Sabitlenmiş Tweet
Doğan Alperen
2.5K posts

Doğan Alperen
@DAlperen
Kişisel twitter hesabı
üsküdar Katılım Nisan 2012
319 Takip Edilen580 Takipçiler

Devlet bir milleti korur… Ama toplumu ayakta tutan şey; vicdan, dayanışma ve sorumluluk duygusudur.
Sivil toplum sadece kurum değil, bir medeniyet refleksidir. Güçlü gelecek; güçlü devlet ile güçlü toplumun birlikte var olmasıyla mümkündür.
#GüçlüToplum #SivilToplum #MedeniyetTasavvuru #DayanışmaKültürü #GüçlüSivilToplum
moralinizibozmayin.blogspot.com/2026/05/toplum…

Türkçe

Savunma Sanayiinde Kârın Ötesini Görebilmek
SAHA Expo 2026 boyunca yapılan görüşmeler, kurulan temaslar ve uluslararası savunma sanayii aktörlerinin Türk firmalarına gösterdiği ilgi, Türkiye’nin bu alandaki gelişimini ve yükselişini açık bir biçimde ortaya koymuştur. Ancak bu süreç sadece bir başarı hikayesi değil, stratejik bağımsızlık, teknoloji egemenliği ve milli savunma refleksi açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken yeni bir döneme girildiğini de işaret etmektedir.
Savunma sanayiinde asıl bağımsızlık; sadece silah üretmek değil, karar alma iradesini de bağımsız tutabilmektir.
Son dönemde bazı Batılı savunma şirketlerinin Türk savunma sanayii firmalarıyla yakın iş birlikleri arayışında olması dikkatle okunmalıdır. Çünkü küresel güç mücadelelerinde ortaklıklar bazen yalnızca ticari değil, stratejik nüfuz araçlarına da dönüşebilir.
Türkiye, son 20 yılda kendi mühendisliği, insan kaynağı ve milli iradesiyle önemli bir savunma ekosistemi inşa etti. Bu başarı; ambargolara rağmen ayağa kalkabilen bir devlet refleksinin ürünüdür. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası uygulanan ambargoların bu millete öğrettiği en önemli gerçek şuydu: Kritik alanlarda bağımlılık, kriz anlarında stratejik kırılganlık üretir.
Bu nedenle yerli firmalarımızın sadece kısa vadeli ticari kazanç, yüksek sermaye veya küresel ortaklık heyecanıyla hareket etmemesi hayati önemdedir. Savunma sanayiinde her anlaşma yalnızca ekonomik değil; teknolojik egemenlik, veri güvenliği, insan kaynağı kontrolü ve gelecekteki milli karar alma kapasitesi açısından da değerlendirilmelidir.
Elbette Türkiye dünyaya kapalı kalamaz. Ancak kontrolsüz entegrasyonun, zamanla görünmeyen bağımlılık zincirleri üretebileceği de unutulmamalıdır.
Çünkü savunma sanayiinde bazen atılan bir imza, sadece bir ticari sözleşme değil; geleceğin jeopolitik dengelerinde kimin söz sahibi olacağını belirleyen stratejik bir tercihtir.
#MilliTeknoloji #SavunmaSanayi #YerliveMilli #MilliGüvenlik #SahaExpo2026
#Milliİrade #TürkiyeYüzyılı

Türkçe

Emek, sadece bir geçim kapısı değil; insanın yeryüzüne bıraktığı izdir.
Çekiç sesinde umut, ter damlasında onur vardır.
Adaletin temeli, emeğin hakkını gözetmekten geçer.
#1Mayıs yalnızca bir bayram değil; emeğe, alın terine ve helal lokmaya verilen sözdür.
Emeğiyle dünyayı omuzlayan herkese hürmetle…
Kutlu olsun Emek ve Dayanışma Günümüz kutlu olsun.

Türkçe

Zamanın yok değil…
Önceliğin yok.
Koşturuyorsun.
Ama ilerlemiyorsun.
Bugün kendine sor:
Gerçekten doğru yere mi gidiyorum?
Unutma zaman geçmiyor.
Geçen sensin.
#zaman #farkındalık #odaklanma #disiplin #hayat
Yazının tamamı
moralinizibozmayin.blogspot.com/2026/04/en-deg…

Türkçe

Peygamberimiz bir Hadis-i Şerifleri’nde “Kıyamet kopuyor olsa bile, elinizde bir fidan varsa onu dikin…” buyuruyor.
Bu çağrı, yalnızca bir çevre hassasiyeti değil; aynı zamanda insanın zamana, sorumluluğa ve emanete karşı duruşunun en güçlü ifadesidir. Çünkü fidan dikmek, sadece toprağa bir ağaç bırakmak değil; geleceğe umut, nesillere nefes ve medeniyete iz bırakmaktır.
Bugün bizler de bu şuurla, Orman Haftası vesilesiyle; MÜSİAD olarak Genel Başkanımızın öncülüğünde, Yönetim Kurulu Üyelerimiz ve kıymetli ailelerimizin katılımıyla, Orman Genel Müdürlüğü iş birliğinde İstanbul Şile’de 10.000 fidanı toprakla buluşturduk.
Bu çalışma, sıradan bir etkinlik değil; kökleri geleceğe uzanan bir irade beyanıdır.
“MÜSİAD Hatıra Ormanı” ile yalnızca ağaç dikmedik…
Toprağa vefa ektik.
Geleceğe sorumluluk bıraktık.
Doğayla olan kadim bağımızı yeniden tahkim ettik.
Çünkü inanıyoruz ki;
Bir milletin büyüklüğü sadece inşa ettiği şehirlerle değil, koruduğu ormanlarla da ölçülür. Ve her dikilen fidan, aslında yarının güçlü Türkiye’sine yapılan sessiz ama derin bir yatırımdır.
Bu anlamlı çalışmada emeği geçen tüm paydaşlarımıza ve katkı sunan herkese gönülden teşekkür ediyorum.
Bugün toprağa düşen her fidan, yarın bu ülkenin nefesi olacaktır.
#OrmanVatandır #GeleceğeNefes #YeşilMiras #MÜSİAD #MÜSİADAilesi #SürdürülebilirGelecek
#OrmanHaftası #Gelecekİçin




Türkçe

Bayram… Normalde sevinçtir, kavuşmadır, merhametin en berrak hâlidir. Fakat bugün, iftar sofralarına bombaların düştüğü; çocukların bayram sabahına değil, acıya uyandığı bir zamanda yaşıyoruz.
Türkistan’da, Filistin’de, Arakan’da ve dünyanın farklı coğrafyalarında zulüm altında yaşayan kardeşlerimiz varken; bayramın sadece bir takvim günü olmadığını, aynı zamanda bir vicdan imtihanı olduğunu bir kez daha idrak etmek zorunda olduğumuzu hatırlamamız gerek.
Dilerim ki Ramazan’da sofralara ölüm yağdıranlar, bayramı da kana ve gözyaşına çeviremesin. Çünkü hiçbir kutsal tanımayan, kandan beslenen azgın bir düzenin hükmü kalıcı değildir. Tarih boyunca zulüm yükselmiş, fakat asla kalıcı olamamıştır. Hak er ya da geç galip gelmiştir.
Bu bayram; inancı, etnisitesi, mezhebi ne olursa olsun her insanın, anasının ak sütü gibi helal olan huzuru yaşama hakkını hatırlama günüdür. Bu hakkı mazlumlardan esirgeyenlerin dönemi inşaallah birgün kapanacaktır. Çünkü insanı yaşatan bir anlayış, sadece bir ideal değil; aynı zamanda bir medeniyet iddiasıdır.
Unutmayalım: İnsan hayatı; petrolden, doğalgazdan, altından ve tüm doğal kaynaklardan daha değerlidir. Bir tek masumun hayatı, bütün çıkar hesaplarının üzerindedir.
Temennim bu bayram, sadece bireysel bir sevinç değil, küresel bir merhamet çağrısına dönüşsün. Türkistan’ın sessiz çığlığı, Filistin’in direnişi, Arakan’ın unutulan acısı; vicdanlarımızda karşılık bulsun.
İnsanca ve Müslümanca yaşanacak bayramlara ulaşmak duasıyla…
Mazlumların yüzünün güldüğü, adaletin hâkim olduğu bir dünyanın ümidiyle…
Bayramın rahmeti, bereketi ve hayrı üzerimize olsun.
#bayram #uyanış #merhamet

Türkçe

Bazı insanlar sadece yaşadıkları döneme değil, dokundukları gönüllere de iz bırakırlar. 90’lı yıllardan beri tanıdığım, MÜSİAD’da yönetim kurulu üyeliği yaparak iş dünyasına ve camiamıza kıymetli katkılar sunmuş olan kıymetli dostum Hamdi Safi’nin bugün Rahmet-i Rahman’a kavuştuğunu öğrendim.
Kendisi duruşuyla, ahlakıyla ve hizmet anlayışıyla hatırlanacak bir insandı. Mekânı cennet, makamı âli olsun. Rabbim ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır ve başsağlığı nasip etsin.

Türkçe

Cambaza bak oyunu devam ediyor. Birileri İran Türkiye’ye füze attı diyor yalan çıkıyor. Birileri Güney Kıbrıstaki İngiliz üssüne dron saldırısı düzenledi diyor ilgili haber yalan çıkıyor. Bölge ülkelerinde provakatif amaçlı bulunan İsrail askerleri tutuklanıyor çıt yok. Bölgeyi birbirine düşürmeye ve özellikle devletsizleştirmeye (örnek Irak..) çalışan kim?
Türkçe

Dünya gündemi çoğu kere tek bir olayın etrafında kilitlenir. İran’a yapılan son saldırı konuşulurken; Filistin’de yaşanan ama son dönemlerde sadece Gazze’ye sıkıştırılan insanlık dramı ve özellikle Epstein dosyası bir anda arka plana düştü. Yani anlayacağımız bir “cambaza bak” oyunu tekrar sahnede. Biz gözümüzü başka yere döndürmüşken oyun kuranlar oyunlarını istedikleri gibi oynuyorlar.
Türkçe

Bir milletin geleceği, dışarıdan gelen bombalarla mı inşa edilir; yoksa kendi iradesiyle mi?
Son üç gündür İsrail ve ABD’nin birlikte İran’a saldırması ve İran özelinde yaşanan son gelişmeler, sadece bir rejim tartışması değil; aynı zamanda aidiyet, egemenlik ve medeniyet meselesidir. Yurt dışında yaşayan bazı İranlı grupların, ülkeye yönelik askeri saldırı sonrası kutlama niteliğinde gösteriler yapması ve hatta bazı kendini bilmezlerin benzeri bir saldırının ülkemize de yapılmasını sosyal medyada talep etmesi üzerinde soğukkanlılıkla düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor.
Önce temel ayrımı netleştirelim: İran’daki mevcut yönetime yönelik eleştiri meşrudur. Siyasal sistemin niteliği, özgürlük alanları, ekonomik performansı ya da dış politika tercihleri sert biçimde tartışılabilir. Ancak İran devleti ile İran’daki iktidar yapısı aynı şey değildir. Devlet; tarihsel sürekliliği, coğrafi bütünlüğü ve kolektif hafızayı temsil eder. İktidar ise değişebilir, dönüşebilir, hatta tasfiye edilebilir.
Uluslararası hukuk, egemenliği temel prensip olarak kabul eder. Bu ilke, bir devletin iç siyasal yapısının dış askeri müdahaleyle değiştirilmesini meşruiyet açısından sorunlu görür. İran örneğinde de mesele yalnızca bir lider ya da 48 üst düzey yöneticinin ölümü değildir; ülkenin egemenlik alanına yönelik dış güç kullanımıdır. Bu durum, siyasal rejimden bağımsız olarak, ulusal onur ve bağımsızlık algısını etkiler.
Geçmişte İran başta olmak üzere birçok bölge de bulunan ülkeye askeri müdahaleler oldu. 2003 yılında Irak’a yapılan ABD müdahalesi, Saddam Hüseyin rejimine karşı olan çevreler tarafından başlangıçta umutla karşılandı. Fakat sonrasında ortaya çıkan güç boşluğu, mezhepsel çatışmalar ve uzun süreli istikrarsızlık, dış askeri müdahalenin kalıcı çözüm üretmediğini gösterdi. Rejim değişti; ancak devlet kapasitesi çöktü. Bu örnek, bölge toplumları açısından ibret niteliğinde olmalı.
Bir ülkenin dış askeri saldırıya uğramasını bayram havasında karşılamak, devlet ile iktidar arasındaki ayrımı silikleştirir. Rejime duyulan öfke, ülkenin egemenliğine yönelmiş bir müdahalenin meşrulaştırılmasına dönüşebilir. Bu ise uzun vadede ulusal bağın zayıflamasına yol açar ve devletin çökmesine sebebiyet verir.
Siyasal dönüşüm dışarıdan gelen askeri güçle mi kalıcı olur, yoksa içeriden yükselen toplumsal iradeyle mi? Dış müdahale, kısa vadede bir rejimi zayıflatabilir; fakat aynı zamanda milliyetçi refleksleri güçlendirebilir, toplum içindeki kutuplaşmayı derinleştirebilir ve ülkeyi uzun süreli jeopolitik bağımlılığa sürükleyebilir.
Medeniyet perspektifi, olaylara sadece anlık siyasi sevinç veya öfke üzerinden bakmamayı gerektirir. Medeniyet; hafıza, onur ve uzun vadeli istikrar demektir. Bir lideri sevmemek mümkündür. Bir rejimi eleştirmek haktır. Ancak başka bir devletin askeri müdahalesini alkışlamak, kolektif aidiyet duygusunu aşındıran bir eşiğe işaret eder.
Bugün İran özelinde ortaya çıkan tablo, aslında daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor: Bir toplum, siyasal hesaplaşmasını kendi iç dinamikleriyle mi yapmalı, yoksa dış askeri güç üzerinden mi? Geçmiş ve yakın tarihe baktığımızda bize içeriden üretilmeyen dönüşümlerin kalıcı olmadığını gösteriyor.
Sonuçta mesele taraf olmak değil; ilkeli olmaktır. Rejim eleştirisi meşrudur. Ancak egemenliğe yönelik dış askeri müdahaleyi kutlamak, uzun vadede ülkenin bağımsızlık zeminini zayıflattığı gibi sömürge haline getirir.
#bağımsızlık #özgürlük #millet
Türkçe

Bugün 10 Şubat Sultan 2. Abdülhamit Han’ın ölüm yıldönümü.
Kimi ona “Kızıl Sultan” dedi, kimi “Büyük Sultan”.
Ama asıl mesele şu: Kendi tarihini başkalarının kavramlarıyla yargılayan bir zihniyet, hakikati göremez.
Medeniyeti Batı’dan arayanlar, kendi medeniyet tecrübesini ya unuttu ya da bilinçli biçimde değersizleştirdi.
Oysa II. Abdülhamid; emperyalizmin en sert döneminde, silahla değil akıl, sabır, diplomasi ve eğitimle devleti ayakta tutmaya çalışan bir medeniyet savunucusuydu.
Demiryolları, mektepler, hastaneler, diplomatik denge politikaları… Bunlar “geri kalmışlık” değil, stratejik devlet aklıdır.
Geçmişini sürekli karalayan, kendi hafızasını inkâr eden toplumlar güçlü bir gelecek kuramaz.
Batı’yı taklit ederek değil; kendi tarihini anlayarak, kendi değerlerini güncelleyerek yol alınır.
Bugün bize düşen; ne romantik bir nostalji ne de ezber bir reddiyedir.
Yapılması gereken, medeniyeti kendi köklerinde arayan sahih bir özgüven inşa etmektir.
Çünkü şunu artık açıkça söylemek gerekir:
Kendi geçmişini ve tarihini anlayamayanlar, başkasının hikâyesinde figüran olur.
Mekanı cennet olsun.
#İkinciAbdulhamid #geçmiş #gelecek #tarihbilinci #özgüven

Türkçe

Berat Kandili yüklerden arınma, niyetleri tazeleme ve kalbi yeniden inşa etme gecesidir. Dualarımız kabul, yarınlarımız hayırlı olsun. Kandilimiz mübarek olsun.
#kandil #beratkandili #arınma

Türkçe

Bazı kitaplar vardır; sayfalarını çevirdikçe bir şehrin nabzını tutarsınız. Bir Hayat Birkaç Semt, Erhan Erken’in kendi yürüyüş izlerinden süzülen bir hafıza anlatısı. Bu kitapta semtler birer adres değil, birer hayat tanığı: Kapalıçarşı’nın sabırlı kalabalığı, Cağaloğlu’nun mürekkep kokulu sokakları, Çırçır’ın sessiz emeği ve Nişanca (Fatih)’nın mahalle sıcaklığı, mahallelinin birbirine taktığı lakaplar… Hepsi, bir insanın karakterine düşen payıyla konuşuyor. Çünkü artık hayatımızda mahalle kültürü yerine site devleti mantığı oturmuş durumda.
Erken, geçmişi romantize etmiyor; aksine, yaşanmışlıkları ibret ve şükür terazisinde tartıyor. Mekânla insanın nasıl birbirini yoğurduğunu, sokakların nasıl öğretmen, dükkânların nasıl hatıra defteri olduğunu sakin bir dille gösteriyor. Okurken şunu hissediyorsunuz: Şehir, yalnızca taş ve duvar değildir; emekle, sabırla ve karşılaşmalarla büyüyen bir ortak hafızadır.
Bu yüzden kitap, bir anılar toplamı olmaktan öte, bugünü daha sahici kurabilmek için köklere dönük bir çağrı. Herkes kendi semtini, kendi çocukluğunu, kendi sessiz duraklarını bulabilir bu sayfalarda.
Çünkü “bazı hayatlar, bazı semtlerde daha derin izler bırakır” diyor Erhan Erken.
Bu eser bizlere bir yerde yürürken orada olan yaşanmışlıkları, umutları ve üzüntüleri ile birlikte hatırımızda tutarak etrafa bakmamızı sağlayacaktır.
Uzun yıllardır tanıdığım ve dostluğundan keyif aldığım Erhan ağabeyimin deneyimlerini ve yazılarını devam etmesi dileği ile.
#erhanerken #birhayatbirkaçsemt

Türkçe

Bugün birçok insanın ortak bir yorgunluğu var. Bu yorgunluk, sadece bedende hissedilen bir ağırlık değil; daha çok zihinde ve kalpte bir dağınıklık gibi. Günler dolu geçiyor, takvimler sıkışık, gündem hiç durmuyor. Konuşuyoruz, yazıyoruz, paylaşıyoruz, yetişmeye çalışıyoruz. Ve sürekli bir koşuşturmanın içindeyiz. Zaman bize yetmiyor. Ama bütün bu hareketliliğin ve hengamenin içinde fark etmeden kendimizden uzaklaşıyoruz.
#vicdan #istikamet
moralinizibozmayin.blogspot.com/2026/01/ic-ses…

Türkçe

Ölçü giderse, yön dağılır. Yön dağılırsa, kalp yorulur.
İstikamet; büyük sözlerle değil, küçük sınırlara sadakatle korunur.
#ölçü #vicdan #istikamet #medeniyet
moralinizibozmayin.blogspot.com/2026/01/olcuyu…

Türkçe

Terörsüz Türkiye hedefiyle kardeşlik hukukunu yeniden inşa etmeye çalışırken; Kamışlı’da Türk Bayrağına saldırmak, açıkça toplumu ayrıştırmaya dönük kirli bir provokasyondur.
Bu saldırı basit bir saldırı değil; Türkiye’nin birliğine ve kardeşliğine yönelmiş alçak bir mesajdır.
Suriye’nin kuzeyinde taşeron gruplara alan açanlar da, bu saldırıyı görmezden gelenler de aynı sorumluluğun ortağıdır.
Türkiye; bayrağını hedef alan hiçbir girişimi unutmaz, sineye çekmez, gerektiğinde gereğini sahada yapar.
Bayrağımız onurumuzdur. Onurumuza uzanan her el kırılır.
#TerörsüzTürkiye #TürkBayrağı #Kamışlı #TeröreGeçitYok #BayrakİnmezVatanBölünmez

Türkçe

Islah, bozulanı yamamak değildir. Bozulan manayı diriltmektir.
Bir toplum, yanlışa alıştığı gün çözülür; yanlışla yüzleştiği gün ayağa kalkar.
moralinizibozmayin.blogspot.com/2026/01/islah-…
#vicdan #kurumsalkültür #toplumsalgüven #etikliderlik

Türkçe
