Coşkun Yıldırım

1.6K posts

Coşkun Yıldırım banner
Coşkun Yıldırım

Coşkun Yıldırım

@CoskunYildirm34

Kurucular Kurul Üyesi

İstanbul Katılım Aralık 2022
1.5K Takip Edilen14.7K Takipçiler
Salih Canbaz
Salih Canbaz@_SalihCanbaz·
Tayfun Hocamızın doktora tez danışmanı Mehmet Fikret Gezgin Hoca da Hakk’a yürüdü. Tayfun Hoca doktorasını tamamen heveskâr bir biçimde sürdürürken Fransa’da ticaretle uğraşıyordu; akademiye yönelmesine vesile olan isim Mehmet Fikret Gezgin oldu. Allah rahmet eylesin.
Türkçe
2
3
28
2.4K
Tarkan Bozkurt
Tarkan Bozkurt@tarkanbozkurt44·
SİYASETNÂME Bu hafta belki biraz da haddimi zorlayarak, talebelik yıllarımda tanıştığım ve her yıl muhakkak en baştan tekrar okuduğum, aslında her dönemin el kitabı olarak da gördüğüm bir eserden bahsetmek istedim. Bu kitaptan bahsederken; devlet aklını, bir medeniyet yönetim anlayışını ve bin yıl öncesinden gelen bir siyaset felsefesini konuşacağız: Nizamülmülk ve onun meşhur eseri Siyasetname. Yazıda tırnak içinde alıntıladığım cümleler bu kitabtan seçilip, serpiştirildi. Siyasetname, Büyük Selçuklu Devleti’nin en güçlü olduğu dönemde, Sultan Melikşah zamanında yazılmıştır. 11. yüzyılda Selçuklu Devleti, Orta Asya’dan Anadolu’ya, İran’dan Irak’a kadar uzanan çok büyük bir imparatorluktu. Bu kadar büyük bir coğrafyayı yönetmek kolay değil. Devlet büyüdükçe sorunlar da büyüyor. Rüşvet, liyakatsiz yöneticiler, isyanlar, mezhep kavgaları, batınî hareketler, saray entrikaları ve devlet memurlarının halka zulmetmesi gibi birçok problemin ortaya çıktığı bir dönem. “Böyle giderse memleketin hali haraptır.” İşte Nizamülmülk, bütün bu sorunları görerek devletin nasıl ayakta kalacağını anlatmak için Siyasetname’yi yazdı. Bu eser aslında bir nasihat kitabı değil, bir devlet yönetimi raporu, bir siyaset el kitabı ve bir yönetim sistemidir. Nizamülmülk’e göre devletin ayakta kalmasının birinci şartı adalettir. Ona göre zulüm devletin içten çürümesine sebep olur. Siyasetname’de bu anlayış çok açık şekilde anlatılır ve yöneticilere sürekli adaletli olmaları öğütlenir. Çünkü adalet sadece mahkemede değil, vergi toplarken, görev verirken, ceza verirken, konuşurken ve hatta susarken bile gereklidir. Zira; “Küfr ile belki amma zulm ile paydar kalmaz memleket” Siyasetname’de hükümdarın görevleri uzun uzun anlatılır. Nizamülmülk’e göre bir hükümdar sadece tahtta oturan kişi değildir, halkın babasıdır, ülkenin koruyucusudur, adaletin temsilcisidir. Hükümdarın en önemli görevlerinden biri halkın şikâyetlerini dinlemektir. Bu yüzden hükümdarın haftada belirli günlerde halkın karşısına çıkıp onların derdini dinlemesi gerektiğini söyler. Eserde geçen önemli öğütlerden biri şudur: Hükümdar kapısını mazlumlara kapatmamalıdır. Çünkü mazlumun bedduası devleti yıkar. “Tebamız bir sürü, vezirlerimiz sürüyü emanet ettiklerimizdir.” Kitapta en çok üzerinde durulan konulardan biri de devlet görevlerine yapılacak atamalardır. Nizamülmülk, liyakatsiz insanların göreve getirilmesini devlet için en büyük tehlikelerden biri olarak görür. Ona göre bir devlet dış düşmanlarla değil, içerideki kötü yöneticiler yüzünden yıkılır. “Evde iki kadbanu varsa, hane süpürülmez. İki kethüda varsa eğer, ev virane olur.” Siyasetname’de rüşvet konusu da çok sert şekilde ele alınır. Rüşvetin olduğu yerde adaletin olmayacağını, adaletin olmadığı yerde ise devletin ayakta kalamayacağını söyler. Bu yüzden yöneticilerin zenginleşmemesi, halktan uzaklaşmaması, israf içinde yaşamaması gerektiğini anlatır. Kitapta dikkat çeken bölümlerden biri de istihbarat sistemidir. Nizamülmülk’e göre bir hükümdar ülkesinde olup biten her şeyden haberdar olmalıdır. Bunun için devletin her yerinde güvenilir insanlar olmalı ve hükümdara doğru bilgi getirmelidir. Çünkü ona göre devleti ayakta tutan sadece ordu değil, bilgidir. “Mahmud her yerde sahib-haber ve casuslar görevlendirmişti. Birisi diğerinin haksız yere tavuğuna el koysa bundan haberdar oluyor ve olayı soruşturuyor idi.” Siyasetname’de ayrıca ordunun önemi, hazinenin korunması, âlimlerin desteklenmesi, tarımın korunması, ticaret yollarının güvenliği, yol kesen eşkıyalarla mücadele, isyanların önlenmesi gibi birçok devlet meselesi anlatılır. Aslında kitap bir bakıma devletin nasıl yönetileceğini madde madde anlatan bir yönetim rehberidir. Siyasetname’yi okuduğumuzda şunu açıkça görürüz: Aradan bin yıl geçmiş ama devlet yönetiminin temel kuralları hiç değişmemiştir. Adalet, liyakat, ekonomi, güvenlik, eğitim, bilgi, denetim… Dün devletin temeliydi, bugün de devletin temelidir. . . . yenibaskentgazetesi.com/kose-yazilari/…
Türkçe
2
0
5
340
Coşkun Yıldırım
Coşkun Yıldırım@CoskunYildirm34·
Bir YIL daha geçti. Hacı Seyfettin Yıldırım. El-Fatiha
Coşkun Yıldırım tweet media
Türkçe
15
0
50
1.3K
Coşkun Yıldırım retweetledi
Naci Cinisli
Naci Cinisli@NaciCinisli·
Hepimizin ortak sevdası ve masanın konusu tabii ki Türkiye🇹🇷 27. Dönemde birlikte görev yaptığımız Antalya MV @Hasan_Subasi Bey, Bursa MV Prof. @tatliogluismail Bey, Aydın MV @AydinASezgin Bey ve kıymetli @CoskunYildirm34 Bey’i bana kazandıran siyasete teşekkür etmeliyim🧿
Naci Cinisli tweet media
Türkçe
12
6
108
3.7K
Tarkan Bozkurt
Tarkan Bozkurt@tarkanbozkurt44·
ENDÜSTRİYEL ÇAĞIN BARKOTLANMIŞ İYİLİKLERİ (!) Bir toplumun ahlâkı, büyük nutuklarında değil, küçük davranışlarında gizlidir. Sokakta yürürken bir çocuğun başını okşayan adamda, kimse görmeden bir öğrencinin cebine harçlık koyan esnafta, komşusunun kapısına bir torba erzak bırakan kadında saklıdır toplumun gerçek karakteri. Çünkü toplum dediğimiz şey, aslında görünmeyen iyiliklerin toplamıdır. Bizim zamanımızın en büyük yanılgılarından biri, iyiliği görünür kılmaya çalışırken onu gösteriye dönüştürmemiz oldu. Yardım kolileri artık ihtiyaç sahiplerinden önce kameralarla buluşuyor. Bir el uzanmadan önce bir fotoğraf çekiliyor. Bir yoksulun kapısı çalınmadan evvel sosyal medya metni hazırlanıyor. Böyle olunca iyilik, kalpten çıkan bir merhamet olmaktan çıkıp, vitrinde sergilenen bir eşyaya dönüşüyor. Oysa iyilik, vitrine konduğu anda değer kaybetmeye başlar. Çünkü iyiliğin kıymeti, bilinmesinde değil, hissedilmesindedir. Bir insanın onurunu incitmeden yardım edebilmek, aslında yardımın en büyüğüdür. Bazen verdiğin şey değil, vermediğin mahcubiyet iyiliktir. Kadim zamanlarda iyilik, bir medeniyet meselesiydi. Vakıflar bunun için kurulurdu. Kuşlar aç kalmasın diye vakıf kuran bir anlayıştan geliyoruz biz. Kervan yolda kalmasın diye han yapan, yolcu üşümesin diye aşevi kuran, borcundan dolayı hapse düşenleri kurtarmak için sandık oluşturan bir medeniyetin çocuklarıyız. Bu medeniyet, iyiliği organizasyonla değil vicdanla kurmuştu. Bugün ise iyilik bazen bir kampanya, bir proje, bir etkinlik başlığı gibi sunuluyor. Oysa iyilik, proje değil karakter meselesidir. Kampanya ile yapılan yardım biter ama karakter ile yapılan iyilik ömür boyu sürer. Şunu unutmamak gerekir: Bir toplumda iyilik ne kadar sessiz yapılıyorsa, o toplum o kadar güçlüdür. Çünkü sessiz iyilik, reklam için değil, gerçekten ihtiyaç olduğu için yapılır. Sessiz iyilikte gösteriş yoktur, hesap yoktur, karşılık beklentisi yoktur. Orada sadece insanlığın icabı vardır. Belki de bu çağın en büyük fakirliği para fakirliği değil, merhamet fakirliğidir. İnsanlar artık açlıktan çok yalnızlıktan, yoksulluktan çok değersizlik hissinden yoruluyor. Bazen bir insanı ayağa kaldıran şey para değil, hatırlanmış olmaktır. Kapısının çalınmasıdır. Birinin “Ben buradayım” demesidir. İyilik bazen bir paket değil, bir selamdır. İyilik bazen bir zarf değil, bir hatır sormadır. İyilik bazen para değil, vakit ayırmaktır. İyilik bazen konuşmak değil, dinlemektir. Bu yüzden iyiliği büyütmek istiyorsak, organizasyonları değil vicdanları büyütmemiz gerekir. Çünkü vicdan varsa iyilik zaten olur. Ama vicdan yoksa yapılan şey yardım değil, sadece dağıtımdır. İyilik eylemlerimizi endüstriyel çağın barkodlanmış paket şov programlarına dönüştürmeyelim. Sessiz sakin iyilikler hem kişiliğimizi hem de toplumsal dayanışmamızı güçlü kılar S. Tarkan Bozkurt yenibaskentgazetesi.com/kose-yazilari/…
Türkçe
1
0
5
235
Orhun Akdağ
Orhun Akdağ@AkdagOrhun·
VEFAT Doğu Türkistan Kazaklarından, Büyük Kazak Göçü’nün şahitlerinden; Molku Süleyman Hacı’nın oğlu, Atam Rızaullah Akdağ’ı ebediyete uğurladık. Bir ömür; bozkırın hatırası, göç yollarının sabrı ve ata yurdunun hasretiyle geçti. Ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun.
Türkçe
6
0
12
435
Servet Hali
Servet Hali@servet_hali·
Profesör kadrosuna atandığımı sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Emeği geçen hocalarıma, her zaman yanımda olan aileme gönülden teşekkür ederim. Bilime, öğrencilerime katkı sunmaya aynı azim ve sorumlulukla devam edeceğim. Sevgi ve saygılarımla. Prof. Dr. Servet HALİ
Türkçe
132
10
347
29.5K
Tarkan Bozkurt
Tarkan Bozkurt@tarkanbozkurt44·
BEN DE BİR İNSAN OLMAYA GELDİM İnsan… Yeryüzünde yürüyen en büyük sır. Aynı bedende hem merhametin en saf hali, hem de zulmün en karanlık gölgesi saklıdır. Bu yüzden denmiştir ki: “İnsan var insanda ziyan olur, İnsan var insana ilaç olur.” İnsanın insana ne olacağı, taşıdığı kalbin ve beslediği ruhun meselesidir. Tarih boyunca nice insanlar vardır ki, bulundukları yere bereket getirmişlerdir. Onların varlığı bir şifa gibi yayılmıştır çevrelerine. Bir sözleri umut olmuş, bir bakışları cesaret vermiştir. Böyle insanlar vardır ki, bir gencin yolunu aydınlatır, bir düşenin elinden tutar, bir karanlığı dağıtır. Onlar konuştuğunda kelimeler sadece ses değildir. Akıl, irfan ve vicdan olur. Onlar yürüdüğünde yollar sadece taş değildir. İz, istikamet ve dava olur. Fakat aynı insanın bir de karanlık tarafı vardır. Girdikleri yerde umut solar. Kıskançlıklarıyla, hasetleriyle, ihtiraslarıyla başkalarının emeğini ziyan ederler. Kimi bir gencin hevesini kırar, kimi bir dostluğun içine zehir katar, kimi de bir toplumun ruhunu çürütür. Onların varlığı bir yük gibidir. Söyledikleri söz gönül yapmaz, gönül yıkar. Attıkları adım iz bırakmaz, enkaz bırakır. İşte bu yüzden insanın en büyük imtihanı, insan olabilmektir. Bu noktada Anadolu’nun gönül erlerinden Nimri Dede’nin o derin sözü insanın içini titreten bir hakikati hatırlatır: “Ben de bir insan olmaya geldim.” Ne kadar sade ama ne kadar büyük bir söz… İnsanın bütün ömrünü özetleyen bir hakikat. “…Bütün Mürşidlerin Tarif Ettiği Sadıkların Menziline Yettiği Enbiyanın Evliyanın Gittiği İzde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim Ben De Bir Zamanlar Baktım Bakıldım Nice Yıllar Bir Kemende Takıldım O Aşkı Mecazla Yandım Yakıldım Közde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim…” ~ Okumak, makam sahibi olmak, zengin olmak… Bunların hiçbiri insan olmanın garantisi değildir. İnsan olmak; kalpte merhamet, akılda hikmet ve vicdanda adalet taşıyabilmektir. İnsan olmak; başkasının acısını kendi yüreğinde hissedebilmektir. İnsan olmak; güç bulduğunda ezmemek, imkân bulduğunda paylaşmak, söz bulduğunda doğruluğu söyleyebilmektir. Genç kardeşlerime özellikle şunu söylemek isterim: Hayatınız boyunca çok insan tanıyacaksınız. Bazıları size yol gösterecek, bazıları ise sizi yoldan çıkarmaya çalışacaktır. Bazıları kalbinize umut ekecek, bazıları da ruhunuzdan bir parça koparacaktır. Bu yüzden insan seçmek, hayat seçmektir. Yanınızda sizi küçülten değil büyüten insanlar olsun. Umudunuzu söndüren değil yakan insanlar olsun. Sizi aşağı çeken değil yukarı kaldıran insanlar olsun. Unutmayın, insanın insana tesiri çoktur. Bir öğretmen bir talebenin hayatını… Bir dost bir gencin istikametini… Bir bilge bir milletin geleceğini değiştirebilir. Bu yüzden mesele insan olmaktan öte, nasıl bir insan olduğumuzdur. Öyle bir insan olun ki varlığınız bulunduğu yere huzur getirsin. Öyle bir insan olun ki sözünüz kalp incitmesin. Öyle bir insan olun ki adınız anıldığında insanlar “iyi ki tanımışım” desin. Çünkü bu dünya uzun bir yolculuk değildir, kısa bir misafirhanedir. Ama bu kısa misafirlikte insanın geriye bıraktığı iki şey vardır: Birincisi kırdığı kalpler, ikincisi dokunduğu hayatlar… Kırılan kalpler unutulmaz. Dokunulan hayatlar ise dua olarak yaşar. Tercih ise her zaman insanın kendisine aittir. Ziyan olanlardan mı olacağız, yoksa bir başkasının yarasına merhem olanlardan mı…? S. Tarkan Bozkurt yenibaskentgazetesi.com/kose-yazilari/…
Türkçe
1
1
5
1.4K
Coşkun Yıldırım retweetledi
Yunus KOÇAL
Yunus KOÇAL@Yunuskocal·
Çok büyük bir değeri, ilim, irfan sahibi bir büyüğümüzü kaybettik. Prof.Dr. Tayfun Amman hoca Hakka yürüdü. Mekanı cennet olsun. Başımız sağ olsun.
Yunus KOÇAL tweet media
Türkçe
2
3
44
1.6K
Coşkun Yıldırım retweetledi
Öner GÜL
Öner GÜL@onergul24·
Bugün, İYİ PARTİ KURUCULAR KURULU ÜYESİ VE Önce ki dönem İYİ PARTİ İSTANBUL İl Başkanımız Sayın, Coşkun YILDIRIM 'ı ziyarette bulunduk. @CoskunYildirm34
Öner GÜL tweet media
Türkçe
2
4
51
1.6K
Coşkun Yıldırım
Coşkun Yıldırım@CoskunYildirm34·
🇹🇷VEFA - İSTİŞARE🇹🇷
Coşkun Yıldırım tweet media
Türkçe
0
2
60
2.5K
Coşkun Yıldırım
Coşkun Yıldırım@CoskunYildirm34·
👍İdrak – Hatanın farkına varmak İstikamet – Yönünü değiştirmek. İnşa – Doğru olanı eylemle çoğaltmak. 👍 Hakiki tefekkür, kusuru aşacak bir istikamet tayin etmektir. 👍 Günahın ağırlığı, onun hatırlanmasında değil; terk edilmemesindedir.” 👍 Sözün özü şudur: Hata, üzerinde oturulacak bir yer değil, terk edilecek bir duraktır. Arınma, çamura bakarak değil, suya yürüyerek gerçekleşir. 👍 Ve insan, hangi yöne yürüyorsa, aslında odur. 🤲🤲🤲
Türkçe
0
0
5
244
Tarkan Bozkurt
Tarkan Bozkurt@tarkanbozkurt44·
Çamurda Arınma Vehmi İnsanın en eski yanılgılarından biri, hatayı telafi etmenin yolunu yine hatanın gölgesinde aramasıdır. Zira nefs, kendi kusurunu seyrederken iki uç arasında savrulur: Ya kusuru inkâr eder yahut onun içinde boğularak kendini mahkûm eder. Hâlbuki hikmet ehlinin bize bıraktığı kadim ölçü şudur: Hata üzerinde kara kara düşünmek, onu ortadan kaldırmaz, bilakis zihinde büyütür, kalpte kökleştirir. Çamur, suyla temizlenmez. Su, çamurla bulanır. Bugünün insanı, hatayı bir kimlik hâline getirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Modern psikolojinin yüzeysel yorumlarında dahi sıkça rastlanan “sürekli kendini analiz etme” hâli, çoğu zaman bir arınma değil, bir içe kapanma üretir. Kişi, kendi kusurunun etrafında dönüp duran bir düşünce girdabına hapsolur. Bu hâle tefekkür diyemeyiz. Bu, nefsin kendini merkez kıldığı bir iç monologtur. Hakiki tefekkür, kusuru aşacak bir istikamet tayin etmektir. Kadim irfan geleneğinde tevbe, geçmişe bakarak kendini cezalandırmak sanılmasın. Tevbe: yönünü değiştirmektir. Tevbe kelimesinin kökünde “dönüş” vardır. Yani insan, hatanın çamuruna bakarak değil, temiz suyun istikametine yürüyerek arınır. Bu yürüyüş, bir irade beyanıdır. Nefs, hatayı hatırlamak ister, ruh ise istikamet arar. Şu hakikati idrak etmek gerekir: Bir hatayı sürekli zihinde taşımak, onunla yaşamaya devam etmektir. Bugün birçok insanın iç dünyasında gördüğümüz yorgunluk, işte bu bitmeyen iç muhasebenin yanlış yöntemle yapılmasından kaynaklanır. Muhasebe, kendini dövmek midir? Hayır. Muhasebe, yön tayin etmektir. Eğer muhasebe sizi hareketsiz bırakıyorsa, o artık muhasebe değil, nefsin kurduğu bir tuzaktır. Hakiki temizlik üç merhalede gerçekleşir: İdrak – Hatanın farkına varmak İstikamet – Yönünü değiştirmek. İnşa – Doğru olanı eylemle çoğaltmak. Sadece birinci merhalede kalan kişi, çamurun başında oturan kişidir. İkinci merhaleye geçen yürümeye başlar. Üçüncü merhaleye ulaşan ise artık çamuru geride bırakmıştır. “Günahın ağırlığı, onun hatırlanmasında değil; terk edilmemesindedir.” Bu söz, insanın zihinsel işkenceden kurtulması için bir anahtardır. Zira hatayı sürekli hatırlamak, çoğu zaman onu terk etmekten daha kolaydır. Zor olan, yön değiştirmektir. Çünkü yön değiştirmek irade ister, gayret ister, inşa ister. Bugünün gençliğine ve fikir dünyasına düşen vazife şudur: Kendini hatalarının toplamı olarak görmek yerine, istikametinin temsilcisi olarak görmek. Bir toplum da böyledir. Sürekli geçmiş hatalarının yasını tutan milletler, geleceği inşa edemez. Hatalar elbette görülür, idrak edilir, ders alınır. Fakat bir milletin ruhu, ancak kendi ideallerine yürüyerek kuvvet bulur. Çamurda yuvarlanarak temizlenmeye çalışan fert nasıl kirlenirse, geçmişin hataları içinde debelenen toplum da aynı şekilde zayıflar. Bu sebeple arınmanın yolu, doğruyu çoğaltmaktadır. İnsan, zihnini hatanın suretleriyle doldurdukça karanlık büyür. Lakin zihnini hakikatin fiilleriyle meşgul ettiğinde, hata kendiliğinden küçülür. Karanlıkla mücadele etmenin yolu ışığı çoğaltmaktır. Bugün bize düşen, nefsin bu ince tuzağını fark etmektir. Kendini suçlayarak temize çıkmaya çalışan bir iç monolog, hakiki arınma değildir. Hakiki arınma, yeni bir hâl inşa etmektir. Sözün özü şudur: Hata, üzerinde oturulacak bir yer değil, terk edilecek bir duraktır. Arınma, çamura bakarak değil, suya yürüyerek gerçekleşir. Ve insan, hangi yöne yürüyorsa, aslında odur. S. Tarkan Bozkurt yenibaskentgazetesi.com/kose-yazilari/…
Türkçe
1
0
7
477
Murat ILIKAN
Murat ILIKAN@muratilikan·
Türkgün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Mehmet Müftüoğlu geçirdiği rahatsızlık sebebiyle hastanede tedavi görmektedir. Geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Rabbim acil şifalar versin 🤲 @M_Muftuoglu53 @TurkgunGazetesi
Murat ILIKAN tweet media
Türkçe
4
4
45
1.9K