J
168 posts



Yunanistan'ın başkenti Atina’nın haline bakın. Resmen Hindistan'a dönmüş. İstanbul'un tırnağı olamaz...


Bir "eğer" senaryosu olarak bir insansız uçak hayal edin. Anka 5 diyelim. Motoru TF6000 yerine TF21000 olsun. TF35000'in artyakıcısız olanı. Teorik olarak Kaan'dan çok daha fazla mühimmatı, daha uzak menzile, daha büyük gizlilik ile taşıyabilir. Daha kısa sürede hazır olabilir.



Paris Antlaşması ve On İki Ada: Egemenlik Devri Şartsız Değildi On İki Ada ve Meis meselesi çoğu zaman bilinçli biçimde basitleştiriliyor. Yunan tarafı, “1947’de adalar Yunanistan’a tam egemenlikle devredildi” cümlesini öne çıkarıyor; fakat aynı maddenin ikinci fıkrasını gölgede bırakıyor. Oysa 1947 Paris Barış Antlaşması Madde 14, yalnızca egemenlik devrini düzenlemedi; aynı zamanda bu adaların “askerden arındırılmış olacak ve öyle kalacak” statüsünü de açıkça yazdı. Bu nedenle mesele, “Adalar Yunanistan’a geçti mi, geçmedi mi?” sorusu değildir. Mesele şudur: Yunanistan bu adaları hangi şartla aldı ve bugün o şartı ihlal ediyor mu? Lozan’da Türkiye, On İki Ada ve Meis üzerindeki haklarından İtalya lehine vazgeçti. 1947’de İtalya bu adaları Yunanistan’a devretti. Ancak bu devir, askerî bakımdan sınırsız kullanım yetkisiyle yapılmadı. Yunanistan bu adaları askerden arındırılmış statüyle aldı. Bu ayrım kritik önemdedir. Çünkü Yunanistan, egemenlik devrini öne çıkarırken askerden arındırma şartını tali, geçici veya siyaseten aşılabilir bir unsur gibi göstermeye çalışıyor. Oysa egemenlik devri ile askerden arındırma şartı aynı maddede yer alır. Bu şart, antlaşmanın güvenlik dengesinin parçasıdır. Türkiye açısından konu yalnızca tarihî bir antlaşma meselesi değildir. Bu adalar Türkiye ana karasına çok yakın konumdadır. Rodos, İstanköy, Sömbeki, Meis ve diğer adalar askerîleştirildiğinde Türkiye’nin kıyı güvenliği, deniz ulaşımı, hava-deniz dengesi, kıta sahanlığı ve Doğu Akdeniz’deki yetki alanları doğrudan etkilenir. Yunanistan’ın savunması genellikle üç iddiaya dayanıyor: 1-Türkiye’nin 1947 Paris Antlaşması’na taraf olmadığı iddiası Bu savunma tek başına dosyayı kapatmaz. Çünkü askerden arındırma statüsü yalnızca Yunanistan ile İtalya arasında teknik bir hüküm değildir; Türkiye’nin güvenliğiyle doğrudan ilgili objektif bir statüdür. 2-Meşru müdafaa iddiası Yunanistan, Türkiye tehdidini gerekçe göstererek adaları silahlandırdığını savunuyor. Ancak meşru müdafaa, süresiz ve genel bir antlaşma ihlali ruhsatı değildir. Bir devlet, “tehdit hissediyorum” diyerek barış antlaşmasıyla kabul ettiği askerden arındırma yükümlülüğünü tek taraflı ortadan kaldıramaz. 3-Militarizasyonun sınırlı veya savunma amaçlı olduğu iddiası Statü açıktır: Bu adalar askerden arındırılmış olacak ve öyle kalacaktır. Hüküm, adaların yalnızca “saldırı amaçlı” kullanılmasını değil, genel olarak askerî statüden uzak tutulmasını hedefler. Bu nedenle Yunanistan’ın sorunu egemenlik iddiası değildir. Sorun, bu egemenliği doğuran veya teyit eden antlaşma dengesini tek taraflı değiştirmesidir. Daha da önemlisi, Yunanistan adaların egemenliğini deniz yetki alanı tartışmalarına da taşımaktadır. Oysa bir adanın egemenliği ile o adanın MEB veya kıta sahanlığı üretme etkisi aynı şey değildir. Bir ada Yunanistan’a ait olabilir; fakat bu, Türkiye ana karasını denize kapatacak ölçüde tam etki yaratacağı anlamına gelmez. Bugün Mavi Vatan Kanunu etrafında koparılan fırtınanın nedeni de budur. Türkiye, yalnızca tarihî bir antlaşma tartışması yapmıyor. Deniz yetki alanlarını, kıta sahanlığını, deniz tabanı faaliyetlerini, kablo ve enerji hatlarını, balıkçılık ve sondaj haklarını iç hukukta netleştirmeye hazırlanıyor. Yunanistan ve Rum yönetiminin paniği tam da bu yüzden büyüyor. Çünkü mesele artık yalnızca “ada kimin” sorusu değildir. Mesele, bu adaların askerî üsse çevrilip çevrilemeyeceği, Türkiye’nin kıyı hattını baskılamak için kullanılıp kullanılamayacağı ve Ege-Doğu Akdeniz haritasında Türkiye’yi daraltıp daraltamayacağıdır. Paris Antlaşması’nın açık hükmü şudur: Bu adalar askerden arındırılmış olacak ve öyle kalacaktır. Yunanistan bu şartı ihlal ettiğinde yalnızca askerî bir tercih yapmış olmuyor; kendi egemenlik iddiasının dayandığı antlaşma dengesini de zayıflatıyor.



The conflict line regarding Turkish claims is clear: If Article 16 of the Lausanne Peace Treaty means that Türkiye is no longer a “party concerned” in every possible sense, then who exactly had the authority to allocate the remaining islands? Does Article 16 give that authority to Greece? No. Does it give that authority to the UN? No. Does it say that all renounced islands automatically became Greek? No. It only says that the future of those territories and islands was “settled or to be settled by the parties concerned.” So where exactly is the legal sentence transferring every island beyond three miles to Greece? The phrase “rights and title over or respecting the territories and islands” refers to sovereignty-related claims over those territories and islands: ownership, title, historic claim, or territorial authority. It does not automatically mean that Türkiye renounced every separate legal position arising from security, demilitarized status, continental shelf, EEZ, maritime delimitation, or seabed activities as a neighbouring coastal state. In other words, Lausanne may limit Türkiye’s territorial sovereignty claims over many islands, but it does not erase Türkiye’s legal position on how those islands may be militarized or how much maritime effect they can generate against the Turkish mainland.


320 mosques were destroyed by the Greeks. Where is so called human rights and civilisation?





🔺🇹🇷❌🇬🇷: Greece will deploy Mirage 2000 jets at Karpathos Island, less than 100km from Turkish boundaries. Turkey calls the act a deliberate aggression, which will be answered.




Turks converted around 30 churches into mosques in Constantinople and this is the biggest proof that Islam is the religion of barbarians. The difference between us is that the Greeks create civilizations while the Turks only destroy.
















