Süresiz Nafaka Havas Platformu
104 posts

Süresiz Nafaka Havas Platformu
@HavasPlatformu
Geri Takip ve Takip var
Türkiye Katılım Şubat 2019
4.7K Takip Edilen4.2K Takipçiler
Süresiz Nafaka Havas Platformu retweetledi

🔵AŞK HİKÂYESİ (özet)-4
💠Köylü Kız ile Şehirli Oğlanın Serencamı….!
Türkiye’de sekiz yıllık kesintisiz ilköğretim sürecinin uygulamaya koyulduğu 1997 - 1998 eğitim öğretim yılında, İspir’in köylerinden ilçe merkezine okumaya gelen öğrencilerden Lâle çok iyi niyetli ve şefkatli bir karaktere sahiptir.
Lâle; okulunun ilk beş yılını “kısıtlı ve niteliksiz koşullarda” köyünde okumuş olmanın dezavantajıyla altıncı sınıfta ciddi uyum sorunları yaşar. Fakat ailesinin içinde bulunduğu zor ekonomik yaşam koşulları ile geleceğini garanti altında görebileceği bir dayanağının olmaması Lâle için etkili bir motivasyon (isteklendirme) kaynağı olur.
Lâle; yedinci sınıfa geçince, altıncı sınıfta karşılaştığı zorlukları tekrar yaşamamak için sınıf öğretmeninden tavsiyeler talep eder. Lâle’nin kibar, nezaketli, ahlâklı, ciddi, gayretli, azimli ve akıllı bir öğrenci olmasının farkında olan sınıf öğretmeni, bu öğrencisine bir çalışma programı hazırlar.
Matematikçi Sınıf Öğretmeni, Lâle’nin özellikle “odaklanma, kelime eksikliği, analiz eksikliği, ideal ve hedef yoksunluğu” hususlarındaki zorluklarını aşabilmesi için şâir Sezai Karakoç’un 13 tane kitabını, yaz tatilinde beşer kere okuması tembihiyle öğrencisine verir. Ayrıca okuduğu konular üzerinde fırsat buldukça çokça düşünmesini de şiddetle önerir.
Sevinçle sınıfına gitmek için koridorda yürüyen Lâle’nin elindeki kitapları gören Türkçe Öğretmeni de kitapları alıp inceler ve sınıf öğretmeninin yaz tatilinde okuması için verdiğini öğrenince çok memnun olur. Bunun üzerine Türkçe öğretmeni de ek katkıda bulunmak için Lâle’ye der ki:
“Evladım, Sezai Karakoç’un her bir kitabında kullandığı binlerce farklı kelime, edebi derinlik, içeriğe kazandırdığı ruh, içerik zenginliği, muhatabına beyin ile kalbi birlikte derinlemesine kullandırma özelliği, beyni geliştirici yönü, motivasyonu artırıcı yapısı, odaklandırma becerisi ve saire gibi çok sayıda özgün özellik diğer yazarların eserlerinde pek bulunmaz. Üstelik Sezai Karakoç’un kitapları ebat olarak çok ince ama her biri birer ansiklopediye bedel niteliktedir. Elinizdeki kitapları ne kadar fazla tekrarlı okursanız, gelecek yıllarda o kadar daha başarılı olursunuz.”
Gerçekten de öğretmenlerinin tavsiyelerine harfiyen uymasının da etkisiyle Lâle, yedinci sınıfta ciddi anlamda başarısı sıçraması yapar. Artık Sezai Karakoç’u tanıyan, kitaplarının kıymetini bilen ve eserlerini okumanın lezzetine varan Lâle, sekizinci sınıfa başladığı Eylül 1999’a gelindiğinde ünlü yazar ve şairin tüm edebiyat ve şiir kitaplarının bazılarını üçer kere bazılarını da beşer kere okumuştur.
Şefkatli özelliği ağır basan Lâle; sekizinci sınıfa başlamalarının daha ilk haftalarında, önceki yıllara göre sınıftaki rahatsız edici yönü daha da arttığı gözlemlenen “sınıfın şımarık çocuğu” Oğuz’un kendisine çekidüzen vermesi için, tıpkı öğretmenlerinin kendisine tavsiye ettiği gibi, Sezai Karakoç’un eserlerinden “Diriliş Neslinin Amentüsü” adlı kitabı okuması için ona verir.
Şımarıklığıyla ünlenen zengin çocuğu Oğuz, okuldaki herkes gibi Lâle’ye hayran olduğundan dolayı onun verdiği kitabı, kendisine söylendiğinden de daha bir itinayla iki haftada beş kere okur. Ayrıca Oğuz, hızını alamayıp kitapçıya giderek Sezai Karakoç’un başka bir kitabını da alıp, Lâle’nin takdirini kazanmak ister.
Oğuz; gittiği kitapçıda Sezai Karakoç’un kitaplarını incelerken, Sezai Karakoç’un “Leyla ile Mecnun” isimli “Şiirler – VII” kitabını alır. Oğuz, bu ikinci kitabı da beş kere okumakla kalmayıp, kendisini derinden etkileyen bazı şiirleri de ezberlemeye başlar ve kısa süre sonra tam bir Sezai Karakoç hayranı olur.
Birkaç ay içerisinde şımarıklığı şaşırtıcı bir hızla azalan Oğuz; sekizinci sınıfın ikinci dönemi başladığında, Sezai Karakoç’un çok sayıda eserini fazla tekrarlı bir biçimde okumuştur. Yaklaşık beş aylık bir Sezai Karakoç okumalarını etkisiyle Oğuz, artık herkesin takdirini kazanmasına vesile olacak bir duruş, vakar, olgunluk, ciddiyet ve kişilik sergilemeye başlar.
Bu arada Oğuz, çeşitli konularda deneme şiirler yazarak Lâle’ye okutup, onun takdirini kazanmaya çalışır. Bu vesileyle Lâle ile Oğuz’un samimiyetleri günbegün ilerler ve bu durum okuldaki herkesin de dikkatini çeker. Ancak özellikle okulun ikinci döneminde Lâle ile Oğuz arasında yoğunlaşan samimiyet sadece hedef, ideal ve mefkûre (ülkü) birlikteliğine dayanıyor gibi görünmektedir. Lâkin derinlerde birbirlerinden ayrılmalarına engel olacak müthiş bir İDEAL BİRLİĞİ, GÜVEN ve SEVGİ oluşmuştur.
Sekizinci sınıfın son haftalarında Lâle ile Oğuz bir taraftan yaz tatilini en etkili ve verimli bir şekilde geçirecek kitap okuma planlaması yaparken, diğer taraftan da aynı lisede okumanın hesaplarını yapmaktadırlar. Fakat her ikisi de, ailesinin ekonomik imkânsızlıkları nedeniyle Lâlenin liseye kayıt yaptırma ihtimalinin çok zayıf olduğunun bilincindedirler.
Hakikaten daha zorunlu sekiz yıllık eğitimini tamamlayabilmesi için Lâle’nin anne babası çok büyük zorluklara göğüs germek zorunda kalmışlardır. O nedenle, Lâle’nin liseye kaydolmasının “ümitsiz bir vaka” olduğunu düşünmektedirler. Buna rağmen, henüz 15 yaşlarını yeni doldurmuş bulunan iki kafadar, birlikte mücadele ettiklerinde üstesinden gelemeyecekleri hiçbir zorluğun olmayacağını düşünür ve önlerindeki bu “AYRILIK” riskini ortadan kaldırmak için çözüm yolu aramaya başlarlar.
Oğuz; en son çare olarak durumu kendi annesi ile konuşma hususunda Lâle’yi iknâ etmeye çalışırsa da başarılı olamaz. Fakat Oğuz; elinde olmayan bir hissiyatla Lâle’ye bağlanmış ve Lâle’nin de en az aynı derecede kendisine bağlandığının farkındadır.
Bu arada okulun bitmesine iki hafta kalmıştır. Eğer Lâle köyüne gitmeden bir “ORTAK ÇÖZÜM” bulamazlarsa, aralarındaki bağın kopabileceğinden de ciddi anlamda endişe duymaktadır. Hatta bazen lavaboya gitme bahanesiyle ayrılan Lâle’nin, gözleri kanlanmış olarak sınıfa geri dönmesi, onun da Oğuz ile birlikte liseye devam edemeyeceği endişesiyle ağladığını göstermektedir.
Okulun son haftasına girilmiş… Sınavlar bitmiş… Okuldaki tüm öğrenciler vedalaşma görüşmelerine koyulmuş… İki kafadar ise hâlâ birbirlerinden ayrılmalarına sebep olabilecek “KRİTİK SORUNU” çözmenin yollarını aramakla meşguldürler…
Nihayet okulun son günü gelir… Karneler dağıtılırken, okul birincisi olarak takdirname almasına rağmen Lâle anlaşılmaz bir biçimde sürekli ağlamaktadır. Oğuz her şeyin farkındadır ama mâlesef her şeyi kendi annesi ile konuşmasına Lâle bir türlü müsaade etmemiştir.
İki kafadar vedalaşırken birbirlerine hediyeler ve mektuplar verirler… Okul servisine binen Lâle ile servisin yanında onu yolcu etmeye çalışan Oğuz sürekli ağladıkları için birbirlerine el bile sallayamadan araba hareket ederek oradan uzaklaşır…
Lâle köye vardıktan sonra, Oğuz’un verdiği hediyelere bakarken, Oğuz tarafından kendisi için yazılmış olan şu şiiri bulur:
💠Ayrılık..!
🔹Elbet,
Her mahlûka ateşten gömlektir ayrılık;
Bin bir lezzet tatsa da yerin alır ayrılık!
🔹Elbet âşık,
Bahtiyarlık ummaz bitmemişse ayrılık;
Aldırmaz gelmişse de dünyadan ayrılık!
🔹Elbet ümit biterse,
Dindirilmez yas sonrası kefendir ayrılık;
Sonunda vuslat varsa hikâyedir ayrılık!
🔷Not: Duru Aşk ne ister?
1-Mahremiyet, mesafe, sınır, ölçü, özen ve dikkat ister!
2-Sessizlik, sakinlik, gizem, incelik ve nezaket ister!
3-Doğallık, özgünlük, hissiyat ve sâdelik ister!
4-Yumuşaklık, tebessüm ve hoşgörü ister!
5-Zaman, emek, fedakârlık, ulaşılmazlık ve sabır ister!
🔵Tüm diğer paylaşımlarımda olduğu gibi; ÖZGÜN OLARAK YAZDIĞIM bu hikâyemsi roman özetini, "yozlaştırılmış bazı değerlerin aslında nasıl yaşanması gerektiği hususunu tarihsel örneklerden ve kültürel değerlerimizden esinlenerek yazdım" ve de sadece "kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu yararı ve kamu sağlığı" bağlamında paylaşıyorum!
Türkçe

🔵Rusya paramparça edilecek ama hâlâ uyuyor!!!
🔹Rusya coğrafyası ile uzantısındaki kutup bölgesindeki yeraltı zenginlikleri ve coğrafi alan, "emperyalist" Batılılar ile Çin ve Hindistan'ın iştahını kabartıyor!
🔹Rusya; kendisi için en büyük tehdidin sadece "ABD liderliğindeki Batılılar" tarafından yöneltildiği yanılgısı sebebiyle adım adım içine çekilmeye çalışılan "ÖLÜM" kuyusuna doğru sürükleniyor!
🔹Ukrayna sahasında özellikle "insan gücü" tüketilecek olan Rusya, kendisini "PAYLAŞIM" savaşına konu etmek isteyen Batı (ABD-AB), Çin ve Hindistan karşısında "NÜKLEER" silahlarının işe yaramadığını görünce sessiz sedasız boyun sunmak zorunda kalacaktır!
🔹Batı (ABD); kimseleri ortak etmeden yutmak istiyorsa da Rusya'yı, küresel "BAŞAT" aktör olmaya kararlı görünen Çin ile "ÖRTÜLÜ" bir şekilde küresel "BAŞAT" aktör olmaya çalışan Hindistan'ı süreçten uzak tutmayı başaramayacaktır!
🔹Türk dünyası (Türkiye); hem genel olarak Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), hem de özel olarak Rusya'nın paylaşımı projesi bağlamında parçalanması olmazsa olmaz derecede hedefe koyulmuş gibi görünüyor! Böylesine bir TEHDİT ve TEHLİKE kapıya dayanmak üzereyken bile, Rusya'nın paylaşım savaşında Batı (ABD-NATO) tarafından piyon (ASKER) olarak kullanılmaya çalışılması karşısında "YATIŞTIRICI ve KUCAKLAYICI" bir üslupla hareket edip, perde gerisinden "ABARTILI ve TAHMİNLERİN ÖTESİNDE" bir güç biriktirme uğraşı verilmesi takdire şâyan ama bence yetmez (gerekirse üç beş kat daha hızlı hareket etmek gerekir)!
🔹Rusya ve Türkiye (Türk Dünyası), öteden beri önlerine koyulan Batılı propaganda araç, yol ve yöntemlerden sıyrılarak "ÖZGÜN ve ÖZEL" değerlendirmelerini yapabilirlerse, artık ayan beyan ortada görülmekte olan "YIKICI" emperyalist projeleri savuşturma noktasında "BELKİ" başarılı olabilirler!
🔹Küresel derin yapıların güdümünde neredeyse bütün ülkelerin kılcallarına yerleştirilmiş bulunan örgütlü yapılar ile devşirmelerin doğrudan destekleriyle Batı (ABD-NATO) kaynaklı projelere hizmet eden kişiler, yapılar ve kuruluşlar var olduğu sürece, genel manada BOP gibi ya da özel manada Rusya'nın parçalanması gibi projeleri başarısızlığa uğratmak mümkün değil gibi gözüküyor! Bu duruma en iyi örnek, öteden beri bölgemizde sorunsuz bir biçimde uygulamaya koyulan emperyalist, sömürgeci ve KATLİAMCI Batılı projelerdir!
🔷Sonuç:
🔹Rusya'nın zayıflamış bir biçimde de olsa varlığını sürdürmesi, Türkiye (Türk Dünyası) için olmazsa olmaz derecede öneme haizdir!
🔹Rusya; önüne konan "yeme odaklanma" ve "cambaza bak" aşamalarına takıldığından, kendisinin tarih sahnesinden silinmesine yönelik sürdürülmekte olan hazırlıklara "ŞÜPHECİ" bir biçimde yaklaşıp, köklü "STRATEJİ DEĞİŞİKLİKLERİ" yapmıyor!
🔹Rusya; küresel yapıyla bağlantılı odakların karartmaları nedeniyle "ABD/Batı-Çin ve ABD/Batı-Hindistan ve de çok daha derinden ABD/Batı-Çin-Hindistan" tarafından sürdürülen "PAYLAŞIM PAZARLIKLARI" karşısında şüphe, tereddüt ve ümit bataklıklarında debelenmekle meşgul!
🔹Türk Dünyası (Türkiye); ne yazık ki tehlikeli bir tuzağa çekilerek, sözde Rusya'nın kuşatılması projesi nedeniyle ABD'nin (Batı'nın) yoğun ilgisine mazhar olduğu yanılgısına sürüklenerek, eş zamanlı oarak sürdürülen BOP bağlamında ciddi "ZORLAMALAR" ile karşılaşabilir! Bu konuyu açıkça ifade etmek istimiyorum; ama Irak, Suriye, Libya, Yemen ve Ukrayna'nın durumlarından ders alıp, özellikle iç kutuplaşmalardan uzak durarak gücümüze güç katmak için her birlikte kolları sıvamalıyız!
🔹Rusya'nın tüm bu kuşatma, tehdit ve tehlikelerden kurtulması o kadar çok basit ki...! Ama gördüğüm kadarıyla basit strateji değişiklikleri yapmaktan ve bazı iddialarını ertelemekten ve de bazı korkularının esaretinden kurtulmaktan acizler!
🔹Küresel yapının hangi sürprizleri ne zaman sahaya ya da sahneye süreceği belli değil! Bu durum nedeniyle ABD, Çin, Hindistan, AB'nin güçlü ülkeleri, diğer gelişmiş ülkeler de her an için "ŞOK ve ÖTELENMESİ İMKÂNSIZ" tehlikelerle yüzleşebilirler!
🔹Şu halde ABD, Çin, Rusya, Hindistan, İngiltere, fransa, Almanya, Japonya vs gibi tüm ülkeler hâlihazırda "PİYON" rolüne bürünmüş durumdalar! Herbiri ağzını açmış, küresel derin mahfillerden gelebilecek "ŞOK" talimatları bekleme konumundalar! Böylesine bir "ESARETE MAHKUM" olmamak için tüm insanlığın huzur, mutluluk, esenlik, onur, itibar ve rahatını garanti eden İslâm medeniyetine kulak vermek tek çıkış yoludur!
Türkçe

@SiddikArslan Acaba bu derece kuşatıcı olanı var mıdır aşkın
Türkçe

🔵ÖZET HİKÂYE-2
💠Çoban ile Köylü Kızının Toz Tutmuş Mazisi!
1910 yılı yaz mevsiminde, İspir’in bir köyünde çobanlık yapan 19 yaşındaki bir delikanlı, her gün olduğu gibi, günlerden bir gün, öğlenin sıcağında, çevre köylerin çobanlarının yaptığı gibi, dağda otlattığı tosunları, su verip dinlendirmek için su göledine götürür. Genç çoban, orada (gölette) hayvanlarına su içiren diğer köyün çobanı ve 17 yaşlarındaki kızı ile karşılaşınca, iki çoban selamlaşıp bir süre sohbet ederler.
Sohbet devam ederken, delikanlı çoban ile yaşlı çobanın kızı zaman zaman gayri ihtiyari olarak birbirlerine bakışırlar ve o günden itibaren delikanlı ile genç kız arasında platonik bir duygusal yakınlık başlar. Ancak yaşlı çobanın kızı, babasına haftalık yiyecek getiren annesi ile birlikte çok nadiren gelirmiş babasının yanına (dağa).
Genç çoban (delikanlı) ile daha sonra öğrenildiğine göre yaşlı çobanın kızı, ilk karşılaşmadan sonra birbirlerine derin bir sevgiyle bağlanmışlardır. Delikanlı, her öğle vaktini iple çeker ve bir ümitle hayvanlarını gölede götürüp kızı görmek ister ama her defasında yaşlı çobanı yalnız bulur ve derdini içinde büyütmenin ötesine geçemez!
Aradan bir yıla yakın bir zaman geçmiş ve ertesi yaz mevsiminde çobanlar yine hayvanları otlatmak için dağa çıkmışlardır. Aradan geçen bu uzun süre zarfında her bir gencin birbirlerine olan ilgisi sevgiye, sevgileri de aşka dönüşmüşse de ailelerinin bu durumdan haberleri olmamış.
Önceleri iki genç arasındaki o ilişkinin adını gençlerden hiçbiri koyamaz ama bir süre sonra (kış mevsimi boyunca) tuhaf bir biçimde her bir gençte “ağlama hastalığı” diye tarif edilen bir durum peyda olur. O garipler, edeplerinden dolayı dertlerini kimse ile paylaşamayıp gözyaşlarıyla kendilerini ifade etmek zorunda kalmışlar.
Ertesi yılın yaz mevsiminde yaşlı çoban ile genç çoban dağdaki göledin yanında karşılaşıp selamlaştıktan sonra, genç çoban kendisini kontrol edemeden ağlamaya başlamış ama tüm ısrarlara rağmen bir türlü derdinin ne olduğunu yaşlı çobana anlatamamış.
Bu ağlama durumunun ertesi gün ve daha sonraki karşılaşmalar esnasında da yaşanmasının tuhaflığını günlerce düşünen yaşlı çobanın kafasında bir şimşek çakar ve yaklaşık bir yıl önce kızı ile genç çobanın dikkat çeken bakışmalarını hatırlayıp sanki kuş gibi hafifler. Zira yaşlı çoban, yaklaşık beş aydan beri yemeden içmeden kesilip sürekli olarak ağlayan kızının derdini anlamış ve çözümünü bulmuş olmanın rahatlığıyla uyur.
Daha sonra yaşlı çoban, ertesi günden itibaren birkaç gün genç çobanı konuşturup sırrını almaya çalışmışsa da başarılı olamamış. Bunun üzerine, bu tuhaf durumu, kendisine haftalık azığını (ekmek, katık ve temiz elbise vs) getiren hanımına anlatır. İkili (ebeveynler); kızlarını ertesi gün dağa getirerek çobanla bir kere daha karşılaştırıp, aralarında herhangi bir gönül bağı olup olmadığını anlamaya karar vermişler.
Yaşlı çobanın hanımı dağdan eve gelip, ertesi sabah birlikte babasının yanına gideceklerini kızına söyleyince, kızı sarsılıp yere düşer. Bunun üzerine anne kadın da, tıpkı kocası gibi, kızı ile genç çobanın birbirlerine âşık olduklarını düşünmeye başlar.
Nihayet sabah olup ikili dağın yolunu tuttuğunda, genç kızın yürüyemez durumda olduğunu fark eden anne, kızını eşeğe bindirir ve birlikte dağa giderler. Hoşbeşten sonra, öğle vakti üçü birlikte gölün kenarına gidip genç çobanı beklerler. Bir süre sonra birbirlerini gören genç çoban ile kız, tıpkı Kerem ile Aslı misali, edeple şükür secdesine kapanırlar ama artık bir daha ayağa kalkamayıp, oracıkta ruhlarını Allahütealaya teslim ederler.
İki aile, fikir birliğine varıp, dünyada buluşamamış bu garip âşıkların mezarlarını vefat ettikleri yerde yaparlar ve mezar taşlarına aşağıdaki sözleri yazarlar:
Aşkın Kaynağı:
Ey hâk!
Bülbülün sendendir güle aşkı;
Güle meşki sendendir dikenin!
Ferhat'ın sendendir Şirine aşkı;
Meşk-i Leyla sendendir senden!
Ey mâşuk!
Sanma ki sendendir âşığın aşkı;
Aşkı sendendir sanan âşık değil!
Sanma ki sendendir aşkı ünsiyet;
Sevda sendendir sanan âşık değil!
Ey âşık!
Kanıp da arama dilberde aşkı;
Aşk değil, seraptır aşk-ı dilber!
Kanıp da arama hüsnü endâmı;
Aşk değil, sihirdir hüsn-ü endâm!
Türkçe


