Boşuna Tıklama@bosunatiklama
Fatih Altaylı, 30 yılı aşkın süredir dostu olan İlber Ortaylı'ya veda etti.
"İlber Ortaylı'nın olmadığı bir güne uyanmak çok acı vericiydi.
Artık olmadığını bilmek, onunla konuşamayacak, sohbet edemeyecek, azar işitemeyecek olmak çok ama çok zormuş.
Galiba en güzelini sevgili Cem Boyner söyledi başsağlığı mesajında:
'Vahh gidene derler ya, bu kez vahh kalanlara.' Oysa içten içe biliyordum sevgili dostumun bu yılı çıkarmakta çok zorlanacağını. Hissediyorduk.
Çok zorlanıyordu artık.
Özellikle cezaevinde olduğum süreçte kendisine 'Sakın beni ziyarete gelmesin' mesajını iletmiştim. Yorulmasını istemiyordum.
Ama Tatar inadı vardı. Laf dinlediği görülmüş şey değildi. Yine bir hastane çıkışı kalktı geldi, bütün heybetiyle.
Varlığıyla tüm Silivri 9 Numaralı Cezaevi'ni şenlendirdi. Bir heyecan dalgası estirdi.
Otomobilinin bagajına doldurduğu kitaplarını da infaz koruma personeline dağıttı, tek tek imzalayarak.
Bir saat sohbet ettik. 'Yine geleceğim' dedi, gitti. İlk duruşmam yine hastanedeydi.
İkinci duruşmada ise yanında seyyar nefes tüpleriyle duruşma salonundaydı. Hande 'Hocam niye geldin?' deyince kızmış. 'Burada olmayacağım da nerede olacağım?' diye.
Sağlığı çok bozuktu. Görüyordum. En büyük korkularımdan biri, ben cezaevindeyken hayatını kaybetmesiydi.
Son bir kez sarılmak istiyordum.
Tahliye olduktan sonra 'Benim İlber'le, Celal'le geçirecek daha ne kadar zamanım var bilmiyorum; bunu elimden aldılar' dememin nedeni de buydu işte.
Çıktıktan sonra ilk arayan oydu. 'Yemeğe gidelim' dedim.
'Ben davet edeceğim' dedi. Ertesi gün Celal'le (Şengör) beni yemeğe götürdü.
Kasımpaşa'da, geceleri taksi şoförlerinin ve meyhaneden çıkanların çorba içmeye gittiği, gündüz çevredeki işyerlerinde çalışanlara hizmet eden bir esnaf lokantasının adresini verdi.
Epey sohbet edip epey güldük. 'Beğenmedin değil mi lokantayı?' dedi. 'Beğenmedim' dedim.
'Ben de beğenmedim ama olsun, doyduk' dedi. Tüm engelleme çabalarıma rağmen bir de tatlı götürdü üstüne.
Ertesi gün aradı. 'Ben ameliyat olacağım biliyorsun. Öncesinde bir program çekelim' dedi.
'Daha programlara başlamıyorum. Sen hastaneden çıkınca çekeriz' dedim. Niye ameliyat öncesi çekmek istediğini anlıyordum.
'Çek sonra yayınlarsın. Biz programı yapalım. Celal'e söyle, o da gelsin' dedi. Celal Şengör'ü aradım.
'İlber'in emri başüstüne' dedi. Aslında veda programıydı. Çektik. Henüz yayınlamadık.
Sonra hastaneye yattı. Ameliyat oldu.
Sıkılırdı hemen. Sıkıldı. Doktorların itirazına rağmen birkaç gün sonra çıktı.
Tatar inadı. Birkaç gün sonra hastaneye döndü mecburen.
Yoğun bakıma kaldırılmasından birkaç gün önce, önceki pazar Celal Şengör, Oya ve Asım’la birlikte ziyaretine gittik.
İyi görünüyordu. Ertesi gün Murat Bardakçı'yı aradım. 'Gelip seni alıyorum, İlber'e gidiyoruz' dedim.
Ama sabah diyalize girmişti. Öğlenden sonra gidebildik. Bir saate yakın oturduk.
Murat'la uzun uzun dedikodu yaptılar her zamanki gibi. Ben de sanki bunun son sohbetleri olduğunu biliyormuşçasına ilk kez videoya aldım konuşmalarının bir bölümünü.
Bir saat kadar oturup daha fazla yormamak için kalktık. 'Gitmeyin' dedi.
'Yoruldun' dedik. 'Yarın yine gel' dedi. 'Yarın da ben ameliyat oluyorum. Hastaneden çıkınca gelirim' dedim.
Ama ben hastaneden çıktığımda o yoğun bakıma alınmıştı. Sonra Celal arayıp haber verdi:
'Uyutuyorlar.' Her gün Başhekim Şükrü Dilege'den bilgi alıyordum. Nuriye Ortaylı ile konuşuyordum.
Umutlar azalıyordu. Ölümünden bir gün önce Şükrü Hoca 'Gözlerini biraz açtı, baktı' deyince umutlandık.
Ertesi gün ise sabah tatsız haberi verdi Dr. Şükrü Dilege. Celal'e haber verdim ve Murat'ı aradım. 'Her an kötü haber gelebilir, hazır ol' diye.
Murat zaten en yakın dostuydu. Gençlerin deyimiyle 'kankası', 'BFF'iydi' (Best Friend Forever).
Zaten beni de İlber ile çeyrek asırdan fazla bir süre önce tanıştıran Murat'tı."