Mustafa Polat@mustafpol
Yargılamalardaki gecikmelerin sebebi hâkim ve savcılar değildir.
Yargı sistemindeki gecikmeler, toplumun adalete olan güvenini sarsan en önemli sorunlardan biri olsa da, bu durumun faturasını yalnızca hâkim ve savcılara kesmek, sorunun asıl kaynağını görmezden gelmek anlamına gelir. Bir davanın yıllarca sürmesinin ardında, tek bir kişinin performansından çok daha karmaşık ve yapısal nedenler yatmaktadır.
Dava dosyalarının birikmesinin ve yargılama sürelerinin uzamasının temel nedenlerini şu başlıklar altında değerlendirmek mümkündür:
Aşırı İş Yükü ve Personel Yetersizliği: Bir hâkimin önüne günde onlarca, bazen yüzlerce dosya gelmektedir. İnsanüstü bir çaba gösterilse dahi, her bir dosyanın titizlikle incelenmesi fiziksel olarak imkansız hale gelmektedir. Sadece hâkim ve savcı değil, kalem personeli ve yardımcı hizmetlerdeki eksiklikler de bürokratik süreci yavaşlatmaktadır.
Bilirkişi ve Tebligat Süreçleri: Yargılamanın hızını belirleyen en önemli unsurlardan biri dış faktörlerdir. Bilirkişi raporlarının aylarca gelmemesi veya tebligatların usulüne uygun yapılamaması, hâkimin iradesi dışında davanın kilitlenmesine neden olur.
Sık Değişen Mevzuat: Kanunlardaki hızlı ve sık değişiklikler, yargı mensuplarının yeni usullere uyum sağlamasını zorlaştırmakta, bu da usul hatalarına ve kararların üst mahkemelerden dönmesine yol açarak süreci başa sarmaktadır.
Hâkim ve Savcılara Yüklenmenin Zararları
Adaletin gecikmesinden dolayı sürekli olarak hâkim ve savcıları hedef göstermek, uzun vadede sistem için faydadan çok zarar getirir:
Karar Kalitesinin Düşmesi: "Dosya temizleme" baskısı altında kalan bir yargı mensubu, adaletin özünden ziyade şekli tamamlamaya odaklanabilir. Aceleyle verilen kararlar, maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engelleyerek telafisi güç mağduriyetler yaratabilir.
Mesleki Motivasyon Kaybı: Ağır iş yükü ve sürekli toplumsal baskı, yargı mensuplarında tükenmişlik sendromuna yol açar. Bu durum, nitelikli hukukçuların sistemden uzaklaşmasına veya genç yeteneklerin bu meslekten soğumasına neden olur.
Defansif Yargı Anlayışı: Sürekli eleştirilen hâkim ve savcılar, sorumluluk almaktan çekinerek en güvenli ama en yavaş yolu seçmeye başlayabilirler. Bu da "karar vermemek için her türlü ara karara başvurma" gibi bir eğilimi tetikleyerek gecikmeleri daha da kronikleştirir.
Sonuç olarak; adaletin hızlanması hâkim ve savcıları suçlayarak değil, yargı altyapısının iyileştirilmesi, bilirkişilik müessesesinin disipline edilmesi ve iş yükünü azaltacak alternatif çözüm yollarının (uzlaşma, arabuluculuk vb.) daha etkin kullanılmasıyla mümkündür. Unutulmamalıdır ki, baskı altında verilen bir karar 'hızlı' olabilir ama her zaman 'adil' olmayabilir. Zira binlerce hızlı fakat isabetsiz karar ile adaleti zedelemektense, bir tek davanın geç de olsa hakkaniyetle sonuçlanması adaletin ruhuna çok daha uygundur.