Belma Fırat

3.9K posts

Belma Fırat banner
Belma Fırat

Belma Fırat

@BelmaFrat

ODTÜ Ekonomi, BOUN Felsefe. Öykü: Alışın Buradayız, Kuyuda, Bugün Anne Gibi Değilim - NotaBene / Roman: Sözleşme - NotaBene / Şiir: Pay - Orlando Art

Katılım Haziran 2013
1.5K Takip Edilen2.6K Takipçiler
Sabitlenmiş Tweet
Belma Fırat
Belma Fırat@BelmaFrat·
Bir başkası için olmaktır yazmak...
Belma Fırat tweet media
Türkçe
2
4
106
0
Belma Fırat retweetledi
Elif Çongur
Elif Çongur@elifcongur·
on beş yaşında aylarca hastanede yaşam savaşı vermiş, on dört kiloya düşmüş ölü bir çocuğun annesini meydanlarda yuhlatanlardan öğrenecek değiliz anneliği. ve herhangi başka bir şeyi.
Türkçe
20
782
8.2K
166.3K
Belma Fırat retweetledi
Türkiye İşçi Partisi
Türkiye İşçi Partisi@tipgenelmerkez·
Taksim’de kutlanacak İstanbul 1 Mayıs’ı için yürüyen, aralarında Genel Başkan Yardımcımız Doğan Ergün, Parti Meclisi üyelerimiz Deniz Öztürk, Deniz Gülşen ve parti yöneticilerimiz ile üyelerimizin de bulunduğu 43 yoldaşımızla birlikte, 350’nin üzerinde yurttaşımız polis şiddetiyle gözaltına alınmıştır. Partili avukatlarımız gözaltına alınanların durumunu yakından takip etmektedir. 1 Mayıs iradesi yasaklarla, baskılarla engellenemez. Gözaltılar derhal serbest bırakılsın!
Türkiye İşçi Partisi tweet media
Türkçe
14
527
1.4K
152.9K
Belma Fırat retweetledi
TİP'li Öğrenciler
TİP'li Öğrenciler@tipliogrenci·
Bu memleketin her bir karışı bizim; gençlerin, emekçilerin. Taksim irademizden asla vazgeçmiyoruz!
TİP'li Öğrenciler tweet media
Türkçe
2
19
120
2.1K
Belma Fırat retweetledi
buzdokuz
buzdokuz@buzdokuzdergi·
#buzdokuz30’da yer alan şairler ve şiirleri 🦉
buzdokuz tweet media
Türkçe
0
12
23
2.1K
Belma Fırat retweetledi
Kurtul Gülenç
Kurtul Gülenç@kurtul_gulenc·
Sorunlar çok katmanlı: —Neo-liberal hegemonya ve şeyleşme —Kamucu eğitimin niteliksizleştirilmesi —Sahici ilişkilerin yitimi ve hiper-yalnızlaşma —Kutsanan nihilizm ve anlam kaybı —Şiddet arzusu ve hınç —Zorbalık ve tanınma ihtiyacı —Yeni çocukluk deneyimleri ve ebeveynlik formları —Mutlak serbestiyet olarak özgürlük anlayışı —Teknoloji, dijital dünya ve saldırganlık —Eğitim planlamasındaki radikal yanlışlar —Sosyal-kültürel patolojilerin yıkıcı etkileri —Güncellenen ebedi savaş fikri —Hukuk sisteminin iflası, utanmazlık ve adaletsizlik —Ontoloji kaybı ve sanal bağımlılık . . Liste uzar gider. Maalesef bu son olmayacak, yeni başladığı kanaatindeyim.
Türkçe
11
139
555
34.2K
Belma Fırat
Belma Fırat@BelmaFrat·
Dergim geldi🌻 Derrida’nın Archive Fever metninden esinle yazdığım Arşivde isimli şiirimle Buzdokuz30’dayım. #Buzdokuz30@buzdokuzdergi
Belma Fırat tweet media
Türkçe
0
0
8
210
Belma Fırat
Belma Fırat@BelmaFrat·
Nurhancım 🙏❤️
Türkçe
0
0
0
103
Belma Fırat retweetledi
Kaan H. Ökten
Kaan H. Ökten@Kaan_H_Okten·
İftiharla sunarız: Büyük sempozyum ve sergi bu perşembe ve cuma gerçekleşecek. Vakti olan buyursun gelsin: "Eşiklerde Buluşmak: Ses, Söz, Düşünce Ekseninde Yaratıcılık Sempozyumu" (Sergi: "Yaratıclık Ekseninde Karşılaşmalar") 2-3 Nisan 2026 10.00-17.00 MSGSÜ Bomonti Yerleşkesi
Kaan H. Ökten tweet mediaKaan H. Ökten tweet media
Türkçe
0
20
105
21.2K
Belma Fırat retweetledi
Serhat Kaya
Serhat Kaya@skayaofficial·
Edebiyat çökerse sadece bir sektör değil, bir ülke sessizleşir. Bir ülkenin edebiyatı örselendiğinde, bozulma derinleştikçe bunu ilk bakışta geniş kitleler fark etmez. Kitaplar yine çıkar, raflar doludur, fuarlar, imza günleri yapılır, ödüller dağıtılır. Her şey yerli yerindeymiş gibi görünür. Ama aslında çok daha derinde, daha tehlikeli bir şey olur: Sesler azalır. Tonlar birbirine benzer. Hikâyeler tekdüzeleşir. Bir süre sonra o ülke, fark etmeden, kendini anlatamaz hâle gelir. Bu nedenle bugün yayınevlerindeki çalışma koşullarını, emek gasplarını, sektördeki kartelleşmeyi, yeni seslerin dışarıda bırakılmasını konuşmak; yalnızca bir sektör meselesi değildir. Bu, doğrudan doğruya toplumsal hayal gücünün daralmasıdır. Çünkü farklı sesler, farklı anlatılar yoksa, bir toplum da tek renge mahkûm olur. Tek renk, hiçbir zaman gerçek bir canlılık üretmez. Ben bu mesleğin romantizmine inanarak başladım; 26 yıl önce, sahnenin tozuna, metnin terine, kelimenin insanı dönüştürme kudretine… Ama yıllar içinde anladım ki edebiyat dediğimiz şey, yalnızca yazıyla değil, o yazının dolaşıma sokulduğu sistemle de belirleniyor. Ve o sistem çoğu zaman edebiyatın kendisinden daha güçlü, daha belirleyici ve daha acımasız. Son günlerde yayınevlerinde çalışanların ifşa ettiği çalışma koşulları bir skandal değil; bir semptomdur. Bir sektörün içinin nasıl boşaltıldığının, emeğin nasıl görünmez kılındığının, nitelik yerine ilişkilerin nasıl merkezileştiğinin gecikmiş bir dışavurumudur. Yani konuşulan şey bir yayınevi değil, bir düzen. Bu düzenin en tehlikeli tarafı yalnızca çalışanı sömürmesi değil, okunan ve yaşanan edebiyatın kendisini bozuk ve olumsuz biçimlendirmesidir. Türkiye’de edebiyat alanında “yeni seslere alan açılmıyor” cümlesi sıkça söylenir. Ama bu çoğu zaman eksik anlaşılır. Bu bir kapı meselesi değildir. Kapılar açıktır ama içeride dolaşanlar hep önceden bellidir. Yayınevleri arasında görünmeyen bir kartelleşme, bir tür estetik ve ticari mutabakat oluşmuş durumda. Hangi metnin “yayımlanabilir” olduğu, hangi yazarın “parlatılabilir” bulunduğu, hangi sesin “riskli” sayıldığı önceden belirleniyor. Bu bir yasak değil; daha incelikli bir şey: seçerek görünmez kılma. Yeni bir yazarın önündeki engel artık yetersizlik değil, ağlara dahil olamama hâlidir. Bu ahval, korkarım ki edebiyatı bir üretim alanından çok bir ayrıcalık sistemine dönüştürüyor. Yayınevi Değil, Kültür Endüstrisi Bugün Türkiye’de yayıncılığı konuşurken aslında daha büyük bir şeyi konuşuyoruz: Kültürün endüstrileşmesini. Kitap artık yalnızca bir metin değil, etrafında güçlü bir satış ekosistemi kurulmuş bir üründür. Yazar bu sistemde artık bir özne ya da bir yaratım unsuru, bir tür icracı değildir, satan ya da satmayan raftaki bir markadır. Editör ise çoğu zaman metnin değil, takvimin ve satış stratejisinin sorumlusudur. Dünyada da bu dönüşüm yaşanıyor; büyük yayın grupları birleşiyor, algoritmalar neyin öne çıkacağını belirliyor, çok satan listeleri lobilerle tasarlanarak yönlendiriliyor. Ama Türkiye’de bu süreç daha sert hissediliyor. Çünkü piyasa dar, ilişkiler yoğun, denetim zayıf. Sonuç şu: Edebiyata hizmet etmenin uzağında az sayıda aktör, çok sayıda kaderi belirliyor. Bu yalnızca edebiyatta değil; sinemada, tiyatroda, dijital içeriklerde de karşımıza çıkıyor. Artık belirleyici olan çoğu zaman sanatın kendisi değil, onu paketleyen akıl. Yapımcı, yayıncı, dağıtımcı… Sanatın taşıyıcısı olmaktan çıkıp yön vericisi hâline geliyor. Hal böyle olunca hikâyeler birileri için -çoğunlukla da tarih boyunca hep tek bir siyasi mahalle için- daha güvenli, diller eleştiriden uzak ve steril, anlatılardaki karakterler hep tanıdıklaşır, risksiz olur. Ama adına sanat dediğimiz tüm yaratımlardaki gelişim tam da o risklerle başlar; yanlış anlaşılma ihtimalinde, sınır ihlalinde ve rahatsız etme cesaretinde. Benim edebiyat adına majör kaygım da burada başlıyor. Edebiyat doğası gereği düzensizdir, plansızdır. Bazen fazla kişisel, bazen fazla serttir. Oysa bugün metinler pazarlanabilir hâle getiriliyor, yazarlar konumlandırılıyor, kitaplar zaman çizelgesine uyduruluyor. Bütün bunların ortasında edebiyat, kendi doğal akışını kaybediyor. Bir roman artık yazıldığı için değil, yerleştirilebildiği için var oluyor. Sanat ve edebiyatı sektör gibi göreceksek, sektörün içinden biri olarak konuşuyorum. Sahneye çıkmış, metin yazmış, yayımlanmış, reddedilmiş biri olarak. Şunu net söyleyebilirim: Bu mesele birkaç kötü örnekle açıklanamaz. Bu bir sistem meselesidir. Günümüzde sistem kendini üç mekanizmayla yeniden üretir: İlişki ağları, algı yönetimi ve ekonomik baskı. Üçü birleştiğinde ortaya çıkan bağımsız bir edebiyat alanı değil, kontrollü ve yapay bir kültür sahasıdır. Zaten bugün çoğumuzca olumsuz tarafları konuşulan yapay zekâ da en çok bu yapay kültür sahasında kullanılan köreltici bir tekrar enstrümanına dönüşmüştür. Peki Ne Yapılabilir? En başta, boş umutlar değil, gerçekçi ihtimaller üzerine konuşmalıyız. “Her şey değişmeli” demek kolaydır. Fakat gerçekçi olan daha sınırlı ama etkili adımlardır. En başta şeffaflık gerekiyor. Telif oranları, baskı adetleri, editoryal süreçler görünür olmalı. Özellikle çevirmenlerin hakları, yazar ve yayıncı kadar korunmalıdır. Tabii bu alanda emek örgütlenmesi de şart ve öncelikli. Editör, çevirmen ve redaktör dağınık kaldıkça sömürü kalıcı olur. Bir başka gereksinim, alternatif kanallar, bağımsız yayıncılık ve doğrudan okura ulaşım güçlenmeli. Ve yazarın pozisyonu. Yazar tarafsız değildir, olmamalıdır. Ya sistemin parçasıdır ya da ona mesafe koyar. Tüm bunlar neden önemli? Çünkü mesele yalnızca kitap değil. Eğer bir ülkede edebiyat tek tipleşirse: düşünce tek tipleşir, ifade daralır, hayal gücü fakirleşir. Gelişim geri gitmeyebilir belki ama durur. Durmak, çoğu zaman fark edilmeden çürümektir. Farklı sesler yoksa, farklı anlatılar yoksa, hiçbir toplum gerçekten “zengin” olamaz. Edebiyatın krizi, aslında bir ülkenin kendini anlatamama krizidir. Belki de bugün asıl mesele şudur: Gerçekten anlatacak kadar özgür müyüz, yoksa bize ayrılan sınırlar içinde konuştuğumuzu özgürlük sananlardan mı olduk? Ben hâlâ yazanlardan yanayım. Ama artık şunu da biliyorum: Yazmak tek başına yetmiyor. Nasıl bir dünyada ve hangi ölçüde kabul gördüğün, artık ne yazdığının önüne geçiyor. En acı sonuçsa, tüm bunlar, yalnızca metnin değil, edebiyatın ve toplumun kaderini de belirliyor. Anlayana, anlamak isteyene.
Serhat Kaya tweet media
Türkçe
0
16
68
28.9K
Belma Fırat retweetledi
Ayşe Başak Kaban
Ayşe Başak Kaban@AyseBKaban·
Sevgili arkadaşımız Ziynet Sertel'in anısını edebiyatla yaşatmak istiyoruz. Bir yola girdik, ilk durak öykü. Paylaşırsanız sevinirim. Yarışma tüm kadın yazarlara açıktır.
Ayşe Başak Kaban tweet media
Türkçe
1
27
55
4.3K
Belma Fırat retweetledi
Yayınevi Emekçileri Platformu
Yayınevi Emekçileri Platformu@yayineviemekci·
Yayınevi Emekçileri Platformu olarak yayınevlerinde insani çalışma koşulları sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Tüm yayınevi çalışanlarını ve okurlarımızı bu duruma ses vermeye, dayanışmaya çağırıyoruz. Yayınevi emekçileri yalnız değildir!
Yayınevi Emekçileri Platformu tweet media
Türkçe
14
538
1.1K
331.6K
Belma Fırat retweetledi
Kaan H. Ökten
Kaan H. Ökten@Kaan_H_Okten·
. . "İnsan soyunun ana dili şiirdir..." —J. G. Hamann . . [Hamann's Schriften: Zweiter Theil, ed. F. Roth, Reimer: 1821 (1762), s. 258]
Türkçe
3
45
366
15.4K
Belma Fırat
Belma Fırat@BelmaFrat·
Saraçhane yıl dönümünde alandayız.
Belma Fırat tweet media
Türkçe
0
1
34
841
Belma Fırat retweetledi
Irmak Zileli
Irmak Zileli@irmakzileli·
8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasında, Kadın+ Edebiyatçılar olarak bir araya geldiğimiz günden bugüne attığımız adımları, başta yayın alanında çalışan kadın+’lar olmak üzere tüm kamuoyuna açıklamak istiyoruz.
Irmak Zileli tweet mediaIrmak Zileli tweet mediaIrmak Zileli tweet mediaIrmak Zileli tweet media
Türkçe
1
19
38
3.5K
Belma Fırat retweetledi
Boğaziçi Üniversitesi için Mezunlar Girişimi
Eşitliğin,adaletin ve demokrasinin hakim olduğu güçlü bir toplum, kadınların özgür, eşit ve güvenli bir yaşam sürebilmesiyle mümkündür. 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde, eşitlik ve özgürlük mücadelemizde gücümüze inanıyor her zaman her yerde dayanışmamızı büyüteceğimizi vurguluyoruz
Boğaziçi Üniversitesi için Mezunlar Girişimi tweet media
Türkçe
0
4
14
382
Belma Fırat
Belma Fırat@BelmaFrat·
8 Mart’ta Kadıköy sokaklarını doldurduk. Yan yana olmak iyi geldi. Yaşasın direncimiz. Yaşasın 8 Mart. #8MartDünyaKadınlarGünü @nurhansuerdem
Belma Fırat tweet media
Türkçe
1
0
11
385