Orhan Miroğlu@OrhanMiroglu
Yalçın Küçük ve Yzb. Esat Oktay Yıldıran aynı tarihte Kıbrıs’ta görev yaptılar.
İkisi de gazi.
Bir gazeteci merak eder bu safhayı araştırır mı acaba, tanışıyor ve görüşüyorlar mıydı?
Esat Oktay 12 Eylül darbesinin akabinde Diyarbakır Cezaevi’ne gönderildi.
Kıbrıs’tan geldiğini ve orada ‘yaptıklarını’ anlatarak bize dehşet saçıyor ve korkutuyordu.
Şeyh Şamil’in torunu olduğunu söylüyor, Rumların kanını içtiğini anlatıyordu. ( Nitekim şimdilerde Kıbrıs’ta çekilmiş fotoğraflarına rastlamak mümkün sosyal medyada.)
Burası bir askeri okuldu ve Yüzbaşı bizleri bu askeri okulun öğrencileri olarak görüyordu.
Düşmanının kanını içtiğini söyleyen bir insandan korkmamak ve dehşete düşmemek doğrusu pek de kolay değildi.
Yalçın Küçük’ün bugün sosyal medyada yer alan Kıbrıs hatırlarında Yüzbaşı’nın aksine, övünme yok ama, üzüntü ve utanç var.
Ama onun da hayatında 90’lı yılların başlarında, 80’lerin sonlarında muazzam bir değişim yaşanıyor!
Düşmanına merhamet duyan, Rumlar’a yapılanları utanç içinde anlatan Yalçın Küçük, her ne olduysa oluyor, Kürtler’e karşı gerçekleşen muazzam hak ihlallerini, Cumhuriyet’in kuruluşu ve bekası, Kürtler’in kemalizme inandırılmaları için mecburi eylemler olarak görüyor.
Kürt sorunuda siyasi ve sivil alanın terkedilip silahlı mücadeleye davetiye çıkarılan bir konseptin başlamış ve şiddetle buluşulmuş olmasında herhangi bir sorun görmüyor.
Bir röportajında şöyle diyor mesela:
-Türkiye Kürdleri kemalistir kemalize olmuştur
-Zor kullanmışızdır![1925,1938 Dersim, 1960, 1980 cezaevi)
-Şöyle olmuştur!
-Ama kemalisttir
- Biz bunları yaptık, iftihar duyuyoruz!
- yapmaya devam edecez!. “
Yüzbaşı Esat ve Yalçın Küçük, kişisel hikayeleri farklı sonuçlanmış olsa da, 1980’ler ve 90’ların başında, taammüden tasarlanmış bir devlet projesinin iki aktörü olarak düşünülebilirler.
Esat öldürüldüğünde net hatırlıyorum, bu trajik son, kimsenin pek dikkatini çekmedi, cenazesi nasıl kaldırıldı, bir tören yapıldı mı, Yalçın Küçük gibi gazi muamelesi gördü mü, cenazeye kaç kişi katıldı ve en önemlisi devlet ne oranda sahiplendi tam olarak hatırlamıyorum; öldürüldüğü yılın başlarında Diyarbakır Cezaevinden yeni tahliye olmuştum.
Yıl 1988.
Öldürüldüğünü duyduğumda merakla gazetelere baktım.
Hatırladığım kadarıyla, Hürriyet gazetesinde dört beş satırlık bir haber ve bir o kadar da kısa, hamasetten uzak ve sahiplenmeyen bir üslupla kaleme alınmış bir genel kurmay açıklaması vardı.
Ne Kıbrıs gazisi olduğundan söz ediliyordu, ne Diyarbakır Cezaevi’ndeki üstün hizmetlerinden!
Yalçın Küçük’ün cenaze töreni ve medyada gündeme oturması, Kürtler’in bu vefatın ardından, sahiplenen ve şiddetle red eden iki ayrı tutum alması, KCK’nın taziye ve anma mesajı, öte yandan askeri bir tören ve dalgalanan TKP bayrakları, Yalçın Küçük’ü kuşkusuz farklı bir yere koyuyor.
Yüzbaşı Esat’ın hizmetleri büyük oldu, kanaatimce Esat ve 12 Eylülün darbeci generalleri olmasa Yalçın Küçük olmazdı; ama Yüzbaşı Esat Yalçın Küçük kadar şanslı olamadı.
Türkiye, daha yeni yeni “Kahraman Esat’ı” keşfediyor.
Çatlı filmi gibi yakında bir Yüzbaşı Esat filmi geldi gelecek gibi görünüyor bana, iklim gayet müsait, geç bile kalındı!
Diyarbakır Cezaevi, belki de projenin başlangıç noktasıydı, o olmasa , tarih başka mecralarda gelişir, Yalçın Küçük olsa olsa İlber Ortaylı gibi inkar eden, bu yüzden azıcık Kürtler’i kızdıran, Fırat- Dicle’yle yetinmeyip, Kızıltepe Ovasına da Uygurlar’ı ilaveten yerleştirelim diyen, popüler ve sevimli bir akademisyen olurdu!
Diyarbakır Cezaevi Yalçın Küçük ve sol hareketin anlı şanlı şahsiyetlerine yeni bir görev alanı açtı.
Dağda, bayırda, medyada koşturdu durdu Yalçın Küçük ve şairin dediği gibi atını çatlattı!
O görev alanının aktörleri zaman içinde çok çeşitlendi, çok değişti; ama yeni gelenlerin Yalçın Küçük ve benzeri aktörlere karşı çok da vefasız kaldıklarını söylemek mümkün değildir.
Hikaye fazlasıyla trajik.
Ve bir gün tamamıyla ifşa olsa bile, pek bir şey değişmeyecek gibi de görünüyor.