmış belki daha evvel bilemedim orasını..
Çay; ince bardakta değil, cam da değil, hem karton bardak hem sallama..manzara da deniz kenarında değil..çayda bile anlam arar mısın, yapma.. yapıyorum arada..
Nisan 13, günlerden pazartesi, şiirden öte bir his, öylesine sıradan öylesine yaşamak, sabahın körü, belki de ama.. Bir şeyler başlıyor yeniden, hep yeniden, yine yeniden..
Umut, en ince çizgidir bazen görünmez ama her şeyi ayakta tutar. Biz o çizgiyi kaybetmemeyi öğreniriz, yeniden ve yeniden. Ve anlarız ki; hayat kusursuz bir tablo değil, sürekli tamamlanmak isteyen bir yolculuktur.
Yaşamak sanattır, biz ise o sanatın sabırlı öğrencileriyiz; her düşüşü bir çizgi, her hatayı bir renk gibi kabul eden.
Kimi zaman fırçamız titrer, kimi zaman tuval boş kalır ama yine de devam ederiz; çünkü eksiklik bile bu eserin bir parçasıdır.
Zenginlik, çocukken çok parası olanı zengin zannederdim düz mantık.
Ama zenginlik o değilmiş senin yaşam kaliten hayata bakışınmış. Çevremde banka hesabı bol sıfırlı mevduat sahibi olan fakirlerle dolu ! Yokluk bilinci kanına işlemiş. Parası var ama harcayamıyor.
Harcayabildiğiniz kadar zenginsiniz unutmayın...
Romantik ilişkilerin kriz çıkaran sorunları çoğu zaman tarafların arzularının düğümlenmesidir. Tarafların birbirine karışması, aşağılaması, kıskanması gibi tipik meseleler çözülüversin ister herkes. Genelde o sorunlar çözülünce bağ da çözülür, herkes yoluna gider veya ev arkadaşına dönüşür.