aysema35

34.5K posts

aysema35

aysema35

@aysemisem

Beigetreten Şubat 2014
1.5K Folgt721 Follower
aysema35 retweetet
Av.Belçin Acka Niran
Av.Belçin Acka Niran@AvukatBelcin·
➡️G.t kadar Yunanistan 22 tane adamızı işgal etmiş, adalara asker ve silah yığmış durumda, tık yok. ➡️Mavi Vatan iddiamız çöp oldu, Akdeniz gazını bizden başka herkes çıkarıyor, ses yok. ➡️ABD Büyükelçisi, TC'nin devlet başkanıymış gibi açıklamalar yapıyor, yine tık yok. ➡️ABD Temsilciler Meclisi bizi Avrupa ülkesi statüsünden çıkardı, Ortadoğu ülkesi ilan etti, ses yok. ➡️Suriye'de İsrail at koşturuyor. ISID lideri devlet Başkanı oldu, PKK da bakanlıkları aldı. Resmen Federe Kürt devleti oldular. YPG Suriye Ordusuna katıldı, itiraz yok. ➡️Kıbrıs'ta Garantör ülke olma hakkımızı NATO'ya devretmek istiyorlar, itiraz eden yok. (Zaten G.Kıbrıs Annan Planına itiraz etmese,Kıbrıs çoktan gitmişti.) ➡️Boğazlara NATO Kârargâhı kurulacak, Güneydoğu'ya NATO Kolordusu kurulacak, ona da itiraz eden yok. İşin çok zor olmalı Hakan Fidan, lakin nedir o zor işler çok merak ediyorum!?
Av.Belçin Acka Niran tweet media
Türkçe
38
242
727
15K
aysema35 retweetet
Orkun Özeller
Orkun Özeller@OrkunOzeller·
Tandoğan’a gelenler veya destek verenler “Teröriste özgürlük istemiyorum” diyecek Gelmeyen veya destek vermeyen de “İmralıdakinin yanındayım” demiş olacaktır. Buyrun siyasi partiler dernekler tarafınızı görelim. Özelikle @herkesicinCHP genel Başkanı @eczozgurozel umarım doğru tarafta yer alırsın.
Veryansıntv.com@veryansintvcom

Kızılcagün Platformu’ndan 27 Haziran Tandoğan mitingine katılma kararı: ‘Açılıma karşı bayrak gösterelim!’ veryansintv.com/kizilcagun-pla…

Türkçe
34
265
1.1K
15.5K
aysema35 retweetet
Sinan Meydan
Sinan Meydan@SMEYDAN·
Eski ve bayat bir yalan! 1) Lozan'da hilafet konusu açıldığında İsmet Paşa "iç işimizdir" diyerek konuyu kapattı. 2) Birinci Dünya Savaşı öncesinde İngilizlerin bir "Arap halife" planı vardı. Sevr Anlatlaşmasına giden süreçte İngilizler İstanbul'u Türklerden tamamen almayı düşünmüşler, ancak daha sonra buna karşı doğacak iç ve dış tepkileri düşünerek Osmanlı padişahının "halife" olarak İstanbul'da kalmasına karar vermişlerdi. (Vatikan Formülü). 1920 tarihli Sevr Antlaşması'nda "yetkileri sınırlı kukla" bir halifenin İstanbul'da oturacağı belirtiliyordu. Yani Türkiye'yi paramparça eden Sevr Antlaşması, bu antlaşmaya uyduğu sürece " kukla" bir halifenin İstanbul'da oturacağını belirtiyordu. 3) Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra İngilizlerin evdeki hesapları çarşıya uymadı. Ama 1922 yılı sonunda, İngilizler, Türkiye'den kaçmak isteyen halifeyi kontrol edip kullanmayı düşünmeye devam ediyordu. Yayımlanmış İngiliz raporları, 1922 yılı sonunda İngilizlerin kendi kontrollerindeki halifeye yeni bir yurt aradıklarını gösteriyor. Örneğin İngilizler bir ara halife Vahdettin'i kendi sömürgeleri Hindistan'a götürüp orada ellerinin altında tutup kullanmayı bile düşünmüşlerdi. Ancak Vahdettin'in Hindistan Müslümanları arasında hiç sevilmemesi üzerine bundan vazgeçmişlerdi. 4. Lozan'da İngilizler veya Fransızlar veya başka bir ülke Türkiye'den halifeliği kaldırmasını istemedi. Lozan'da İngiltere veya başka bir ülke Türkiye'ye "din ve devlet işlerini ayırıp laik olun" da demedi. Tam tersine Lozan'da Türk heyeti "Biz din ve devlet işlerini ayırıp laik bir sistem kuruyoruz" dedi. Tekrar ediyorum. Lozan'da laikliği İngilizler veya Fransızlar ya da İtalyanlar değil Türkiye istedi. İsmet Paşa ve diğer Türk delegeleri, Lozan'da, "Biz Türkiye'de yaşayan herkese eşit laik hukuku uygulayacağız. Bu nedenle artık Türkiye'deki yabancıların ayrı bir hukuka bağlı olmasına ve konsolosluk mahkemelerine ve Patrikhane'nin hukuki yetkilerine ihtiyaç kalmayacak, Türkiye'de herkes,Müslüman gayrimüslim aynı laik hukuka bağlı olacak. Bu nedenle de artık ADLİ KAPİTULASYONLARA İHTİYAÇ KALMAYACAK. Kapitülasyonlar kaldırılmalıdır," dediğinde İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan delegeleri buna itiraz ettiler. "Türkiye'de yaşayan Hıristiyanlara laik hukuk uygulanamaz! Onlar bazı konularda kilise hukukuna, Patrikhane'ye bağlıdırlar!"dediler. " "Herkese laik hukuk uygulanamaz!Hiristiyanlarin gelenek hukuku var!" dediler. "Türkiye laik hukuku uygulayamaz,hukuk sisteminiz buna uygun olmadığı gibi bu hukuku uygulayacak hukukçularınız yok" dediler. Bunun için Türkiye'de yabancıların yargılanacağı mahkemelerde yabancı yargıçlar olsun" dediler. Türkiye bu teklifi reddetti, Lozan kesintiye uğradı.Lozan Görüşmeleri yeniden başlayınca Türkiye Türkiye'de herkese laik hukuku uygulamak ve bu nedenle de kapitulasyonları kaldırmak konusunda ısrar etti. Sonunda Lozan'da kapitülasyonlar kaldırıldı.Türkiye Lozan'da ısrar ettiği ve Batıya kabul ettirdiği gibi laik hukuku benimsedi. Böylece konsolosluk mahkemeleri kapatıldı.Patrikhane'nin siyasi ve hukuki yetkilerine son verildi.Yargı bağımsızlığı ve hukuk birliği sağlandı. Yani siyasal İslamcıların iddia ettiğinin aksine Lozan'da Türkiye için laik hukuk isteyen İngilizler veya Fransızlar değil Türkiye'ydi. İkincisi, laik hukuk Türkiye'yi bağımlı yapmadı,tam tersi Türkiye'nin bağımsızlığını sağladı. 5) İngilizler Lozan'ı imzalamak zorunda kaldılar,ama onaylamamak için uzun süre direndiler. İngiliz parlamento tutanaklarina göre bunun nedeni Lozan'ın İngiliz çıkarlarına zarar vermesiydi. İngilizler Türkiye Cumhuriyeti'nin fazla ayakta kalamayacağını düşündükleri için Lozan'ın onayını geciktirdi.Nitekim İngiltere 1930'a kadar Ankara'ya Büyükelçi göndermedi. 6) İngilizler, halife varken Osmanlı'yı işgal etmiş, halifelik varken Hindistan başta olmak üzere İslam dünyasını sömürmüştü. Bkz. cumhuriyet.com.tr/yazarlar/sinan… "LOZAN, Onurlu Barış" adlı kitabıma bkz.
Sinan Meydan tweet media
Türkçe
0
76
293
10K
aysema35 retweetet
türkhafiza
türkhafiza@turkhafiza2·
Biz iki üç yıl önce Ulus Devletin ne kadar önemli olduğundan bahsederken yalnızca bir kesim bizi anlıyordu. Daha sonra İran ve İsrail arasında cereyan eden çatışma süreçleri sonrasında herkes bu kavramın önemini kavramışken Tom Barrack'ın Ulus Devletleri hedef alan açıklaması sonrası artık Ulus Devletin önemi tartışmasız kabul gördü. Aşağıda izlediğiniz görüntüdeki adamlar yani etnik Kürtçüler bizim ülkede okullarda andımızdan tutun beraber kutlanan milli bayram törenlerine kadar Ulus kavramını güçlendiren ne varsa saldırıp kaldırttılar şimdi kontrolleri altındaki bütün bölgelerde kendi tarihi, mazisi, zaferi olmayan Uluslarının şovunu yapıyorlar. Türk milleti uyanıp silkinmezse kötü günler kapıda.
Türkçe
22
78
415
13.2K
aysema35 retweetet
DENİZ_TOPRAK2
DENİZ_TOPRAK2@TOPRAK_2_·
KAAN ARTIK YOK! Vasiyeti üzerine mektubunu herkese iletelim. Kaan, bu mektubu yazmış, sadece annesine vermiş. (Neden sadece annesine olduğunu okuduğunuzda anlayacaksınız.) “Bu mektup adresine ulaşmalı” dedim kendi kendime.. Buyurun siz de okuyun. Sağlık bürokrasisindeki herkes okusun. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum.. "Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara’da LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde çok zor olan tedavim başladı, 2 sene sürdü. Tam “İyileştim” derken hastalığım tekrarladı. Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, “Ben bu hastalığı yeneceğim” diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3’üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV’in doktorları yine imdadıma yetişti ve “Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız” dediler. 3’üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi’ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi’nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı. Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar. Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor. Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi’ndeydim. Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve “Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da sonra da kemik iliği naklini gerçekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin” dedi. Hemen, - Bizim hastanemizde yok mu, dedim. - Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi - Neden, diye sordum. - Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak. - Neden, kötü bir şey mi yaptınız? - Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı adım atmamam gerekirken hem sabah hem de akşam (günde 2 defa) başka bir hastanede radyoterapi almak için dışarı çıktım ve ışın aldım. Düşünebiliyor musunuz, hem milletin tuğla bağışlarıyla satın alınmış dünyanın en mükemmel 5 milyon dolarlık aleti LÖSANTE Hastanesi’nde çürüyor hem de ben aynı hastanede 2 kat aşağıdaki bu özel merkezde ışın tedavisi alabilecekken dışarıya yani mikrop dolu ortama çıkıp hayatımı tehlikeye atıyorum. En son olarak size şunu itiraf etmek istiyorum: “Beni lösemi hastalığı öldüremedi ama bürokrasi canavarı öldürebilecek.” Belki de sayılı günlerim kaldı. Ben görmedim ama bu mektubu herkese iletirseniz, sizin sayenizde başka lösemili çocuklar bu cihazın çalıştığını görebilirler. Saygı ve sevgilerimle.. (Kaan Özelçam)
DENİZ_TOPRAK2 tweet media
Türkçe
133
1.4K
3.9K
89.9K
aysema35 retweetet
DENİZ_TOPRAK2
DENİZ_TOPRAK2@TOPRAK_2_·
Öğretmenlik yaptığı Ağrı'da hayattan koparılan 24 yaşındaki Irmak öğretmenin annesi: "Onu dershaneye gönderme imkanım hiç olmadı. Hep kendi çabasıyla okudu. Sabah kalktığımda, akşam işten döndüğümde hep ders çalıştığını görürdüm." "Ablaları dışarı çıkmaya çağırdığında 'Hayatımı kurtarmam lazım. Bazı şeylerden fedakarlık etmem gerekiyor' derdi." "Yazın yapmak istediği planlardan bahsetmiş. İngilizce çalışıyormuş. Yurt dışında öğretmenlik yapmanın yollarını araştırıyormuş." "'Burada aşiretler birbirini tutuyor, partililer birbirini tutuyor. Herkesin bir adamı var. Ama bizim burada kimsemiz yok. Bir sorun yaşadığımda başvuru yapsam da sonuç alamıyorum.' diyordu." "Dört yaşımda babamı kaybettim. 15 yaşında evlendim. 16 yaşında anne oldum. 25 yaşımda boşandıktan sonra üç kız çocuğu tek başına büyüttüm. Bugün 46 yaşındayım. Çocuklarımı büyütürken arkamda kimse yoktu. Çocuklarımı çok seviyordum, onlar her şeyden çok kıymetliydi. Yeri geldiğinde üç yerde çalıştım." "Bir anne üç işte çalışarak büyüttüğü kızını öğretmen yapabiliyor ama bu ülke o öğretmeni yaşatabiliyor mu?"
DENİZ_TOPRAK2 tweet media
Türkçe
1
32
93
753
aysema35 retweetet
Irregular
Irregular@Irregular5xjw·
Çocuklar okula bilim öğrenmeye gidiyor, ama karşısına ‘hoca’ çıkıyor ve onlara cennet-cehennem anlatıyor. Matematik, fizik, kimya, tarih, felsefe? Hepsi arka planda. Bu sistemde çocuklarımızın itaati mi isteniyor? Hoca camide olsun, okulda değil! 😢
Türkçe
285
283
828
36.9K
aysema35 retweetet
Gökçe Katun
Gökçe Katun@gokceekatuun·
12 şehit verdiğimiz gün dalga geçen Amedspor’un köprüdeki paçavrası indirilmesin diye başına polis koyuldu. İhanetin büyüklüğü, Türk milletinin canını yakıyor.
Gökçe Katun tweet media
Türkçe
34
191
772
8.5K
aysema35 retweetet
Yankı Bağcıoğlu
Yankı Bağcıoğlu@YankiBagcioglu·
Amasya Genelgesi’nin 107’inci Yılı 🇹🇷🇹🇷 Benzer durumdayız: Yine dahili ve harici bedhahlar var Yine emperyalizmin piyonları var Kendi menfaatleri için Cumhuriyet’in bağrına hançer saplayan işbirlikçi kuklalar var Ama her şeye rağmen; “Milletin istiklalini yine milletin azim ve iradesi kurtaracak”
Yankı Bağcıoğlu tweet media
Türkçe
8
120
354
8K
aysema35 retweetet
DENİZ_TOPRAK2
DENİZ_TOPRAK2@TOPRAK_2_·
BU BİR KEHANET DEĞİL! CHP'YE YAPILAN OPERASYONUN 14 YIL ÖNCE YAZILMIŞ TUTANAĞIDIR! *** Sebahattin Eyüboğlu'nun yıllar önce söylediği bir söz vardır: ● Yalanın en acımasızı çocuklara ve halka söylenendir. Çünkü; çabuk kandırılırlar. Ama; her zaman kandırılamazlar. *** Bazı yazılar vardır... Yazıldıkları günü değil, gelecek yılları anlatırlar. *** Aşağıda okuyacağınız satırları bundan 14 yıl önce, 2 Şubat 2012'de, Silivri Cezaevi'nin 6 metrekarelik tecrit hücresinde kaleme aldım. Üzerime 12 kez müebbet hapis cezası isteniyordu. *** Memleket, Cumhuriyet tarihinin en karanlık FETÖ kumpaslarından birinin içinden geçiriliyordu. İnsanlar korkutuluyor, susturuluyor, yalnızlaştırılıyordu. Ama; insan bazen en karanlık yerde en net şekilde görür. O gün benim ne makamım vardı ne kürsüm... Yalnızca Mustafa Kemal'in devrimlerine olan inancım ve memlekete karşı duyduğum sorumluluk vardı. *** Çünkü; mesele birkaç kişinin siyasi geleceği değildi. Mesele; Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk milletine emanet ettiği Cumhuriyetin kurucu temeli olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin hangi istikamete sürüklendiğiydi. *** O gün; birçok insan, Kemal Kılıçdaroğlu'nu bir umut olarak görüyordu. Bense; CHP'nin kuruluş felsefesinden uzaklaştırıldığını, Kemalist kadroların tasfiye edildiğini ve bunun değişim adı altında meşrulaştırıldığını görüyordum. *** Bu yüzden aşağıdaki yazıyı yazdım. Aradan yıllar geçti. Kullanılan kelimeler değişti ama; amaç değişmedi. Dün; kaset kumpasıyla geldiklerinde, buna değişim dediler. Bugün; BUTLAN ATAMASI ile geldiler, arınma diyorlar. Dün; partinin hafızasını hedef alanlar, bugün köklerini hedef alıyorlar. *** Başrol oyuncusu aynı ama; sahnedeki bazı isimler değişmiş olabilir. Ama oyun devam ediyor. *** Bu nedenle; aşağıdaki metin, yalnızca geçmişte yazılmış bir siyasi değerlendirme değil, yıllar önce yapılmış bir uyarının ve bir tanıklığın kaydıdır. *** 2012 yılında, Silivri'deki tecrit hücremde yazdığım bu satırları, tek kelimesine dokunmadan yeniden milletimizin vicdanına emanet ediyorum. *** Zaman geçti. Maskeler değişti. Ama; hakikat yerinde duruyor. Takdir milletindir. Buyurun okuyun! KORKU! ' *** Korku; bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında uyanan kaygı duygusu, kötülükler gelecek düşüncesidir. Gerçek veya beklenen bir tehlike, yoğun acı ve korkuya neden olur... *** Kemal KILIÇDAROĞLU ve ekibi parti içindeki muhalefetin tüzük kurultayı talebinden korkmuş. Korkusunun nedeni CHP delegesinin masumiyetine ve memleket sevdasına tecavüz ettiğinin anlaşılmış olmasıdır. *** Şimdi; KILIÇDAROĞLU ve önümüzdeki yerel seçimde İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığına adaylığını açıklayan yaveri Gürsel TEKİN, zaman kazanmak derdindeler. *** Cumhurbaşkanlığı seçimi ertelendi; yırttılar… Yerel seçimde Allah Kerim!.. *** CHP delegesini tüzük kurultayında yedilermi; işlem tamamdır. Ancak; delege kendini yedirmek istemiyor. Daha doğrusu CHP’ye, memlekete sahip çıkıyor. *** KILIÇDAROĞLU ve ekibinin korkusu da bundan kaynaklanıyor. Asıl meselenin tüzük değil de, liderlik konusu olduğu ortaya çıktı. *** Herkesçe çok iyi biliniyor ki; CHP, KILIÇDAROĞLU’nu cebinden çıkaracak pek çok lider adayına sahip... *** KILIÇDAROĞLU ve ekibi, projelerini kaybederken, uygulayamayacaklarını anlayamadıkları için delege tarafından sobelendiler.. *** Şimdi Kemalist ve demokrat rolünü oynayacaklar. Tüzükte öyle değişikler yapacaklar ki; muhalefet ve delegeler pes diyecekler!... *** KILIÇDAROĞLU ve ekibi çocuk kandırıyorlar ya da kandırmaya çalışıyorlar. *** Sebahattin EYÜBOĞLU; ● Yalanın en acımasızı çocuklara ve halka söylenendir. Çünkü; çabuk kandırılırlar... diyor. Ama; her zaman kandırılamazlar. CHP’nin yurtsever Kemalist delegeleri, demokrasi şekerinin AKP eliyle Türkiye’de neler yaptığını yaşayarak gördüler. Şimdi; aynı şeyleri ve taktiği KILIÇDAROĞLU eliyle yer mi? *** Üstelik; tasfiye, değişim, dönüşüm, naraları atanların tüzük kurultayı ile sus pus olup demokrasi kavalı çalmasını yutar mı? Yutarsa; CHP’ye de, memlekete de geçmiş olsun. *** CHP, F tipi örgütün sol fraksiyonu olur. AKP; F tipinden kurtulur ama, CHP bir daha ömrü billâh kurtulamaz.... *** KILIÇDAROĞLU ve beraberindekiler; AKP dibeğinin hınk deyicisi olarak, daha çok 10 yıllar boyunca, muhalefette kalmanın acınası zevkiyle coşarlar. CHP’nin tabanını yok edene kadar, kendi evlatlarının kanıyla beslenirler. O yüzden; KILIÇDAROĞLU ve kadrosuna, ● Projenle beraber git! deme vakti geldi de geçiyor bile... *** KILIÇDAROĞLU korktuğunu yaşamalı ki; bir daha CHP’de projecilerin başına ne geleceğinin dersi verilmiş olsun. *** KILIÇDAROĞLU’ndan kurtulan CHP; korku imparatorluğu AKP’nin, Tayyip ERDOĞAN’ın ve Fettullahçıların korkulu rüyası olur. Bu olmazsa; korku CHP’yi ele geçirir. *** Mustafa Kemal ışığıyla aydınlanan hücremden namuslu ve cesur yüreklerinize sonsuz sevgimi yolluyorum. Ali ÖZOĞLU 1 Nolu L Tipi Cezaevi B 3 üst Tecrit Hücresi SİLİVRİ / İSTANBUL 02.02.2012
DENİZ_TOPRAK2 tweet mediaDENİZ_TOPRAK2 tweet media
Türkçe
4
81
178
12.3K
aysema35 retweetet
Mustafa Aksoy
Mustafa Aksoy@SosyologAksoy·
Türkmenistan ve Kazakistan'da Karakoyunlu ve Akkoyunlu Devleti yok ama koç başı var. Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan'da yaşadığı kabul edilen Korkut Ata'dan bahseden en eski kaynak İlhanlı veziri Reşidüddin'in 1305'de yazdığı "Câmiü’t Tevârih" adlı eseridir. Kazakistan'daki Korkut Ata'nın mezarını sel götürmüş, ancak halk kopuzun altında olduğuna inanıyor. Koç heykeli ve Korkut Ata'nın temsili mezarı Kazakistan'da. Elinde koç başı asa olan Korkut Ata heykeli, Aşkabat merkezindeki Bağımsızlık Anıtı'ndan. Türkmenistan, Türkiye ve Kazakistan paralarında Korkut Ata.
Mustafa Aksoy tweet mediaMustafa Aksoy tweet mediaMustafa Aksoy tweet mediaMustafa Aksoy tweet media
Türkçe
2
51
260
5.7K
aysema35 retweetet
Etnikce
Etnikce@etnikce·
Özbek ve Türkmenlerin yaşaması için harika bir alan. Bodrum'da, İstanbul'da, İzmir'de yaşayan Kürtlerin buraya Türk yerleştirilmesine ses edeceğini sanmıyorum. Doğu'da daha fazla Türk demek toplumsal huzurun korunması demek. Terörsüz ülke demek.
Oktay SEZGİN🇹🇷@oktaysezgin35

🚜 🇹🇷 Burası Şırnak, İdil... Düne kadar taşlarla kaplı, atıl ve üretim dışı olan bu araziler bugün yeniden hayata kazandırılıyor. Binlerce yıldır yerinde duran taşları kaldırıyor, toprağı üretimle buluşturuyoruz.

Türkçe
78
174
1.9K
71.5K
aysema35 retweetet
TÜRK DEGS / TURK MAGS
⁉️ İstanbul’da “Uluslararası Yunan Dansları Kongresi” düzenleniyormuş… Türkiye’de “Uluslararası Yunan Dansları Kongresi” düzenlenmesi gerçekten üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Sormak gerekir: Yunanistan’da aynı şekilde “Uluslararası Türk Dansları Kongresi” düzenlenmesine izin verilir mi? Batı Trakya’da Türk kültürünü, Türk müziğini ve Türk kimliğini öne çıkaran benzer bir organizasyon yapılmak istendiğinde Yunan makamlarının tavrı ne olur? Mesele yalnızca bir dans etkinliği değildir. Mesele, Türkiye’nin gösterdiği kültürel açıklık ve hoşgörünün karşı tarafta aynı şekilde bulunup bulunmadığıdır. Türkiye’de Yunan kültürünü tanıtan uluslararası organizasyonlar rahatlıkla yapılabiliyorken, Yunanistan’da Türk kimliği taşıyan derneklerin dahi isimlerinde “Türk” kelimesinin kullanılmasının yıllarca yargı konusu yapılmış olması düşündürücüdür. Karşılıklılık sadece diplomaside değil, kültürel alanda da önemlidir. Yunanistan’da Türk dansları, Türk müziği ve Türk kültürünü merkeze alan uluslararası festivaller düzenlenebiliyor mu? Eğer düzenlenemiyorsa, Türkiye’nin bu sınırsız hoşgörüsünün tek taraflı olup olmadığı sorgulanmalıdır. Üstelik Yunan dansı diye tanıttıklarının da çoğu Türk kültür mirasıdır!
TÜRK DEGS / TURK MAGS tweet mediaTÜRK DEGS / TURK MAGS tweet mediaTÜRK DEGS / TURK MAGS tweet mediaTÜRK DEGS / TURK MAGS tweet media
Türkçe
27
172
406
12.2K
Arslan Bulut
Arslan Bulut@ArslanBulut9·
Demokrat Parti Hükümeti, iktidarda kalabilmek uğruna, gerekirse muhalefeti ABD ordusuna boğdurmak için ABD ile anlaşma imzalamıştı... AKP iktidarına ise ABD'nin meşruiyet vermesi yetmiyor, Rusya'dan da destek alıyor... yenicaggazetesi.com/muhalefeti-bog…
Arslan Bulut tweet media
Türkçe
12
183
457
8.4K
aysema35 retweetet
Türk Ortodoks Topluluğu
Türk Ortodoks Topluluğu@TurkOrthodox·
Bugün Türkiye dahil olmak üzere dünyadaki pek çok ülkede LGBT örgütleri sözde "onur" yürüyüşü gerçekleştiriyor. Görüntüler Yunanistan'dan. Ortodoks bir rahip, Selanik'e girmeye çalışan LGBT Konvoyunu yere yatarak durdurdu. Ancak kısa süre sonra polisler olay yerine gelerek rahibi TUTUKLADI. Yerel basın, yürüyüşe katılanların önemli bir kısmının Yunan değil, Avrupa'dan gelen batılı turistler olduğunu aktardı. Selanik özellikle hedef seçildi. Selanik'te 1 hafta önce halkın büyük katılımıyla LGBT karşıtı bir protesto düzenlenmiş "Yunan ve Ortodoks Aileye Saygı" vurgusu yapılmıştı. Halk, geleneksel toplumsal temellerin yıkılmasına karşı sesini yükseltmişti. Batılı Hristiyan uluslar bu konuda çoktan bastırıldı ama Ortodoks uluslar, Tanrı'ya şükür hâlâ tepkili. Romanya'da Ortodoks gençler LGBT yürüyüşü sırasında tepkisini gösterdi ve yürüyüş sonrasında papazlar caddeyi kutsal suyla yıkayarak İncil okudular. Rusya'da ise böyle bir yürüyüş gerçekleştirmeyi kimse düşünemez bile. Tamamen yasak. Türkiye de artık Talmudist siyonist AB elitlerine yaranmak için bu yürüyüşe izin vermekten vazgeçmelidir. İnsan günah işler. Yargı Tanrı'nındır. Ancak günah "onur" sayılıp bayraklaştırılamaz. Tanrı günahkârı affeder ama günahın kendisini affetmez. Günahla övünmek, günahı normalleştirmek yalnızca yıkım getirir. Tanrı ülkemizi, çocuklarımızı ve Türk ulusunu korusun.
Türkçe
54
73
697
28.8K
aysema35
aysema35@aysemisem·
@notdropnotdrop Kadir kıymeti bilinmeyen bir toplum ve bencillik, vefanın önüne geçmiş..
Türkçe
0
0
2
77
aysema35 retweetet
Not Drop
Not Drop@notdropnotdrop·
Urfa’nın ilk kadın terzisi olan Mustafa Dişli, tek geçim kaynağı olan dikiş makinesini satarak parasıyla Ankara’ya giden otobüse bilet alır. Bir mola sırasında bir şişe suyun içine biraz ilaç katar. Başbakan’ın karşısına çıktığında şişeyi uzatır ve şairliğini de kullanarak konuşmaya başlar: “Size Urfalıların gözyaşını getirdim. Size çeşme başında su almak için birbiriyle dövüşen bacıların gözyaşını getirdim. Size suyu bekleyen cenaze sahiplerinin gözyaşını getirdim. Size akşam evinde yemek pişirmek için su bekleyen anaların gözyaşını getirdim.” Toplantı sona erdiğinde Mustafa Dişli’nin yüzü gülmektedir. İstediğini başarmış, Urfa’nın içme suyu projesi için Başbakan’ın sözünü almıştır. Bu, Terzi Mustafa’nın ilk eylemi de değildir. Adana’da öğretmen okuluna gittiği dönemde, Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in Urfa’ya geleceğini duyunca trenin geçeceği yollara şu pankartı asar: “7000 yıllık Urfa’ya bir lise açmadan dönme!” Bununla da kalmaz, Hasan Âli Yücel’in ziyaret esnasında dinlenmek için uğradığı kahvelerdeki fincanlara, çay bardaklarına “Urfa’ya lise istiyoruz!” diye yazar. İbrahim Tatlıses’in “Oxford vardı da biz mi gitmedik?” dediği Urfa’ya ilk liseyi açtıran da Mustafa Dişli’dir. Şanlıurfa İnci Sineması o akşam iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalıktır. Urfalıların yoğun ilgi gösterdiği ünlü şarkıcı Şükran Ay’dır. Gecenin sunuculuğunu yapan Mustafa Dişli, yeteneğine güvendiği Urfalı bir gence bir yolunu bulup türkü söylemesi için programda yer açar. Mikrofonu eline alıp “İşte karşınızda İbrahim…” der ve orada kalır, sonunu getiremez. Perdenin arkasındaki gence döner: “Soyadın neydi senin?” diye sorar. “Tatlı,” yanıtını alınca salonda şu ses duyulur: “Karşınızda İbrahim Tatlıses!” Evet, bir dönemin çok dinlenen türkücüsüne adını veren de Mustafa Dişli’dir. Daha başka neler mi var? Meşhur Balıklıgöl’de çalıştırdığı su topu takımı ve yüzücüler, denizin olmadığı Urfa’ya yedi altın madalya kazandırır. Urfaspor futbol takımını da o kurar, takımın renklerinin sarı-yeşil olmasına da o karar verir. Kulüp logosunu da o tasarlar. Futbol hakemliği de yapar. Öylesine sevdalıdır ki kentine, kartvizitinde şunlar yazılıdır: “Mustafa Dişli / Urfa’da.” Bitmedi… Tiyatro yazarı ve oyuncudur Mustafa Dişli. Şiirler de yazar. Şanlıurfa’da çekilen sinema filmlerinde de roller alır: “Mezarımı Taştan Oyun”da Hüseyin Peyda ile, “Erkek Ali”de Eşref Kolçak’la, “Hudutların Kanunu”nda Yılmaz Güney ile… Ne acıdır ki çok sevdiği Urfa’nın işgalden kurtuluş günü olan 11 Nisan, 1959 yılından sonra hayatının en karanlık günü olacaktır. O gün kurtuluş törenlerini sunma görevi her yıl olduğu gibi ondadır. Ateşler içinde yanan dört yaşındaki oğlunu evde bırakarak tören alanına koşar. Geri döndüğünde oğlunu yatakta cansız yatarken bulur. O günden sonra kısa sürede saçları ağarır. 1978 yılında bir gece, sağ görüşlü teröristler Mustafa Dişli’nin evine bomba atarlar. Oğlu Yusuf Sabri yaralanır ve o gecenin mirası olan aksayan ayağıyla bir daha koşamaz, arkadaşlarının oyunlarına katılamaz. Yusuf Sabri, okulun bahçesinde 23 Nisan provalarını oturduğu yerden seyrederken babasını karşısında bulur; yanında da üç tekerlekli bir bisiklet vardır. Mustafa Dişli bir bisiklet kiralamış, bir marangoz arkadaşına yaptırdığı tahta at başını bisiklete monte etmiştir. Bayram yerinde tüm Urfalılar, tören geçişi sırasında Kurtuluş Savaşı süvarisi kıyafetindeki çocuğu coşkuyla alkışlar. Mustafa Dişli’nin oğlu Yusuf Sabri, başında kalpağı, güneş altında parlayan üniformasıyla valinin önünden geçerken kılıcını çıkarıp bağırır: “Ya istiklal ya ölüm!” Oğluna tüm gece kostüm diken terzi Mustafa’nın uykusuz gözlerinden yaşlar akmaktadır… Sunay Akın @SunayAkin 👏🏻
Not Drop tweet media
Türkçe
1
36
162
5.3K
aysema35 retweetet
TÜRK DEGS / TURK MAGS
Bugün Bulgaristan’ın başkenti Sofya'da yapılan Başmüftü seçimlerinde, yeni Başmüftü Ahmet Hasanof oldu. Yunanistan’da ise seçilmiş müftüler hapse atılıyor!! @tcbestepe @TC_icisleri @tcmeb @iletisim @TC_Disisleri @adalet_bakanlik @milligazetecom @yeniakit @yenisafak @cumhuriyetgzt1 @rprefahpartisi @SaadetPartisi @MHP_Bilgi @Akparti @iyiparti @zaferpartisi @anahtarparti @GelecekPartiTR @devapartisi
TÜRK DEGS / TURK MAGS tweet mediaTÜRK DEGS / TURK MAGS tweet mediaTÜRK DEGS / TURK MAGS tweet media
Türkçe
5
111
368
6.5K
aysema35 retweetet
Av.Belçin Acka Niran
Av.Belçin Acka Niran@AvukatBelcin·
5.400 çalışanı olan Vatan Bilgisayar'ın sahibi Hasan Vatan'ı, SADECE GİZLİ TANIK BEYANI İLE, tutukladılar. Ne demiş gizli tanık? "Hasan Vatan, uyuşturucu madde kullanımını kolaylaştırıyor" demiş. Böyle bir ülkeye yatırım yapan salaktır. Siz daha çoook yatırımcı ararsınız... @memetsimsek
Türkçe
142
772
6.4K
301.1K
Op Dr Murat Sezgin
Op Dr Murat Sezgin@sezginDr·
Günaydın dostlarım Bugün by pass 2 damar aldık acil hasta Güzel bir desteğinizi alabilirim 🫶🏼🙏 bu aralar dostlarımızın sayısında ciddi azalma var sanırım artık bizi sevmiyorlar 🤔
Op Dr Murat Sezgin tweet media
Türkçe
266
103
3.3K
30.1K