Haberfikir

2K posts

Haberfikir banner
Haberfikir

Haberfikir

@Haberfikircom

Doğruluk-Adalet-Özgürlük! 📩: [email protected]

https://www.haberfikir.com Katılım Haziran 2024
315 Takip Edilen561 Takipçiler
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
Maske Düştü! Dubai Turizmi Çöktü, BAE’nin ABD-İsrail İttifakı Ağır Bedel Ödetiyor Daily Mail’in haberine göre, Şubat ayındaki ABD saldırısından bu yana Dubai, İran’ın misilleme füzeleri ve dronları için hedef haline geldi. Bu durum yabancı turistleri korkuttu ve şehre gelmelerini büyük ölçüde engelledi. Rekor 20 milyon turist hedefleyen Dubai’de turizm sektörü neredeyse çöktü. Günlük ekonomik kayıp 450-500 milyon sterlin (yaklaşık 600-650 milyon dolar) seviyesine ulaştı. Palm Jumeirah, Dubai Marina ve Jumeirah Beach gibi popüler turistik bölgelerde artık neredeyse hiç yabancı ziyaretçi yok. Geçen hafta 7 adet 5 yıldızlı otel (St. Regis, Armani Hotel Burj Khalifa, Park Hyatt gibi) tamamen kapandı. Binlerce turizm çalışanı kalıcı olarak işten çıkarıldı veya süresiz ücretsiz izne gönderildi. Bu tablo, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Amerika-İran geriliminde ve genişleyen İsrail-İran savaşında yüzündeki maskenin düştüğünü gösteriyor. Artık İsrail’le aynı derecede açık ve net bir şekilde ABD-İsrail ittifakı içinde olduğu ortaya çıkıyor. Bölgede “tarafsız” veya “Arap kardeşliği” söylemiyle hareket eden ülke görüntüsü sona erdi. Dubai’nin lüks turizm cenneti olma hayali, aldığı bu siyasi-askeri pozisyonun bedelini ağır şekilde ödüyor. Kaynak: Daily Mail Link: dailymail.com/news/article-1…
Türkçe
0
9
10
838
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
İsrail telekom altyapısı, 10’dan fazla ülkede cep telefonlarını gizlice takip etmek için kullanıldı Haaretz’in aktardığına göre, Kanada merkezli dijital araştırma grubu Citizen Lab’ın kapsamlı bir raporu, İsrail telekomünikasyon altyapısının son üç yıldır küresel çapta sistematik bir takip aracına dönüştürüldüğünü ortaya koydu. Rapora göre 1970’lerden kalma SS7 tabanlı eski şebekelerden en modern 5G sistemlerine kadar geniş bir ağ, gelişmiş casus yazılımlar aracılığıyla ele geçirildi. Kasım 2022’den bu yana Tayland, Güney Afrika, Norveç, Bangladeş ve Malezya’nın da aralarında bulunduğu 10’dan fazla ülkede 15 bin 700’ün üzerinde konum takibi girişimi kaydedildi. Soruşturma, bu operasyonların arkasında birden fazla İsrail bağlantılı şirket olduğunu gösteriyor. Belgeler, İsrail-Amerikan ortaklı siber güvenlik şirketi Cognyte’nin çatı şirketi Verint’in, “SkyLock” adlı SS7 tabanlı takip sistemini Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki bir hükümet müşterisine sattığını ortaya koyuyor. Ayrıca İsviçre merkezli telekom şirketi Fink Communications’ın, İsrailli gözetim firması Rayzone’a meşru bir mobil operatör kimliğine bürünerek ağlara sızma imkânı sağladığı belirtiliyor. Raporda, telefon takip operasyonlarının doğrudan İsrailli telekom şirketleri 019Mobile ve Partner Communications’ın ağları üzerinden de yürütüldüğü ifade ediliyor. Kullanılan en dikkat çekici yöntemlerden biri “SIMjacking” olarak tanımlanıyor. Bu teknikte, hedef telefona kullanıcının göremediği gizli bir SMS gönderiliyor; mesajdaki komut, SIM kartı doğrudan konum bilgisini paylaşmaya zorluyor. İddiaların odağındaki 019Mobile, sanal bir operatör olduğunu ve kimliğinin taklit edilmiş olabileceğini öne sürerek suçlamaları reddetti. Öte yandan Haaretz’in sorularına Fink Communications, Partner Communications ve Verint/Cognyte’den herhangi bir yanıt gelmedi. Özetle, Haaretz ve Citizen Lab’ın ortaya koyduğu bu bulgular, küresel telekom ağlarının güvenlik açıklarının, İsrail merkezli şirketler aracılığıyla kitlesel gözetim amacıyla nasıl sistematik biçimde istismar edildiğini gözler önüne sermektedir. haaretz.com/israel-news/se…
Türkçe
0
6
7
47
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
Manşet: İspanya Başbakanı Sanchez’in Uçağı Ankara’da Acil İniş Yaptı: Tesadüf mü, İsrail’den “Yol Kesme” Uyarısı mı? Madrid’den Erivan’daki Avrupa Siyasi Topluluğu (EPC) zirvesine giden İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’i taşıyan resmi uçak, Türkiye semalarında teknik bir arıza nedeniyle Ankara’ya acil iniş yapmak zorunda kaldı. Olayın hemen ardından Ortadoğu siyasi kulislerinde yankı uyandıran bir yorum gündeme oturdu: Bu “arıza”, Sanchez’e İsrail tarafından gönderilmiş bir “tırpanlama” ya da suikast girişimi miydi? @demokracy ismiyle X’te paylaşımlar yapan İranlı analist Ihsan Taghadosi, olayın sıradan bir teknik arıza olmadığını iddia etti. Taghadosi’ye göre bu müdahale, “Atıştan önceki uyarı işareti” olabilir. Yorumcuya göre Sanchez’e, “kiminle karşı karşıya geldiğini anlaması” için net bir mesaj verildi. Peki, resmi makamlar bu çarpıcı yorumları doğruluyor mu? Edinilen bilgiler, olayın göründüğü kadar sıradan olmayabileceğine işaret ediyor. Teknik Mi, Politik Mi? Resmi açıklamalar, Sanchez’i taşıyan Airbus A310 tipi uçakta “küçük bir teknik sorun” yaşandığı ve mürettebatın protokol gereği tedbirli davrandığı yönünde . Ancak bu “küçük sorun”, İspanya Başbakanı’nın zirveye katılımını geciktirerek onu geceyi Ankara’da geçirmek zorunda bıraktı. Olayın perde arkasına ilişkin en dikkat çekici detaylar ise Taghadosi’nin analizinde gizli: 1. Erdoğan Faktörü ve Kısa Sürede Onarım: Taghadosi, arızanın ardından uçağın süratle onarıldığını ve bu sürecin bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla yürütüldüğünü öne sürüyor . Ankara kulislerinde konuşulanlara göre, Sanchez Türkiye’de kaldığı süre boyunca sadece misafir edilmekle kalmadı, aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Erdoğan ile görüşerek bölgesel güvenlik konularında bir kriz masası toplantısı gerçekleştirdi. 2. Koruma ve Gizemli Görüşme: Sanchez’in Türkiye’de bulunduğu süre boyunca güvenliğinin bizzat Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Koruma Başkanlığı tarafından üstlenilmesi de dikkatlerden kaçmadı. İsrail Bağlantısı Ne Anlama Geliyor? Sanchez söz konusu olduğunda ‘İsrail şüphesi’nin akla gelmesi boşuna değil. Bunun temel sebebi, Sanchez’in son dönemde izlediği adaletli ve cesur dış politikasıdır. Özellikle Filistin meselesinde İsrail’e karşı takındığı eleştirel tutum, İspanya ile İsrail arasında zaman zaman diplomatik gerilimlere yol açmıştı. Sanchez’in Başına Gelen Kronik Arızalar Öte yandan bu olayın, Sanchez’in başına gelen ilk uçak arızası olmadığını belirtmek gerekiyor. Eylül 2025’te, Paris’teki Ukrayna toplantısına giderken de uçağı (Falcon tipi) teknik sorun nedeniyle Madrid’e geri dönmüştü . Uzmanlar, İspanyol Hava Kuvvetleri’ne ait resmi uçak filosunun (2 adet A310 ve 5 adet Falcon 900) yaş ortalamasının 40’ın üzerinde olduğuna ve bu nedenle arızaların “normal” olarak da değerlendirilebileceğine dikkat çekiyor. SONUÇ Sanchez’in yarın Erivan’da yapacağı açıklamalar, bu zorunlu molayı ne kadar “ciddiye aldığının” ilk göstergesi olacak. x.com/demokracy/stat…
Türkçe
0
4
7
238
Haberfikir retweetledi
DW Türkçe
DW Türkçe@dw_turkce·
Kudüs'te fanatik bir Yahudi saldırganın Katolik rahibeyi darbettiği görüntüler büyük tepki topladı
Türkçe
20
56
106
18.9K
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
ABD Savunma Bakanlığı’nda (Department of War) Kaos: Hegseth’in Performansı Orduyu Parçalıyor mu? The Guardian’ın eleştirel haberine göre, Trump yönetiminde “Savunma Bakanı” (resmi adıyla Secretary of War) olarak görev yapan Pete Hegseth’in liderliği, Pentagon’da yaygın tasfiyeler ve tasfiyelerin ardından tam bir iç kaosa yol açtı. Birçok üst düzey askeri yetkili, Hegseth’in performansını Amerikan ordusunun birliğini ve bütünlüğünü doğrudan tehdit eden bir unsur olarak görüyor. Habere göre, geniş çaplı personel temizlikleri sonrası Pentagon’da paranoya dolu bir ortam hâkim. Yetkililer arasında sızıntılar, karşılıklı ihbarlar ve güvensizlik zirve yapmış durumda. Hegseth’in yakın çevresinde yaşanan sert çatışmalar, yasadışı dinleme iddiaları ve birden fazla üst düzey danışmanın görevden alınması, kurum içinde “tam bir erime” (full-blown meltdown) olarak nitelendiriliyor. İran Savaşı Bağlamında Artan Tartışmalar ve Pişmanlıklar Bu kaos, özellikle ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonları sırasında daha da belirgin hale geldi. Hegseth, savaşın gidişatı konusunda Kongre’ye ve kamuoyuna “tehlikeli ölçüde abartılı” başarı anlatıları sunduğu eleştirileriyle karşı karşıya. Demokrat senatörler, Hegseth’i Trump’a doğru bilgi vermemekle ve savaşın gerçek maliyetlerini (şu ana kadar tahmini 25 milyar dolar) gizlemekle suçluyor. Savaşın “bataklık” haline gelme riski, yakıt fiyatlarındaki artış ve Amerikan halkının istemediği bir çatışmanın bedelini ödemesi, Washington’da sert tartışmalara neden oluyor. ABD içinden yükselen sesler arasında şunlar öne çıkıyor: • Askeri yetkililer ve eski komutanlar: Hegseth’in tecrübeli subayları ırk, cinsiyet veya “uyanıklık” gerekçeleriyle tasfiye etmesi, ordunun kurumsal hafızasını erittiği ve genç subayların motivasyonunu kırdığı görüşünde. • Kongre’deki muhalefet: Savaşın “yetkisiz” veya yanlış yönetildiği, Hegseth’in kişisel gündemlerine (örneğin askeri hukuk kurallarını gevşetme, şapel reformu) öncelik verdiği eleştirileri artıyor. • İç pişmanlık ve kafa karışıklığı: Bazı Trump destekçileri ve eski Pentagon yetkilileri bile, Hegseth’in Fox News’taki medya kişiliğinin gerçek bir “Savaş Bakanı” rolüne uymadığını ve kurumda yarattığı kaosun ulusal güvenliği riske attığını dile getiriyor. “Bu adamın bunları yapacağı öngörülebilirdi” tarzı yorumlar, pişmanlık havasını güçlendiriyor. The Guardian’ın raporuna göre, bu iç karışıklık sadece yönetimsel bir sorun değil; özellikle İran savaşı gibi kritik bir dönemde ordunun etkinliğini ve Amerikan halkının güvenini doğrudan zedeliyor. Pentagon’daki “kaos”un, Trump yönetiminin savunma politikasındaki en büyük kırılma noktalarından biri haline geldiği belirtiliyor. Bu gelişmeler, ABD’de hem siyasi hem askeri çevrelerde derin bir tartışma ve belirsizlik yarattı. Hegseth’in görevde kalıp kalmayacağı ise önümüzdeki dönemde daha da netleşecek gibi görünüyor. theguardian.com/us-news/2026/m…
Türkçe
0
5
6
117
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
Milei, Sheinbaum ve Petro’yu itibarsızlaştırma kampanyasına 350 bin dolar aktardı Gazeteci @BenjaminNorton ‘un yazdığına göre sızdırılan bazı yeni ses kayıtları, Arjantin’in Devlet Başkanı Siyonist Yahudi Javier Milei’nin, ABD’nin de desteğiyle sağcı bir dezenformasyon ağı kurmak için uyuşturucu kaçakçılığından hüküm giymiş eski Honduras diktatörü Juan Orlando Hernández ile gizlice işbirliği yaptığını ortaya koydu. Kayıtlara göre Hernández, Milei’ye “Latin Amerika’da solu ortadan kaldırmak” için Meksika (Claudia Sheinbaum), Brezilya (Lula da Silva), Kolombiya (Gustavo Petro), Venezuela (Nicolás Maduro) ve Honduras’taki sol muhalefeti hedef alan bir sahte haber ağı kurmayı önerdi. Kendini “anarko-kapitalist” olarak tanımlayan Milei, bu dezenformasyon operasyonunu finanse etmek için Arjantin devletinden 350 bin dolar katkı sağlamayı kabul etti. Oysa Arjantin’de milyonlarca insan yoksulluk içinde yaşıyor ve sığır eti fiyatları çok yükseldiği için eşek eti yemek zorunda kalıyor. Haberde, Milei’nin bu hamlesinin, ABD’nin daha önce Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla hedef alan operasyonuyla çifte standart oluşturduğu vurgulanıyor. Zira Hernández, Trump döneminde ABD hapishanesinden serbest bırakılan bir uyuşturucu lideri. Uzmanlar, “Washington, bir uyuşturucu kaçakçısını serbest bırakıp aynı kişinin Arjantin üzerinden bölgedeki sol hükümetlere karşı propaganda yapmasına izin verirken, Venezuela’ya karşı korsan operasyon düzenlemesi açık ikiyüzlülüktür” yorumunda bulunuyor.
Haberfikir tweet media
Türkçe
0
2
3
40
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
Çin’den Tarihi Hamle: “ABD Yaptımılarını Engelleme Statüsü” İlk Kez Devreye Sokuldu, Küresel Şirketler İkilemde Pekin yönetimi, ABD’nin İran petrol ticareti nedeniyle beş Çin rafinerisine uyguladığı yaptırımları tanımayacağını açıklayarak uluslararası ticaret hukukunda yeni bir dönemi başlattı. Bugün yürürlüğe giren karar, Pekin’in uzun süredir hazırladığı “Engelleme Statüsü”nü (Blocking Statute) ilk kez aktif olarak kullanması anlamına geliyor. İkilemdeki Çinli Rafineriler Çin Ticaret Bakanlığı (MOFCOM), Hengli Petrochemical (Dalian) Refining Co., Ltd. ve Shandong merkezli dört adet Çin'de 'çaydanlık' (teapot) olarak bilinen küçük, bağımsız özel rafineriyi ABD’nin Özel İsimlendirilmiş Vatandaşlar (SDN) listesine eklemesine tepki gösterdi. Yayımlanan yasaklama emri, tüm Çinli firmaların bu yaptırımları tanımasını, uygulamasını veya bunlara uymasını yasaklıyor. Ham petrol ithalatının yaklaşık dörtte birini karşılayan bağımsız “çaydanlık” rafineriler, marjları dar ve küresel piyasalardaki dalgalanmalara karşı son derece hassas yapılarıyla biliniyor. ABD’nin bu hassas noktayı hedef alması, Çin’i stratejik bir karşı hamle yapmaya itti. Henry Gao’nun Öngörüsü ve “Taşlar Yerine Oturuyor” Konuyla ilgili olarak tanınmış ticaret hukuku uzmanı Henry Gao, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Ayrışma geliyor. Engelleme Statüsü’nün devreye girmesi durumunda birçok büyük şirket iki ateş arasında kalacak” ifadelerini kullandı. Gao’nun New York Times’da 2021’de yazdığı bir makalede de vurguladığı bu ikilem, şimdi somut bir gerçekliğe dönüşüyor: Küresel firmalar ABD’nin baskısına boyun eğip Çin pazarından olacakları riski mi almalı, yoksa Çin emrine uyup ABD hazine sisteminden dışlanmayı mı göze almalı? Avukatlar, tek bir yanlış adımın şirketleri ya “Malicious Entity List”e (Kötü Niyetli Kuruluşlar Listesi) sokabileceğini ya da doğrudan Ceza Kanunu kapsamında soruşturma başlatılabileceğini belirtiyor. Olası Sonuçlar ve Senaryolar Uzmanlar, bu kararın ardından üç ana senaryonun yaşanabileceğini öngörüyor: 1. Küresel Tedarik Zincirinde Kırılma: BM’nin yetkilendirmediği yaptırımları tanımayan Çin, diğer ülkeleri de kendi mevzuatına uymaya zorluyor. Bu durum, özellikle navlun sigortaları ve liman hizmetleri gibi alanlarda ciddi aksamalara yol açabilir. 2. Yerli Hukuk Savaşları: Çinli firmalar artık ABD yaptırımlarına uydukları için kendilerine zarar veren yabancı şirketlere Çin mahkemelerinde dava açabilecek. Daha da önemlisi, yeni düzenlemeler yöneticiler için cezai yaptırımlar öngörüyor. 3. Finansal Sistemde İkilem: SWIFT ve ABD dolarına erişim avantaj sağlarken, Çin’in kendi ödeme sistemleri (CIPS) ve dijital yuan hamleleri hız kazanıyor. Uzmanlar, çok uluslı şirketlerin artık net bir “taraf seçmek” zorunda kalabileceği bir döneme girdiğimizi belirtiyor. Yetkililer bu hamlenin egemenlik ve kalkınma haklarını korumak için olduğunu vurgularken, uluslararası piyasalarda “yeni bir soğuk savaş” endişeleri artıyor. Petrol fiyatlarındaki belirsizlik ve navlun maliyetlerindeki yükseliş, bu hamlenin küresel ekonomiye ilk yansımaları olarak gösteriliyor. --
Haberfikir tweet media
Türkçe
0
7
10
267
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
Pentagon, Uydu Şirketlerinden Orta Doğu’daki Hasarlı Amerikan Üslerinin Görüntülerini Gizlemelerini İstedi Amerikan gazeteci Ana Kasparian’ın (The Young Turks) açıklamalarına göre Pentagon, özel uydu görüntüleme şirketlerinden Orta Doğu’daki tahrip olmuş Amerikan askeri üslerine ait görüntüleri gizlemelerini talep etti. Bu talep, İran ile yaşanan çatışmanın ardından gündeme geldi ve uydu verilerinin operasyonel güvenlik gerekçesiyle kısıtlanması tartışmalarını alevlendirdi. Planet Labs adlı önde gelen uydu görüntüleme şirketi, bu tür talepleri doğruladı. Şirket, ABD hükümetinin isteği üzerine İran ve Orta Doğu çatışma bölgesine ait görüntüleri indefinitely (süresiz) olarak kısıtladığını duyurdu. Bu karar, Mart 2026’dan itibaren geçerli imagery’leri de kapsıyor ve daha önce uygulanan 14 günlük gecikme politikasını genişletiyor. Planet Labs, görüntüleri “güvenlik riski taşımayan” durumlarda yönetilen dağıtım modeliyle sınırlı olarak paylaşacağını belirtti. Pentagon ise istihbarat konularında yorum yapmayı reddetti. Pentagon’un resmi açıklaması şöyle: “Operasyonel güvenlik nedenleriyle muharebe hasar değerlendirmelerini tartışmıyoruz. Güçlerimiz tam operasyonel kapasitede kalmaya devam ediyor ve görevimizi aynı hazırlık ve muharebe etkinliğiyle yürütmekteyiz.” CNN’in Araştırması: Körfezde ABD’ye ait En Az 16 Üs Ciddi Hasar Gördü Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak CNN, kendi soruşturması sonucunda İran’ın füze ve drone saldırılarında en az 16 Amerikan askeri tesisinin hasar gördüğünü ortaya koydu. Bu tesisler, Orta Doğu’daki Amerikan üslerinin çoğunluğunu oluşturuyor ve sekiz ülkede (Kuveyt, Bahreyn, BAE, Suudi Arabistan, Ürdün, Irak vb.) yayılıyor. Bazı üslerde radar, iletişim sistemleri ve yüksek değerli hedefler ağır hasar aldı; bir kısmı operasyonel olarak kullanılamaz hale geldi veya onarımı zor kararlar gerektiriyor. CNN’in uydu görüntüleri, hasar değerlendirmeleri ve saha röportajlarına dayanan raporu, Pentagon’un kamuoyuna yansıttığı hasar ve maliyet rakamlarının düşük gösterildiği yönünde sorular da yükseltti. Bölgedeki Amerikan varlığının geleceği ve ev sahibi ülkelerin tutumu da tartışma konusu oldu. Arka Plan ve Tartışmalar Bu olay, ABD ile İran arasında 2026’da yaşanan yaklaşık 39 günlük çatışma dönemine denk geliyor. Ticari uydu şirketlerinin (Planet Labs gibi) Pentagon ile yakın ilişkileri (NGA, NRO sözleşmeleri) nedeniyle bağımsız görüntüleme erişiminin kısıtlanması, şeffaflık ve basın özgürlüğü açısından eleştiriliyor. Ana Kasparian, bunu Trump yönetiminin hasarın boyutunu gizleme çabası olarak yorumluyor. Not: Uydu görüntüleme kısıtlamaları, modern çatışmalarda giderek daha sık başvurulan bir araç haline geliyor. Benzer uygulamalar geçmişte de görülmüş olsa da, bu ölçekteki bir kısıtlama ve CNN’in bağımsız doğrulaması, konuyu öne çıkarıyor. Bilgiler, güvenilir haber kaynakları (CNN, Reuters, BBC) ve Ana Kasparian’ın açıklamalarına dayanmaktadır. x.com/ivan_8848/stat…
Türkçe
0
8
12
388
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
Joe Kent: Beyaz Saray, İsrail yanlısı lobilerin etkisi ve yanlış istihbaratla İran’a savaşa sürüklendi ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Eski Direktörü @Joekent16jan19 , Beyaz Saray’ın İsrail yanlısı düşünce kuruluşu Foundation for Defense of Democracies’dan (FDD) alınan bir grafiği paylaşmasını, İsrail lobisinin Trump yönetimi üzerindeki etkisinin açık bir göstergesi olarak yorumladı. Kent’e göre, ABD istihbarat topluluğu İran’ın nükleer silah arayışında olmadığını değerlendirirken, doğrulanmamış istihbaratlar özellikle pro-İsrail gruplar aracılığıyla Başkan Trump’a ulaştırıldı. Bu süreç, ABD’nin İran’a karşı savaşa sürüklenmesinde kritik rol oynadı. Kent açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “İşin trajik tarafı, Trump’ın ilk döneminde başarıyla yürüttüğü İran politikası işliyordu. JCPOA’dan çok daha iyi bir anlaşmaya gidiyordu. Ancak bu durum, İsrail’in ABD’nin askerî gücünü İran’da rejim değişikliği için kullanma hedefine tehdit oluşturuyordu. FDD gibi gruplar, medya kuruluşları, bağışçılar ve İsrailli yetkililer, Trump’a sıfır uranyum zenginleştirme hedefi ve rejimin çökeceği yanılsamasını satmayı başardı.” Kent daha önceki bir paylaşımında daha da ileri giderek, Trump’ın olağan şartlarda bu tür manipülasyonlara boyun eğmeyeceğini ancak büyük olasılıkla ailesi üzerinden tehdit ediliyor olabileceğini belirtmişti. Kent’e göre, Trump İran’la savaşın sonuçlarını bildiği halde dışarıdan “rıza göstermek” zorunda bırakıldı. Eski NCTC direktörü, bu çerçevede Başkan Trump’a, FDD ve “Önce İsrail” odaklı çevrelerin tavsiyelerinin yol açtığı sonuçları yeniden değerlendirmesi çağrısında bulundu. #Haberfikircom
Joe Kent@joekent16jan19

The White House posting a graphic from the pro-Israel think tank, the Foundation for Defense of Democracies (FDD), illustrates just how influential the pro-Israel lobby is within the Trump administration. The U.S. IC assessed that Iran was not seeking a nuclear weapon, yet unverified information from pro-Israel groups dominated the intelligence reaching POTUS in the lead-up to the war. The tragic part is that the successful Iran policy Trump enacted in his first term—and was enacting this time around—was working, and he was on his way to securing a much better deal than the JCPOA. This was a threat to Israel’s goal of getting the U.S. to provide the combat power for regime change in Iran. Groups like FDD, members of the media, donors, and key Israeli officials played a key role in convincing Trump that his policy should shift to zero enrichment and that the Iranian regime would quickly crumble if he struck now. Hopefully, POTUS will look at the results of the advice he has received from FDD and the Israel-first/neocon lobby and correct course.

Türkçe
0
4
7
277
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
İsrailli Yazar’dan Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden Türkiye’ye Karşı Avrupa’yı Kışkırtma Planı: “Kıbrıs ve Yunanistan’daki Anlaşmazlıkları Kullanın, Avrupa’yı Ayağa Kaldırın” İsrailli yazar Shay Gal, kaleme aldığı analizde açıkça Türkiye’yi hedef alan bir strateji öneriyor. Son dönem İsrailli yetkililerin Türkiye aleyhine açıklamaları gündemi meşgul ederken Shay Gal’in üst üste iki yazısında da ele aldığı üzere İsrail, İran’dan sonraki büyük hedef olarak Türkiye’yi görüyor. Gal, Türkiye’nin Yunanistan ve Kıbrıs’la olan anlaşmazlıklarını (Ege, Kıbrıs, sondaj, göç, hava sahası ihlalleri vb.) bir bütün olarak ele alıp Avrupa’yı kışkırtma çağrısı yapıyor. Yazara göre bu sorunlar artık ayrı başlıklar değil, “tek bir çevre hattı” oluşturuyor. Özellikle Güney Kıbrıs’taki üsler üzerinden İsrail’in halihazırda fiili bir askeri angajman yürüttüğü biliniyor. Gal, bu mevcut durumu daha da ileri taşıyarak İsrail hükümetini ve Avrupa’yı Türkiye’ye karşı teyakkuz halinde olmaya davet ediyor. Aynı zamanda ABD’nin dikkatini çekerek, Washington’un Ankara’yı “başka yerlerde kullanmak üzere saklama” eğilimini eleştiriyor ve Trump yönetimindeki riskin daha keskin olduğunu vurguluyor. Yazara göre NATO, içeriden gelen baskılara karşı etkisiz kalırken, AB’nin Lizbon Antlaşması (Madde 42.7, 222, 46) gibi hükümleri Türkiye’ye karşı kullanılabilecek operasyonel doktrinler sunuyor. Gal, “Türkiye buna veto koyamaz” diyerek Avrupa’yı doğrudan müdahaleye çağırıyor. Metnin Türkçe Çevirisi: “Artık Himaye Edenimiz Yok: İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs, Washington’un Ötesinde Güç İnşa Etmeli Doğu Akdeniz’in rahatsız edici dersi artık sadece Türkiye ile ilgili değil. Bu, bağımlılıkla ilgili. Washington tehdidi anlıyor, istihbarata değer veriyor, itidal gösterebiliyor ve yine de Ankara’yı başka yerlerde kullanmak üzere kenarda tutmayı tercih ediyor olabilir. Ama bu yanlışı Hindistan, Pakistan’la öğrendi. İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs bunu Türkiye’yle çoktan öğreniyor. Trump döneminde risk daha keskin. İşe yarar bir Türkiye, çelişkilere rağmen ayakta kalabilir çünkü işlem, tiyatro ve kişisel içgüdü, ittifak dilbilgisinin önüne geçebilir. Ankara muğlaklığı silah olarak kullandı. Ege, işgal altındaki kuzey Kıbrıs, Libya, Suriye, Boğaz, İHA’lar, göç, enerji yolları, Rus bağlantıları ve NATO kozları artık ayrı ayrı anlaşmazlıklar değil. Bunlar tek bir çevre hattı. Ve bu çevre hattı şimdiden kararları şekillendiriyor. NATO’nun sınırı işte burada başlıyor ve Lizbon 2.0 burada başlıyor. NATO dış saldırılara karşı bir savunma paktı olarak kuruldu. İçeriden bir zorba çıkma ihtimaline göre tasarlanmadı. Baskı ittifakın içinden geldiğinde, 5. Madde gri bölgeye cevap vermez. Yöntem ilerlerken 4. Madde işe yarayabilir. Lizbon ise farklı. Türkiye buna veto koyamaz. Madde 42.7. Madde 222. Madde 46. Karşılıklı yardım. Dayanışma. Gönüllü koalisyonlar. Bunlar antlaşma süsü değil. Operasyonel doktrin. Tüm tereddütlerine rağmen Avrupa, Washington’un artık garanti etmediği şeye sahip: yapısal çıkar. Yunanistan ve Kıbrıs Avrupa’nın müşterileri değil. Onlar Avrupa’nın ta kendisi. Onlara yönelen baskı, doğrudan Birliğin kendisine yönelmiş baskıdır. Düşmanca sondajlar, silahlı eskortlar, hava sahası ihlalleri, savaş tehditleri, kablo baskısı, gemileri yıldırma, siber saldırılar ve silah haline getirilmiş göç, bunlar olay değil. Bunlar bir yöntem. Kıbrıs donmuş bir çatışma değil. İleri bir üs. Ege, ikili bir mesele değil. Avrupa egemenliğinin bir sınavı. İsrail-Yunanistan-Kıbrıs koridoru bir altyapı değil. Egemen derinlik. Değerlendirme: Bu metin, İsrail’in resmi politikası olmamakla birlikte, özellikle neocon çevrelerde ve bazı stratejik düşünce kuruluşlarında Türkiye karşıtı bir cephenin nasıl inşa edilebileceğine dair somut bir örnektir. Yazar, mevcut Kıbrıs ve Ege anlaşmazlıklarını kullanarak hem AB’yi hem de ABD’yi Türkiye aleyhinde kışkırtmayı amaçlamaktadır. 🔗 rieas.gr/researchareas/…
Haberfikir tweet media
Türkçe
0
7
8
302
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
Trump’ın Uyuşturucudan Tutuklu Honduras Eski Cumhurbaşkanı’nın Affında Siyonist Lobi Etkisi The Intercept eski muhabirleri Jeremy Scahill ve Ryan Grim tarafından Temmuz 2024'te kurulan bağımsız bir haber platformu olan @DropSitenews , ABD’de Honduras eski Cumhurbaşkanı ile ilgili ve İsrail’in işin içinde olduğu yeni bir skandalı duyurdu. Sızan Ses Kayıtları: Trump’ın Honduraslı Eski Cumhurbaşkanını Affetme Kararının Arkasında İsrail Destekli Bir Girişim Var İspanya merkezli Canal RED ve Hondurasgate tarafından yayınlanan sızdırılmış WhatsApp, Signal ve Telegram kayıtları, eski Honduras Cumhurbaşkanı Juan Orlando Hernández’e verilen affın arkasında İsrail destekli bir lobi faaliyeti olduğunu ortaya koyuyor. ABD’de uyuşturucu ticareti suçundan 45 yıl hapis cezasına çarptırılan Hernández’in affedilmesi için yürütülen bu çabada, Trump müttefiki Roger Stone’un yer aldığı ve Başbakan Binyamin Netanyahu tarafından desteklendiği belirtiliyor. Kayıtlara göere, af karşılığında Honduras’ta bir dizi taviz verilmesini öngören bir anlaşma yapıldı. Ses kayıtlarında, yeni bir askerî üs kurulması, yabancı ortaklar için genişletilmiş erişim imkânları, yarı özerk ZEDE bölgelerinin genişletilmesi ve ABD bağlantılı şirketlere verilen büyük yapay zekâ ve altyapı sözleşmelerinden bahsediliyor. Kayıtlarda hangi tavizin hangi aktöre ait olduğu net şekilde ayrıştırılmıyor ancak tüm bunlar, ülkede ABD ve İsrail ile uyumlu ortak bir gündemin parçası olarak sunuluyor. Bir kayıtta Hernández, “İsrail başbakanının benim tahliyem ve müzakerelerimle çok ilgisi vardı” diyor. Başka bir kayıtta ise serbest bırakılması için bağlanan paranın “İsrail’i destekleyen bir grup haham ve insandan” geldiğini iddia ediyor. Ocak-Nisan 2026 tarihleri arasında kaydedildiği belirtilen ses dosyaları, Hernández’in yeni seçilen Cumhurbaşkanı Nasry Asfura ile birlikte, Hernández’in yeniden iktidara dönüşünün önündeki yasal engelleri kaldırmak için bir plan üzerinde koordine olduğunu da gösteriyor. Hernández ise ses kayıtlarını kamuoyu önünde “uydurma” olarak nitelendirdi ve bunları “radikal solun dezenformasyon kampanyası”nın bir parçası olarak reddederek, seslerin kendisine ait olmadığını ileri sürdü. Drop Site News, ses kayıtlarının gerçekliğini bağımsız olarak doğrulamamıştır. x.com/DropSiteNews/s…
Türkçe
0
5
7
123
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
Kral Charles ve Macron’dan Trump’a İnce Dokundurmalar Washington — Beyaz Saray devlet yemeğinde Kral III. Charles, Trump’a şöyle takılmıştı: “Siz ‘biz olmasaydık Avrupa Almanca konuşacaktı’ dediniz. Bence de ‘Biz olmasaydık siz Amerikalılar hâlâ Fransızca konuşuyor olurdunuz!” Bu espriye @EmmanuelMacron kendi hesabından tek cümleyle cevap verdi: “That would be chic!” (“Bu çok şık olurdu!”) Macron’un bu kısa ve kibirli yanıtı, sadece Trump’ın Avrupa’ya yönelik son dönem saldırılarına değil, aynı zamanda Kral Charles’ın esprisine de ince bir tokat niteliğinde. Hem “Amerikalılar aslında Fransız kültürü sayesinde var” hem de “İngiliz kralı bile itiraf ediyor” mesajı vererek iki tarafı da zarifçe iğnelemiş oldu. #Haberfikircom x.com/EmmanuelMacron…
Türkçe
0
5
6
197
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
BAE’nin OPEC’ten Tarihi Çıkışı: Enerji Jeopolitiğinde Deprem Sunuş Aşağıdaki metin, @political0s ‘ın 26 Nisan 2026’da BAE’nin OPEC’ten çekilme kararının ardından yaptığı kapsamlı analizin çevirisidir. Metnin orijinali Arapça olup, hesap sahibinin analiz yetkisi ve kullandığı içeriden bilgi niteliğindeki detaylar, kararın perde arkasını anlamak açısından önem taşımaktadır. Yazıda ifade edilen görüşler yazarına ait olup, tarafsız bir tercüme sunulmuştur. --- "Zelzele": BAE’nin OPEC’ten Ayrılmasının Perde Arkası ve Jeopolitik Sonuçları Giriş Yıllardır Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkileri yakından takip eden biri olarak, bugün uzun yıllardır ikili ilişkileri sarsacak en tehlikeli kararlardan birinin eşiğinde olduğumuzu söyleyebilirim. Jeopolitik sonuçları büyük olacak. BAE'nin OPEC'ten çekilmesi, ekonomik bir adımdan çok Suudi Arabistan'a yönelik siyasi bir başkaldırıdır. Bu adım sadece üretimi artırma arzusundan kaynaklanan "ekonomik bir tercih" değil, özellikle İran savaşı sonrasında BAE siyasetinde varoluşsal bir dönüşümün ifadesi haline gelmiştir. BAE, OPEC'ten çekilme fikrini "Arap dayanışmasına dair yalan vaatlere" bir tepki olarak pazarlıyor. Ancak gerçek şu ki, BAE'nin OPEC'ten çıkışı, Suudi Arabistan'ın bölgesel enerji politikaları üzerindeki hakimiyet dönemini sona erdirebilecek "deprem" dir. Bu aynı zamanda BAE'nin Arap sistemi dışında, özellikle İsrail ve ABD ile yeni bir ilişki haritası çizilmesinin önünü açacaktır. 1. Stratejik Çatışmanın Kökeni: OPEC+ İçindeki Tarihsel Anlaşmazlık Suudi Arabistan ile BAE arasında OPEC+ içinde üretim politikaları konusunda tarihsel bir anlaşmazlık vardı. Uzun süredir devam eden bu ihtilaf, iki ülke arasında derinleşen bir rekabete işaret ediyordu . BAE bu farklılığı, Krallıkla istişare ve koordinasyonu aşarak çözmeye karar verdi. Bu, Riyad’a karşı diplomatik bir “bayrak gönderme” eylemi olarak da okunabilir. 2. Çıkar Çatışması: Vizyon 2030’a Karşı BAE’nin Rekabet Stratejisi Suudi Arabistan'ın "Vizyon 2030" projelerini finanse etmek için yüksek fiyatlara (80 dolar üstüne) ihtiyacı var. Bu durum, Riyad’ı OPEC aracılığıyla üretim kısıntısına sıkı sıkıya bağlı kılıyor. Buna karşılık BAE, daha çeşitlendirilmiş bir ekonomiye ve dünyanın en düşük üretim maliyetlerinden birine sahip olduğu için, fiyatlar bir miktar düşse bile daha büyük pazar payı elde etmek adına satış hacmini artırmayı tercih ediyor. Son yıllarda Riyad ile Abu Dabi arasındaki ilişki "sıkı ittifak"tan "şiddetli ekonomik rekabet" e dönüştü. OPEC'ten çekilmek, Riyad politikalarına "ekonomik bağımlılığın" sona erdiğini ve BAE'nin çıkarlarını tüm Körfez dayanışmasının üstüne koyan "aşırı milliyetçiliğin" resmen ilan edilmesidir . 3. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ve OPEC+'ın Geleceği Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), kararları liderler arasındaki kişisel ilişkilere mahkûm eden zayıf bir kurumsal yapıdan muzdariptir. İran ve Yemen'e yönelik tutumlardaki uçurum büyüdükçe petrol, koordinasyon için son alan olmuştu. BAE'nin çekilmesi, Konsey'in rakip bloklara bölünmesine yol açacaktır. Ayrıca, BAE'nin ayrılığı OPEC+ ittifakını belki de asla toparlanamayacağı şekilde zayıflatacaktır. Analistler, bu çekilmenin OPEC’in arz fazlasını dengeleme kapasitesini zayıflatarak daha oynak bir petrol piyasasına yol açabileceğini belirtiyor . BAE, Rusya'nın "disiplinsizliğini" dengeleyen bir emniyet sübabıydı; Rusya savaş çabalarını finanse etmek için sık sık kotasının üzerinde üretim yapmaktadır. BAE olmadan Suudi Arabistan, Moskova gibi "bedavacılarla" baş başa kalacak; bu da Riyad'ı 2020'de olduğu gibi disiplini yeniden tesis etmek için yıkıcı bir "fiyat savaşı" başlatmaya itebilir . 4. Uluslararası Yansımalar: ABD, Asya ve Yeşil Dönüşüm Uluslararası arenada bu karar, jeopolitik nüfuz haritalarının yeniden çizilmesi anlamına gelecektir: · ABD Perspektifi: ABD, OPEC'i Rus çıkarlarına hizmet eden ve Amerikan tüketicisine zarar veren bir kartel olarak görmektedir. BAE'nin çekilmesi, "ABD dış politikası için büyük bir zafer" sayılacaktır çünkü Arap-Rus petrol karar birliğini dağıtacak ve OPEC'in petrolü siyasi silah olarak kullanma kabiliyetini zayıflatacaktır. · Asya Pazarı: Küresel talep pusulası Asya'ya (Çin ve Hindistan) yöneliyor. BAE, OPEC'in ham petrol akışlarını doğuya yönlendirme kapasitesine rağmen bu güçlerle doğrudan tedarik anlaşmaları imzalamaya çalışmaktadır. · Yeşil Dönüşüm Hedefi: BAE'nin hedefi sadece ham petrol satmak değil; aynı zamanda hidrojen, amonyak ve yenilenebilir enerjide küresel bir merkez olmaktır. Bu dönüşüm, acil ve büyük finansal likidite gerektiriyor. OPEC'ten çekilmek, maksimum üretim yoluyla bu likiditeyi serbest bırakmanın "anahtarıdır". 5. Kararın Arkasındaki Gerçek Nedenler: "Batık Varlık" Korkusu BAE, yeşil ekonomiye geçişi finanse etmek için şimdi mümkün olan en fazla petrolü üretme stratejisini benimsiyor. Fosil yakıtlar için "altın talep penceresinin" 2040'a kadar kapanacağı konusunda bir fikir birliği vardır. Bu nedenle Abu Dabi, petrolü OPEC kotalarına uyarak yeraltında tutmanın gelecekte değersiz "batık varlıklar" (stranded assets) yaratma riski olduğunu düşünüyor . BAE, üretim kapasitesini 2030'a kadar günde 5 milyon varile çıkarmak için 122 milyar doların üzerinde yatırım yaptı . Ancak OPEC kotaları, devleti gerçek kapasitesinin çok altında üretim yapmaya zorluyor. Ayrıca, Murban ham petrolünün küresel bir fiyat belirleme standardı olarak piyasaya sürülmesi, OPEC'in sağlayamayacağı arz esnekliği gerektiriyor. BAE, Murban'ın "Brent" ve "Texas" petrolüyle rekabet etmesini hedefliyor . Sonuç Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC’ten ayrılması, salt bir kurumdan çekilme değil, bölgesel güç dengelerinde köklü bir değişimin ilanıdır. Bu karar, Suudi Arabistan’ın enerji üzerindeki tekelleşmiş liderliğine son verirken, BAE’nin küresel bir enerji süper gücü olma yolundaki iddiasını tescil etmiştir. Önümüzdeki dönemde, petrol fiyatlarındaki oynaklığın artması ve Körfez’deki ittifakların yeniden şekillenmesi beklenmelidir .
Haberfikir tweet media
Türkçe
0
7
11
276
Haberfikir retweetledi
Naci Hanpolat
Naci Hanpolat@nacihanpolat·
Batı Şeria’da klasik bir gün. Bir İsrailli yerleşimci yolda yürüyen iki Müslüman kız öğrenciye kasten çarpıyor. İnsan hakları raporlarına, çocuk hakları sözleşmelerine, nefret suçu tanımlarına, kadın hakları bildirgelerine sığmayan bir “trafik kazası”. Batı’nın vicdanı ise yine mola vermiş: Kızların akıbeti belirsiz, ama en azından bir yerleşimcinin “güvenlik endişesi” çok net. x.com/DaniMayakovski…
Türkçe
2
9
12
236
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
Türkiye ve Ermenistan Yeni Bir Döneme Giriyor: Kars-Gyumri Demiryolu İçin Ortak Çalışma Grubu Kuruldu Türkiye Dışişleri Bakanlığı (@MFATurkiye), Kars-Gyumri Demiryolu’nun rehabilitasyonu ve yeniden işletmeye alınması amacıyla Türkiye-Ermenistan Ortak Çalışma Grubu’nun toplantısını duyurdu. Toplantı, 28 Nisan 2026’da Kars’ta gerçekleşti. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack (@USAMBTurkiye) ise bu gelişmeyi şu sözlerle değerlendirdi: “Bugün, bölgesel bağlantı ve barış için önemli bir kilometre taşı. Ermeni ve Türk yetkililer, Kars’ta bir araya gelerek Kars-Gyumri Demiryolu’nu yenilemek üzere ortak bir çalışma grubu kurulduğunu duyurdu. Bu hat, 1993 Temmuz’unda son tren geçişinden önce bölgeyi bir yüzyıldan fazla süre bir arada tutan hayati bir ticaret ve transit bağlantısıydı. Türkiye ve Ermenistan’ın ekonomilerini ve halklarını yeniden birbirine bağlama yönündeki adımlarını alkışlıyorum.” Bu gelişme, Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecinin somut bir adımı olarak öne çıkıyor. İki ülke arasındaki demiryolu bağlantısının yeniden canlandırılması, bölgesel ticaret, transit ve ekonomik entegrasyonu güçlendirecek. Uzun yıllardır kapalı kalan hattın açılması, hem halklar arası temasları artıracak hem de Güney Kafkasya’da yeni bir işbirliği iklimi yaratacak. Diasporanın Türkiye aleyhtarı kampanyaları ve boykot çağrıları artık eskisi gibi etkili olmuyor. Bölgesel barış ve ekonomik işbirliği adımları, diaspora unsurlarının yıllardır sürdürdüğü “aleyhte propaganda” ve izolasyon çabalarını aşındırıyor. Gerçekçi normalleşme süreci, halkların ve ekonomilerin çıkarlarını ön plana çıkarıyor; tarihsel düşmanlıkların yerine karşılıklı fayda odaklı bir yaklaşım hâkim olmaya başlıyor.
Haberfikir tweet media
Türkçe
0
6
7
123
Haberfikir
Haberfikir@Haberfikircom·
İran'ın 66 Yıllık F-5 Savaş Uçağı, Patriot Hava Savunmasını Deldi Olay, ABD'nin savaş boyunca kamuoyundan gizlediği gerçek maliyetin ve askeri başarısızlığın boyutlarını da ortaya çıkardı. NBC News'in 24 Nisan 2026'da altı üst düzey ABD'li yetkiliye dayandırarak yayımladığı bomba etkisi yaratan habere göre, İran'ın ABD üslerine düzenlediği saldırılar sandığından çok daha yıkıcı oldu. Muhafazakar düşünce kuruluşu American Enterprise Institute (AEI) tarafından yapılan değerlendirmelere göre, onarım maliyetinin en az 5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Savaşın en dikkat çekici ve şok edici detayı ise Kuveyt'teki Camp Buehring üssünde yaşandı. ABD basını, İran'a ait bir F-5 Tiger II savaş uçağının, dünyanın en gelişmiş hava savunma sistemlerinden biri olan Patriot bataryalarına rağmen ABD üssünü başarıyla vurduğunu doğruladı. Uçağın, radar ağlarından kaçmak için "yer radarının kör noktası" olarak bilinen alçak irtifa taktiği kullandığı ve güdümsüz bombalarla hedefi vurduğu belirtiliyor. NBC News'e konuşan yetkililer, bunun "yıllar sonra ilk kez düşman uçağının ABD askeri üssünü vurduğu an" olduğunu ifade etti. Modern Savaşın Sembolü: F-5 Tiger II Saldırıda kullanılan F-5 Tiger II, ABD yapımı Northrop tarafından üretilen bir Soğuk Savaş dönemi uçağıdır. İlk uçuşunu 1959'da yapan bu araç, aslında "eski" teknolojiyi temsil eder. Ancak İran'ın başarısı, modern savaşta "akıl ve taktiğin" bazen teknolojiye üstün gelebileceğini gösterdi. · Kökeni: İran'a bu uçaklar, ABD ile iyi ilişkilerin olduğu Şah döneminde (1960'lar-70'ler) teslim edildi. · Popüler Kültür: F-5, 1986 yapımı efsanevi film Top Gun'da kötü adam uçağı MiG-28'i canlandırmak için kullanılmıştır. · Stratejik Başarı: Analistler, bu başarının "teknolojik doygunluğun" zafere garanti olmadığını, sürpriz faktörü ve cesaretin hala savaşın belirleyicisi olduğunu kanıtladığını belirtiyor. Pentagon'dan Bilgi Karartması NBC News'in ulaştığı belgelere göre, İran saldırıları yalnızca Kuveyt'le sınırlı kalmadı. Katar, BAE, Bahreyn, Suudi Arabistan, Ürdün ve Irak'taki 11 üs vuruldu. Toplamda 100'den fazla hedef imha edildi; aralarında komuta merkezleri, uydu iletişim sistemleri, pistler ve gelişmiş radar sistemleri bulunuyor. Kuveyt’teki Üste Zayiat Listesi: · 1 düzineden fazla MQ-9 Reaper (Çok amaçlı silahlı İHA) · 4 adet helikopter · 2 adet MC-130 (Tanker uçağı) Bu tabloya rağmen Pentagon, "Operasyonel Güvenlik" gerekçesiyle Kongre'ye ve kamuoyuna bilgi vermeyi reddediyor. Hatta Pentagon'un, hasarın boyutlarını gizlemek için Planet Labs gibi özel uydu şirketlerinden üslerin fotoğraflarını paylaşmamalarını istediği ortaya çıktı. Cumhuriyetçi bir kongre personelinin NBC'ye verdiği demeçteki sözleri durumun vahametini gözler önüne seriyor: "Kimse hiçbir şey bilmiyor. Bu, soru sorulmadığı için değil. Haftalardır soruyoruz ama somut bir cevap alamıyoruz." Bölgesel ve Stratejik Etkiler Olay, yalnızca bir hava saldırısından ibaret değil. Birçok uluslararası yorumcu, bu olayı "Tek Kutuplu Dünyanın Sonu" olarak nitelendiriyor. ABD'nin bölgedeki prestiji zedelenirken, İran'ın Rusya ve Çin ile olan stratejik iş birliği, bu başarının arkasındaki istihbarat ve teknoloji paylaşımının sinyallerini veriyor. Analistlere göre, bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump'ı derinden sarsan bir sonuca işaret ediyor: "Eski Düzen" artık değişiyor. #StopwaronIran #StopGazagenocide #Haberfikircom x.com/TehranTimes79/…
Türkçe
0
7
14
489