F. Sibel Gürcihan@FSYuksek
Bu soru üzerine Murat Ağırel'in nasıl bir "gazeteci" olduğunu biraz anlatalım. Kurumsal bir basın organında hayatında bir kez bile çalışmamış, 2010 yılında eline bir takım dosyalar tutuşturulana kadar Sefaköy'de bir muhasebecinin yanında çalışmış biridir.
Muhasebecilikten önce Tuncay Özkan'ın başlattığı Biz Kaç Kişiyiz hareketinin tuttuğu ofiste çaycılık yapmış, yatacak yeri olmadığı için orada yatıp kalkmıştır.
Ergenekon sürecindeki görevi, kendisi de kısa bir süre Silivri'de yattıktan sonra, 5 yıl tutuklu kalan Tuncay Özkan'ın getir götürünü yapmak, kirli çamaşırlarını alıp temizlerini getirmek, elektrik-su faturalarını ödemek, manken sevgilisi Duygu Dikmen'e cezaevine geliş gidişlerinde refakat etmekti.
Tuncay Özkan'a bir maraba kadar bağlıydı. Kendisinden korkar, "Tuncay abi beni kızılcık sopasıyla döver" derdi. Bir takım uygunsuz gençlik hareketi üzerine dövdüğü de rivayet edilmişti o dönemde.
Lise mezunudur, yıllarca Açık Öğretim Fakültesi'ni bitirmeye çalışmıştır (En sonunda birini bitirdi sanırım) Gazete mutfağı, haber merkezi, Ankara bürosu vs. görmüş hiç kimse kendisini 35 yaşından önce tanımaz.
(Muhasebecilik mesleğini ve AÖF mezunu olmayı hakir görmüyoruz, yanlış anlaşılmasın, sadece bunların gazetecilik için yeterli background olmadığını söylüyoruz).
Kalem oynattığı yasa dışı bahis, rüşvet çarkı, futbol dünyasında dönen entrikalar gibi konuların tümü, AKP iktidarının ara sıra el atmakta fayda gördüğü yan kulvarlardır. Bu dosyalar üzerinden birilerine ayar verilir, mesajı almayanlar daha büyük dosyalara terfi ettirilir.
Sessiz sedasız güzel de "borsalar", "para karşılığı adam kurtarmalar, birilerinin canını sıkanları torbaya atmalar vs. yaşanır bu dosyalarda. Ve de AKP iktidarının polisi, savcısı, bürokratı ile işbirliği yapmadan yaşam alanı yakalanabilecek yerler değildir buralar.
Ağırel'in "cesur gazetecilikle elde ettiği haberler" diye sunduğu konuların bir diğer kaynağı yüzde 90 oranında Sayıştay raporlarıdır. Bunlar yıllık yayımlanır, isteyen her vatandaş elde edip araştırmasını, okumasını yapabilir. Devlet kurumlarının yıllık faaliyetleri Sayıştay tarafından incelenir, açıklar tespit edilir, kamu görevinin layıkıyla yerine getirilip getirilmediğine bakılır vs.
Bir gazeteci isterse bu binlerce sayfalık raporlarda önemli bulgu ve tespitler yakalayabilir. Küçümsenecek kaynaklar değildir ama bunlar Ankara'da gazete, ajans ofislerine her Eylül-Ekim ayında çuvallarla getirildiğinde hepimiz "Benim dışarıda işim var" deyip kaçışırdık. Hamaliyedir çünkü, masa başı gazeteciliği ister. Muhabirler kaçışınca haber müdürleri bunları biraz gazetecilik kumaşı gördükleri stajyerlere dağıtıp akşama kadar kırmızı kalemle satır çizdirirlerdi.
Yani, havasını attığı gibi öyle gizemli ve ulaşılması zor haber kaynakları yoktur arkadaşın. Gelin görün ki vasatlık ve liyakatsizlik en az iktidar kadar muhalefette de tek geçer akçe olduğu için köylü kurnazları gemilerini yürütmekte engelle karşılaşmaz. Hatta artık şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki iktidar cenahı vasatları baş tacı etme konusunda daha seçici davranmaya başladı, çünkü pastaları büyük ve ellerinde büyük bir insan kaynağı var. Önceden yeterli kadroları olmadığı için başvuru yapan herkesi alıp kullanıyorlardı. Mesele Nedim Şener şimdi yanaşsa büyük ihtimalle elenirdi.
Bir de şey var, elimiz değmişken onu da yazalım, muhalefet kesiminin cesur yürek gazetecileri ile iktidarın palazlanmış, operasyon gazetecilerinin arasından su sızmaz. Meclis genel kurul salonu ile parti kulislerinin salonlarında yaşanan ilişkilerin aynısı yaşanır buralarda. Sahne önünde birbirlerini yumruklarlar, on dakika sonra kulise geçip kahkahalar, sarmaş dolaş olmalar eşliğinde keyifli sohbetler yaparlar.
Güzel de işbirliği vardır aralarında. Mesela "muhalif" gazeteci, Cem Küçük veya Rasim Ozan Kütahyalı'yı arayıp "Cem'ciğim bana şöyle bir belge, bilgi geldi; senin işine yarayabilir, bir bak" diye kendisinin yazamayacağı haberleri pas eder. Aynı şekilde yandaş da kendi yazamayacağı bilgileri muhalife paslar. Kendi mahallelerinde dönen dedikoduları birbirlerine aktarır, gülüp eğlenirler.
Arada şahsi işler de halledilir tabii. Diyelim, yargıda bir dosyanız, imara takılmış bir arsanız, çocuğunuzu adresi uymayan okula yazdırma gibi işleriniz var, hemen bir telefon açıp "Rasim'ciğim, senin tanıdıkların vardır, şu işe bir bakıver ya" dersiniz. O da yeri gelince sizden bazı şeyler ister.
Hatırlayın, İsmail Saymaz İBB operasyonuyla birlikte gözaltına alınınca, can havliyle Rasim Ozan Kütahyalı'yı aramış, o da arkadaşına kanırta kanırta yardımcı olmuştu. Oysa İsmail bir kaç ay, bir kaç hafta orası burası oynamadan yatsa, nasılsa serbest bırakılacaktı. Ödlek olduğu için panikledi ve Rasim gibi kirli bir adamla olan ilişkisini faş etti.
Sonra, "Murat Ongun'dan para alan gazeteciler" iddiasının nasıl hasır altı edildiğini, iddianamede bile yer almadığını, kamuoyunun gözünden tamamen kaçırıldığını da unutmayın. Centilmenlik anlaşmasıyla hallettiler bunu da. Oysa ballı Roma gezisi yeterdi bu rezil ilişkinin kanıtlanmasına.
Bu kepaze ve etik dışı ilişkilerin adına da "mesleki dayanışma" diyorlar kendi aralarında. Bu konularda İsmail Saymaz, Murat Ağırel ve Şaban Sevinç gibi isimleri tek geçerim.
Hem iktidar kitlesini, hem muhalefet cenahını koyun gibi sağıyorlar, siz hâlâ "Cesur yürekler, iyi ki varsınız" diye ahmak ahmak yorumları yazın paylaşımların altına, iki kuruşluk emekli maaşınızdan bunların yayınlarına para yatırın.
Anlatacak daha çok şey var ama bugünlük bu kadar yeter.