Tweet ghim
Not Drop
317.3K posts

Not Drop đã retweet

Bu kadının şimdiye kadar kaydedilen en yüksek IQ'su var (228).
Einstein'dan (160-190), Hawking'den (160) veya Musk'tan (155) çok daha yüksek bir IQ'ya sahip.
Buna rağmen, basit görünen bir probleme verdiği cevap nedeniyle alay konusu oldu.
Oysa o, başkalarının göremediğini gördü.
🧵İşte onun hikâyesi:

Türkçe
Not Drop đã retweet
Not Drop đã retweet
Not Drop đã retweet

Turgut Özakman’ın “Diriliş Çanakkale 1915” kitabından ibretlik dersler:
Türk subaylar (Mustafa Kemal, Esat Paşa vb.) Alman Komutan Liman von Sanders’e adeta yalvardı:
“Düşmanı kıyıya çıktığı anda ezmeliyiz !”
Alman komuta “İçerde karşılarız” dedi, kuvvetleri Bolayır’a yığdı. Kıyı zayıf kaldı. Düşman rahatça çıktı ve tutundu. Savaş aylarca uzadı. Biz Alman taktik hatası yüzünden on binlerce şehit verdik.
Ama zafer, Alman komuta hatalarına rağmen Türk askerinin efsanevi kahramanlığı ve Atatürk'ün dehasıyla kazanıldı.
25 Nisan’da Mustafa Kemal, Alman subayların emrini beklemeden 57. Alay’ı cepheye sürdü. Conkbayırı’na yetişti ve çıkarma birliklerini yok etti.
“Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” emri ve Mehmetçik’in süngü hücumları ile çıkarma durdurdu ve savaşın kaderi değiştirdi.
Alman hataları savaşı uzattı, olan Mehmetçiğe oldu. Türk direnişi İngiliz ve müttefiklerini Çanakkale’de kilitledi. Bu sayede Almanya Batı Cephesi’nde (Fransa-Belçika hattı) rahat nefes aldı. Türk evlatları adeta Almanlar için kanla zaman satın aldı.
İbret: Kendi ordunu yabancı subaylara teslim etme. En iyi niyetle bile gelseler, öncelikleri kendi çıkarlarıdır.
Çanakkale Zaferi Türk’ündür. Kahraman Mehmetçik ve başta Atatürk olmak üzere Türk komutanlar sayesinde. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷

Türkçe
Not Drop đã retweet

Ne zaman gelecek adam...
Aziz Nesin dost ağırlamada, yedirme içirmede, ikramda bonkör bir adamdır.
Fakat, çöpe giden bir pirinç tanesine bile üzülür.
Nesin, aynı zamanda çok cimri bir adamdır. Cimriliğini kendisi ilan etmiştir.
"Ben çok cimriyimdir. Bu cimrilik emeğe saygımdandır" diyerek cimriliğinin nedenini açıklar. Emek Aziz Nesin için "kutsaldır."
Tan gazetesinde köşe yazarı ve muhabir olarak çalıştığı yıllarda 50 lira maaş almaktadır.
Geçim sıkıntısından "al takke ver külah" yaparken bir tanıdığına 50 lira borçlanır.
Bu ay olmadı gelecek ay derken...
Alacaklı bir gün iyice sıkıştırır.
Aziz Nesin adama;
" yarın saat 11:00'de gel paranı al" demiş bulunur.
Borcunu ödemesinin tek yolu; çalıştığı Tan Gazetesinin patronu Halil Lütfi'den avans almaktır.
Patron, Aziz Nesin'den daha cimri, aynı zamanda huysuz bir adamdır.
Fakat, cimriliğinden dolayı Aziz Nesin'i çok sever. Nesin, gazetedeki mürekkep hokkasına özel kalemini batırmış adam değildir.
Mürekkep uçar diye, hokkanın ağzını açık bıraktığı hiç görülmemiştir.
Herhangi bir nedenle, gazetenin tek yaprak kağıdını özel işi için kullanmamış, gazetede kullandığı her eşyayı gözü gibi korumuştur.
Aziz Nesin aynı zamanda çalışkan, okunan ve sevilen bir yazardır. Bir gazete patronu böyle bir adamı sevmesin de kimi sevsin?
Aziz Nesin, alacaklısı geleceği gün saat 10:00'da, patronu Halil Lütfi'nin odasına gider:
- Efendim, birisine 50 lira borcum var. Buraya gelecek. Bu ay ki maaşımı avans olarak verin de adama borcumu ödeyeyim.
- Ne zaman gelecek adam?
- Saat 11:00'de.
- 11:00'de gel al parayı.
- Saat 10:00 zaten. Adam az sonra gelir. Parayı şimdi verin de adam gelince mahçup olmayayım.
- 11:00'de gel 11:00'de.
- Neden illa ki 11:00?
- Yav Aziz; saat 11:00'e kadar bakarsın adam ölür, ben sana parayı vermekten kurtulurum. Bakarsın sen ölürsün, ben yine parayı vermekten kurtulurum.
- Efendim; bende bu şans varken ne adam ölür, ne ben ölürüm. Siz ölürsünüz ben parayı alamam. Şimdi verin şu parayı.
Aziz Nesin

Türkçe
Not Drop đã retweet

1965 yılında vefat eden Elazığ Tımarhanesindeki bir ''deli'' nin (ortadaki) Allah'a yazdığı mektubu...
“Ben dünya Kürresi, Türkiye karyesi ve Urfa Köyünden, (El-Aziz --Elazığ ) Tımarhanesi (Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi) sakinlerinden; İsmi önemsiz, cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir abdi acizin, ahir deminde misafiri Azrail’i beklerken, Başhekimlik üzerinden Hâkimler Hakiminin dergahı Uluhiyetine son arzuhalimdir:
Ben gam (dertlilik) deryasında, fakirlik vatanında, horluk ve rezillik kaftanında PADİŞAH yapılmışım.
Meyvalardan dağdağana, çalgılardan ney-kemana kapılmışım… Benim yatağım akasya dikeninden, yorganım kirpi derisinden farksızdır. Kalbim Ayizman’ın (Hitlerin işkenceci Nazi Komutanı) fırını, ve sahranın çöl fırtınasıdır.
Ruhum aşık-ı Hüda Mahbub peresttir, lakin aklım kaderin cilvesi ve talihin sillesiyle gurestir (gelgittir)
Bana gelen derdü gamın kilosu beleştir. Nerde bir güzel varsa bana karşı keleştir (yüz vermez, cesaretlidir), bütün yiğitlerde bana hep ters ve terestir.
Aylar geçti, tek temizliğim, gözyaşıyla ve kara toprakla aldığım teyemmüm abdesttir. Yani, içtiğimiz kezzap suyu, mezemiz ise ateştir.
Ol Resuli zişan ve Sultanı dücihan: “Cenabı Allah’ın insanları dünya, dünyayı ise insanlar için yarattığını; Ruhları vücut için, vücutları ise ruhlar için yarattığını; Erkekleri kadınlar; kadınları erkekler için yarattığını; Cenneti mü’min kullar, mü’min kulları da cennet için yarattığını; cehennemi inkârcılar ve münafıklar, inkârcıları ve münafıkları da cehennem için yarattığını” hadisleriyle haber vermiştir.
Peki acaba benim gibi meczup divaneleri ne maksatla halk etmiştir? Bilen babayiğit, meydana çıkıp söylesin…
Allah sana iman verdi sen tuğyan edersin; O in’am etti sen küfran (nankörlük) edersin; O ikram etti sen inkar edersin; O ihsan etti sen isyan edersin; bir de kalkıp bana deli divane diye bühtan edersin!..
Bu söylediklerimin hepsi ruhumun içinde cenk etmektedir. Eğer dilekçemin cevabı gelirse bu manevralar sona erecektir.
Şimdi adresimi arz ediyorum: Kur’an’ı geldiği yere, yine Kur’an’ı getiren geri taşısın. Madem ki ahkamı ve ahlakı kalmadı, Kur’an’ın kağıdı ve yazısı neye yarasın?! Taki Hz. Muhammed Mehdi (A.S) gelince yeniden okunup yaşansın.!
Ey zerrelerden kürrelere, yerlerden göklere bütün alemlerin Rabbi!..
Ey cemadi, nebati, hayvani, insani, ruhani ve nurani her şeyin ve herkesin yegane sahibi!…
Ey iman ve şuur ehli kalplerin en yüce habibi!..
Ey dertli bedenlerin kederli gönüllerin, ve yaralı yüreklerin tabibi!.
Ben biçare kulun ki; garipler garibi, hüzünlerin esiri, zulümlerin muzdaribi, öksüz, yetim ve sahipsiz bir tımarhane delisi…
Ama kutsi muhabbet ve hasretinin divanesi!…
Herkesi ve her şeyimi elimden aldın, ama sana sığındım, aşkına sarıldım, yegane Sen kaldın!. Yurdumdan yuvamdan, evimden barkımdan ayırdın, gurbete ve hasrete saldın, ama onları ararken Sana ulaştım, sevdana daldım! Böylece fani ve hayali görüntülerden kurtarıp hakiki tecelline mazhar kıldın.
Yüceler yücesi Rabbim, Efendim!
Hakk'tan saparak ve haddimi aşarak, haşa senden, Burak bineği, Cebrail seyisi, Sidretül Münteha menzili, cümle mahlûkatın en şereflisi, Rahmanın en mükemmel tecelli ve temsilcisi… Kainatın fahri ebedisi, Ahir zaman Nebisi ve Mehdisi, Levhi Mahfuzun (Kader projesinin) tercümanı ve tebliğcisi, Efendiler efendisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem’in Mahbubiyetini mi istedim?..
Hanif Dinin üstadı ve nice Nebilerin atası Hz. İbrahim’in haliliyetini, Hz. Süleyman’ın saltanat ve servetini Hz. Musa’nın Celadet ve cesaretini, Hz. İsa’nın ruhaniyetini mi istedim?..
Hz. Ebu Bekir Sıddık’ın yüksek fazilet ve kurbiyyetini, Hz. Ömerül Faruk’un dirayet ve teslimiyetini, Hz. Osman’ı zinnureynin asalet ve sehavetini, Hz. Aliyyül Murtaza’nın ilim ve velayetini mi istedim?
Senden mülkü hâkimiyet, şanü şöhret, malü servet mi talep ettim? Senden vücuduma sıhhat ve afiyet, aklıma ziya ve selamet, hayatıma huzur ve istikamet dilendimse, bunlar için de bin kere tevbe ettim!
+

Türkçe
Not Drop đã retweet

Şeyh Said ve Tuncelı isyanları, tesadüf değil, emperyalizmle işbirliğidir.
Atatürk, birinde Musulu almaya çalışıyordu, diğerinde de Hatayı almaya çalışıyordu. Ne hikmetse isyanlar tam bu tarihlere denk gelmiş, neden acaba?
Tarihten Yaprak 1 a/
''...Gâzi'nin tam bağımsızlık tutkusu, Ortadoğu'da İngiltere'yi son derece rahatsız ediyordu, nedeni şu:
''...bağımsızlığın ve Türklerin deyimiyle 'ulusal bütünlüğün' korunması için, ülkenin zengin doğal kaynaklarını, bir an önce geliştirmesi zorunludur. Bu ise ancak (buraya dikkat) yabancıların katkısıyla ve mali desteğiyle gerçekleşebilir; ancak büyük dış borç altına girilmesi, ya da ecnebilere geniş ayrıcalıklar tanıyan bir politika uygulanması, hızlı bir üretim artışı sağlayabilir; bunun için de, her şeyden önce, cumhuriyet yönetiminin 'mutlu yalnızlık' ve 'mutlak bağımsızlık' tutkularından vazgeçmesi gerekmektedir.
' (The Economist, 11 Nisan 1925)
B: Hepsi bu kadar mıydı? Hayır! Gâzi, yalnız, 'mutlak bağımsızlığı' titizlikle savunmakla kalmıyor; ayrıca bölgede, öteki ülkeleri 'bağımsızlığa' tahrik ediyordu. Hatay Sorunu tartışılırken, söylediklerine bakar mısınız:
''...ben bugünkü Fransız idarecilerinin, Suriye ve Lübnan'a öyle kolay kolay istiklâl vereceklerinden emin değilim; zaten uygulamayı birtakım yersiz bahanelerle üç sene sonraya ertelemeleri buna kanıt sayılabilir. Binaenaleyh biz hareketimiz kapsamına onları da alarak, kısa yoldan, gerek Suriye ve gerekse Lübnan'a, özledikleri gerçek bağımsızlığı sağlayabiliriz...''
''...Suriyelilerin ordusu yoktur, fakat bizim ordumuz kâfi; söz veriyorum, icab ederse girerim ve sonra yine çıkarım; temenni ederim ki, buna mecbur olmayalım...'' (Atatürk'ten Hatıralar, Hasan Rıza Soyak, cilt II, s. 607)
Emperyalizm, böyle bir 'devrim ocağı'nı rahat bırakır mıydı sanırsınız? Bırakmadılar, Musul (Petrol) Meselesi 'ni hesaba katıp, iki 'isyanı' tahrik ederek işe başladılar; buna içerden Terakkiperver Fırka muhalefeti eşlik ediyordu.)
Tarih tanıktır...
(Tarihten Yaprak/2 a)
Hakkâri yöresindeki Nastûrî isyanı ve perde arkası
''...zamanla Roma Katolik Kilisesi'ne bağlanıp, 'Mar Şimun' sanını verdikleri bir de patrik seçmiş olan Nastûriler (..) Musul Sorunu'nun, İngiltere ile bir savaş olasılığını da içeren, derin bir anlaşmazlığa dönüştüğü sırada; öteden beri kendilerini destekleyen İngilizlerden güç alarak ayaklanmışlardı. Londra Başpiskoposluğu sanını taşıyan bazı İngiliz misyonerlerin, bir süredir Nastûriler arasında propaganda yaptığı biliniyordu. (...) Nastûri çetelerinin saldırılarının önlenmesi için bölgeye kuvvet gönderilmesi gerekli görülmüştü. Ancak bu kez de, İngiliz uçakları, henüz kesinleşmemiş olan Türkiye/Irak sınırını geçerek, Türk birliğine ateş açmışlardı. İngilizler bununla da yetinmeyip, Türk Hükümeti'ne verdikleri bir nota ile bölgedeki askeri harekâtın durdurulmasını istemişler, aksi halde Türkiye'ye karşı harekâta geçeceklerini bildirmişlerdi...''
(Şerafettin Turan, 'Türk Devrim Tarihi' 3. kitap, s. 105/106 Bilgi Yayınevi.)
b) Şeyh Sait İsyanı'nın da, ne maksatla tahrik edildiği, iki ecnebinin başkentlerine 'geçtikleri' raporlardan anlaşılmaktadır:
1/ İngiliz Büyükelçisi Lindsay'ın 3 Mart 1925 günkü telgrafına eklediği, askeri ataşe Bnb. Harenc'in raporunda şöyle deniliyordu:
'Şeyh Sait Ayaklanması, dinci, milliyetçi ve cumhuriyet karşıtıdır; bu etkenlerden hangisinin sonucu etkileyeceği kestirilemez; şu anda Halep'te yaşayan, Abdülhamid'in oğullarından Selim Efendi'nin, Kürtler tarafından ayaklanmanın başı olarak, ya da gelecekteki Kürdistan'ın 'kralı' olarak kabul edildiği söyleniyor.''
+

Türkçe
Not Drop đã retweet

Vayybee Ne günlermiş sanat sevgi dolu., simdi ya yobazlık ya mafia yada barbarlık var.
Not Drop@notdropnotdrop
Shakespaere Oynayan Bir Köy Enstitüsü Öğrencisi, 1943.
Türkçe
Not Drop đã retweet
Not Drop đã retweet

12. “Et tu, Brute?”
Unutma:
Brütüs sadece bir hain değil, bir ihtimaldir.
Dönüşebilecek bir vicdan, uyanabilecek bir insan.
Çünkü bazen en büyük ihaneti yapan, bir gün en cesur yüzleşmeyi de yapabilir.
Umut oradadır.
Tiyatro sürer.
Perde kapanmaz.
🎭
#SendeMiBrütüs
#TürkiyeTiyatrosu
Türkçe
Not Drop đã retweet

11. Ve dudaklarından, yıllar boyu yeryüzündeki tüm ihanetlerin belgesini oluşturan şu tarihsel sözü döküldü: ” Sen de mi, Brütüs!…..” dedi önce, sonra da ” Böylesi bir ihaneti gördükten sonra yaşamaya değmez” anlamındaki, yine tarihsel bir ihanet belgesi niteliğindeki, şu son sözünü söyledi: ” O halde yıkıl, Sezar…..”
Bu sözünden sonra harmanisini başına örttü, kendini hançerlerin vuruşlarına bıraktı. Sezar yere yıkıldığında, cansız bedeninde tam 23 hançer yarası vardı.
Suikastçiler, Sezar’ın ölüm haberinin halkı sevindireceğini sanmışlardı. Kanlı hançerlerini Roma halkına göstererek ” Zalimin vücudu ortadan kalktı!…..” diyerek yaptıklarını halka coşkuyla duyurmaya kalktıklarında,halkın hiç de beklemedikleri ters tepkisiyle karşılaştılar.
Romalılar, ” Katillere ölüm!…..” diye bağırıyorlardı. Suikastçılar, halkın giderek artan ters tepkisi karşısında kaçmak zorunda kaldılar. Katillerin cezalandırılacakları haberiyle yatıştırılan Romalılar, suikastçıların Senato tarafından bağışlandığını duyunca bu kez yeniden ayaklandı,Senato’ya saldırdı, yapıyı ateşe verdi.
Ortamın bu karışıklığından yararlanan katiller Roma’da daha fazla kalamayacaklarını anlayınca kaçtılar; fakat kendilerini izleyen öfkeli Romalıların ellerinden kurtulamadılar.
Her biri birer hain olan suikastçılar arasındaki ” en hain suikastçı ” Brütüs ise, kaçtığı Makedonya’da yakalanmak üzereyken yaşamına kendi elleriyle son verdi.
Brütüs adı, tarihin derinliklerinden günümüze, kendisini örnek alan yeryüzünün irili ufaklı tüm hainlerini kısaca tanımlamak için kullanılan bir kod adına dönüştü ve yüzlerce yılın her 15 Martında ” Aman böylesi bir hain bizim de önümüzde arkamızda, sağımızda solumuzda olabilir ” kuşkusu ve önlem almak iç güdüsüyle özenle ” unutulmamaya çalışılan “ bir ihanet simgesi kimliğinin sahibi oldu.”
Türkçe
Not Drop đã retweet

10. Olayı alıntılayarak konu bütünlüğünü sağlayayım:
“Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar yeryüzünün tüm ” önde gelen ” kişileri,hiç bir zaman unutulmamaya özen gösterdikleri bir hainlik olayını, yüzyıllardan buyana her yılın mart ayı ortasında bir kez daha hatırlatırlar.
Onların,” Aman bizim de başımıza gelebilir. ” kuşkusu ve önlem almak içgüdüsüyle özenle unutmamak istedikleri bu hainlik olayı,siyasal tarihin yanı sıra insanlık tarihinde de yüz kızartıcı yerini,yüzyıllar boyunca yüz kızartıcı kimliğiyle koruyan Brütüs’ün hainliği olayıdır.
Kimi kaynaklara göre Roma imparatoru Sezar’ın yetiştirdiği bir yakını, kimi kaynaklara göre ise Sezar’ın eski sevgililerinden Servilia’nın dünyaya getirdiği öz oğlu olan Brütüs, kendisine en çok güven duyduğunu bildiği Sezar’a bıçak sapladığında Roma İmparatoru için zaman İ.Ö. 44 yılının Mart’ında, mart’ının 15’inde durmuştu.
Roma İmparatorluğu’nun her geçen gün giderek tek adam yönetimine girdiğini ileri süren cumhuriyetçiler ve soylular, bu gidişe bir ” Dur ” demenin en etkili ve hatta tek yolunun, Sezar’ı öldürmek olduğuna karar vermişler ve suikast için gizli bir örgüt kurmuşlardı.
Bu örgüte, Sezar’ın ister oğlu olsun, ister yetiştirmesi olsun ; fakat kesinlikle en çok güven duyduğu ve en yakını kişi olan Brütüs de girmişti.
Örgüt, onbeş kişilik varlığını olduğu gibi, Sezar’ın öldürüleceği 15 Mart tarihini de gizlemeyi başarmıştı ama …..
Bir falcının olayları üç dört gün önceden bilme yeteneği, suikastçi gizli örgüt elemanlarının ” neşesini kaçırmıştı “
Bu falcı, İmparator bir gün senatoya gelirken kalabalık arasından öne fırlamış ve tüm içtenliğiyle Sezar’a ” Kendini mart’ın 15’nden koru ” diyerek uyarıda bulunmuştu.
Sezar’ın falcıya dudak büktüğünü ve onun bu ” uyarı “sına önem vermediğini gören suikastçiler rahat bir soluk almışlar, büyük bir sabır ve elbettegizlilik içinde, mart’ın 15’inin gelmesini beklemişlerdi.
Martın 15’nci günü Sezar, her zaman yaptığı gibiyine çevredeki kalabalığı selamlayarak senato’ya gelirken, gözleri bir anda, üç gün önce kendisine uyarıda bulunan falcıya takılmış ve biraz da küçümser bir ses tonuyla onunla alay etmişti : ” Martın 15’i geldi işte “ demişti.
Sezar’ın kendisiyle alay edercesine söylediği bu söz üzerine falcı, tarihe geçeceğini o an bilmediği şu yeni uyarısında bulunmuştu: ” Evet martın 15’i geldi ama henüz geçmedi ”
Roma İmparatoru, falcının bu uyarısını da önemsemedi ve senato’nun merdivenlerinden çıkarak senato’ya doğru yürümesini sürdürdü.
Senato’da Sezar’ı, suikastçiler bekliyorlardı. O içeri girdiği an tümü birden çevresini aldılar ve harmanilerinin altında gizledikleri hançerlerini çekerek birlikte saldırıya geçtiler.
Titilus adlı bir soylu, Jül Sezar’ın harmanisini omuzlarından tuttu, aşağı doğru çekerek yırttı. Sezar kendini savunmaya hazırlanırken birden elindeki hançerini kendisine saplayan en yakını, en güvendiği kişi Brütüs’le göz göze geldi.
Türkçe
Not Drop đã retweet
Not Drop đã retweet
Not Drop đã retweet
Not Drop đã retweet
Not Drop đã retweet
Not Drop đã retweet
Not Drop đã retweet
Not Drop đã retweet

