DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu

3.5K posts

DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu banner
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu

DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu

@DEMGoc

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi - Göçmen ve Mülteciler Komisyonu X hesabı

Katılım Mayıs 2020
324 Takip Edilen2.4K Takipçiler
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
Özgül Saki
Özgül Saki@ozgulsakii·
Suudi Arabistan'da mahsur kalan Türkiyeli işçiler hakkında Dışişleri ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarına önergemizi sunduk. Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla tırmanan savaş, yalnızca devletler arası bir gerilim değil; göçmen işçileri en kırılgan kesim haline getiren derin bir toplumsal kriz yaratmıştır. Bu krizin en ağır yükünü, Körfez ülkelerinde güvencesiz ve işverene bağımlı koşullarda çalışan emekçiler taşımaktadır. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Göç Örgütü ve Uluslararası Kölelik Karşıtı Örgüt raporlarına göre, savaşın en ağır bedelini göçmen işçiler ödemekte; sivil kayıpların önemli bir kısmını bu kesim oluşturmaktadır. Sivil altyapılara yönelik saldırılar, ulaşım ve ekonomik faaliyetlerdeki aksama ile on binlerce uçuşun iptali, binlerce işçinin ülkelerine dönemeyerek fiilen mahsur kalmasına yol açmıştır. Körfez ülkelerinde işçileri işverene bağımlı kılan emek rejimi bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Pasaportlara el konulması ve ülkeden çıkışın işveren iznine bağlanması, savaş koşullarında dahi işçilerin hareket özgürlüğünü ortadan kaldırmakta ve fiilen bulundukları ülkelerde tutulmalarına neden olmaktadır. Bu durum, kriz anlarında derinleşen bir sömürü ve korunmasızlık düzenine işaret etmektedir. Bu çerçevede, Suudi Arabistan’da Baytur İnşaat’a bağlı Mekke Masar projesinde çalışan işçilerin durumu, krizin en somut örneklerinden biridir. Yaklaşık 150’si Türkiyeli olmak üzere 1000’e yakın işçinin aylarca ücretlerini alamadığı; şirketin faaliyetlerini durdurduğu; yüzlerce işçinin alacaklarını tahsil edemediği; oturum izinlerinin yenilenmediği ve işçilerin temel ihtiyaçlara erişimde ciddi sorunlar yaşadığı yönünde güçlü bilgiler bulunmaktadır. Hak arama girişimlerinin baskı ve gözaltıyla karşılandığı da ifade edilmektedir. İşçilerin “Burada kaldık, hareket edemiyoruz” sözleri, yaşananların yalnızca bir ücret sorunu değil; doğrudan özgürlük, güvenlik ve yaşam hakkı meselesi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bugün birçok işçi hem ücretini alamadığı hem de ülkeden ayrılamadığı bir durumda, fiilen zorunlu bekletilme koşulları altında yaşamaktadır. Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle kurduğu ekonomik ilişkiler ve Türk müteahhitlik firmalarının bölgedeki faaliyetleri dikkate alındığında, bu tablo Türkiye açısından doğrudan bir sorumluluk alanı yaratmaktadır. Buna rağmen bölgede mahsur kalan Türkiyeli işçiler için hızlı ve etkili bir müdahalenin hayata geçirilmediği yönünde ciddi eleştiriler bulunmaktadır. Dolayısıyla Baytur İnşaat örneğinde somutlaşan bu durum, yalnızca tekil bir şirket sorunu değil; Türkiye’den yurtdışına taşınan emeğin hangi koşullarda çalıştırıldığını ve devletin yurttaşlarını koruma yükümlülüğünü ne ölçüde yerine getirdiğini ortaya koyan yapısal bir sorundur. Bu nedenle söz konusu durum, acil müdahale gerektiren bir krizdir. Türkiyeli işçilerin haklarının güvence altına alınması, birikmiş ücretlerinin ödenmesi ve isteyenlerin güvenli biçimde ülkelerine dönmesinin sağlanması devletin ertelenemez sorumluluğudur. Aksi durumda ortaya çıkan tablo, yalnızca bir ihmal değil; Türkiyeli işçilerin emeğinin ve yaşamının ulusötesi sermaye düzeni içinde bilinçli biçimde korunmasız bırakılması anlamına gelmektedir. Bu durum, siyasi iktidarın yurttaşlarını koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğini açıkça ortaya koymakta ve doğrudan bir siyasal sorumluluğa işaret etmektedir.
Özgül Saki tweet mediaÖzgül Saki tweet mediaÖzgül Saki tweet mediaÖzgül Saki tweet media
Türkçe
0
9
9
381
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
DEM Parti
DEM Parti@DEMGenelMerkezi·
Bodrum’daki facia, kaza ya da başka bir kavramla açıklanamaz! Göçmen ve Mülteciler Komisyonu Eşsözcülerimiz Özgül Saki ve Murad Mıhçı'nın açıklaması: demparti.org.tr/tr/bodrumdaki-…
Türkçe
4
32
112
17.4K
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
Sezai Temelli
Sezai Temelli@SezaiTemelli·
Bodrum açıklarında bir göçmen teknesi battı, 19 göçmen yaşamını yitirdi, Akdeniz âdeta bir mülteci göçmen mezarlığına dönmüş durumda. Avrupa’nın "Güvenlik mi, insan hakları mı?" ikileminde tercihi yine güvenlik oldu. Türkiye’yi "depo ülke" olarak gören, insan hayatını birkaç milyar Euro’ya sığdıran anlayışı kabul etmiyoruz.
Türkçe
22
7
52
2.3K
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu
Eş sözcümüz Özgül Saki, Muğla açıklanan meydana gelen ve göçmenlerin ölümüyle sonuçlanan tekne faciası hakkında soru önergesini ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu başvurusunu sundu. ⤵️
Özgül Saki@ozgulsakii

Muğla ili Bodrum ilçesi açıklarında meydana gelen ve en az 19 göçmenin yaşamını yitirdiği tekne faciası hakkında İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'ye sorularımızı sorduk. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı Göç ve Uyum Alt Komisyonuna ise gerekli inceleme, araştırma ve çözüm önerileri geliştirme çalışmalarının başlatılması talebimizi sunduk. Aralarında bebeklerin de bulunduğu göçmenlerin hayatını kaybettiği bu vahim olay, Ege Denizi’nde uzun süredir devam eden ve göçmenlerin yaşam hakkını tehdit eden yapısal sorunların bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Ege hattı, Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmenler açısından giderek daha tehlikeli bir geçiş güzergâhına dönüşmüş; güvenli ve yasal geçiş yollarının sınırlı olması, göçmenleri deniz yoluyla ve güvensiz araçlarla hareket etmeye zorlamıştır. Bu durum, insan kaçakçılığı ağlarının güçlenmesine yol açarken, göçmenlerin yaşamlarını ciddi risk altına sokmaktadır. Öte yandan, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması kapsamında uygulanan politikalar ve son zamanlarda görüşülen AB Yeni Göç ve İltica Paktı, Türkiye’nin fiilen bir sınır ülkesi olarak konumlandırılmasına neden olmuş; göçmenlerin hareketliliğini sınırlandırırken, güvenli alternatiflerin yetersizliği sebebiyle daha riskli güzergâhlara yönelim artmıştır. Uzun yıllardır Avrupa Birliği’nin göç politikaları, göç ve iltica sorumluluğunu üçüncü ülkelere devretmeye yönelik bir eğilim göstermektedir. Bu yaklaşım, özellikle Akdeniz ve Ege’de yaşanan ölümler, yasadışı geri itmeler, silahlı müdahaleler, toplu alıkoymalar, kötü yaşam koşulları ve insani yardımın suç sayılması eğilimi ve uluslararası koruma hakkına erişimin zorlaştırılması gibi ciddi insan hakları ihlallerine ilişkin eleştirilerle birlikte tartışılmaktadır. Bu çerçevede, yaşanan can kayıplarının münferit olaylar olarak değil, göç yönetimi politikalarının sahadaki sonuçları bağlamında ele alınması gerekmektedir. Göçmenlerin yaşam hakkının korunması, ulusal ve uluslararası hukuk bakımından devletin temel yükümlülükleri arasında yer almaktadır.

Türkçe
0
2
7
397
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı
Sınır politikaları mültecileri ölüme itiyor! Yakın zamanda tekrardan artan bu facialar göçmen-mültecilerin yaşam haklarını hiçe sayan politikaların derhal değişmesi gerektiğini gözler önüne seriyor!!
Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı tweet media
Türkçe
0
26
44
9.6K
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
Özgül Saki
Özgül Saki@ozgulsakii·
AB’nin Yeni Göç ve İltica Paktı 12 Haziran’da yürürlüğe giriyor. Türkiye’nin de fiilen bir parçası olduğu bu pakt hakkında Sevda (Karaca) sordu ben yanıtladım. Çok geç olmadan bu konuda güçlü bir mücadele hattına ihtiyaç var. Bu röportajın buna vesile olmasını dileyerek okuyun, okutun diyorum…
Evrensel Gazetesi@evrenselgzt

AB’nin 2026’da yürürlüğe koyacağı yeni Göç ve İltica Paktı’nı, insan haklarını ‘güvenlik’ makyajıyla yok ediyor. 7 günlük hızlı sınır prosedürleri, biyometrik fişleme ve Frontex’in sınırsız yetkileriyle donatılan yeni düzenleme, göç yollarını daha ölümcül hale getirirken, mülteci başına 20 bin avro ile insan hayatına fiyat biçiyor. @sevdakaraca sordu (AGİTPA) Göç Komisyonu Üyesi @ozgulsakii yanıtladı evrensel.net/haber/5977115/…

Türkçe
0
17
42
6.8K
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
Özgül Saki
Özgül Saki@ozgulsakii·
Özgül Saki tweet media
ZXX
0
9
15
560
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
Özgül Saki
Özgül Saki@ozgulsakii·
Avrupa Birliği’nin sınır koruma ajansı Frontex, son yıllarda göçmen ve mültecilere yönelik sistematik geri itme (pushback) uygulamaları ve bu uygulamalar kapsamında meydana gelen ağır insan hakları ihlalleri iddialarıyla uluslararası kamuoyunun gündeminde yer almaktadır. Bu kapsamda, Frontex’in eski başkanı FabriceLeggeri hakkında Fransa’da “insanlığa karşı suça ortaklık” iddiasıyla başlatılan soruşturma, söz konusu uygulamaların niteliğine ilişkin önemli bir hukuki eşik oluşturmaktadır. Soruşturma kapsamında, Frontex’in özellikle Akdeniz’de yürüttüğü operasyonlarda geri itme uygulamalarının sistematik hale geldiği, arama-kurtarma yükümlülüklerinin ihmal edildiği ve göçmenlerin, maruz kalacakları ağır insan hakları ihlalleri bilindiği halde Libya gibi ülkelere geri gönderilmelerine dolaylı katkı sunduğu iddiaları incelenmektedir. Bu durum, söz konusu uygulamaların yalnızca idari hatalar ya da münferit ihlaller olarak değil, öngörülebilir sonuçları bulunan ve belirli bir politika çerçevesinde sürdürülen pratikler olarak değerlendirilmesine yol açmakta; bu yönüyle Avrupa’nın sınır yönetimi politikalarının uluslararası ceza hukuku bağlamında da tartışılmasını gündeme getirmektedir. Bu yönüyle söz konusu uygulamalar, sınır yönetimi politikalarının insan hayatı üzerindeki etkilerinin yalnızca insani değil, aynı zamanda hukuki ve siyasal sorumluluklar doğuran bir alan olduğunu da ortaya koymaktadır. Nitekim başta Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü olmak üzere çok sayıda uluslararası insan hakları kuruluşunun raporlarında; Akdeniz’de durdurulan göçmenlerin Libya gibi ülkelere geri gönderildiği, bu kişilerin söz konusu ülkelerde sistematik işkence, kötü muamele, keyfi gözaltı ve cinsel şiddet riskleriyle karşı karşıya bırakıldığı ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştur. Uluslararası mülteci hukukunun temel ilkelerinden biri olan geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi uyarınca, kişilerin yaşamı veya özgürlüğü açısından ciddi risk bulunan ülkelere gönderilmesi yasaktır. Buna rağmen, Avrupa Birliği’nin sınır yönetimi politikaları kapsamında geliştirilen dışsallaştırma stratejileri, göçmenlerin korunmasını değil, Avrupa sınırlarından uzak tutulmasını esas alan; bu yönüyle göçü bir insan hakları meselesi olmaktan çıkararak güvenlikçi bir kriz alanına indirgeyen bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Türkiye ise 2016 tarihli Avrupa Birliği-Türkiye Mutabakatı ile birlikte Avrupa’nın göç politikalarının dışsallaştırıldığı bir sınır alanı haline getirilmiş; bu çerçevede Avrupa’ya yönelen göç hareketlerinin durdurulması ve kontrolü konusunda fiilen Avrupa adına hareket eden bir aktöre dönüşmüştür. Avrupa Birliği’nin kabul ettiği Yeni Göç ve İltica Paktı ile birlikte bu yaklaşımın kurumsallaştırıldığı ve göçün Birlik sınırları dışında kontrol altına alınmasını esas alan politikaların derinleştirildiği görülmektedir. Türkiye, bu çerçevede söz konusu dışsallaştırma stratejisinin merkezinde yer alan ülkelerden biri olarak, yalnızca göç akışlarının yönetildiği bir transit ülke değil, bu politikaların uygulanması ve sonuçları bakımından doğrudan ve dolaylı sorumluluk taşıyan bir aktör konumuna yerleşmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin yürüttüğü sınır kontrolü, geri gönderme ve göç akışlarını engellemeye yönelik uygulamalar, uluslararası insan hakları hukuku ve geri göndermeme ilkesi açısından bağımsız biçimde değerlendirilmesi gereken bir sorumluluk alanı doğurmaktadır. +
Özgül Saki tweet mediaÖzgül Saki tweet mediaÖzgül Saki tweet mediaÖzgül Saki tweet media
Türkçe
2
19
41
2.7K
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
Özgür Tv
Özgür Tv@ozgurtvorg_9·
➡️Hapishanelerde sosyalistlere yönelik baskıyı ve buna karşı başlatılan açlık grevi direnişini Avukat @avyagmurkavak; ➡️Antalya’da tarım işçilerinin kaldığı konteynerde çıkan yangını ise DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu Eş Sözcüsü @MuradMihci ile konuşuyoruz. 📢 Özel Haber TSİ 20’de⤵️ youtube.com/watch?v=o4t-Dd…
YouTube video
YouTube
Özgür Tv tweet media
Türkçe
0
3
4
339
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu
Antalya'da çıkan yangında hamile göçmen bir anne ve 5 çocuğunun vefatı, göçmenlerin itildiği derin yoksulluğun ve emek sömürüsünün en acı sonucudur. Güvenli barınma haktır; bu ölümcül koşullara mahkum eden düzene karşı mücadelemiz sürecek. Hayatını kaybedenlere rahmet diliyoruz.
İlke TV@ilketvcomtr

Antalya'da bir ailenin kaldığı konteynerde çıkan yangında, 7 aylık hamile anne ve yaşları 4 ila 9 arasında değişen 5 çocuk yaşamını yitirdi ▪️Antalya Valisi Hulusi Şahin: Yaralılardan biri hayati tehlike kaydıyla takip ediliyor, diğerlerinin durumu iyi. 3 kişi gözaltına alındı ilketv.com.tr/antalyada-yang…

Türkçe
0
9
18
921
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
Özgül Saki
Özgül Saki@ozgulsakii·
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'a sorduk: Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen Yeni Göç ve İltica Paktı, Avrupa’nın göç yönetimini yeniden düzenleyen kapsamlı bir mevzuat değişikliğini içermektedir. Söz konusu düzenlemeler; sınır prosedürlerinin genişletilmesi, sınır militarizasyonu, geri gönderme mekanizmalarının hızlandırılması, kalifiye göçmen piyasası oluşturulması, mobil güvencesiz işgücü ve göç yönetiminin Avrupa Birliği sınırlarının dışına doğru taşınması gibi uygulamaları içermektedir. Uzun yıllardır Avrupa Birliği’nin göç politikaları, göç ve iltica sorumluluğunu üçüncü ülkelere devretmeye yönelik bir eğilim göstermektedir. Bu yaklaşım, özellikle Akdeniz ve Ege’de yaşanan yasadışı geri itmeler, silahlı müdahaleler, toplu alıkoymalar, kötü yaşam koşulları ve insani yardımın suç sayılması eğilimi ve uluslararası koruma hakkına erişimin zorlaştırılması gibi ciddi insan hakları ihlallerine ilişkin eleştirilerle birlikte tartışılmaktadır. Türkiye halihazırda Avrupa Birliği tarafından birçok durumda “güvenli üçüncü ülke” olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte Avrupa Birliği’nin yeni göç paktı kapsamında Bangladeş, Kolombiya, Mısır, Hindistan, Kosova, Fas ve Tunus gibi başka ülkeleri de güvenli üçüncü ülke olarak tanımlama ve göç yönetimini bu ülkelere doğru genişletme girişimleri gündeme gelmektedir. Avrupa Birliği’nin bu yaklaşımının, göçmenlerin haklarına erişimini zorlaştıracağı ve göçün Avrupa dışındaki ülkelere devredilmesi sonucunu doğuracağı öngörülmektedir. Öte yandan Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex’in yetkilerinin genişletilmesi ve AB sınır kontrolünün üçüncü ülkelerle işbirliği içinde yürütülmesi yönündeki politikalar da tartışma konusudur. Frontex operasyonları, özellikle geri itme vakaları ve göçmenlere yönelik hak ihlalleri iddiaları nedeniyle uluslararası kamuoyunda yoğun biçimde eleştirilmektedir.
Özgül Saki tweet mediaÖzgül Saki tweet media
Türkçe
0
8
7
677
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu
Dün Van’da İran sınırındaki Kapıköy Sınır Kapısı’nda Göç Araştırmaları Platformları öncülüğünde yapılan basın açıklamasına katıldık. Açıklama, Van Milletvekilimiz Mahmut Dindar ve Van Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Abdullah Zeydan’ın katılımıyla gerçekleşti.
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu tweet mediaDEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu tweet mediaDEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu tweet media
Türkçe
0
6
21
1.9K
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
Özgül Saki
Özgül Saki@ozgulsakii·
“Frontex” AB ülkelerinin sınır koruma kolluk memuru. FRONTEX’in bütçesi 2005 yılında 6 milyon Euro’nun biraz üzerinde (yönetimsel ve operasyonel) iken 2015 yılına gelindiğinde bu rakam 140 milyon Euro’nun üzerine çıkmış ve 2022 yılında ise 750 milyon Euro’ya ulaşmıştır. 2019 da avrupa birliği yolsuzlukla mücadele ofisi (OLAF), birliğin sınır ve sahil güvenlik ajansı (frontex) hakkında soruşturma başlattı. OLAF, frontex'e yöneltilen taciz, görevi kötüye kullanma ve göçmenlerin AB kıyılarına ulaşmasını engellemeye yönelik yasa dışı faaliyetler yürütme suçlamalarını inceliyor. En çok Yunanistan Türkiye arasında geri itmelerde, ege denizinde, akdenizde FRONTEX var. Frontex askeri kuvvetleri artık ülkelerin sınırların içerisine girebilecek. Düzensiz göçmen takibi, insan ticaretine karşı soruşturma gerekçesiyle ülke sınırlarına girebilecek. Ankarada, Atina’da insanların öldürülmesine şahit olabiliriz ABD’deki ICE gibi. Suriye savaşı sırasında imzalanan geri kabul anlaşmasında AB’nin vaatleri vardı, gümrük serbestliği, vize serbestisi vs. AKP iktidarı göçmenleri pazarlık kozu olarak kullandı. GGM'lerin durumlarını defalarca söyledik. Brükseldeki AGİTPA toplantısında AB ülkeleri temsilcileri Türkiye'nin kendileri için özel öneminin olduğunu söylediler. Paktla yine Türkiye'ye rüşvet teklif ediliyor. Yine mali destek vermek istiyorlar. Evet para veriyorlar ama bunun nereye gittiğini asla denetlemiyorlar.
Türkçe
0
14
14
696
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
Özgül Saki
Özgül Saki@ozgulsakii·
AB Göç ve İltica Paktı hakkında basın toplantımızdan: AGİTPA Göç Komisyonu olarak Haziran ayında yürürlüğe girecek olan paktla ilgili görüşmeler yaptık. Türkiye'yi doğrudan etkileyecek olan bu pakt yeterince tartışma konusu olmuyor. Nedir AB Göç ve İltica Paktı? İlk defa Avrupa Komisyonu tarafından 2020 Eylül ayında taslak metin sunuldu. “AB sınırlarında kale kuruyoruz, Kale Avrupa Paktı” olarak ifade edildi. AB sınırları içine göçmen alımını önlemek için adeta kale inşa ediliyor. Metnin dili de yeni güvenlik konseptine uygun. Paktın içeriğinde göçün nedenleri hakkında hiçbir ibare yok. Biliyoruz ki savaş politikaları, kapitalist sistemin ekolojik yıkım politikaları, iklim krizi ve buna eşlik eden ekonomik krizin göçün en temel sebepleri. Paktın en temel unsuru göçün dışsallaştırılması: sınırlarda askeri güçlerin yoğun biçimde bulunmasını ve iltica başvuru mekanizmasının iyice zorlaştırılmasını içeriyor. Sınır taraması: AB dış sınırından girenler 5–7 gün içinde kimlik, sağlık ve güvenlik kontrolünden geçecek. EURODAC sistemi kapsamlı biyometrik veri tabanına dönüştürülecek. (fişleme) Hızlandırılmış prosedür deniyor. Ancak bu ret mekanizmasını daha hızlı işleyeceği anlamına geliyor. ABD’de ICE’ın yaptığının aynısı AB Frontex ile yapmak istiyor. 1951 Cenevre Sözleşmesinin temel ilkesi olan geri göndermeme ilkesinin ihlali bu pakt. “Güvenli üçüncü ülke” kavramı Avrupa Birliği; kendine kale inşa ederken, göç hareketliliğine kaynaklık eden savaş politikalarından, ekolojik yıkımdan, ekonomik krizden taviz vermedikleri için güvenli üçüncü ülke kavramı ile kitlesel göçleri kendi sınırları dışında tutmak için anlaşmalar yapıyor. Geri gönderme merkezleri toplama kampı gibi üçüncü ülkelerde inşa ediliyor. AB’nin ucuz iş gücüne ihtiyacı var. O yüzden de sınırda yetkilendirilmiş data sistemiyle kriter araştırması yapacağını ve belli göçmenleri “kalifiye olanları” ucuz iş gücü olarak alacağını söylüyor. Çocuklar, kadınlar, bulundukları ülkede işi olmayanlar, yoksullara “kamplarda yaşayın” diyorlar. Yeni göç paktı ile göçmenlerle dayanışma içerisinde olan örgütler, STK'lar da baskı ve cezalandırma tehdidi altında tutulmak isteniyor.
Türkçe
0
12
15
764
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
Özgül Saki
Özgül Saki@ozgulsakii·
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'ya sorduk: Basına yansıyan ve edindiğimiz bilgilere göre Rojava ile dayanışma amacıyla Almanya’dan yola çıkan ve “Halklar Kervanı” içerisinde yer alan 16 kişi, Mardin’e geldikten sonra 28 Ocak tarihinde yaptıkları açıklamanın ardından gözaltına alınmış ve haklarında sınır dışı edilme kararı verilmiştir. Mardin’den İstanbul’a getirilen kişiler, İstanbul Havalimanı’nda bindirildikleri uçaktan zorla indirilmiş; indirme, bekletme ve yeniden bindirme süreci boyunca tekme, yumruk, tokat ve kaba kuvvetle sıkma şeklinde fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Edinilen bilgilere göre, söz konusu kişilere kimliklerinin ve statülerinin ayırt edilmesi amacıyla çizgili ceketler giydirilmiş, her biri için üç polis görevlendirilerek uçağa bindirilmişlerdir. Frankfurt, Hamburg, Köln ve Berlin’e dörder kişilik gruplar hâlinde, ayrı ayrı uçaklarla sınır dışı edilmişlerdir. Almanya’ya ulaşmalarının ardından darp raporu alacakları ve Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri hakkında suç duyurusunda bulunacakları kamuoyuna yansımıştır. Yaşanan bu olaylar, gözaltı ve sınır dışı işlemleri sırasında işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin ciddi ve somut bilgiler içermektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere Anayasa ve ilgili diğer mevzuatta işkence ve kötü muamele açık biçimde yasaklanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17’nci maddesinde kimsenin işkence ve eziyete, insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı açıkça hüküm altına alınmış olup, bu yasak mutlak niteliktedir. Bu kapsamda, gözaltı ve sınır dışı süreçlerinde kolluk güçleri tarafından gerçekleştirilen fiillerin, hem Anayasa hem de Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleri açısından ağır ve kabul edilemez ihlaller oluşturduğu açıktır.
Özgül Saki tweet media
Türkçe
0
27
45
3.3K
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu retweetledi
Özgül Saki
Özgül Saki@ozgulsakii·
18 Aralık Uluslararası Göçmenler Gününe İlişkin Basın Toplantısı: x.com/i/broadcasts/1…
Türkçe
0
10
17
568
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu
Komisyonumuz eşsözcüsü mv. Özgül Saki 18 Aralık (yarın) Uluslararası Göçmenler Gününde saat 10:00'da mecliste basın toplantısı düzenleyecek. Açıklama @ozgulsakii hesabından paylaşılacak. Göçmenlerle birlikte eşit ve özgür bir yaşam için mücadeleye devam edeceğiz.
Türkçe
0
2
11
1.1K
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu
Göçmen bir ailenin çocuğu, kendisi de göçmen olan Zohran Mamdani’yi seçim zaferi için kutluyoruz. Onun başarısı, demokrasinin ve toplumsal adaletin hâlâ umut verdiğini hatırlatıyor. Yolun açık olsun! #ZohranMamdani
DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu tweet media
Türkçe
0
5
11
543