
The Story Of
282 posts

The Story Of
@ExpelledLover
Life isn't about waiting for the storm to pass.. It's about learning how to dance in the rain.
Bergabung Haziran 2024
41 Mengikuti5 Pengikut

@AblukaMedya Dikkat et!
Bu videonun yapay zeka ile yapıldığını anladın mı?
Türkçe

@surrealistnot Bütün babaların günü kutlu olsun, en çok ta Atatürkün ♥️
Türkçe

Mustafa Kemal Atatürk ve babası Ali Rıza efendi başta olmak üzere tüm babaların babalar günü kutlu olsun.
Babalık sadece elvat babası olmak demek değil bir toolumun bir milletin atası olmak, milletin evladına da sahip çıkmak, onlar için mücadele etmek, fedakarlık yapmak, kendinden vazgeçmek demektir..

Türkçe

🔴Öcalan’dan Demokratik İslam Manifestosu
📌Çözüm devletçi yaklaşımlarda değil, demokratik toplumda; ihtiyaç duyulan İslam’ı ahlaki toplumun hizmetine kazandırmak
t24.com.tr/haber/ocalanda…

Türkçe

Hakan Çalhanoğlu: “24 yıl sonra buraya biz getirdik. Topu vuruyoruz gol olmuyor. Tüm halkımızdan özür diliyorum.
Olmadı mı olmuyor.
Herkes için tecrübe oldu bu turnuva.
Kendimizle gurur duymamız gerekiyor, buralara kolay gelmedik, ta nerelerden nerelere geldik.
Futbol bazen acımasız, bundan da ders çıkartmamız gerekiyor.
Tek şutla maçı kaybettik.”

Türkçe

@aykiri Tabii ki FiFa '26 yı Amerikada yapmayı dayatanlar,
sonuçta jetlag diye bir gerçek var.
Türkçe

@serbestiyetweb Linç kültüründen vazgeçilmezse ne hatalardan ders çıkaran ne de yeni başarılar için motivasyon bulan sporcu bulamayız..
Sorgula, eleştir, fikirlerini paylaş.. ama linçi bırak, o işi dünya medyası zaten yeterince yapıyor ve yapacak millilere tokadı olan varsa da çok şefkatli olsun
Türkçe

Arda Güler:
"Gerçekten söylenecek çok fazla şey yok. Çok üzgünüz, utanç duyuyoruz. Tüm halkımızdan özür dileriz.
Milli takım kariyerim boyunca bu turnuvayı unutturmak için elimden geleni yapacağım. Çok büyük takımlarda oynuyoruz, sahada bunu göstermeliydik.
Arkadaşlıkla ilgili bir sorun yok! Sadece sahada istediğimizi yapamadık, gol atamadık, beceremedik. Özür dileriz.."
serbestiyet.com/haberler/milli…
Türkçe

@surrealistnot Cinderella yı şahane analiz etmişsin ✨️ çok tebrikler 👏🏻 👏🏻 👏🏻 bazen hayatı anlamak bir masalı anlamaktan geçer.
Türkçe

Kül Kedisi’nin (Cinderella) Karakteri
Cinderella masalında Kül Kedisi, zor şartlara rağmen iç dünyası çok zengin ve güçlü bir karakterdir. İşte onun temel kişilik özellikleri;
Sabırlı ve Dayanıklı
Üvey annesi ve üvey kardeşlerinin sürekli hakaretlerine, ağır ev işlerine rağmen asla isyan etmez.
Her gün kül içinde çalışır, gece geç saatlere kadar temizlik yapar ama sabırla katlanır.
İyimser ve Umutlu
En zor anlarında bile umudunu hayallerini kaybetmez.
Baloya gitme hayalini imkansızlıklar içindeyken bile korur.
Nazik ve Merhametli
Hayvanlara karşı çok şefkatlidir.
Fareleri, kuşları ve köpeği dost edinir; onlar da karşılığında ona yardım eder. Masalda fareleri at arabasına dönüştüren peri, onun bu iyi kalpliliğinin karşılığıdır.
Alçakgönüllü
Güzel elbisesi ve cam ayakkabısıyla baloda herkesin dikkatini çekse de asla kibirlenmez.
Prensle dans ederken bile sade ve mütevazı kalır
Çalışkan
Evin bütün işlerini tek başına yapar: yerleri süpürür, yemek pişirir, üvey kardeşlerinin kıyafetlerini hazırlar.
Hiç şikayet etmeden büyük bir özveriyle çalışır.
Affedici
Masalın sonunda prenses olduğunda üvey annesi ve kardeşlerini affeder, onları saraya alır. Kin tutmaz, intikam peşinde koşmaz.
Güzel Kalpli
Dış güzelliği kadar iç güzelliği de öne çıkar. Peri, “İçindeki iyilik seni en güzel yapan şey” dercesine ona yardım eder.
Dürüst
Baloda kimliğini gizlese de prense karşı samimidir.
Cam ayakkabıyı kaybettiğinde de yalan söylemez, prensin arayışına dürüstçe karşılık verir.
Cesur
Üvey annesinin yasaklamasına rağmen baloya gitmeye karar verir. Peri’nin sihrine güvenerek evden çıkar ve bilinmez bir maceraya atılır.
Zarif ve Kibar
Davranışları ile soylu bir hanımefendi gibi görünür. Baloda dans ederken, konuşurken ve prensle sohbet ederken doğal bir zarafet sergiler.
Minnettar
Peri’nin yardımını asla unutmaz.
Sihir bozulmadan önce teşekkür eder ve periyle kurduğu bağ masal boyunca sıcak kalır.
Kendine Güvenen
Kül içinde bile “ben değerliyim” hissini korur. Cam ayakkabı ayağına tam oturunca hiç şaşırmaz, çünkü içten içe prenses olmaya layık olduğunu bilir.
Yardımsever
Farelere ve kuşlara yiyecek verir, onlarla konuşur. Bu dostluklar sonunda hayatını kurtarır.
Romantik ve Hayalperest
Yıldızlara bakarak, şarkı söyleyerek hayaller kurar. “Bir gün her şey değişecek” diye içinden geçirir ve bu hayal gücü onu ayakta tutar.
Güçlü Karakterli
En ağır baskılara rağmen ruhu ezilmez. Kimliğini kaybetmez, kişiliğinden ödün vermez. Sonunda hak ettiği mutluluğu bulması da bu iç gücü sayesindedir.
Dakik
Periye verdiği saat 12'de dönme sözünü prensle dansın büyüsü altında iken dahi unutmaz, hazlarına dalmaz sorumluluk sahibidir, geri döner ve ben görüneyim keşffdileyim hevesiyle davranmaz.
İlahi mukadderat ile,
Ayağındaki cam ayakkabının düşmesi sonucunda keşfedilecektir.
Kül Kedisi, masalların en ikonik “iyinin sonunda kazanacağı” sembollerinden biridir.
Zorluklar karşısında ezilmek yerine iyilik, sabır ve umutla direnen bir genç kızdır.
Bu özellikleri sayesinde milyonlarca insanın kalbine dokunmuştur.
VESSELAM 🥰

Türkçe

@surrealistnot Hedef yolun kendisidir, zira yolcu şaşırsa da yol şaşmaz.
Türkçe

Bir yolculuğa bir hedef uğruna çıktığında yol için motivesindir ve hedefe kadar durmadan yürümeye hırs edersin.
Kalbinin derinliklerinde yanan o ateş, her adımı bir zafer gibi hissettirir.
Lakin bazen öyle bir şey olur ki daha ilk dakikada hedefini bulmuşsundur da ama yolun sonundaki nihai hedef olduğunu düşünemezsin.
Gözlerinle gördüğün o parlak ışık, sanki kaderin gizemli bir oyunu gibi kalbine fısıldar:
“Buradayım, ama sen hâlâ arıyorsun.”
Bu kadar kolay olamaz bu o değil, deyip hızla oradan yürür ve geçersin.
Yol, bazen en büyük öğretmen; seni kendine götürürken, fark etmediğin hazineleri de ayaklarının altına serer.
Her dönemeçte gizli bir sır bekler; acele etmezsen, o sır kendini sana açar.
Zamanın akışında kaybolmak, aslında en derin buluşmanın kapısını aralamaktır.
Yolun sonuna geldiğinde ise hedefe ulaştığında dersin ki “Bunun için miydi bunca şey bunca fedakarlık?
Ben zaten bunu hatta çok daha iyisini en başta bulmuş idim.”
Geriye dönmek istersin; çok zaman ve emek harcadın, yıprandın.
Ama geriye dönmek için bazen çok geçtir...
Kader, ironisiyle güler; aradığın şey hep yanı başındayken, sen ufuklarda koşarsın.
Yüreğin en sessiz anlarında, mutluluk kendini hatırlatır; yeter ki kulak ver.
Hırsın peşinde koşarken, bazen en büyük zafer durup bakabilmektir.
Her kayıp adım, aslında seni kendine geri döndüren gizli bir yol olur.
Ve bir gün anlarsın ki; yolculuğun en güzel hediyesi, arayışın kendisiydi.
O yüzden bazen de fazla hırs yapmadan mutlulukların kıymetini bilmek gerekir.
Çünkü gerçek hedef, yolun sonunda değil, onu fark ettiğin andadır.
Kalbinin sesini dinle; bazen en büyük mucize, en başında duruyordur. Vesselam evet VESSELAM 🥰

Türkçe

Bir parlayıp yıllarca sönen volkan olma.
Azar azar da olsa damla damla da olsa
Haydi mutluluğa…
Ani bir değişim ya da büyük bir mucize bekleme.
Mucizeyi sen içinde yak..
Dışarıdan bir katalizör aramayı bırak.
Beklentilerini ne kadar küçültürsen, mutluluğun o kadar büyüyecek.
Hedeflerin ve hayallerin elbette kocaman olsun; ama onları dışarıdan gelecek bir piyango biletine, tesadüfî bir şansa, beyaz atlı bir prense bağlama.
Her sabah kendine şunu söyle: “Bugün elimdekiyle başlayacağım ve bu yeterli.”
Küçük adımlar, büyük zaferlerin tohumudur.
Mutluluk, beklemekle değil, fark etmekle gelir.
Kendini başkalarının temposuna göre yargılama; kendi ritmini yarat.
İçindeki sesi dinle, o ses her zaman doğruyu bilir.
Zorluklar, seni daha güçlü bir versiyona dönüştüren gizli hediyelerdir.
Sabır, en güzel başarıların anahtarıdır.
Her düşüş, yeniden kalkmanın provasıdır.
Geleceği planla ama bugünü yaşa.
Kendine nazik ol; sen de insanısın.
Küçük mutlulukları biriktir, bir gün dağ gibi olur.
Teşekkür etmek, mutluluğu çoğaltan en güçlü sihirdir.
Yol uzun diye yürümekten vazgeçme; her adım seni hedefe yaklaştırır.
İç huzurun, dış dünyadan bağımsızdır.
Sen zaten yeterlisin; gerisi bonus.
Kendine dön ve sadece ak.
Bir parlayıp yıllarca sönen volkan olma.
Azar azar ama durmadan akan küçük bir kaynak suyu ol.
Deryalar ve denizler sana hayran kalsın; senin bereketin onlara hayat katsın.
Akarken engelleri aşmayı öğren, taşları yontmayı değil.
Suyun gücü, sabır ve sürekliliktedir.
Bırak yolun seni şekillendirsin, sen de yoluna bereket kat.
Unutma: 🌹
Gerçek mutluluk, dışarıda aranmaz; içinde, adım adım, akarken bulunur.
Sen akmaya devam ettikçe, evren de sana akacaktır. 💫Vesselam evet VESSELAM 🥰

Türkçe


@surrealistnot "Sen öğüt ver ve hatırlat; çünkü hatırlatmak inananlara fayda verir."
(Zariyat,55)
yüreğine kuvvet Soulmate 🙏🏻 Yüce Allah nurunu artırsın
Türkçe

İnziva Hakkında bir Uyarı;
İnsan, ruhunun frekansını yükseltmek ve ilahi hakikatlere daha yakın olmak için dönem dönem inzivaya çekilir.
Bu inziva genellikle 40 gün sürer; zira bu süre, ruhsal dönüşüm için kadim bir kapıdır.
Pek çok kültürde ve ülkede yılda 40 günlük tatil geleneğinin kökeninde de bu manevi arınma yatar.
Tatil kelimesi burada boş bir dinlenmeden öte, kalbin ve zihnin arıtıldığı, nefsin terbiye edildiği kutsal bir süreyi işaret eder.
İnziva, insanı yalnızlığa değil, kendine ve Yaradan’a yaklaştırır.
Bu süreçte ego susar, iç ses yükselir, kalp gözü açılır.
Ancak inziva bir amaç değil, bir araçtır. Her zaman, her daim inzivada yaşamak ise kibrin ta kendisidir.
Çünkü ilahi ilim, sadece sende kalmasın diye verilmiştir.
Öğrendiklerini, ilhamlari, feyzleri, kalbi hazır olanlara sunmak, emaneti ehline ulaştırmak bir görevdir.
Bilgi, biriktirilmek için değil, paylaşılmak ve çoğalmak için vardır.
Tüm peygamberler ve veliler bu yoldan geçmiştir.
Hz. Musa, Tur Dağı’nda 40 gün inzivaya çekilmiş, ilahi kelamı orada almıştır.
Hz. Muhammed (s.a.v.), Nur Dağı’ndaki Hira Mağarası’nda vahyin ilk ışığına mazhar olmuştur.
Hz. Yunus, balığın karnında karanlık bir inzivada tövbe ve teslimiyeti öğrenmiştir.
Hz. Yusuf, kuyunun derinliğinde yalnızlık ve sabırla olgunlaşmıştır.
Hz. Eyyüp, hastalık, yoksulluk ve derin yalnızlık içinde sabrın zirvesini yaşamıştır.
Hz. İsa (a.s.), çölde 40 gün oruç ve tefekkürle nefsinin üstesinden gelmiştir.
Hz. İbrahim (a.s.), ateşler içindeki imtihan ve yalnız hicret yolculuklarında Rabbine sığınmıştır.
Hz. Nuh (a.s.), uzun yıllar boyunca toplumdan uzak, gemisini inşa ederken hem fiziksel hem ruhsal bir inziva yaşamıştır.
Mevlana Celaleddin Rumi, Şems’in ayrılığıyla derin bir iç inzivaya dalmış, sonra “gel, gel” diyerek kapılarını herkese açmıştır.
Hz. Ali (k.v.) ve birçok büyük veli de zaman zaman halktan uzaklaşarak manevi mertebelerini yükseltmiş, ardından tekrar toplumun hizmetine koşmuştur.
İnziva bittiğinde asıl imtihan başlar: Dönüş imtihanı.
Geri dönüp de kibirlenmeden, halkın arasına karışmak, onların dertleriyle dertlenmek, öğrendiklerini yaşayarak göstermektir asıl erdem.
Çünkü ışık, karanlıkta tek başına parlamaz; asıl değeri, karanlığı aydınlatırken belli olur.
Yalnızlıkta kazandığın hikmeti, topluma taşıdığında tamamlanır.
Her veli ve peygamber, inzivadan sonra daha şefkatli, daha mütevazı ve daha hizmetkar olarak dönmüştür.
İnziva seni doldurur, dönüş ise seni boşaltır; işte o boşalmada gerçek doluluk yaşanır.
Kendi aydınlığını başkalarına yansıtmadıkça, sen de tam olarak aydınlanmış sayılmazsın.
Bu döngü, hem bireysel hem kolektif bir yükseliştir; sen yükseldikçe etrafın da yükselir.
Velhasıl, inziva bir kaçış değil, hazırlıktır. Hazırlandığın yerden hayata, topluma ve insanlığa yeniden karışmak ise en büyük kulluk ve en güzel mirastır.
Kalbinin sesini dinle; bazen dağa, mağaraya, çöle veya kendi içine çekil.
Ama unutma:
Oradan aldığın nuru, seven kalplere dağıtmak için dön.
Çünkü gerçek erenler, inzivada değil, hizmette kemal bulmuştur.
Sen de bu kadim yola gönül ver.
40 gününü, 40 dakikanı, hatta 40 saniyeni bile özüne ayır.
Sonra gülümseyerek, mütevazı bı şekilde ve sevgiyle dön.
Dünya, senin gibi aydınlanmış kalplere muhtaç. VESSELAM evet VESSELAM

Türkçe

@surrealistnot tebrik ederim, kutlu olsun 🙏🏻 muhteşem bir başarı 😊
Türkçe

SON DAKİKA
AMERİKA'DA BİR TÜRK YAPAY ZEKA SİRKETİNDE
KOKU VE TAT ALMA İLE İLGİLİ ÇIĞIR AÇICI BİR BULUŞ YAPILDI.
(Fikir bendendi seneler evvel ve telif hakkı bana verilecek)
Bir kaç sene içerisinde koku ve tat alma uygulamaları cep telefonlarimizda olacak!
Konu ile ilgili detaylı bilgilere geçmeden evvel size şunu soru sorayım:
Sizce koku ve hatta tat telefonları gelecek mi?
Gelirse ne zaman gelecek?
Ses ve görüntü çoktan taklit edildi evet Milyonlarca piksel, farklı renkler ve ses sensörleri sayesinde uzaktan birbirimizi görüp işitebiliyoruz.
Peki ya koku ve tat?
Dünya/insan-makine arayüzünde beş duyu organından ikisinin (görme ve işitme) uzaktan iletimi elektron transferiyle keşfedildi ve günlük hayatta kolayca kullanılıyor.
Koku ve tat nakli de aslında uzun zamandır keşfedildi ve kullanılıyor, sadece henüz yaygın değil.
Hayal edin:
Telefonunuzu elinize aldığınız anda sevdiğiniz insanın kokusunu, yemeğinin tadını ve teninin sıcaklığını anında hissedebileceksiniz.
Kokunun uzaklara canlı aktarımı yaklaşım olarak bulundu.
Bir kaç yıl içinde hızla yaygınlaşacak. Geliştirilmesi için hiçbir engel yok.
Bu teknoloji kapıda beklerken siz de kendi iç teknolojinizi, yani bilinç kapasitenizi geliştirmeye başlayın; çünkü gerçek devrim dışarıda değil, içinizde.
Kısa zamanda koku, tat ve hatta dokunma hislerini uzağa aktarabileceğiz. Telefonda konuştuğumuz insanın dokunduğu, kokladığı, tattığı şeyleri biz de hissedebileceğiz.
Nasıl olacak?
Yeni telefon sistemlerinde milyonlarca koku sensörü ve pikseli bulunacak. Diğer taraftan nakledilen koku, orada tanımlanıp programdaki yüklü dosyalarla bu tarafta da aktif hâle gelecek.
Amerika’da veya Antarktika’da akrabanızla görüntülü konuşurken “Ne yiyorsun?” diye sorduğunuzda, o “Buyur” deyip elindeki portatif tat makinesine değdirecek; siz de sensör arayüz çubuğunu tadacaksınız ve tadını anlayacaksınız.
Elinizdeki bir nesnenin dokusunu bile uzaktaki birine aktarabileceksiniz.
Ve hatta uzaktan aşk, cinsellik bile mümkün olacak.
En büyük talep buna olacak.
Ülkeler arası ilişkiler ivme kazanacak. Eşlerin veya sevgililerin reel orgazm için illa yan yana gelmesine gerek kalmayacak.
Koku, dokunma, cinsel temas… hepsi mümkün hâle gelecek.
Bu imkânlar sizi korkutmasın; aksine motive etsin.
Çünkü sevgi ve bağ, mesafe tanımaz hâle gelecek ve insanlık daha önce hiç olmadığı kadar yakın hissedecek.
Koku, tat ve dokunmanın uzaklara transferi, elimizdeki akıllı cihazlar vasıtasıyla gerçekleşecek.
Ben çocukken hatırlıyorum:
Ses ve görüntünün radyo ve TV’lerden aktarımı sonrası cemaat ve tarikatçılar “Koku nakli de olacak, Kur’an’da var” der dururlardı.
Yusuf aleyhisselamın kanlı gömleğini uzaktan koklayan babası Yakup (a.s.) örneğini verirlerdi.
Ecnebilerin bulmasını bekliyorlardı ama epey gecikti.
Bulununca da “Bak Kur’an’da vardı, hocamız söylemişti, işte mucize” diyecekler.
Şimdi sıra sizde:
Bu yenilikleri sadece izlemeyin, kendi hayatınızda bilinçli bir şekilde kullanın ve dönüştürün.
Koku ile Şifalanırız Aslında
Bu teknolojik nakil meselesi bir yana, koku zaten kadim bir şifa aracı.
Kokular en çok beyne faydalıdır. Frekansı 80 MHz’in altındaki kokular düşünceyi ve hayalleri baskılar, enerjiyi emer.
Bazı kokular ise belirli organlara iyi gelir; onları o bölgeye deriden sürmek gerekir. İşin erbabı şifacılar bunu çok iyi bilir.
Her sabah birkaç damla gül yağıyla güne başladığınızda, günün stresini daha doğmadan yenmiş olursunuz.
Gül ve lavanta tüm organlara ve bedene faydalıdır.
Limon, portakal, greyfurt gibi turunçgillerin kokusu da öyle…
Papatya, melisa, ardıç da öyle.
Nane beyne pek etki etmez, esas iç organlara faydalıdır.
Gül frekans olarak zirvededir, tütün ise en dipte.

Türkçe

Gizli olanlar ortaya çıkacak
Ani ilanı aşklar beklenmedik sürpriz ilişkiler..
Neden diye soracak olursanız
Sebebi burada
👉🏼
Bu gece ve yarın sabah Yeni Ay döngüsünün hemen sonrası ve nadir bir göksel hizalanmayla dolu olacak.
Bu akşam şu an hilal şeklindeki Ay, Merkür, Jüpiter ve Venüs ile batı ufkunda yakın bir üçgen ve hatta dörtlu hizalanma oluşturuyor.
Bu, Merkür, Venüs ve Jüpiter’in Ay ile buluşması gibi görsel bir şölen.
Yarın Ay, Venüs’ü gündüz vakti gizleyecek örtecek.
Ay Venüs’ün önünden geçerek onu bir süre gizleyecek.
Akşam da Ay, Beehive (Arı Kovanı) yıldız kümesiyle etkileşime girecek.
Bunlar tabii, Haziran’ın başındaki Venüs-Jüpiter kavuşumunun (9 Haziran) bereket enerjisini devam ettiriyor.
Yeni Ay ise 14-15 Haziran’da İkizler’deydi, yani bu geceler o yeni başlangıç enerjisinin taze ve görünür hali.
Gece terleme, uykusuzluk, sık uyanma, uykuda lucid rüya etkileri mümkün.
Ay, Venüs, Jüpiter hizalanması ile Venüs (aşk, güzellik, bolluk, dişil enerji) ve Jüpiter (şans, genişleme, bereket) gibi iki iyilik getirici gezegenin Ay ile dansı, duygusal şifa, ilişki bereketi, yaratıcılık ve manifestasyon için güçlü bir pencere açıyor.
Yengeç etkileriyle Jüpiter orada güçlü; aile, ev, iç huzur ve duygusal güvenlik temaları ön planda olacaktır.
Ay’ın Venüs’ü gizlemesi: Mistik geleneklerde Ay’ın bir gezegeni örtmesi, enerjide geçici bir reset veya içe dönüş olarak görülür.
Venüs’ün “gizlenmesi” sonrası yeniden ortaya çıkışı, eski aşk/bolluk kalıplarının dönüşümü veya daha derin bir farkındalık getirebilir. Bunu “gizemli bir örtü kalkışı” veya ilahi dişil enerjinin yenilenmesi olarak yorumlayabiliriz
Bu geceler sezgilerin, meditasyonun ve ritüellerin çok etkili olduğu zamanlar.
İkizler Yeni Ayı’nın meraklı, iletişimci enerjisi ve Yengeç etkileriyle duygusal içgörüler artabilir.
Hicri yılbaşı da 16 Haziran’a denk geliyor, bu da spiritüel yenilenme ve niyet koyma için ekstra katman getirecektir.
Bu gece batı ufkuna bak: Hilal Ay’ı, parlak Venüs ve Jüpiter’i gözlemle. Meditasyon yaparken bolluk, şükran veya yeni başlangıç niyetleri koy.
Yarın sabah/gündüz: perdelemeyi takip et; Venüs’ün “gizlenip yeniden doğuşu”nu sembolik olarak kendi hayatında bir bırakma/yenilenme ritüeliyle eşleştir.
Her zaman dediğim gibi günlük tut, dua et, rüyalarını yaz, kristal çalış (ay taşı, gül kuvars vs), veya Venüs/Jüpiter mantraları, ya da dualar oku. Bolluk, sevgi ve duygusal şifa için ideal bir zaman.
Bu iki gece ve gün göksel bir dans ve spiritüel fırsat dolu.
Gökyüzü adeta “fark et, niyet et, al” diyor.
Keyifli gözlemler ve güzel enerjiler diliyorum vesselam
Türkçe

@telqraft bana göre,
eşcinsellere çocuk emanet etmek insanlık suçudur, çünkü sapkın cinsel ilişki yaşamayı tercih edenlerin tertemiz bir canlının her yönden sıhhatli yetişmesine katkı sağlayacağına inanmak en hafif tabirle saftirikliktir!
ahlaksızların çocuklara neler yapabildiğini gördük!
Türkçe


@surrealistnot bu yazın bana çok iyi hissettirdi 😊 vitamin mineral serumu almış gibiyim, ellerine, yüreğine sağlık, șifa olsun 🙏🏻
Türkçe

İşte bu yüzden tıp sembolünde yılan boşuna durmuyor.
Gerçek şifa, zehirin kendisinde değil, onu nasıl dönüştürdüğümüzdedir.
Bu kadim gerçek, binlerce yıldır perdelerin ardında bekliyor.
Ve o perdelerin en büyük üstadlarından biri Lokman Hekim’di.
Kur’an’da hikmet sahibi bir kul olarak anılan Lokman, Anadolu ve Türk folklorunda hekimlerin piri, bitkilerin dilini bilen, doğanın sırlarını çözen ölümsüz bilge olarak yaşar.
Rivayetlere göre Şahmeran’ın mağarasında uzun yıllar kaldı. Yılanların kraliçesi Şahmeran, ona zehirlerin ve otların en derin sırlarını öğretti.
Cemşab adlı gencin Lokman Hekim’e dönüştüğü efsaneler hâlâ anlatılır. Şahmeran’ın bedeni şifaya, bilgisi ise insanlığa miras kaldı.
Lokman’ın bilgeliği burada bitmez. O, Mısır’ın kadim bilge tanrısı Thoth’un ve Helenistik dönemde onunla birleşen Hermes Trismegistus’un (Üç Kez Büyük Hermes) bir yansıması gibi görünür. Thoth, yazının, büyünün, tıbbın ve gizli ilmin tanrısıydı.
Hermes ise aynı ruhsal ışığın Yunan versiyonu: Haberci, simyacı, dönüşüm ustası. “Yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır” sözüyle evrenin birliğini ilan etti.
Her ikisi de zehir-şifayı, ölüm-ölümsüzlüğü aynı anda gören arketipler.
Tıbbın sembolü Asclepius’un Asası (tek yılanlı asa) buradan gelir. Yılan, yenilenmeyi (deri değiştirmeyi), bilgeliği ve şifayı temsil eder. (Caduceus’un iki yılanlı versiyonu ise bazen karıştırılsa da asıl tıbbi sembol tek yılanlı olandır.)
Lokman’ın en büyük arayışı ölümsüzlük otuydu.
Formülünü bir deftere yazdı ama defter Ceyhan Nehri’ne düştü. Sadece tek sayfa kurtuldu; gerisi hâlâ kayıp.
Bu arayış, İslam geleneğindeki Ab-ı Hayat (Hayat Suyu) ile doğrudan bağlantılı.
Hızır’ın karanlıklar diyarında bulduğu ve içene ebedi hayat bahşeden su, Lokman’ın otuyla aynı ezoterik arayışın iki yüzüdür.
Hızır, yaşayanların arasında dolaşan, zamanı aşan, şifa dağıtan ebedi bilge olarak Lokman’la ruhen benzerdir aslında.
Birinde ot, diğerinde su…
Ama ikisi de “doğru niyetle ulaşılan ilahi lütuf”tur.
Uygur efsanelerinde Lokman’ın Ab-ı Hayat’ı içtiği, binlerce yıl yaşadığı rivayetleri bu zinciri tamamlar.
Bütün bu figürler – Lokman, Şahmeran, Thoth, Hermes, Hızır – aslında aynı evrensel hikmetin farklı kültürel yansımalarıdır.
Hepsi der ki: Evren bir eczanedir. Her zehirde bir panzehir, her ölümde bir yenilenme, her karanlıkta bir ışık gizlidir.
Tıpkı Yin yang gibi..
Modern insan olarak biz de o turşu bidonunun içindeyiz:
Hastalıklar, krizler, zehir gibi görünen deneyimler…
Ama doğru fermantasyon (sabır, gözlem, tevazu) ile hepsi iksire dönebilir.
Lokman’ın öğütleri hâlâ kulağımızda: “Ey oğul, Allah’a şirk koşma, ebeveyne iyilik et, sabret, tevazu sahibi ol.”
Bunlar basit nasihat değil; ruhu ve bedeni dengeleyen okült anahtarlar.
Gurur zehirdir, şükür panzehirdir.
Ey yolcu! Sen de bugün bir sebzeyi otu yerken, koparırken teşekkür et. Kalbini dinle.
Hastalığın bedende değil, dengesizlikte olduğunu hatırla. Zehirden korkma; onu dönüştürmeyi öğren.
Belki o kayıp defter veya Ab-ı Hayat senin elinde yeniden zuhur edecek.
Çünkü gerçek ölümsüzlük, bıraktığın hikayende, dokunduğun kalplerde ve dönüştürdüğün zehirlerde gizlidir.
Lokman, Şahmeran, Hermes ve Hızır aynı meşalenin alevleridir. Hepsi der ki: “Ara, gözlemle, dönüştür. Hikmet kalple alınır, şifa niyetle verilir.”
Bu zincire katıl.
Merak et, uygula, şifa ol.
Bir gün bir yaprağın veya bir damla suyun dilini duyacaksın.
Ve o anda anlayacaksın:
Taş, toprak, su;
Onlar hâlâ yaşıyor.
Senin içinde.
Zehrini iksire çevirdiğin her anda…
Yolun zehirden iksire, karanlıktan aydınlığa olsun. Vesselam

Türkçe

Ben çocukken köyümüzde uzaktan akrabalardan yaşlı bir teyze vardı.
Doktorlar mide ve bağırsak hastalığından “birkaç ay ömrü kaldı” demişti.
Kadın çocuklarına bir gün büyük bir bidon turşu kurdurdu; canı çekmişti.
Bazen olur insan kendine neyin iyi heleceğini sanki bilir gibi gider onu iştahla yer ya da içer.
Bir ay boyunca her gün yedi.
Gel zaman git zaman iyice ayağa kalktı sağlıklıydı.
Doktora gittiğinde herkes şok oldu: Hastalıktan eser kalmamıştı. “Mucize!” dediler.
Ta ki turşu bitene dek…
Bidonun dibinde küçük bir yılan cansız yatıyordu.
Bahçeden gelen yılan kurulmuş turşuya sessizce girmiş orda ölmüştü kimse farketmeden...
Turşu bitince yılan farkedilmişti.
Yılanın zehri, turşunun ekşi mayası ve tuzuyla haftalarca fermantasyona girmiş, bedende o hastalığa şifa veren güçlü bir iksire dönüşmüştü.
Zehir, dozunda ve doğru ortamda azar azar şifa ve hayat vermişti.

Mimar Sinan, İzmir 🇹🇷 Türkçe












