
Mustafa Alimoğlu
35K posts

Mustafa Alimoğlu
@alimoglu_
Kendime Yazılar - Çokça İroni & Hayli Yörük Üstelik Vefa'lı- AÜHF/89


Bütün siyasi partiler, yalan da olsa demokrasi talep eder ama demokrasiyle yönetilmez. MHP ise, yalan dahi olsa ne demokrasi talep eder ne de demokrasi ile yönetilir. Kim ne derse desin, bu haliyle en dürüst ve tutarlı parti MHP’dir. !!!

💥 İzzet Ulvi Yönter’in istifasını Devlet Bahçeli istedi. (Sinan Burhan)

Liderlik sonrası kavgalar, bir MHP rutinidir. Bu kavgalar, mevcut liderin gücünü yitirip sona yaklaştığı anlaşıldığında hayli çetin geçer. Öyle ki, kemik sesleri bile sürecin ucuz atlatıldığı anlamına gelir. Umarım sadece kafa-göz patlatmakla atlatılır.

MHP’deki kavgada herkes konuyu anlamak için sorular soruyor. Mesela kim kiminle beraber, hangi ekip kimlerle ittifak halinde, bunlar kimleri destekliyor ve bu kavgada esasen kim haklı şeklinde paylaşımlar yapılıyor. Benim fikrim her iki grup da haklı. !(Eğer başka gruplar varsa onlar da haklı !) Umarım bütün gruplar haklı olmanın verdiği özgüven ve cesaretle hareket eder ve gereğini yapar. !!! Davadan döneni ….!

Rasim Ozan Kütahyalı: "Halk TV'nin de kapatılacağını bekliyorlar ki; oradaki Halk TV'deki arkadaşlar üzülecek ama ben de Halk TV'nin kapatılma ihtimalini büyük görüyorum. Yani Halk TV'yi bir sene sonra bugün görmeme ihtimalimiz yüksek."


Rasim Ozan Kütahyalı: "Halk TV'nin de kapatılacağını bekliyorlar ki; oradaki Halk TV'deki arkadaşlar üzülecek ama ben de Halk TV'nin kapatılma ihtimalini büyük görüyorum. Yani Halk TV'yi bir sene sonra bugün görmeme ihtimalimiz yüksek."


Korkarım bizim nesil, tapunun ne olduğunu gören son nesil olacak.!! Türkiye’de onca konut yatırımına rağmen konut sahiplik oranı artmıyor. Kiracı oranı artarken, konut sahipliği oranı düşüyor. Peki yapılan bunca konutu kim alıyor dersiniz? Oluşan tablo, Türkiye’de artan konut üretiminin gerçek ihtiyaç sahiplerine gitmediğini, yeni bir rant alanı olarak orta-üst gelir gruplarında yoğunlaştığını gösteriyor. Türkiye'de kiracı oranı son 20 yılda %23'ten %28,2'ye yükselirken, konut sahipliği oranı %61'den %56'ya geriledi. Avrupa Birliği ortalaması ise %21,1. Kiracılık oranının en düşük olduğu ülkeler Sırbistan (%2,5), Litvanya (%2,9), Karadağ (%3,3) ve Slovakya (%4,1). Aynı dönemde ülke nüfusu 67 milyon 631 binden 85 milyon 665 bine yükseldi. Artan nüfusun çok üzerinde bir konut üretimine rağmen Türkiye’de konut sahiplik oranı düşmezken, kiracılık oranı yükselişini sürdürdü. Ezcümle; zaten parası, evi/evleri olanlar yeni evler alıyor. Evi olmayanların yaşanan ekonomik kriz ve gelir dağılımındaki derin uçurum nedeniyle ev sahibi olma şansı imkansız artık. Bir başka deyişle bizim nesil, tapunun ne olduğunu gören son nesil olabilir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Ekonomik Forumu ve BlackRock Başkanı Laurence D. Fink'i kabul etti.

1/) Tutturmuşlar bir Devlet aklı da devlet aklı. Devlette zerre bir akıl kaldığına inanan varsa inan aklına şaşarım. Bu şehir efsanesini üfürenlerin yegane amacı iktidarın saçma sapan işlerini kamufle etmekten ibarettir. Aslında insanların şöyle düşünmesi isteniyor:

Liderlik sonrası kavgalar, bir MHP rutinidir. Bu kavgalar, mevcut liderin gücünü yitirip sona yaklaştığı anlaşıldığında hayli çetin geçer. Öyle ki, kemik sesleri bile sürecin ucuz atlatıldığı anlamına gelir. Umarım sadece kafa-göz patlatmakla atlatılır.

Uşak belediye başkanı ve yakın ekibinin gözaltına alındığını duyunca nedense hiç şaşırmadım. Şaşırdığım tek şey; CHP’ye, adliye ve cezaevlerinin yol ve mesken yapıldığı, en küçük bir açıklarının bile operasyonlara gerekçe oluşturduğu, Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hayatının bitirildiği, nerdeyse CHP’nin bütün belediyelerine ve yöneticilerine operasyonların yapıldığı böyle bir konjonktürde bir belediye başkanının sanki Norveç’te yaşıyormuş gibi davranarak gösterdiği bu rahatlık ve pişkinlik Neymiş efendim, kimsenin özel hayatı kimseyi ilgilendirmezmiş. İki yetişkin insanın kendi rızası ile olan birlikteliği kendilerini bağlarmış, hem zinayı suç olmaktan çıkaran AK Partinin kendisiymiş, üstelik iktidar mensupları bu konulara madem hassaslar önce kendilerine baksınlarmış. Bu sözleri ifade edenler, Sanki ahlakın evrenselliği/bireyselliği hakkında yüksek felsefi değerlendirmeler yapan bir toplumda yaşıyor. Bu sözler kulağa hoş geliyor olabilir ama realite bu değil ki. Bir siyasetçinin özel hayatı evinde olur kardeşim. Onun dışında özel hayatı falan olmaz. Tüm dünyada bu böyledir. Öyleki, en seküler ülkelerde bile siyasetçilerin aldatma, cinsel meseleleri ve diğer bilinen konuları kamuoyunun ve basının üzerine gittiği konulardır. Üstelik bu siyasetçilerin özel hayatı hele ki böyle kırılgan zamanlarda, milyonların özel /genel hayatlarının içine ediyor. Özellikle muhalif toplum kesimlerinin moralini bozuyor, şantaj malzemesine dönüştürülüyor ki bu durumda benim özel hayatım kimseyi ilgilendirmez diyemezsiniz. Zaten İktidar uzunca bir süredir ülkeyi öyle bir hale getirdi ki, otoriterlik, höt-zöt ve yolsuzluk zihniyetini muhalefet de dahil toplumun her bir kesimine bulaştırdı, resmen bütün her şeyi enfekte etti. Ardından, tamam bizim şeyimiz kara ama muhalefet de bizim gibi hatta daha kötü propagandasından başka bir çıkış yolu kalmadı. Tüm bu operasyonların belki de en önemli amacı (Eİ’nun saha dışına atılması dışında) genel olarak kendi eksikliklerini gözlerden uzak tutup siyasi meşruiyetini, karşı tarafın enkaz haline getirdiği meşruiyetlerinin üstüne inşa etme çabasından ibarettir. Şimdi tüm bu gerçekler ortada iken, muhalefet, Türk milletine, ülkeye ve genç nesillere nasıl bir Türkiye vaat ediyor? Nasıl bir hikayesi var mesela? Yoksa iktidara hatırlı gerekçeler verdikleri operasyonlara toplumda hiçbir karşılığı olmayan savunmalarla zaman öldürmeye devam mı edecekler. !! Muhalefet ama özellikle de ana muhalefet, siyaset tarzını değiştirip, daha muhalefetteyken senin adamın benim kankim demeden bütün çürük elmalardan kurtulmadığı, umut ve güven veren yeni bir hikaye ile AHLAKİ ÜSTÜNLÜĞÜ tesis edemediği gibi, ikircikli söylem ve uygulamaları ile güven vermek yerine bu haliyle iktidara can suyu olmaktadır. Tek bir çürük elma bile sepetteki bütün elmaları çürütür. Kurumlara değil kişilere endekslenen bu siyaset anlayışının ülke ve insanımıza umut vermesi de mümkün değildir. Siyaset bu konuda hep ya hiç demek zorundadır. Yoksa, bütün projektörlerin üstünüzde olduğu böylesi netameli zamanlarda pişkin bir denyo çıkar bütün dengenizi bozar. Ondan sonra da bu denyoları kurumsal ve toplumsal muhalefet adına savunmak için zihni sinir gerekçeler havada uçuşur. Savunmaların en havada kalanı da: İktidar bize ahlak ve dürüstlük dersi vereceğine kendisine baksın diyerek bir sürü örneğin ardı ardına sıralanmasıdır. Bakınız bunun hiçbir anlamı yok. Çünkü, yanlış yapmamaya ve ahlaki üstünlüğe ihtiyacı olan muhalefet kurumudur. İktidarın böyle bir kaygısı yok. . Yaşadığımız son olaylar esasen bir siyasetçinin en meşru argümanının ahlaki üstünlük, siyaset kurumunun da ahlaklı siyasetçilere ihtiyacı olduğunu bir kere daha ispat etmiştir. Hasılı; gerçek bir hikaye yazmayanlar, başkalarının masallarında; tilki, karga, kurt, kırmızı başlıklı kız, uçan kaz, gulyabani, Don Kişot ve ardından malamat olurlar.


Uşak belediye başkanı ve yakın ekibinin gözaltına alındığını duyunca nedense hiç şaşırmadım. Şaşırdığım tek şey; CHP’ye, adliye ve cezaevlerinin yol ve mesken yapıldığı, en küçük bir açıklarının bile operasyonlara gerekçe oluşturduğu, Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hayatının bitirildiği, nerdeyse CHP’nin bütün belediyelerine ve yöneticilerine operasyonların yapıldığı böyle bir konjonktürde bir belediye başkanının sanki Norveç’te yaşıyormuş gibi davranarak gösterdiği bu rahatlık ve pişkinlik Neymiş efendim, kimsenin özel hayatı kimseyi ilgilendirmezmiş. İki yetişkin insanın kendi rızası ile olan birlikteliği kendilerini bağlarmış, hem zinayı suç olmaktan çıkaran AK Partinin kendisiymiş, üstelik iktidar mensupları bu konulara madem hassaslar önce kendilerine baksınlarmış. Bu sözleri ifade edenler, Sanki ahlakın evrenselliği/bireyselliği hakkında yüksek felsefi değerlendirmeler yapan bir toplumda yaşıyor. Bu sözler kulağa hoş geliyor olabilir ama realite bu değil ki. Bir siyasetçinin özel hayatı evinde olur kardeşim. Onun dışında özel hayatı falan olmaz. Tüm dünyada bu böyledir. Öyleki, en seküler ülkelerde bile siyasetçilerin aldatma, cinsel meseleleri ve diğer bilinen konuları kamuoyunun ve basının üzerine gittiği konulardır. Üstelik bu siyasetçilerin özel hayatı hele ki böyle kırılgan zamanlarda, milyonların özel /genel hayatlarının içine ediyor. Özellikle muhalif toplum kesimlerinin moralini bozuyor, şantaj malzemesine dönüştürülüyor ki bu durumda benim özel hayatım kimseyi ilgilendirmez diyemezsiniz. Zaten İktidar uzunca bir süredir ülkeyi öyle bir hale getirdi ki, otoriterlik, höt-zöt ve yolsuzluk zihniyetini muhalefet de dahil toplumun her bir kesimine bulaştırdı, resmen bütün her şeyi enfekte etti. Ardından, tamam bizim şeyimiz kara ama muhalefet de bizim gibi hatta daha kötü propagandasından başka bir çıkış yolu kalmadı. Tüm bu operasyonların belki de en önemli amacı (Eİ’nun saha dışına atılması dışında) genel olarak kendi eksikliklerini gözlerden uzak tutup siyasi meşruiyetini, karşı tarafın enkaz haline getirdiği meşruiyetlerinin üstüne inşa etme çabasından ibarettir. Şimdi tüm bu gerçekler ortada iken, muhalefet, Türk milletine, ülkeye ve genç nesillere nasıl bir Türkiye vaat ediyor? Nasıl bir hikayesi var mesela? Yoksa iktidara hatırlı gerekçeler verdikleri operasyonlara toplumda hiçbir karşılığı olmayan savunmalarla zaman öldürmeye devam mı edecekler. !! Muhalefet ama özellikle de ana muhalefet, siyaset tarzını değiştirip, daha muhalefetteyken senin adamın benim kankim demeden bütün çürük elmalardan kurtulmadığı, umut ve güven veren yeni bir hikaye ile AHLAKİ ÜSTÜNLÜĞÜ tesis edemediği gibi, ikircikli söylem ve uygulamaları ile güven vermek yerine bu haliyle iktidara can suyu olmaktadır. Tek bir çürük elma bile sepetteki bütün elmaları çürütür. Kurumlara değil kişilere endekslenen bu siyaset anlayışının ülke ve insanımıza umut vermesi de mümkün değildir. Siyaset bu konuda hep ya hiç demek zorundadır. Yoksa, bütün projektörlerin üstünüzde olduğu böylesi netameli zamanlarda pişkin bir denyo çıkar bütün dengenizi bozar. Ondan sonra da bu denyoları kurumsal ve toplumsal muhalefet adına savunmak için zihni sinir gerekçeler havada uçuşur. Savunmaların en havada kalanı da: İktidar bize ahlak ve dürüstlük dersi vereceğine kendisine baksın diyerek bir sürü örneğin ardı ardına sıralanmasıdır. Bakınız bunun hiçbir anlamı yok. Çünkü, yanlış yapmamaya ve ahlaki üstünlüğe ihtiyacı olan muhalefet kurumudur. İktidarın böyle bir kaygısı yok. . Yaşadığımız son olaylar esasen bir siyasetçinin en meşru argümanının ahlaki üstünlük, siyaset kurumunun da ahlaklı siyasetçilere ihtiyacı olduğunu bir kere daha ispat etmiştir. Hasılı; gerçek bir hikaye yazmayanlar, başkalarının masallarında; tilki, karga, kurt, kırmızı başlıklı kız, uçan kaz, gulyabani, Don Kişot ve ardından malamat olurlar.




“…Bilhassa ülkemizin, siyasetin sazan sarmalı bu dolandırıcılık faaliyetine ve açmazına dur diyerek inisiyatif alacak, vizyon sahibi, utanmasını bilen, yeri geldiğinde yüzü de kızaran ahlaklı ve vicdanlı yeni bir siyaset anlayışına sahip kadrolara ihtiyacı var….” Gününüz siyasetçilerinde manda derisi gibi surat var. Hiçbir şeyden utanmıyor ve yüzleri asla kızarmıyor. Her rezilliğe bir cevapları var. Tevil konusunda da master degree eğitime sahipler. Sanki insani /vicdani tüm sinirleri alınmış gibiler. Etraflarında şahit oldukları büyük bir acı, vicdansızlık, ölüm/hastalık, kayıp karşısında laf ola beri gele iki kelam edip bir dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam edebiliyorlar. Normal bir insanı yemeden içmeden kesen, modunu sıfırlayan olaylar, bu siyasetçiler için hiçbir şey ifade etmiyor. Stresin bunlar için tek anlamı; Mv ya da atama listesine girememek sadece. Bu yüzden olsa gerek, kahir ekseriyeti çok uzun yaşıyor ve kolay kolay da ölmüyorlar. Hani gençlerin niye önü açılmıyor, siyasette genç dinamik ve vizyonu olan insanlar niye yer bulamıyor deniliyor ya, en önemli sebebi budur. Bilhassa ülkemizin, siyasetin sazan sarmalı bu dolandırıcılık faaliyetine ve açmazına dur diyerek inisiyatif alacak, vizyon sahibi, utanmasını bilen, yeri geldiğinde yüzü de kızaran ahlaklı ve vicdanlı yeni bir siyaset anlayışına sahip kadrolara ihtiyacı var


Gördüğüm lüzum üzerine MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa ediyorum. Kamuoyunun bilgisine arz ederim.

İzzet Ulvi Yönter’in isim vermeden hedef aldığı kişinin, Devlet Bahçeli’nin başdanışmanı Eyyup Yıldız olduğu iddia edilirken, Yıldız’ın 5 saat önce yaptığı son paylaşımındaki göndermeler dikkat çekiyor. “Söz çoktur, hakikat az… İnsanı yücelten, söylediği değil; yaşadığıdır. Nefsini terbiye edemeyen, başkasına nasihatle yol gösteremez. Biz, söze değil hâle bakarız. Doğru olanın, dosdoğru duranların yanında olmayı tercih ederiz. Rabbim; kalbiyle dili bir olanlardan eylesin… Hayırlı cumalar.”

İzzet Ulvi Yönter’in istifasını Devlet Bahçeli istedi diye paylaşımlar yapılıyor. Yahu kim isteyecekti, Eyyup Yıldız mı.!!!



