Hasan Ece
3.1K posts

Hasan Ece
@Avhasanece
Avukat ~ Parêzer ~ Lawyer ~ İÜHF

Seyda bugün Diyarbakır’daki Mevlid programındaydı. Kendisine yapılan sizi platforma alalım teklifini ben gençler için geliyorum orada oturmak için değil diyerek reddetti. Sağanak yağışa rağmen kalabalıkta gençlerle hasbıhal edip kendisine selam veren herkesle tek tek ilgilendi. Allah ömrüne bereket versin. M. İkbal, mücadele adamı olmayan pire biat etme demişti. Doksana merdiven dayamış Seyda’nın mücadele azmi dipdiri maşallah.









Yarından itibaren Kırmızı Medrese’de (Medresa Sor) iki haftada bir yapacağımız Divan derslerine başlıyoruz. Yarın Divan’ın ilk şiiri olan “Newaya mutrib û çengê” şiiriyle başlayacağız inş. Divanlarınızı alın gelin.







Seyda Molla Ali Turan’ın (Ezdârî) hayatının ele alındığı “Verâsetu’l Enbiya” programının yeni bölümü yarın akşam 20:00’de YouTube kanalımızda yayında…

Bugün ziyaretleriyle bizleri şereflendiren kıymetli meslektaşlarım Emrullah Şahin, Mahmut Şahin, Hasan Ece ve Yusuf Ölmezoğlu oldu. Avukatlık mesleği, sivil toplum çalışmaları ve dostluk üzerine yaptığımız muhabbetimizi merhum Fethi Gemuhluoğlu’nun anlatıldığı Dostluk Üzerine kitabının hediyesiyle tamamladık. Nazik ziyaretleri, güzel sohbetleri için çok teşekkür ediyorum.



Kandil, Yalçın Küçük için taziye mesajı yayınladı. KCK: “Önderliğimizin, Apo kardeşim, diyen bir dostuydu. Özgürlük Hareketine de hep sempatiyle yaklaşmıştır. Rêber Apo’nun yanına giderek röportaj yapmış, PKK’nin düşüncelerinin Türkiye toplumuna taşırılmasında önemli katkısı olmuştur. Rêber Apo da Yalçın Küçük’e her yanına gittiğinde büyük değer vermiştir. Rêber Apo ile Yalçın Küçük’ün ilişkileri samimi ve bir güven ilişkisiydi. Yalçın Küçük’ün ölümü ile ilgili haber veren Halk TV’nin Rêber Apo’nun yüzünü buzlamasını da demokrasi güçlerine yönelik bir provokasyon olarak görüyoruz.”

🔴 İsrail, onlarca savaş uçağıyla Lübnan’da birçok bölgeye hava saldırıları düzenliyor: Can kaybı 200’ü aştı












Yalçın Küçük, vefat etti. Allah rahmet eylesin. O, Türkiye'nin son düşünürüydü. Diğerleri nesnesiz, soyut düşüncenin sürtünmesiz uzayında, tarihten ve topraktan azade kavramlarla gezinirken, Yalçın Küçük Türkiye'nin somut, sarp ve çoğu zaman bitimsiz yollarında yürüdü. O, hep Türkiye'yi düşündü. Türkiye onun düşüncesinin hem nesnesi idi hem de öznesi. Türkiye üzerine ve Türkiye için tezler yazabilmesi bundan ötürüydü. Kemalizm'e yöneltilmiş en doğru ve güçlü eleştirileri o yazdı. Kemalizm'i ve Kemal'i sevgi dolu bir gözükaralıkla eleştirdi; keskin ve doğru bir eleştiri ancak sevgiyle yapılabilirdi çünkü ona göre. Türkiye’nin tek maksimalist ve dahi tek emperyalist düşünürüydü Yalçın Küçük. Fakat Kemalist maksimlerin/ilkelerin ötesini tarif edemedi. Tahayyül etti ama tasvir ve tarif edemedi; çünkü o nesil için ötesi hiçbir dilde yazılmamıştı. Bu dilsizlik, onun en büyük yalnızlığı idi. 1990'ların sonuna doğru yalnızlığı öyle derinleşti ki, yalnızlaştıkça Kemalizm'e mavi boncuk dağıttı. Eleştirilerini paranteze aldı; aldı almasına ama yine de Kemalistler için istenmeyen bir sadık dost oldu. AK Parti ve Erdoğan karşıtlığı belki politik doğrusu sayılabilirdi ama Erdoğan nefreti onun en büyük metodolojik hatasıydı. Bu nefret, onun düşüncesindeki berraklığı bulandıran koyu sıvı gibiydi. Nefreti, Erdoğan'ın değişimini ve Türkiye'nin değişecek koşullarını görmesine engel oldu. Bu nefret yüzünden, aştığını söylediği ve en doğru eleştirileri yönelttiği her şeye –Kemalizm’e, militer reflekslere, ulusalcı söyleme– geri döndü. Kendi itirafıdır: "Biz Kemalizm'i aşmıştık, AKP bizi yeniden Kemalist yaptı." Oysa suç "AKP"de değildi; bu, bir kuşağın kendi yetersizliğini başka bir aktöre yüklemesiydi. Türkiye, Kemalizm sonrasını düşünebilecek entelektüel ufka sahip değildi. "Sonrası" o nesil için mümkün değildi. Bu yüzden, gönülsüzce ve öfkeli bir halde Kemalizm’e geri döndü. (Kalanlar öfkeli Kemalizm-eleştirmeni olarak kaldılar sadece.) Geri döndükçe dört bir yanını beceriksiz, ham ve gösteriş meraklısı insanlar sardı. Ona bir şeyler söyletmek isteyen şovmen kaltabanlar öğrencisi imiş gibi davrandılar. Hâlbuki ondan hiçbir şey öğrenmediler. Onun kütüphanesine dahi sahip çıkmadılar. Kitaplarını Kadıköy’de bir kütüphanenin raflarına gelişigüzel dizdiler. Türkiye son düşünürünü kaybetti. Bu, aklı başında olanlar için bir yas sebebidir. Başımız sağ olsun.

Aklıma estikçe uç uca yazacağım.İstanbul'da ölmeden yapılması gereken 99 şey.Tamamen kişisel, ama katkıya da açık :)









