Ahmet احمد

2.9K posts

Ahmet احمد banner
Ahmet احمد

Ahmet احمد

@AHMET386_

Katılım Mart 2023
2.3K Takip Edilen415 Takipçiler
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Hazreti Fatıma’mız… İkinci çocuğuna hamile. Bedeni ayrı konuşuyor, yüreği ayrı. Hamilelik dediğin bazen bir kelimeye sığar: “Canım istiyor.” Bazen bir yiyeceğe, bazen bir kokuya, bazen bir meyveye… Bu sefer nar. Kırmızı bir niyet, taneli bir hasret; Ramazanmış, iftara istemiş. “Bir nar olsaydı keşke” demiş. Ne uzun bir cümle değil mi? İnsanı kırmayan, isteğini bağırmayan, evin içinde bir yumuşak rüzgâr gibi dolaşan bir cümle: “Keşke…” Ama bu “keşke”, Ali’mizin yüreğine bir emir gibi düşüyor. Çünkü Ali, “keşke”yi duymayınca rahat edenlerden değil. Çünkü Ali, talebin sesini değil, ihtiyacın sızısını duyanlardan. Ve Ali o gün Medine’nin içine düşüyor. Şehrin sokaklarına değil; imtihanın içine düşüyor. Adım adım geziyor. Her dükkâna bakıyor, her gölgeye soruyor. Kolay mı? Hicret etmişler… Yerini yurdunu bırakmışlar. Mülk yok, bahçe yok, stok yok. Bir nar dediğin, bugün market rafında duruyor sanırsın. O gün nar, zenginliğin dili; yoksulluğun ise yalnızca kokusunu bildiği bir şey. Ali buluyor. Zor bela. Bir nar. Bir tek nar. Bir tek… ama içinde bir kâinat saklı. Ve eve dönerken, yolun üzerine bir yaşlı nene düşüyor. Yaşlılık değil bu; ihtiyacın yüzü. Bir dilenci… ama aslında o gün imtihanın kendisi. Ali soruyor: “Ne istiyorsun?” Nene diyor ki: “Keşke bir nar olsaydı…” Bak buraya. İşte o an, insanın içindeki iki kapı açılır. Bir kapıda ev var. İçeride hamile bir eş. Canı nar çekmiş. Bir kapıda anne var; Fatıma… Peygamber’in kızı. Bir kapıda evin sessizliği var; iftarın yaklaşan vakti var. Öteki kapıda yol var. Sokak var. Açlık var. Yaşlı bir el var. Bir “keşke” var. Ve o “keşke”nin içinde Allah’ın terazisi var. Ali’nin cebinde bir tek nar. O nar, evin hakkı gibi duruyor. Ama Ali’nin kalbi, hakkı yalnız evin içine hapsetmiyor. Ali o an şunu biliyor: Rızık, sahip olunca değil; verince anlaşılır. Ve Ali o narı neneye veriyor. Eli boş kalıyor. Ve eve eli boş dönmek, bazen dışarıda boş kalmaktan daha ağırdır. Çünkü dışarıda fakirsindir; içeride mahcupsundur. Ali’nin canı sıkılıyor. Kırılmıyor; ama sarsılıyor. Bir köşeye oturuyor. Düşünün o hâli. Gözleri yerde. Omzunda bir yük. “Eşim istedi, ben getiremedim” demiyor belki. Ama insanın içinde bir cümle döner durur: “Acaba…” İşte o “acaba”, sarsıntının ilk titreşimidir. Hazreti Fatıma ise… Dikkat et. O “nar nerede?” demiyor. Sormuyor. Aramıyor. Hesap sormuyor. Çünkü evin içinde bir başka büyüklük var: Güven. Bir insan eşine güveniyorsa, soruyu boğazına dizmez. Çünkü biliyor: Ali’nin eli boş geldiyse, kalbi dolu gelmiştir. Ali’nin eli boş geldiyse, bir yerlerde bir yoksul doymuştur. Bir nene dua etmiştir. Bir “keşke” karşılık bulmuştur. Ve tam o sırada, aynı gün, aynı vakit… Bir sahabi —nar bahçeleri olan, zengin bir sahabi— Peygamber Efendimiz’e bir çuval kadar nar hediye gönderiyor. Bak Allah’ın iknâsına. Bak Allah’ın düzenine. Bak görünmez hesap defterine. Efendimiz o narları bölüştürüyor yakınlarına. Hazreti Fatıma’ya on tane düşüyor. İki sahabeye diyor: “Bunu Ali’nin evine götürün.” Yolda giderken sahabiler konuşuyor. Hazreti Ali hakkında söylenen sözleri hatırlıyorlar. “Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır” rivayeti dillerinde. Ali’nin ilhamını, firasetini, velayetini konuşuyorlar. Sonra içlerinden bir şeytan gülüyor: “Birini saklayalım. Bakalım bilecek mi?” Dokuz tanesini götürüyorlar. Kapı açılıyor. Ev küçük. Evin içinde büyüklük var. Ali bakıyor. Ve diyor ki: “Bu on tane olmayacak mıydı?” İşte sarsıntı burada büyür. Çünkü bu cümle, sadece “bir nar eksik” cümlesi değildir. Bu cümle, Allah’ın hesabını bilen bir insanın cümlesidir. Sahabiler şaşırıyor: “Ya Ali, nereden bildin?” Ali diyor ki: “Keramet değil. Allah Bakara’da demiyor mu… Bir verene on verir. Ben bugün birine bir nar verdim. Biliyordum on tane gelecek bana. Onun için dedim: Bir tanesi nerede?” Bu kıssa burada bitiyor sanan yanılır. Çünkü bu kıssa, narın hikâyesi değil. Bu kıssa, vermenin hakikati. Bu kıssa, infakın tokadı. Bu kıssa, rızkın matematiği. Ve bu kıssa, bugün evinde fazlayı saklayan, sofrayı büyütmeyen, açlığı uzaktan izleyen herkese bir soru sorar: Sen kaç nar verdin? Ve kaç nar bekliyorsun? Bak, burada “cennet hesabı” diye romantik bir masal anlatmıyorum. HİÇ sertliğiyle konuşacağım: Bu ümmetin derdi, duygusal konuşup sonra hiçbir şey yapmamaktır. Bu ümmetin derdi, “ah vah” deyip sonra rahat uyumaktır. Bu ümmetin derdi, “ben dua ettim, yeter” diyerek sorumluluktan kaçmaktır. Hayır. Dua güzeldir. Ama dua, elini bağlamak için değil, elini açmak içindir. Dua, yardımı ertelemek için değil, yardımı büyütmek içindir. Hazreti Ali o gün bir nar verdi. Bir nar… küçücük bir şey gibi durur. Ama o nar, Allah katında bir ölçüye döndü. Çünkü Ali, fakirliği bahane etmedi. “Ben de açım” demedi. “Evde hamile eşim var” demedi. “İftar yaklaştı” demedi. Dediği tek şey şuydu: “Yolda bir ihtiyaç gördüm.” Ve verdi. Şimdi kendine sor. Biz ne yapıyoruz? Bugün Medine’nin sokaklarında dolaşmıyoruz belki. Ama Medine’nin sokakları bugün dünyanın her yerinde. Bugün “yaşlı nene” bazen bir yetimdir. Bazen bir kimsesizdir. Bazen bir muhacirdir. Bazen bir hastadır. Bazen de… Gazze’dir. Gazze… Adını duyunca bile kalbinin bir tarafı sıkışmıyorsa, Allah’tan kork. Çünkü Gazze, sadece bir şehir değil. Gazze, imanın turnusol kâğıdı. Gazze, “ben Müslümanım” diyenin cümlesini test eden bir ateş. Gazze, açlığın adıdır. Gazze, yıkımın adıdır. Gazze, bir çocuğun gökyüzüne bakıp “bugün hangi bomba düşecek” diye düşünmesidir. Gazze, bir annenin evladını toprağa koyarken “Rabbim, beni sabit kıl” diye titremesidir. Gazze, bir babanın eli boş dönmesidir. Ali’mizin eli boş dönmesi bir anlık mahcubiyetti; Gazze’de eli boş dönmek, hayatın her günü. Ve işte burada kıssa, bugüne çarpar. Sert çarpar. Çünkü biz, Gazze’yi izlerken çoğu zaman bir şey yapmıyoruz. Bir ekran kaydırıyoruz. Bir video izliyoruz. Bir iki cümle yazıyoruz. Sonra çayımızı alıp oturuyoruz. Bu mu? Bu mu ümmet? Bu mu Ali’nin kapısından geçmek? Ali’nin kapısından geçmek, sadece “Ali’yi sevmek” cümlesi değildir. Ali’nin kapısından geçmek, Ali’nin yaptığı gibi vermektir. Ali’nin kapısından geçmek, elinde bir tek nar varken bile “bu nar benim değil” diyebilmektir. “Benim param yok” deme. Ali’nin de malı yoktu. “Benim gücüm yetmez” deme. Ali’nin de gücü, yalnızca Allah’a dayanan bir kalpti. “Benim bir narım bile yok” deme. Bugün senin narın bazen bir ekmektir, bazen bir battaniyedir, bazen bir ilaçtır, bazen bir kumanya kolisidir, bazen bir bağıştır, bazen bir paylaşımınla birine kapı açmaktır. Ama işin en sert tarafını söyleyeyim: İnsanın narı bazen vaktidir. Bazen konforudur. Bazen alışkanlığıdır. Bazen sigaraya verdiği paradır. Bazen lüks harcamasıdır. Bazen “bir şey olmaz” dediği küçük israflardır. Bakara’daki mantık, Ali’nin dilinden bize şunu öğretir: Veren, eksilmez. Vermeyen, çürür. Ve Allah’ın “on kat” vaadi, “kolay zengin ol” masalı değil; cimriliğin belini kıran bir ilahi kuraldır. Şimdi tefekküre gel. Narın tanelerini düşün. Nar bir meyve değildir sadece; nar, bir mesajdır: Tane tane. Rızık tane tane gelir. Bereket tane tane büyür. İyilik tane tane çoğalır. Bir narın içindeki yüzlerce taneyi kim saydı? Kim dizdi? Kim korudu? Allah. Sen bir nar verirsin, Allah onu bir çuvala çevirir. Sen bir lokma verirsin, Allah onu bir sofra yapar. Sen bir adım atarsın, Allah onu bir yol yapar. Ama dikkat et: Allah’ın hesabı, niyetle kilitlenir. Ali narı verirken gösteriş yapmadı. Fatıma “nar nerede” diye baskı kurmadı. Evde kavga çıkmadı. Evde “haklılık” savaşı olmadı. Çünkü orası, Peygamber’in eviydi; ama daha önemlisi: imanın eviydi. Şimdi kendi evine bak. Evinin içinde hangi cümleler dönüyor? “Benim hakkım…” mı? “Ben bunu istedim…” mi? “Sen niye getirmedin…” mi? “Benim param…” mı? “Benim keyfim…” mi? Bu cümleler çoğaldıkça, bereket azalır. Bereket, paranın miktarıyla değil; kalbin yönüyle artar. Bereket, “ben”in azaldığı yerde çoğalır. Bereket, “biz”in büyüdüğü yerde gelir. Şahlanış buradan başlar. Şahlanış, “daha çok kazanacağım” cümlesi değildir. Şahlanış, “daha çok vereceğim” cümlesidir. Çünkü Ali’nin büyüklüğü, kılıcından önce infakındadır. Ali’nin aslanlığı, meydandan önce yolda başlar. Yaşlı nenenin önünde başlar. Küçük bir narın önünde başlar. Bugün de aslanlık, ekran başında slogan atmak değildir. Bugün de aslanlık, bir çocuğun üşüdüğünü bilip üstüne bir şey göndermektir. Bugün de aslanlık, bir annenin “keşke”sini duyup ona bir cevap olmaktır. Bugün de aslanlık, Gazze’nin “keşke”sini duymaktır. Gazze’nin “keşke”si ne biliyor musun? “Keşke bir kapı açılsa.” “Keşke bir tır gelse.” “Keşke bir ilaç girse.” “Keşke bir çocuk doysa.” “Keşke bir gece bombalar susa.” “Keşke bir dünya vicdanını hatırlasa.” Ve biz… Biz bu “keşke”yi duyunca ne yapıyoruz? HİÇ sertliğiyle söylüyorum: Sadece üzülüyorsan, bu yetmez. Sadece konuşuyorsan, bu yetmez. Sadece paylaşım yapıyorsan, bu da yetmez — ama hiç yoktan iyidir. Asıl olan: hareket. Ali hareket etti. Medine’nin içine düştü, aradı, buldu, verdi. Ali’nin hareketi, rızkı çekti. Peygamber’e nar geldi. Fatıma’ya pay düştü. Ali’ye eve geldi. Ve “bir tanesi nerede?” cümlesiyle, Allah’ın matematiğini gösterdi. Şimdi sen de hareket edeceksin. Hareket, bazen bir koliyi hazırlamaktır. Bazen birini arayıp “benim payım var” demektir. Bazen de kendi evinde, kendi çocuklarına infakı öğretmektir. Çünkü infak, sadece para değil; nesil terbiyesidir. Bir çocuk babasını cimri görürse, büyüyünce merhameti öğrenemez. Bir çocuk annesini paylaşırken görürse, büyüyünce dünyayı değiştirir. Bak, biz çok konuşuyoruz. Ama konuşan çok, yapan az. Bunun cezası da dünyada gelir: bereketsizlik. Sofra kurulur ama doygunluk gelmez. Para kazanılır ama huzur gelmez. Ev alınır ama sıcaklık gelmez. Çünkü bereket, “bir nar”ın sırrındadır. Bakın üstadım... Gazze bugün, dünyanın en çıplak gerçeğidir: Açlık, soğuk, yıkım, yetimlik, yalnızlık. Ve bir de şunu unutma: Gazze, sadece fiziksel bir kuşatma değil; vicdan kuşatmasıdır. Kimin vicdanı kuşatılmışsa, Gazze’yi “haber” gibi izler. Kimin vicdanı açıksa, Gazze’yi “emanet” gibi taşır. İşte bu kıssa, bize şunu emreder: Gazze için elinde “bir nar” varsa, onu saklama. Elinde bir lokma varsa, onu küçümseme. Elinde bir imkan varsa, onu erteleme. Çünkü Allah’ın hesabı, senin korkularından büyük. “Ben verince eksilirim” diyorsan, sen hâlâ dünya hesabındasın. Ali, Allah hesabındaydı. Ali, “verince gelir”i biliyordu. Ali, “bir verene on”u sadece ayet diye değil, hayat diye biliyordu. Gazze bugün bir yaşlı nenedir. Yolunun ortasında duruyor. Elini uzatıyor. Ve diyor ki: “Keşke bir nar olsaydı…” Sen, Ali gibi davranacak mısın? Yoksa narı evine saklayıp, sonra vicdanının köşesine oturup canı sıkılanlardan mı olacaksın? Ali, canı sıkıla sıkıla da olsa verdi. Ama Allah onu utandırmadı. Allah Fatıma’yı utandırmadı. Allah o evi bereketle doldurdu. Şimdi sıra sende. Bir nar ver. Bir lokma ver. Bir paket ver. Bir kumanya ver. Bir dua ver — ama duayla birlikte bir adım ver. Çünkü Gazze’de dua tek başına ısınmıyor. Gazze’de dua tek başına doymuyor. Dua, elinle birleşince dua olur. Dua, hareketle birleşince dua olur. Ve unutma: Allah’ın hesabında “bir nar” küçücük değildir. Allah’ın hesabında “bir nar” bazen bir çuval nar olur. Allah’ın hesabında “bir nar” bazen bir ümmetin ayağa kalkışı olur. Bugün bir nar ver ki, yarın Allah sana sadece nar değil, onur getirsin. Bugün bir nar ver ki, yarın çocuklarının yüzüne bakabilesin. Bugün bir nar ver ki, yarın Gazze’nin çocukları “dünya bizi unuttu” demesin. Bu kıssa, bir meyve kıssası değil. Bu kıssa, imanın sert gerçeği. Ve bu gerçeğin kapısında Hazreti Ali var. Kapı orada. Kapıdan geçmek isteyen, bugün bir nar bulur. Bulamazsa da dert değil: Niyetini bulur, elini uzatır, verir. Allah bizi, narı saklayanlardan değil; narı verenlerden eylesin. Allah bizi, “keşke”yi duymayanlardan değil; “keşke”ye cevap olanlardan eylesin. Allah bizi, Gazze’yi izleyenlerden değil; Gazze’ye yük olanlardan değil; Gazze’ye umut olanlardan eylesin. Ve şimdi... Ya Rabbi, bizim içimizdeki cimriliği kır. Ya Rabbi, bizim içimizdeki korkuyu sök. Ya Rabbi, bizim elimizi aç. Gazze’nin sofrasına bir lokma, soğuğuna bir battaniye, yarasına bir merhem, yetimine bir şefkat gönder. Bizi, Ali’nin kapısında süründürme; kapıdan geçir, nasip ver, şeref ver. Ve bize öyle bir infak nasip et ki; yarın huzuruna geldiğimizde, bir narın taneleri gibi tek tek iyiliklerimiz dökülsün önümüze. Amin.
Türkçe
91
267
967
35.5K
Ahmet احمد
Ahmet احمد@AHMET386_·
@MeirMasri Erdoğan boşuna ateşle oynamaz,o ne yaptiğini iyi bilir, şayet o ateşle oynuyorsa düşman yanmaya hazir olsun!!! sizleri temin ederim ki yanacaksiniz ülen...
Türkçe
0
0
0
14
Ahmet احمد retweetledi
Tülin صنيي بتول 🇵🇸 🇹🇷
Etrafınızdakilerin kalbini kırmayacak kadar onlara karşı, onlara kırılmayacak kadar kendinize karşı merhametli olunuz. İslâmiyetin izzetini koruyacak kadar vakarlı, müslümanların izzetini koruyacak kadar merhametli olunuz. Çünkü İslam sevgi dinidir.
Türkçe
0
1
2
69
Tanju ÖZCAN
Tanju ÖZCAN@tanjuozcanchp·
Bu facia başka bir ülkede yaşansaydı, o ülkenin yönetimi istifa ederdi. Bizim yönetim ise doğal yollarla vefat eden Suudi Kralı için millî yas ilan ederken, 20 askerimizin şehit olduğu bu facia karşısında yalnızca başsağlığı dilemekle yetiniyor! Biz Bolu Belediyesi olarak, bu şüpheli faciada şehit olan askerlerimizin manevi hatırası karşısında Bolu’da 3 günlük millî yas ilan edip Türk bayraklarımızı yarıya indirdik.
Türkçe
2.5K
4K
30.9K
631.3K
Ahmet احمد
Ahmet احمد@AHMET386_·
@TurkishIDF O guvenliği israil çoktan kaybetti her yere kuduz köpek gibi saldirarak..
Türkçe
0
0
1
40
IDF Türkçe
IDF Türkçe@TurkishIDF·
İsrail askerleri ülkenin güvenliği için tüm cephelerde görev yapıyor. İsrail’in güvenliğini her yerde koruyoruz. 🇮🇱💪
IDF Türkçe tweet mediaIDF Türkçe tweet mediaIDF Türkçe tweet media
Türkçe
117
10
136
10.7K
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Küçük bir aradan sonra yeniden buradayız. Paylaşımlar, analizler, şifreler kaldığı yerden devam edecek. Destek şart... Yorumlar, etkileşim, RT’ler — hepsi önemli. Hadi yeniden başlıyoruz.
Türkçe
218
250
1.2K
23.8K
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
TÜRKİYE, Körfez’i kıskaç altına aldı. Neden mi? Türkiye’nin Körfez hattında; enerji + ticaret + güvenlik üçlü kilidi oluşturdu. Bu dönem dünyanın nefes borusu: Basra - Kızıldeniz - Akdeniz üçgeni. Türkiye burayı kıskaç yaptı. Herkes gördü, kimse söyleyemiyor. Bir anda savaş çıksa: 🚫 Enerji akışı duracak 🚫 Ticaret yolları kilitlenecek 🚫 Askerî konuşlanmalar boşa düşecek Batı susuz Rusya nefessiz ABD enerjisiz kalır. İşte bu yüzden tüm gözler Ankara’da… Hamle sırası bizde. Biz “haritaya değil, oyuna bakıyoruz.” Türkiye; 3 kıtanın kilidini elinde tutuyor. Sessiz ama çok etkili… Daha başlamadık bile. 🇹🇷 Şu an sadece siyasiler ile ilerliyoruz.
Türkçe
93
354
1.3K
27.6K
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
TÜRKİYE’NİN HAMLESİ İSRAİL’İ VURDU Gazze’de dökülen kanın hesabı sadece sahada değil, ekonomide de soruluyor. Türkiye’nin ticaret yasağı kararı, ilk büyük sonuçlardan birini ortaya çıkardı: 🔻 İsrailli çelik devi Shaul Gueta battı. ❌ 32 milyon doları aşan borç ❌ Kayyum atandı ❌ Çelik hatları durdu Bu yalnızca başlangıç… Türkiye susuyor, konuşmuyor… Ama damarı sıkıyor. Sessizlik; stratejik. Her yasak, İsrail ekonomisinin can damarına işlenmiş derin bir kesik. Sandılar ki sadece diplomasi… Sanıyorlar ki sadece söz… Hayır! Türkiye, hem sofradan hem limandan hem pazardan savaşı yönetiyor. İsrail şunu öğrenecek: Gazze’ye her bomba, İsrail’in ekonomisine bir yıkım olarak dönecek. Bu bir uyarı değil… Başlangıç.
Türkçe
77
298
1.2K
23.4K
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
SUMUD FİLOSU süper bir taktikle ablukayı deldi. Hepsi rehin alındı. Yardım malzemeleri ulaşmadı. Ama Gazze ablukası 50 balıkçı gemisi ve 450 yiğit tarafından delindi. İsrail’in gücü dünyayı yönetmesinden geliyor; bu gerçek. İsrail’in görünür gücü siyaset, ekonomi, medya ve lobicilik ağlarından kaynaklanıyor. Ama şunu unutmayın: bir ağ ne kadar sağlam görünürse gözüksün, meşruiyetini, itibarını ve ekonomik temellerini kaybettiği anda çöker. Para ve nüfuzla örülen güç, hakikatin ve uluslararası vicdanın baskısı altında erir. Ekonomik izolasyon, diplomatik yalnızlaşma, medya ve hukuki zeminlerin ifşa olması — bunlar bir gücü içten çürütür. Bizim yöntremiz bellidir: Hakikati haykırmak, Mazluma el uzatmak, Hukuki ve diplomatik yolları zorlamak, Ekonomik tercihlerle baskı kurmak, Milletçe birlik olmak, dua ve sabırla süreci yürütmektir. Kur’an bize sabrı, adaleti, mazluma yardım etmeyi emreder. Biz de bu emre göre yürürüz. Zulme karşı çıkanı küçük görmeyin; hakkın sesi birikir, vakti gelince neticeyi getirir. Rabbim! Mazlumların yardımcısı ol; kalplerimize hikmet, sabır ve kuvvet ver. Biz sustuysak sebebi strateji; konuşuyorsak sebebi hak ve merhamettir.
Türkçe
65
268
1.2K
34.4K
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
🌍💰 Dünya artık yeni bir cephede: Ekonomi Savaşı! Bunu sizlere daha önce anlatmıştık... Şimdi artık son dakika haberleri olarak duyuyorsunuzdur. 📌 Bizim sayfamızda sıradan bilgiler değil, yarının manşetleri bugünden yazılıyor. 📌 Gördüğünüz her satır, geleceğin satır arasıdır. Takipte kalın. Çünkü ekonominin cephelerinde başlayan savaşın kodlarını buradan öğreneceksiniz. (telegram sayfamızda daha NET açıklamalar vardır.)
Derûn@Kehf_tekI_iz

Dünya artık yeni bir cephede: Ekonomi Savaşı Rus rezervlerine el konuluyor. ABD-Çin karşılıklı tarifelerle zincirleri kırıyor. Çin kritik maden ihracatını kısmaya devam ediyor. Merkez bankaları rekor altın topluyor. (Borsa ve altın için daha önce ne dediğimi hatırlayın) Bu sessiz bir savaş. Kurşun yok, tank yok — para, maden ve teknoloji silah. Türkiye... 2026’da enerji blokajı ve kritik maden ambargosu masada. Savunma üretiminde kullanılan germanyum, bor karbür, titanyum gibi girdiler için 2024’ten beri gizli stok programı yürütülüyor. Bu yüzden TUSAŞ ve ASELSAN’ın ithalat izinleri sessizce hızlandırıldı. Kimse konuşmuyor: 2025 sonu – 2026 başı, lojistik savaş yılı olacak. Cephe hattı: limanlar, enerji hatları, maden sahaları. 🇹🇷 Gerçek emir: Ekonomi hazırlığı değil, tedarik savaş planı başlattık! Çünkü bir sabah kalktığında fiyatlar değil, malın kendisi bulunamayacak.! Ama... TÜRKİYE’NİN HAMLELERİ TAM ZAMANINDA VE YERİNDEYDİYDİ.! Afrika’da kilometrelerce tarla aldık, yalnızca tarla değil stratejik gelecek satın aldık. Fransa, Almanya, İtalya, hatta Rusya sahadan silindi. Bugün o topraklarda yalnızca Türk bayrağı dalgalanıyor. Afrika’da ki tarlalarımızdan üretim topluyor, sessizce stok yapıyoruz. Buğday, mısır, pamuk, hatta kritik madenler… Bir sabah dünya açlıkla sınanırken, bizim ambarlarımız dolu olacak. Akdeniz ile Libya arasındaki güvenlik koridoru işte bu yüzden var. Sahil güvenlik hattımız, deniz üslerimiz, İHA’larımız… Hepsi bu zincirin bir halkası. Cibuti’den Trablus’a kadar uzanan Türk kalkanı nefes borumuzu koruyor. 📡 Bugün konuşulmuyor ama gerçek bu: Biz sadece Akdeniz’i değil, Afrika’dan Türkiye’ye uzanan tedarik zincirini güvenceye aldık. Dünya yeni bir ekonomik harbe hazırlanırken, bizim lojistik damarlarımız kesilemeyecek. Ve en önemlisi: Bu kez masaya oturmadık, masanın sahibi olduk. Sofra kurulduğunda, başköşeye Türk milleti oturacak.

Türkçe
31
137
614
17.8K
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
🚨 ÖNEMLİ DUYURU 🚨 Artık gökyüzü bizim kontrolümüzde! 🇹🇷 3 Türk İHA’sı Akdeniz semalarında İsrail’i gözetlemeye başladı: 🛰️ VATOZ21 🛰️ VATOZ22 🛰️ KOZAN65 📡 TB3’lerimiz ve Akıncılarımız, saniye saniye tüm hareketliliği ekrana taşıyor. 🌊 Akdeniz’e kıyısı olan tüm ülkeler, artık bizim radarımızda. Bu sadece bir uçuş değil… ⚡ Bu, Türk Devleti’nin gökyüzünde kurduğu mutlak hâkimiyetin ilanıdır. Sessizliğimiz strateji, gözlerimiz her yerde! — HİLAL’in İzinden 🌙🇹🇷
Derûn tweet media
Türkçe
81
321
1.3K
64.1K
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
🚨 DUYURU – ÖNEMLİ 🚨 🌊 Akdeniz’de sıcak gelişme! 🔻 SUMUD Filosu’nu durdurmak için bölgeye gelen Hindistan’a ait savaş gemisi, filoya yaklaşma esnasında kilitlendi ve geri çekilmek zorunda kaldı. 🎙️ Gemi komuta merkezinden alınan ses kayıtlarında, “Kontrolü sağlayamıyoruz!” ifadeleri net şekilde duyuluyor. 📡 Bu kayıtlar çok yakında yayınlanacak… ⚡ Akdeniz artık Türk gölgesinde. Hiçbir güç, hilalin izini silemeyecek. — HiLAL’in İzinden 🌙🇹🇷
Türkçe
170
449
2K
73.2K
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
İsrailoğulları ******* 1. Allah’ın nimeti ve onlarla yapılan sözleşme Bakara 40-47 “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun. Elinizdekini tasdik eden kitabıma (Kur’an’a) iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Benim ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Yalnız benden sakının. Hakkı batıla karıştırmayın. Bildiğiniz halde gerçeği gizlemeyin...” ******* 2. İsyan, nankörlük ve kalplerin katılaşması Bakara 61 “... Aşağılık ve yoksulluk damgası onlara vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar. Bu, Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri sebebiyledir. Çünkü onlar isyan ediyor ve haddi aşıyorlardı.” Bakara 74 “Sonra bundan sonra kalpleriniz yine katılaştı. Artık kalpleriniz taş gibi, hatta daha da katıdır...” ******* 3. İlk büyük bozgunculuk ve yıkılış İsra 4-5 “Biz Kitap’ta İsrailoğulları’na şu hükmü bildirdik: ‘Yeryüzünde mutlaka iki defa bozgunculuk çıkaracak ve çok büyük bir azgınlıkla böbürleneceksiniz.’ Bu ikisinden ilkinin zamanı geldiğinde üzerinize çok güçlü kullarımızı gönderdik; evlerin içinde bile sizi aradılar. Bu yerine getirilmiş bir vaad idi.” ******* 4. Yeniden yükseliş İsra 6 “Sonra onlara karşı size tekrar üstünlük verdik, mallar ve oğullarla sizi destekledik, toplumda sayınızı artırdık.” ******* 5. İkinci bozgunculuk ve yeniden yıkılış İsra 7 “Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz; kötülük yaparsanız yine kendinizedir. İkinci fesadın zamanı geldiğinde, yüzlerinizi kara etmek, Mescid’e ilk defa girdikleri gibi girmeleri ve ele geçirdiklerini yerle bir etmeleri için (yine kullarımızı üzerinize gönderdik).” ******* 6. Allah’ın laneti Maide 78-79 “İsrailoğullarından inkâr edenler, Davud’un ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, onların isyan etmeleri ve haddi aşmalarındandır. Onlar birbirlerini işledikleri günahlardan vazgeçirmiyorlardı. Ne kötüydü işledikleri şey!” ******* 7. Kıyamete kadar dağınıklık ve bela Araf 167 “Rabbin, kıyamet gününe kadar, onların üzerine, onlara en kötü azabı tattıracak kimseler göndereceğini bildirdi. Şüphesiz Rabbin, ceza vermede çabuktur. O, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” ******* 8. Nihai akıbet İsra 8 “Rabbinizin size merhamet etmesi umulur. Ama tekrar (bozgunculuğa) dönerseniz biz de döneriz. Biz cehennemi kâfirler için kuşatıcı kıldık.” ******* 📌 Sonuç Kur’an’a göre İsrailoğulları iki kez yeryüzünde fesat çıkaracak. İlki geçti, ikincisi ise Kur’an’ın ifadesiyle “yüzlerin kara olacağı, mescide girilip yıkılışın gerçekleşeceği” bir süreç olacak. Kıyamete kadar da sürekli bela, dağınıklık ve zillet içinde kalacaklar. Bu, Allah’ın değişmez vaadidir. ******* 📌 Sonuçtan Sonraki Hakikat Allah’ın kelamı açık: İsrailoğulları yeryüzünde iki defa fesat çıkaracak. Birincisi tarihe gömüldü. İkincisinin vakti ise şimdi yaşanıyor. Ve bu kez Allah’ın vaadi, onların en güçlü olduklarını sandıkları anda gerçekleşecek. Bugün ellerindeki teknoloji, silah, para, medya ve siyasî oyunlarla kibrin doruğuna çıktılar. Kudüs’ü işgal ettiler, masumları katlettiler, dünyayı kendi düzenlerine mahkûm etmek istediler. Ama Kur’an bize bildiriyor ki: “Eğer (fesada) dönerseniz, biz de döneriz. Biz cehennemi kâfirler için kuşatıcı kıldık.” (İsra 8) Demek ki Allah’ın planı hazır. Onlar dönüp tekrar fesada kalkıştıkça, Allah da azabıyla dönecek. Onların sonu; zillet, dağınıklık ve yok oluş olacak. Firavun’un denizde boğulduğu an gibi, Nemrut’un sinekle helak edildiği an gibi, Karun’un hazineleriyle birlikte yere gömüldüğü an gibi… Bugünkü Siyonist düzen de çökecek. Çünkü Allah, zalimleri en güçlü oldukları anda alçaltır. İsra Suresi’nin sırrı burada: Onların yüzleri kara olacak. Zalimliklerinin izleri yüzlerinde okunacak. Mescid’e girdikleri gibi bir gün yeniden girilecek; bu kez izzetle, bu kez adaletle. Ve Allah’ın kulları, onların ele geçirdiklerini darmadağın edecek. Kardeşim, bu bir siyasi öngörü değil, bu bir tarihî tespit değil, bu Allah’ın değişmez vaadi. Onların orduları varsa, Allah’ın orduları da var. Onların planı varsa, Allah’ın planı da var. Onların kalemleri, paraları, medyaları varsa, Allah’ın ayetleri, ümmetin duası ve direnişi var. Ve biz biliyoruz ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Zaten batıl, yok olmaya mahkûmdur.” (İsra 81) — HiLAL’in İzinden 🌙
Türkçe
98
319
1K
25.9K
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Gazze’de, “insani üs” adıyla Türk denetimli koridor kurulacak Bu koridor, sadece yardım hattı değil — egemenliğin yeni biçimi. Yıkımın ortasında doğacak bu yapı; insani, stratejik ve jeopolitik bir merkez olacak. Sahada silah değil, irade konuşacak. İsrail’in tüm hatları izlenirken, Türkiye’nin sahadaki varlığı artık görünür ama resmî olmayan bir çerçeveye oturacak. Gazze’deki bu üs, aynı zamanda Doğu Akdeniz enerji hattının güvenlik zırhı anlamına geliyor. Yani, yardım bahanesiyle denge yeniden kuruluyor. Bu sadece bir üs değil; yeni çağın ilk “vicdan bölgesi”. Ve bu kez, komutan emir vermiyor — vicdan sahaya iniyor.
Türkçe
92
317
1.3K
53.4K
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Bir yıl geçti… O zaman kimse bilmezdi. Biz yazdık… Devlet kuruldu. 📜 KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ. Bir karar değil, bir dönüm noktasıydı bu. Biz o gün sadece bir tweet atmadık; Bir çağın fısıltısını duyurduk. Devletin kalp atışını, Akdeniz’in dibinden dinledik. Kimse bilmiyordu… Ama biz biliyorduk. Çünkü biz — duyulmayanın içindeyiz. Akdeniz’de yeni bir çağ başladı. Sessizlik bizim dilimizdi, şimdi yankısı cihanı sarıyor.
Derûn tweet media
Türkçe
70
209
811
27.4K
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
2 yıl geçti...
Türkçe
44
222
747
13.2K
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
Esselâmu Aleyküm ey davanın neferleri… Ey nice zorlukta sabırla direnenler, ey sayılardan değil sadakatten güç alanlar… Bu satırlar size; sayıların değil, imanların konuştuğu o kutsal ırmaktan yazıldı. Zaman değişti, ama Talut’un nehri hâlâ akıyor… Ve biz, o suyun başında yine sınanıyoruz. Kur’an’da Talut, ordusuyla Calut’a yürüdü. Ama yolda bir nehir çıktı karşılarına. Emir açıktı: “Kim ondan içerse, benden değildir.” Ve o gün, ordunun üçte ikisi elendi. Susuzluktan değil; sabırsızlıktan… Dava değil, rahat seçildi. Bugün de sosyal medyada, meydan aynı. Bir kısmı suya koşar gibi destekten kaçar, bir kısmı paylaşmaktan korkar, bir kısmı “yeter ki adım karışmasın” der… Oysa zafer, hep o kalan azınlığa yazıldı. Bir dava sadece “beğeni” ile yürümez. Gerçek mücadele; paylaşmak, sahip çıkmak, ses olmakla olur. Bugün kim Talut’un safında kalırsa, yarın Calut’un karşısında dimdik durur. Bugün destek vermek; bir gönderiyi paylaşmak, bir kardeşin sesini duyurmak, bir mazlumun duasına omuz olmaktır. Nehrin başındayız dostum… İçmek mi, geçmek mi? Tercih zamanı. Biz eksilsek de davamız eksilmez. Biz yorulsak da Talut’un izinde yürüyenler vardır. Ve unutma: Her çağda bir Calut vardır, ama her çağda onu yenecek az da olsa bir topluluk da vardır. Bu yazıyı gören her kardeşim, bugün paylaşıyorsa —o “az”ın içindedir. Sessiz kalanlar çok olur, ama Allah hep “azın yanında”dır.
Türkçe
126
473
1.1K
25.1K
Ahmet احمد
Ahmet احمد@AHMET386_·
@Kehf_tekI_iz Kral 10 yildir seni takip ederim kaybetsem bile bir şekilde aklima gelirsin arar bulurum veya belkide kalbime ilham olunursunda arar bulurum.
Türkçe
0
0
1
17
Ahmet احمد retweetledi
Derûn
Derûn@Kehf_tekI_iz·
📌 GAZZE ANLAŞMASI ÜZERİNE Bugün farklı düşünenler var… Ama unutulmasın ki: 🩸 Gazze’de çocuklar ölürken, her anlaşma sadece kâğıt değildir; bir nefes, bir umut, bir çadır, bir ilaç demektir. Bazıları “neden imza attık?” diyor… Çünkü biz masaya oturmazsak, masayı başkaları kurar. Çünkü biz söz almazsak, başkaları karar verir. Anlaşma demek boyun eğmek değil, ⚡ Anlaşma demek sahada ve masada aynı anda var olmak demektir. 🇹🇷 Türk Devleti’nin imzası, sadece diplomasi değil; bir milletin kaleminde gizli duran kılıçtır. — HiLAL’in İzinden 🌙 Bu açıdan bakmanız dileği ile 👇
Derûn@Kehf_tekI_iz

Bir Anlaşma Kaybettirir Gibi Göründüğünde… Hudeybiye’yi hatırla...! Oda sessizdi... Dışarıda kalabalık, sloganlar atıyor, bayraklar dalgalanıyordu. İçeride ise iki adam, birbirine bakmadan oturuyordu. Önlerinde kalın dosyalar, her sayfada bir mühür yeri, kenarda hazır bekleyen kalemler. Masanın ortasında, haritalar… Kırmızı çizgiler, noktalı hatlar, sınır taşları… Ve o çizgilerin ardında nice şehidin kanı, nice annenin gözyaşı, nice çocuğun yetimliği vardı. O an, ekran başında milyonlar izliyordu. Kimi yumruklarını sıkmış, kimi sessizce dua ediyordu. Bazıları “ihanet” dedi, bazıları “gereklilik”… Ama herkes aynı şeyi hissediyordu: Bu imza ya zaferi getirecek ya felaketi. Esselamu Aleyküm kardeşlerim… O masa, bana 1.400 yıl önceki bir başka masayı hatırlattı. O masada da kâğıtlar vardı, imzalar atıldı. Dışarıda bekleyenler öfkeliydi, ağlıyordu, hatta kimi “Bu bir hezimettir” diyordu. Ama yıllar sonra anlaşıldı ki, o imza düşmanı bitiren, ümmeti yücelten en büyük zaferin başlangıcıydı. O masa, Hudeybiye’ydi. *** Kardeşlerim… Bugün Karabağ’ın haritaları da aynı şekilde masaya konuluyor. O haritalarda sadece çizgiler yok; her çizgi bir mezar taşı, her nokta bir kurşun yarası, her renk bir annenin gözyaşı demek. O masada imza atılırken halkın bir kısmı “bu masa bizim sonumuz” diyor, bir kısmı “bu masa bizim yeniden doğuşumuz” diye fısıldıyor. Devlet aklı bazen halka acı gelir. Çünkü halk, bugünü görür; devlet yarını… Hudeybiye’de de böyle olmuştu. Mekke müşrikleriyle yapılan anlaşma, görünürde bir geri adım gibiydi; ama o geri adım, İslam’ın en büyük sıçrayışına zemin hazırladı. *** Kardeşlerim… Siz bakmayın kimin ne söylediğine… Kimse bir şey bilmiyor. Herkes, haberlerde gördüğünü kendi kafasına göre yorumluyor. Olan biteni anlamak için manşete değil, perde arkasına bakmak gerekir. Çünkü gerçek, ekranda değil dosyalarda yazılıdır. O dosyalardan biri Hicretin 6. yılında yazılmıştı. Gerçek, manşette değil; o mühürlü satırlarda saklı. *** Hicretin 6. yılı… Bedir’in sevinci, Uhud’un yarası, Hendek’in kuşatması geride kalmıştı. Medine artık güçlü bir şehir devleti olmuştu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir rüya gördü: ihramlı halde sahabesiyle birlikte Kâbe’ye giriyor. Bu rüya, vahiy ile teyit edilmişti. Bu haber sahabeyi heyecanlandırdı. Çünkü Mekke’den ayrılıp Medine’ye göç edenlerin çoğu, yıllardır Kâbe’yi görememişti. Analar babalar, evlatlar, çocukluk sokaklarını bırakıp gelmişti. Hazırlık başladı. Silahlar sadece yol güvenliği için alınmıştı. Yanlarında kurbanlık develer, ihram elbiseleri, yüreklerinde dua… Mekke bu haberi alınca panikledi. Onlar biliyordu: Muhammed (s.a.v.) silahsız hâlde Kâbe’ye girerse, bütün Arap kabileleri onun haklı olduğuna inanacak ve Kureyş’in siyasi otoritesi çökecekti. Kureyş, Mekke girişlerini tuttu, yolları kapattı. Müslümanlar Hudeybiye mevkiinde durduruldu. Görüşmeler ve Maddeler Günlerce süren görüşmeler sonunda tarihin en tartışmalı maddeleri yazıldı: Bu yıl Kâbe’ye girilmeyecek, gelecek yıl 3 günlüğüne girilecek. Mekke’den Medine’ye sığınan Müslümanlar iade edilecek; ama Medine’den Mekke’ye gidenler geri verilmeyecek. On yıl boyunca savaş olmayacak. Bu maddeler okunduğunda sahabenin kalbi kırıldı. Hz. Ömer, gözyaşları içinde: “Ya Resûlallah, biz hak üzere değil miyiz? Neden bu zilleti kabul ediyoruz?” Onlara göre bu anlaşma, gururu kırılmış, elleri bağlanmış bir metindi. Ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gülümsüyordu. Çünkü o, düşmanın göremediğini görüyordu. On yıl savaşmama maddesi, İslam’ın mesajının özgürce yayılmasını sağladı. Müşriklerin iade şartı kısa sürede kendi aleyhlerine döndü. Medine’ye ulaşamayan mühtediler, Mekke’nin ticaret yollarını kesen gruplar kurdu. Mekke’nin ticari hayatı çökmeye başladı. Hudeybiye’den iki yıl sonra Müslümanların sayısı birkaç katına çıktı. Fetih Suresi indi: “Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik…” (Fetih 1) Ve Mekke, Hudeybiye’nin açtığı kapıdan giren ordunun önünde teslim oldu. Anlaşma imzalandıktan sonra Hudeybiye’de garip bir sessizlik vardı. Sahabenin bakışları yerdeydi. Kimi elindeki ihramın ucunu sıkıyor, kimi kurbanlık devenin ipini sinirle çekiyordu. O güne kadar her savaşta “Biz Allah’ın yardımındayız” diyerek coşmuş olan o yiğitler, şimdi ilk kez “kaybettik” hissiyle yutkunuyordu. Hz. Ömer, Efendimiz’e gelip soruyor: “Ya Resûlallah, sen bize ‘Kâbe’ye gideceğiz’ demedin mi?” Efendimiz, sükûnetle cevap veriyor: “Evet, dedim. Ama bu yıl değil…” Bu cevap, her şeyi özetliyordu. Bazen Allah’ın vaadi hemen gerçekleşmez; önce sabırla sınar. Mekke müşrikleri, anlaşma sonrası rahatlamıştı. Onlar, Muhammed’in geri adım attığını sandılar. Oysa bu rahatlama, onların gafletini artıracaktı. Savaşmama maddesi, Medine’nin hem güçlenmesine hem de İslam’ın davetinin serbestçe yayılmasına zemin hazırladı. Anlaşmanın ardından sadece iki yıl içinde: Müslüman olanların sayısı, Hudeybiye’ye kadar geçen tüm yıllardan daha fazla oldu. Mekke’nin ticaret yolları tehlikeye girdi. Mekke içinde İslam’a sempati arttı. Hudeybiye, görünürde geri adım, özde ileri hamleydi. Kardeşlerim… Hudeybiye’nin mantığı, Türk devletlerinin tarihinde defalarca görüldü: Osmanlı – Zitvatorok (1606) Görünürde padişah eşit unvan kabul etti, ama bu anlaşma doğuda güç toplamaya ve İran’a yönelmeye fırsat verdi. Selçuklu – Bizans Barışları Alp Arslan, Malazgirt öncesi Bizans’la yaptığı geçici barışla ordusunu toparladı, sonra büyük zaferi kazandı. Cumhuriyet – Mudanya Mütarekesi İstanbul’a girmemek kayıp gibi görünse de Lozan’a giden diplomatik zemini kurdu. Modern Bağlantı: Azerbaycan–Ermenistan Karabağ Savaşı sonrası masaya oturmak, birçok Azerbaycanlı için ağır geldi. “Şehit kanı yerde kalır mı?” sorusu yükseldi. Ama bu masa, Azerbaycan’a zaman kazandırıyor, gücünü pekiştiriyor, teknolojisini yeniliyor. Ermenistan, farkında olmadan kendi teslimiyet senaryosunu imzalıyor. Hudeybiye’de olduğu gibi, devlet aklı bazen görünürde taviz verir; ama bu taviz, düşmanın rahatlayıp kontrolünü kaybetmesi için atılmış bir yemdir. Olası İsrail Anlaşması içinde bu geçerli... Yarın Türkiye ile İsrail arasında görünürde taviz gibi görünen bir anlaşma yapılsa, Hudeybiye gözlüğüyle okumak gerekir. Devlet, düşmanı gevşetip, asıl darbeyi vakti geldiğinde vuracak.! Kardeşlerim… Hudeybiye, bize şunu öğretiyor: Bir adım geri çekilmek, yüz adım ilerlemenin yolunu açabilir. Kâğıtta kayıp görünen şey, tarihin defterine zafer olarak yazılabilir. Millet ağlarken, devlet aklı gülümseyebilir; çünkü o, yıllar sonrasını görür. Hudeybiye Anlaşması’ndan sonra Müslümanlar, o anlaşmanın verdiği nefes alma fırsatını sonuna kadar kullandı. Medine’nin iç güvenliği sağlandı. Çevre kabilelerle barış ve ittifak anlaşmaları yapıldı. İslam daveti serbestçe yayıldı; Hudeybiye’ye kadar geçen 19 yılın toplamından daha fazla insan iki yıl içinde Müslüman oldu. Bu süreçte, Mekke müşrikleri kendi iç çekişmeleriyle uğraşıyor, ticaret yollarındaki saldırılarla zayıflıyordu. Hudeybiye’nin “görünürde taviz” maddeleri, onları içeriden çürütüyordu. *** Hicretin 8. yılında, Mekke’yle müttefik bir kabile anlaşmayı bozdu. Bu, Müslümanların harekete geçmesi için meşru gerekçeydi. 10.000 kişilik İslam ordusu, Mekke üzerine yürüdü. Hudeybiye’de gözyaşlarıyla geri dönen sahabe, bu kez Allah’ın evi Kâbe’nin kapılarından gür adımlarla girdi. Mekke tek bir kılıç darbesi olmadan teslim oldu. Hudeybiye’de ağlayan gözler, Mekke fethinde secdeye kapanıp şükür gözyaşları döktü. Kardeşlerim… Hudeybiye bize şunu öğretti: Stratejik sabır, anlık öfkeden üstündür. Düşmanı rahatlatmak, bazen onu kendi tuzağına düşürmenin en kolay yoludur. Görünürde taviz, gerçekte ölümcül bir hamlenin hazırlığı olabilir. Osmanlı’nın, Selçuklu’nun ve Cumhuriyet’in stratejik anlaşmaları hep bu mantıkla şekillendi. Bugün Azerbaycan–Ermenistan masası, Hudeybiye’nin modern bir yansımasıdır. Düşmanı oyalamak, zaman kazanmak, güç toplamak… Ve vakti geldiğinde hamle yapmak. Aynı mantıkla, olası bir Türkiye–İsrail anlaşması da bu gözle okunmalı: Düşmanı gevşetip beklenmedik anda harekete geçmek. Hudeybiye’de geri dönenlerin yüreği nasıl yanmışsa, bugün de bazı anlaşmalarda yürekler yanabilir. Ama unutma ki, Allah’ın planı bizim gördüğümüzden büyüktür. “Belki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır; Belki sevdiğiniz bir şey sizin için kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 216) Hudeybiye’de ağlayan sahabeler, iki yıl sonra Mekke’nin fatihleri oldu. Bugün ağlayan milletler, yarın kendi Mekke’sine girecek. Yeter ki sabır, iman ve strateji bir arada olsun. Kardeşlerim… Hudeybiye’de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yaptığı şeyin en kritik yönü şuydu: Düşman en güçlü olduğu an, sabırla geri adım atmak… ve o geri adımın, düşmanı farkında olmadan hazırlıksız yakalayacağı vakti beklemek. Bugün Gazze’de yaşananlar da buna benzemiyor mu? Sokakta öfke var, yürekler kanıyor, herkes “Hemen hamle yapalım!” diyor. Ama devlet aklı bazen, en yakıcı anda bile elini tetikten çekip bekler. Çünkü bilir ki, her şeyin bir vakti vardır. Gazze meselesinde biz hemen masaya yumruk vurmadık. Hemen askeri adım atmadık. Hemen sert diplomatik çıkış yapmadık. Çünkü biliyoruz ki, bu mesele günü kurtarma değil, çağı değiştirme meselesidir. Sabır, bazen düşmana umut verir; düşman bu umutla gevşer, hatalar yapar. Tıpkı Hudeybiye’de Mekke müşriklerinin “Muhammed geri adım attı” diye gevşemesi gibi… Ama tarih gördü ki, o gevşeme onların sonu oldu. Gazze’de de vakti geldiğinde, o masa devrilecek. O zaman, “Türkiye neden bekledi?” diye soranlar, cevabı sahada görecek. O cevap, haritada çizgilerle değil; özgürlüğe kavuşan topraklarla, zafer naraları atan halklarla verilecek. Hudeybiye’den Karabağ’a, Karabağ’dan Gazze’ye… Formül değişmez kardeşlerim. Sabır, hazırlık, tek hamlede bitiriş. Şimdi susuyoruz. Ama bu sessizlik, korkudan değil… Tufanın sessizliğidir. Ve tufan koptuğunda, dünya neden beklediğimizi anlayacak. Kardeşlerim... Ve bilsinler ki… Biz susuyorsak, bu korkudan değil; Biz bekliyorsak, bu unutkanlıktan değil. Sabır, bizim en keskin kılıcımızdır. Hudeybiye’de bekleyenler, Mekke’ye girip putları yıktı. Karabağ’da sabredenler, bir gecede haritayı değiştirdi. Gazze’de de sabredenler… vakti geldiğinde, denizi yarar gibi yollar açacak. O gün geldiğinde, Gök girer, kızıl çıkar… Toprak, hakkın rengine boyanır. Ve tarih, “Onlar beklediler… ama bir beklediler ki, vuruşları çağları değiştirdi” diye yazacak. Esselamu Aleyküm... #DerûnYazdı #KeyfteİzYazı #HudeybiyedenGazzeye #ZaferinSessizYürüyüşü #SabırHazırlıkVuruş #GökGirsinKızılÇıksın #DevletAklı #HudeybiyeRuhu

Türkçe
50
181
778
27.6K