Ortalama büyük bir yağmur bulutunun ağırlığı 300-400 bin ton civarıdır. Bu kütlenin insan yapımı bir teknoloji ile ortaya çıkarılması ve yönlendirilmesi mümkün değildir. Aksini iddia etmek ağır geri zekâlılık belirtisidir.
Uzaya iki roket gönderdik diye ahmak insanoğlu kendisini çok güçlü, doğanın hakimi falan sanıyor.
Yok iklim kontrol merkezi falan varmış, yok savaş çıkınca chemtrails zinciri kırılmış falan.
Bunlar biraz da “bulut tohumlama” teknolojisinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor.
Yağmurun oluşumu için bulutların havadaki partiküllerle karşılaşması ve su buharının bu partiküllerin etrafında yoğunlaşması ve damlacıklara dönüşmesi gerekir. Bulut tohumlama denen işlem bulutlara gümüş iyodür ve benzeri tuzların püskürtülmesi ile bu “partiküllerin” artırılması ve yağmur oluşumunun hızlandırılması ilkesine dayanır. Bunda da elde edilen verim artışı %10-15 civarıdır. Bulut oluşturup “yağmur yaratmayı” sağlamaz.
Üzerimizdeki milyonlarca tonluk atmosferin kendi iç dinamiklerini “yönetebileceğini” sanmak ağır ahmaklıktır. Kimsenin öyle bir gücü yok, hiçbir zaman da olmayacak!
Olaya insan açısından bakarsak; eğer bir ülke böyle bir teknolojiye sahip olsaydı, emin olun düşmanına bir damla su vermez susuzluğa mahkum eder veya sellerle onu boğardı.
Bilim diye bir şey var kardeşim! Facebook’tan alınan bilgilerle bilim olmaz!
@Anlik_Analiz Uçağın kapağı açılacak ve bilmem kaç km yukarıda o basınçta adam dışarı uçmadan caddede yürürmüş gibi hareket edecek öyle mi? Ya gerçekten buna inanıyor musunuz? AI ile yapılan içeriklere inanmadak mı artık.
Kahramanmaraş’taki elim hadisenin tüm ülkeyi yasa boğduğu süreçte gırgır şamata dolu müzikali ertelemeyenler, bir izleyicinin ‘göremiyoruz’ tepkisi üzerine iptal etti.
4 bin liraya sattıkları koltuğun yerine plastik tabure koydular, salonun kapasitesi üzerinde satış yaptılar, ‘yasımız var, birkaç gün ertelesek’ diyenlerle dalga geçtiler, aldatıldığını düşünen izleyiciler tepki gösterince ayılıp bayıldılar.
9 gencimizin ve 1 öğretmenimizin acısını yüreklerinde hissetmediler, toplumun duygularını ticari heveslerine utanmadan sıkılmadan meze yaptılar.
Yeri geldiğinde mangalda kül bırakmazlar, gündemdeki cinayet veya şiddet olaylarında duyar kasarlar.
Utanmazlar.
Azıcık empati yapabilseydiniz acılara saygı duyar, gırgırınızı üç beş gün ertelerdiniz.
Ticari hevesiniz kursağınızda kalsın.
GENAR Araştırma İhsan Aktaş:
“ABD’de bir tren istasyonunda beklerken yanıma genç bir bayan yaklaştı.
İlk cümlesi, “Türk müsün?” oldu. “Evet” dedim. “Erdoğan’ı seviyor musun?” diye sordu.
Yüzünde o kadar derin bir nefret vardı ki, “Tahmin ettiğinden çok seviyorum” dedim.
Ben de ona, “Siyonist misin?” diye sordum. “Evet” dedi. Konuşmayı kesmedim ve “Sizin bir ülkenin cumhurbaşkanına bu kadar düşman olmanızın sebebi nedir?” diye sordum.
“Erdoğan siyaset sahnesine çıkana kadar dünyada İsrail aleyhine cümle kurulamazdı. Bu adam her yerde ve her zeminde o kadar İsrail aleyhine konuştu ki, İsrail’i eleştirmeyi sıradanlaştırdı” dedi.
Konuşmayı bitirmek için “Cumhurbaşkanımızı tanıyorum; sadece ben değil, bütün Türkiye Cumhurbaşkanını seviyor. Sizi dinledikten sonra daha çok seveceğiz” dedim ve ablayı nefretiyle yüz yüze bıraktım.”
@Ferhatarslandr@mahfildijital Hayatını,ülkesini,mesleğini borçlu olduğu insana hakaret etmek kimsenin haddi olamaz. Şikayet edilecek raddeye geldiyse sadece "sarhoş" dememiştir diye düşünüyorum. Bu arada öğretmen olduğu için umarım ve dilerim ki iftiradır.
@mahfildijital Ne olursa olsun ögretmene yapılamaz bu. Adam suç işlemiş ise suçla orantılı cezasını çeker. Bu ögrencileri ve aileleri daha iyi bir noktaya taşımaz. Aklı selim gerekir. Bu ülkede iki tribünde kan görmek isteyen köle romalılara benziyor. Rezillik
@justaysenz Eskiden Atatürk Havaalanına kaçak olarak getirildikleri ve kaçakçıların yakalanacaklarını anlayınca papağanları saldıklarını duyuyorduk. Yaklaşık 35 -40 yıldır Bakırköy civarında yaşarlar.
İlk gördüğümde rüya sanmıştım..
Belki bir şehir efsanesi; kesin kanıtı yok. Ama yıllardır anlatılan hikâye şöyle:
90’larda Baltalimanı açıklarında bir gemiden papağanlar kaçıyor ya da serbest bırakılıyor. Boğaz’ın iklimini, çınar ağaçlarını ve parklarını seviyorlar ve burada kalıyorlar.
Bugün martılarla, kargalarla ve diğer kuşlarla birlikte bizim Baltaliman Emirgan’da yaşıyorlar.
Belgeseli yapılacak kadar güzel bir hikâye.
#papağan
Cahil ile dost olma
İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez, üzülürsün
Saygısızla dost olma
Usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez, üzülürsün
Açgözlü ile dost olma
İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez, üzülürsün
Görgüsüzle dost olma
Yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez, üzülürsün
Kibirliyle dost olma
Hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez, üzülürsün.
Ukalayla dost olma
Çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur, üzülürsün.
Namertle dost olma
Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez, üzülürsün…
Daha ne deseydi yüce gönüllü Türk bilgemiz Şeyh Edebali!
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'ndan güzel bir analiz;
EĞER;
TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...
FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...
ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan SÜMER kültürü çıkar...
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...
Ama hiçbir şey okumazsan
sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın,
başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın,
seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirisini fark etmezsin bile...
12 adaları 1912’de verdik.....
Nerde mi?
Lozan şehrinin Ouchy semtinde.
Şu Lozanda adaları verdik diyip oku emrinden uzak güruhun meydanlarda Lozanda verdik deyip algı yaratması bundan!!
Araştırmayan halk da: “ulan savaşı kazandık- adaları verdik”e inandırıldı...
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.
Sene 1912, “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden 3 yıl sonra, yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.
Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.
Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.
Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915’de Londra'da İtalya'ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim...
Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve
12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir...
Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir...
Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
Bir hekim!!!!
Bir Çocuk Psikiyatristi, 1.5 milyon takipçili ( zaten amacı da bu)
Kadına, çocuğa ve hatta ünvanını başa ekleyerek tüm topluma ağır bir şiddet dili kullanıyor
Alkışlayanlar, takibi sürdürenler .. gereğini yapmayan kurumlar nedeniyle o şiddet dili hakikate evriliyor
@kocovalitr01@Yusuf__Tekin@yilmaznazif Siz bu mecrada beyin yıkamanın tillahını yapıyorsunuz. O kadar sahtesiniz ki kimliğinizi bile saklıyorsunuz,organize kötülüksünüz.
Milli Eğitim Bakanlığı'nın okullarda çocuklara dağıttığı etkinlik kartlarına bakın. Tam da Türk aile yapısına örnek görseller kullanılmış :) Millet farkında değil ama çocukların beyni yıkanıyor. Geri dönüşü yok bunun. @Yusuf__Tekin@yilmaznazif
Sayın @eczozgurozel
Ankara belediye başkanınızın hayvanlara yönelik uygulamaları artık vicdan sınırlarını çoktan aşmıştır. Soğuk hava deposunda, hâlâ can çekişirken bir köpek,ölmeden poşetlere doldurulmuş hayvanları gördünüz mü, yoksa görmezden mi geliyorsunuz? Bu yaşananlar “ihmal” değil, düpedüz vahşettir.
Biz hayvanseverler olarak sizin suskunluğunuzdan, partinizin bu kanlı tablo karşısındaki ikiyüzlü tavrından tükendik. Her gün karşımıza çıkan katliam görüntülerine ne kalbimiz ne de sabrımız kaldı.
Kendi partinizin belediye başkanlarına söz geçiremeyen birinin bu ülkeyi yönetme iddiası trajikomiktir. Hayvanlara kıyılan bir düzende, sizin adalet ve vicdan söylemlerinizin hiçbir karşılığı yoktur. Şunu açıkça bilin: Hiçbir gerçek hayvansever size oy vermeyecektir.
Hayvanların ahını almayın. Belediye başkanlarınıza sahip çıkın ya da bu vahşetin ortağı olduğunuzu kabul edin. Gözünü kan bürümüş, kravatlı cellatlarınızı hayvanların üzerinden derhal çekin!