

ali ayten
430 posts

@AcizanAli
Akademisyen, din psikolojisi uzmanı, öykü ve türkü sever...









Dergimizin yeni sayısı çıkmıştır. Nisan sayımızın ağır misafiri, yazın hayatında kırkıncı yılını geride bırakan şair ve yazar Kemal Sayar oldu. Muhit dergisi olarak emek ve eser sahiplerinin kıymetini yaşarken bilmeye gayret ediyoruz. Bereketli okumalar dileriz.








Ünlü psikolog Carl Gustav Jung, mektuplarında Sigmund Freud’la arasındaki ayrılığın nedenlerinden birinin, Freud’un “maddeci eğilimi ve dinsiz bakışı” olduğunu belirtir. Jung’a göre dinî tecrübe —kendi bir söyleşisinde ifade ettiği gibi— “kesin bir hakikatti.” Şöyle der: “Dinsel deneyimlerin insan ruhunu kurtarmaya, onu tamamlanma sürecine doğru ilerletmeye ve psikolojik dengesine ulaştırmaya muktedir olduğunu keşfettim.” “VOCATUS ATQUE NON VOCATUS, DEUS ADERIT…” Bu cümle, Jung’un evinin girişine kazıttığı bir sözdür. Anlamı: “Çağrılmış olsun ya da olmasın, Tanrı mevcuttur" Sürekli ilahî huzuru ifade eden bu söz, aslında Delfi Kehaneti’ne nispet edilen bir ifadeyi Erasmus’un çevirisinden alıntıdır. 1946’da gazeteci Emil Fischer kendisine bu sözü, neden evinin kapısına yerleştirdiğini ve bunun dünya görüşüyle bir ilgisi olup olmadığını sorduğunda Jung şöyle cevap verir: “Bu ifadede, ruhun ezelî hakikati saklıdır.” Ardından, gazeteci Georg Gerster 1961 yılında —Jung’un öldüğü yıl, 85 yaşındayken— aynı soruyu tekrar sordu ve ekledi: ‘Neden özellikle bu sözü seçtiniz?’ Jung şu cevabı verdi: “Bu, oldukça karmaşık bir hikâye. Tecrübelerimden şunu öğrendim: İnsan, nerede olursa olsun, bu tür dinî olgularla karşılaşır; ister kasıtlı olsun ister istemeden söylensin, onları ortaya çıkaran ani bir durum mutlaka vardır. Bir kimseyi derin bir hayret kapladığında veya sert bir sürprizle sarsıldığında hemen şu sözler dökülür: ‘Tanrım!’ ya da ‘Ya Allah!’ —ister Allah’a inansın, ister inanmasın. Bunlar insanın içinden kendiliğinden dökülen, Tanrı’nın adına sığınan istemsiz dinî ifadelerdir.”



