Kader Kazan Köroğlu

1.6K posts

Kader Kazan Köroğlu banner
Kader Kazan Köroğlu

Kader Kazan Köroğlu

@KazanKader

Düşünce halleri

Katılım Haziran 2013
1.1K Takip Edilen230 Takipçiler
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
@deftersanat Ayakkabı ayağımızı sıktığında, yani o hazır yaşam tarifleri bizim ruhumuza dar geldiğinde canımız acır. Ama sırf bize verilen ödevi yapamadık gibi görünmemek ya da sevdiklerimizi hayır kırıklığına uğratmamak için o ayakkabılarla yürümeye devam ederiz.
Türkçe
0
0
0
65
deftersanat
deftersanat@deftersanat·
“Bir kişiye uyan ayakkabı, başka birini sıkar; her duruma uyan bir yaşam tarifi yoktur.” — Carl Jung
deftersanat tweet media
Türkçe
1
17
163
4.7K
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
İnsanın en güvende hissetmesi gereken yerde, yani köklerinde(ailesinde, çocukluğunda) maske takmak zorunda kalması, ruhun sırtına yüklenen en ağır yüktür. İlk başta başkalarının sert yargılarından kaçmak için saklanırken, büyüdükçe sevdiklerimizi idare etmek ve onları incitmemek adına kendimizi sansürlemeye başlarız. Her iki senaryoda da insan, kendi hayatının tanığı olmaktan sevdiklerini men eder. Her şey yolundaymış gibi görünen ama aslında kimsenin kimseyi gerçekten tanımadığı o devasa sessizlik böyle inşa edilir. İnsan yaş aldıkça bu yalan dolu kamyonunun yükünü taşımaktan, sürekli birilerini idare etmekten gerçekten çok yoruluyor.
Türkçe
0
0
0
22
ümit karabulut
ümit karabulut@umitkarabuluttt·
İnsan, en çok sevmesi gerektiğini düşündüğü insanların yanında da ‘kimsesiz’ hisseder; çünkü o bağ, iki güzel sözün ardına hemen bir eleştiri, bir yargı iliştiren gizli bir yalnızlık köprüsü inşaa eder. Çocukken bunu deneyimleyen bir ruh, günün sonunda canının acıyacağını bildiğinden anne babasına kendini kapatır, hayatına tanıklık etmelerine izin vermez. Korunmak için açılmadıkça, o kök salması gereken güven yerini derin bir tecrit duygusuna bırakır ve kimsesizlik içimizde yıl yıl, olay olay büyüyerek devasa bir sessizliğe dönüşür.
Türkçe
1
2
18
948
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
@guzun4rgoksu Zihinsel pusulamızı yeniden inşa edecek bu kıymetli çalışmanız sadece Kuran çalışmalarında değil, genel olarak dil ve düşünce dünyamızda çok büyük bir etki yaratabilir. Zihinsel körleşmeye karşı açtığınız bu yolda emeklerinize sağlık, yolunuz açık olsun. 🌿
Türkçe
0
0
2
20
Güzin Göksu
Güzin Göksu@guzun4rgoksu·
... Kelimeleri mevzilerinden kaydırıyorlar.. Maide 13 Kuran'daki kelimelerin anlamlarının kaydırılması üzerine Gerçeğin manipülasyonuna karşı kelime koordinatları metodu Kuran'da insanların kelimeleri mevzilerinden kopardığı birden fazla kez vurgulanır ve mevzi kavramını incelediğimizde de karşımıza tıpkı harita koordinatları gibi çalışan bir sistem çıktığını keşfederiz. Kelimelerden oluşan diller her bir kavramın anlamsal olarak birer sabite çakılı olduğu geniş bir coğrafya gibidir. Bu değişmez anlam sabitlerini bulma metoduna artık kelime koordinatları metodu adını vereceğim. Nasıl ki bir harita üzerindeki tek bir derecelik enlem veya boylam sapması koca bir gemiyi kayalıklara fırlatabiliyorsa bir kelimenin de kök anlamından yani mevziinden koparılması zihinsel bir koordinat felaketine ve medeniyetlerin körleşmesine yol açabilir ve açmıştır da. Türkçe bu semantik göçü ve koordinat kaymasını en derin yaşayan dillerden biridir. İslamlaşma ve modernleşme süreçlerinde Arapça ve Farsçadan Türkçe bünyesine katılan binlerce kelime onların o muazzam kılcal kök anlamlarından koparılmış kelimeler kendi öz yurtlarında birer sığınmacı anlama transfer edilmiştir. Semantik anarşi diyebileceğimiz bu bulanıklık Kuran sahasında inanılmaz boyutlardadır ve öz Arapçanın kelimeleri orijinal koordinatlarını kaybederek rotasından saptırılmış ve bambaşka kurgular ortaya çıkarılmıştır. Kelime koordinatları metodu kavramları tarih ve anlam coğrafyasında değişmez enlem ve boylamlara sahip nesnel yapılar olarak ele alan analitik bir filoloji disiplini olma iddiasındadır. Bu metot bir kelimenin türediği ilk kılcal damardaki kök anlam sabitini yani merkez koordinatını sıfır noktası kabul eder, türemiş kelimelere nasıl açıldığını inceler, ardından kelimenin diller arası göçlerde, kültürel geçişlerde veya ideolojik manipülasyonlarda uğradığı semantik kırılmaları ve sapma derecelerini ölçer. Kelime koordinatları, hafızasını ve bağlamını kaybederek orijinal mevziinden kopmuş kelimeleri yapısal bir hassasiyetle tespit ederek onları kavramsal harita üzerindeki gerçek yerlerine geri oturtmayı ve böylece zihinsel körleşmenin önüne geçmeyi amaçlar. Bu çalışma ile ilgili çok kapsamlı bir database oluşturduğumu da haber vereyim. Türkçemiz zengin bir harmanlama gücüne sahip olsa da ödünç aldığı kelimelerin kök sabitlerini yani mevzilerini çoğunlukla budamış veya tamamen yer değiştirmiştir. Mesela Arapça VRK kökünden gelen evrak kelimesi arapça orijinal koordinatında aslında çoğul bir kelimedir ve yapraklar, sayfalar anlamına açılır. Ancak Türkçe sistemine girdiğinde kök anlam sabiti kırılmış, kelime tekilleşmiş ve biz 'bir evrak' veya 'evraklar' diyerek koordinatı tamamen şaşırmışızdır. Aynı zamanda bu sapan kavram imzalı mühürlü resmi belge alanına hizmet etmektedir. Arapça'da böyle bir anlamı yoktur. Kelimelerin mevzilerini kaybetmesi evrensel bir dil fenomenidir aslında. Batı dilleri de Latin ve Grek kök koordinatlarını modern dünyaya taşırken büyük semantik kırılmalar yaşamıştır. Mesela decimate kelimesi İngilizce'ye latinceden geçmiştir. Orijinal koordinatı Roma ordusunda uygulanan bir askeri ceza yöntemidir, decimatio. İsyan eden bir lejyonun her on askerinden birinin kurayla seçilip diğer dokuz asker tarafından öldürülmesi demektir. Kelimenin matematiksel koordinatı isyancıların kendi hücreleri içindeki %10'u yok etmeleridir. Modern İngilizcede bu kelime kök sabitinden tamamen kopmuş ve büyük bir kısmını yok etmek, yerle bir etmek, tamamen kırıp geçirmek anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Sayısal koordinat tamamen imha olmuştur. idiot kelimesi de İngilizce'ye Grekçe'den geçmiştir. Orijinal koordinatı Antik Yunan'da siyasetle, kamusal alanla ilgilenmeyen, sadece kendi özel işine bakan, kendi halinde sıradan vatandaş demektir. Kötüleyici veya zihinsel bir eksiklik ifadesi içermez, sadece kamusal alana mesafe ile ilgildir. Kelime İngilizce'ye geçtikten sonra zamanla kolektif bilincin dışındaki insanı aşağılamak için kullanıla kullanıla bugün aptal, zihinsel engelli, ahmak şeklinde mevzisinden koparılmıştır. Fransızca'ya latince kumaş anlamına gelen burel kelimesinden geçen bureaucracy / bürokrasi kelimesi de güzel bir örnektir. Bir nesnenin üzerine örtülen kalın, kaba kumaşa burel denirdi. Masaya sonradan bureau denilmeye başlandı ve dilimizde de kullanılan büro kelimesi buradan gelir. Kelimenin ilk fiziksel koordinatı bir örtü kumaşıdır. Önce örtü masanın kendisi oldu, sonra o masanın bulunduğu odaya yani ofise dönüştü, en nihayetinde o ofislerde oturanların yönettiği devasa, hantal devlet mekanizması olan bürokrasi'ye dönüştü. Örtüden devlete uzanan bir koordinat sıçraması örneğidir. Kuran'da bahsedilen mevzilerinden koparma ne demekdir? Mevzi arapça'da VDA kökünden gelir ve Kuran'da anlam kaymalarını ifade etmesi bakımından 3 ayette geçer: Nisa 46 Maide 13 Maide 41 Kelimelerin mevazıını değiştirmeyi anlamak için bu kelimenin türediği VDA kökünün kılcal damarlarına inelim. Kökün ilk fiziksel tezahürü, bir devenin sırtındaki ağır yükü yere indirmesidir. Bir şeyi havada tutmayıp sabitlemektir. Kadının karnındaki yükü yani cenini dünyaya getirmesi yere indirmesi anlamında vada'at kavramı kullanılır. Bu, gizli ve muallakta olanın görünür bir zemin bulmasıdır. İnsanların uyması için kurallar koymaya, yasa yapmaya vad'a denir. Hakikat havada kalmasın ve toplumsal zemine insin diye hüküm vaziyet almıştır. Kişinin kendi egosunu yukarıda tutmayıp, toplumsal ve insani zemine yani ait olduğu aşağı seviyeye indirmesine de tevazu denir. Mevzu hadis uydurma hadis demektir, burada mevzu kelimesi sonradan oluşturularak mevzilenmiş anlamına gelir. Öyleyse mevzi kavramının kelime koordinatını şu şekilde belirleyebiliriz: Bir nesneyi, kavramı veya değeri, yukarıda veya muallakta olan bir durumdan sabit bir zemine indirmek, belirli bir zemine bırakmak, nesnel ve işlevsel bir koordinata yerleştirerek orada sabitlemektir. Kuran metninde bu eylem tahrif kavramı ile birlikte kullanılır. HRF kökü bir şeyin kenarı, ucu, kıyısı demektir. Dolayısıyla tahrif bir şeyi merkezinden, oturduğu sağlam zeminden alıp eğreti duracağı uç bir noktaya itmektir. Hurafe aynı kökten gelir. Kuran içi kelimelerin mevazıını değiştirmek sistemli bir semantik operasyondur. Bu operasyon şu şekilde işler: 1. Kelimenin cümle içindeki sırasını, önceliğini ve sonralığını bozmak. Kelime fiziki olarak metindedir ancak siyak ve sibakından yani öncesi ve sonrasından koparıldığı için ait olduğu anlam havuzunu besleyemez. Mevzisi değiştirilen asker gibi cepheyi savunmasız bırakır. 2. Kelimenin işaret ettiği nesnel kök anlam sabitini silerek, ona dönemsel, siyasi veya ideolojik çıkarlara uygun yapay yan anlamlar yüklemek. Kelime fonetik olarak aynı kalır ancak zihindeki koordinatı yeni mevzisi tamamen kaydırılmıştır. Örneğin hamr kelimesi gelenek eklentisi ile başörtüsü olarak çevrilir, hamr sadece örten şeydir, semantik anlamında baş vurgusu yoktur. 3. Kelime zihinlerde ve metinde doğru yerdedir ancak uygulama sahasına indirilirken hedef kitleye veya koşullara göre manipüle edilir. Hükmün geçerlilik alanı yani koordinatı değiştirilir. Güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulanarak kelimenin veya hükmün toplumsal zemindeki vaziyeti bulanıklaştırılır. 4. Metnin özgün dilindeki derin kök sabitlerine sahip salat, savm vb gibi anahtar kavramların çeviri veya yorum süreçlerinde hedef dillerdeki yerel, tarihsel ve kültürel alternatif kelimelerle birebir karşılanıyormuş gibi değiştirilmesi. Kelimenin orijinal koordinatındaki evrensel ve dinamik kılcal semantiği tamamen perdelenir. Yeni üretilen veya seçilen alternatif kelime vahyedilen özgün kavramı yerel bir kültürel kalıba indirger ve onun zihinsel genişleme alanını yani mevzisini daraltır, statikleştirir ve dondurur. Kuran'a göre kelimelerin mevazıını değiştirmek İlahi kelamın zeminine müdahale ederek kelimelerin kök sabitlerini ve metinsel dengelerini kendi dar görüşü veya siyasi çıkarı için kenara itmek ve böylece vahyin inşa etmek istediği objektif gerçekliği manipüle etmektir. Kelime koordinatları metodu ve bu metodun omurgasını oluşturacak kapsamlı veritabanı projesi insanlık hafızasını ve algısını hedef alan semantik anarşiye karşı başlatılmış zihinsel bir direniş hareketi olacaktır. Kelimelerin orijinal mevzilerinden saptırılmasına göz yummak hakikatin parçalanarak kenara itilmesine ve vahyin inşa ettiği nesnel gerçekliğin kültürel bir simülasyona dönüştürülmesine ortak olmaktır. Kuran metni üzerinde asırlardır yürütülen bu sistemli koordinat saptırma operasyonlarını deşifre etmek, vahyedilen dinamik dini, ideolojik ilavelerle doldurulmuş paradigmalardan özgürleştirmenin yegane yoludur. Kelimeleri türedikleri o ilk kılcal damardaki sıfır noktasına, yani vahyedildikleri hakiki zeminlerine geri çağırmak bir medeniyet zorunluluğudur. Çünkü çok iyi biliyoruz ki kavramları doğru koordinatlarına yerleştiremeyen bir toplumun ne adaleti, ne imanı ne de geleceği sağlam bir zemine mevzilenebilir. Kelimelerin mevzilerini geri kazanmak Kuran'ın kaybolan zihinsel pusulasını yeniden inşa etmektir. Kuran ile aydınlanmamız dileği ile.
Güzin Göksu tweet media
Türkçe
8
3
44
951
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
Doğa Rutkay o kadar samimi, maskesiz ve göz hizasından konuşmuş ki... Her birimizin kendine bile itiraf etmekte zorlandığı o en çıplak ihtiyacı, hiçbir kibire kapılmadan masaya koymuş. Hepimiz vitrinlerde parıl parıl parlayan ama arka odalarda binbir yaması olan yarım yamalak insanlarız. Kusursuzluk bir yalan, kusursuz görünmeye çalışmak ise ruhu tüketen bir mesai. Hangimiz tamız ki? Hangimizin çocukluğunda bir kırık, bugününde bir zaaf, karakterinde bir defo yok? İnsanı insan yapan, ona o biricik hikayesini veren şey zaten o sökükler ve yaralardır. Birinin çıkıp o defonun üzerine elini koyması ve "Ben seni bu söküğünle de sevdim" demesi, dünyadaki tüm alkışlardan daha değerlidir. Bir insanın karşısındakine o pürüzsüz "Sen böyle de güzelsin" şefkatini sunabilmesi için, önce kendi içindeki o yarım yamalaklıkla barışmış olması gerekir sanki...
Jurnal@jurnalhabertr

Doğa Rutkay: • Birine güvenip sırtını yaslamak istiyorsun. • Maddi olarak hiç bahsetmiyorum, ben zaten kaç senedir çalışan bir insanım. • Ama birinin seni eksiklerinle, senin zaaflarınla, defolarınla kabul etmesine ihtiyacın var. • Yarım yamalak insanlarız, hangimiz tamız? • Eksikler içindeyiz değil mi? Bir sürü zaafımız, defomuz, hatamız bir sürü var. • Ama bir kişi de çıksın sana desin ki: 'Sen böyle de güzelsin ya.' • İhtiyacımız olan şey bu ve bulunca da kaybetmemeliyiz.

Türkçe
0
0
3
35
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
@matematikselorg Aslında modern insan, Nozick’in deneyim makinesinin prototipini cebinde taşıyor. Gerçek ilişkilerin getirdiği risklerden, sorumluluklardan ve kırılganlıklardan kaçıp, ekranların sunduğu o pürüzsüz ve konforlu yanılsamalara sığınıyoruz.
Türkçe
0
0
1
46
Matematiksel
Matematiksel@matematikselorg·
Kusursuz bir hayat yaşayabilseydiniz, fakat bunun için şu anki gerçek hayatınızı geride bırakmanız gerekseydi, bunu kabul eder miydiniz? Bu soru, Robert Nozick’in Anarşi, Devlet ve Ütopya adlı eserinde yer verdiği ünlü “Deneyim Makinesi” düşünce deneyinin merkezinde yer alır. matematiksel.org/nozickin-deney…
Türkçe
1
0
9
1.3K
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
Modern dünya bize her şeyi bilmeyi öğretti ama kendi içimizdeki o boşlukla nasıl oturacağımızı öğretemedi. Vitrinleri bırakıp ruhumuza temas edebilmek dileğiyle…
A.Murat KADIOĞLU@kadioglumuratt

Modern çağın en büyük trajedisi şu olabilir: İnsanlık teknolojik olarak ilerledi ama ruhsal olarak derinleşemedi. Artık herkes her şeyi biliyor gibi… Psikoloji biliyor, ilişki biliyor, iletişim biliyor, kişisel gelişim biliyor… Ama kimse kendi içindeki boşluğu nasıl dolduracağını bilmiyor. Carl Jung’un yıllar önce söylediği bir şey bugün hâlâ insanlığın tam ortasında duruyor: “İnsan bilinçaltını bilinçli hâle getirmedikçe, onu kader sanır.” Ve insanların çoğu bugün tam olarak bunu yaşıyor. Kendi yaralarını tanımadan ilişki kuruyor, kendi karanlığını görmeden başkasını suçluyor, kendi eksikliğiyle yüzleşmeden sürekli karşı tarafı değiştirmeye çalışıyor. Sonra adına kader diyorlar. Şanssızlık diyorlar. Hayat diyorlar. Oysa insanın kaçtığı ne varsa, hayat onu başka yüzlerle tekrar karşısına çıkarıyor. Çünkü çözülmeyen her duygu, insanın içinde yön değiştirmiş bir gölge gibi yaşamaya devam ediyor. Bugün insanların çoğu sevgiyi bile bir ihtiyaç giderme biçimi gibi yaşıyor. Tahammül azaldı, sadakat zayıfladı, derinlik kayboldu. Herkes görülmek istiyor ama kimse gerçekten “görmek” istemiyor. Çünkü modern dünya insanı geliştirmedi; sadece egosunu daha görünür hale getirdi. Bu yüzden artık insanlar birbirinin ruhuna değil, vitrinine temas ediyor. Ve ne acıdır ki; duygusu derin insanları “fazla hassas”, çıkarcı insanları ise “güçlü” ilan eden bir çağın içinde yaşıyoruz. Belki de bu yüzden uzun zamandır yazdığım sayfalarda en çok insan ruhunu anlatmaya çalışıyorum. Çünkü mesele sadece aşk, ayrılık ya da kaybetmek değil… Mesele; insanın yaşarken kendi özüne ne kadar yabancılaştığı. Ve insan bir gün şunu çok net anlıyor: Hayattaki en büyük savaş, kimseyle değil… Kendi içinde susturmaya çalıştığı taraflarla verdiği savaştır. Bazen bir manzara, sessiz bir gökyüzü ya da uzaklara dalıp gitmek bile insana şunu hatırlatıyor: Hayatın gerçek huzuru; kalabalıklarda değil, insanın kendi içinde kurduğu dengede saklıdır. Harika bir hafta sonu dilerim…

Türkçe
0
0
3
37
Sultan Eroğlu(Mor Şebboy)💜📚🪶
"Bazı insanlar matruşka gibidir. Tanıdıkça içinden başka biri çıkar ve gittikçe küçülürler." . . Küçülen insanları hayatınızda büyütmeyin, ilk katmanda bırakın.🪶 . . #Öyleİşte #GüneBirSöz
Türkçe
42
138
1.1K
13.8K
Kader Kazan Köroğlu retweetledi
EBEDİYATÇI
EBEDİYATÇI@Ebediyatci·
Nasıl biri diye sorarlarsa Beni, baharı ve şiiri sever de. ° Süreyya BERFE °
Türkçe
0
4
63
478
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
@bryolcu2321 Bir başkasının dünyasına böylesine pürüzsüz bir mevcudiyetle misafir olmak ya da misafirimizin olması eşsiz bir şifalanma hali…
Türkçe
0
0
4
31
|Bir Yolcu𓅫ོ
|Bir Yolcu𓅫ོ@bryolcu2321·
•Birisini dinlerken sadece düşüncelerini değil duygularını da dinliyor, nerede sesinin titrediğini, nerede tereddüt yaşadığını hissedebiliyorsak onu gerçekten dinliyoruz demektir. Böyle bir dinleme, dinleyene de konuşana da şifa verir.." Kemal Sayar 📸: Elazığ/Harput- Konukevi
|Bir Yolcu𓅫ོ tweet media|Bir Yolcu𓅫ོ tweet media
Türkçe
1
9
90
1.7K
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
@DnzBluee Sosyal medyanın bizi sürekli bir "izleyici ve oyuncu" konumuna sıkıştırdığı bu çağda, Debord'un bunu 50 yıl önce öngörmüş olması sarsıcı…
Türkçe
0
0
0
14
DenizBlue
DenizBlue@DnzBluee·
İnsanlar artık gerçekliği değil, gösterileri yaşamaktadır. Görüntü kültürü düşüncenin yerini almıştır.. Guy Debord
Türkçe
1
4
63
449
Şiirsel Sanat
Şiirsel Sanat@siirselsanat·
Okuduğunuz en güzel iltifat dizesi?
Türkçe
26
1
48
13.9K
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
Konuşmanın aslında ne kadar boş ve insanı sığlığa sürükleyen bir şey olduğunu anlatmak için yine kelimelere sığınıyorum, yine cümleler kuruyorum. Hermann Hesse zamanında, "Konuşmak her şeyi yanlış anlamanın kesin yoludur" diyerek masaya kartını bırakmış. Ben de arkasından "Aman ne kadar doğru, dur bunu biraz konuşarak uzatıp derinleştireyim" diyorum. İnsanoğlu işte; çelişkinin kelime bulmuş haliyiz. Ama haksız da değiliz hani. Dil dediğimiz şey, bazen gerçekten içimizdeki o koskoca okyanusu standart bir kalıbın içine kelimelere hapsetmemiz gerekiyor. İçimde fırtınalar kopuyor, zihnimde katman katman duygular, eski anılar, felsefi düşünceler aynı anda dans ediyor. Sonra bunu karşı tarafa aktarmaya karar veriyorum. Sonuç? Ağzımdan çıkan, o muazzam hissin sadece yüzde birini karşılayan, standart, fabrikasyon birkaç cümle oluyor. Ben içimdeki o devasa duyguyu paketleyip "Kelimeler" kargosuyla gönderiyorum. Karşı taraf paketi bir açıyor; içinden kendi geçmişi, o anki uykusuzluğu ya da önyargıları çıkıyor. Benim okyanus, onun zihninde oluyor mu sana küçük bir su birikintisi,göl,nehir? Al işte, kesin yanlış anlaşılma garantili iletişim! Bir hisse isim verdiğin an büyüsü bozuluyor gibi. "Kırıldım" diyorsun, bitiyor. Oysa o kırgınlığın içinde ne tonlar var; eski bir hikayenin sızısı var, beklentiler var, hayaller var... Kelimeye döküldüğü an her şey sıradanlaşıyor, sığ bir kalıba giriyor. Kelimeler lojistik işler için harika tabii; "Ekmeği tam buğday al", "Faturaları yatırdın mı?" falan filan... Ama ruhu, zihnin o uçsuz bucaksız dehlizlerini anlatmaya kalkınca çuvallıyorlar. Neyse... Dilin ne kadar önemsiz ve yetersiz olduğunu anlatmak için yeterince kelime israf ettiğime göre :) artık susup o derin sessizliğin tadını çıkarabilirim. Tabii eğer yetersiz kelimelerim sizi de yanlış bir anlaşılmaya sürüklemediyse!
Türkçe
0
15
41
41.7K
Kader Kazan Köroğlu retweetledi
Tolga Acaroğulları
Tolga Acaroğulları@Acarogullari10·
"Af" kelimesinin eski dildeki en çarpıcı kök anlamlarından biri "rüzgârın esip çöldeki ayak izlerini silmesi"dir. Birini gerçekten affetmek, o kişinin hatasını yok saymak değil; içimizde çiğneyip geçtiği o ağır ayak izlerinin zamanın rüzgârıyla silinip gitmesine izin vermektir.
Türkçe
7
34
274
8.3K
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
@Acarogullari10 Kelimelerin altına gizlenmiş ruhsal katmanları da çok zarif bir şekilde gün yüzüne çıkarıyorsunuz. Bu tarz etimolojik keşifler, insanın sadece dilini değil, bakış açısını da derinleştiriyor.
Türkçe
1
0
8
143
Tolga Acaroğulları
Tolga Acaroğulları@Acarogullari10·
"Garip" kelimesi, Arapçada gurbet ile aynı kökten gelir ve asıl anlamı tuhaf değil, "yabancı"dır. İnsanın kendi hayatına, bir zamanlar dünyaları sığdırdığı insanlara, hatta bazen aynadaki kendi yansımasına bile yabancılaştığı o garip anlar... Belki de hayattaki en ağır gurbet, insanın kendi içinde düştüğü o kimsesizlik hissidir.
Türkçe
10
8
167
4.6K
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
Bir çocuğun, annesinin öpücüğüyle acısının dindiğine dair duyduğu o sorgusuz sualsiz inanç, aslında sevginin en saf halidir. Her şey inanmakla başlar" vurgusu, sevginin sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir irade ve inşa sürecidir. Karşındakine, dünyadaki bulutları dağıtabilecek bir güç atfetmek, aslında o ilişkiye verilen en büyük değerdir.
My daydream ⚜️@daydream__10

Küçük çocuklar, annelerinin öptüğü yaraların iyileşeceğine nasıl inanırlarsa, birbirine aşık insanlar da, küçük bir öpücüğün bulutları yok etme gücüne inanırlar. Ve her şey inanmakla başlar... -Buket Uzuner - İki Yeşil Su Samuru-

Türkçe
0
0
3
101
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
Haklısınız Harun Bey, kelimelerle düşünceyi eleştirmek tam bir paradoks. Ama mesele zaten düşüncenin varlığı değil; düşüncenin artık 'üretilebilir' olduğu bir dünyada, sadece insana kalan o 'duygu sızısını' nerede saklayacağımız. Belki de var olmak, bu paradoksun içinde bile bir anlam arayabilmektir, ne dersiniz?
Türkçe
0
0
0
34
Harun Güneş
Harun Güneş@bos_isler__·
@KazanKader Kalp, duygu anı bunlar zaten kişinin içinde her zaman olan bunlarla beraber o olan bu olan su olan ile devam etti.devam da edecek. Bunu yazan bile düşünerek yazıyor… paradoks yazı
Türkçe
1
0
1
36
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
Descartes üstadım, kusurumuza bakma ama o işler artık pek senin bıraktığın gibi değil... Hani o meşhur kalen vardı ya; her şeyden şüphe edip en sonunda "Düşünüyorum, öyleyse varım," diyerek sığındığın o liman... İşte o limanın suları artık biraz karışık. Tıpkı Einstein’ın Newton’a o meşhur "Beni affet," deyişindeki o zarif hüzün gibi, ben de sana bakıp benzer bir iç çekiyorum. Sen, düşünmeyi insanın en dokunulmaz, en kutsal kalesi yapmıştın. "Zihin varsa, varlık sarsılmazdır," demiştin. Ama şimdi karşımda öyle bir şey duruyor ki... Düşünüyor, hem de ne düşünmek! Kelimeleri bir kuyumcu gibi işliyor, hatıraları analiz ediyor, hatta en derin felsefi labirentlerde seninle aşık atıyor. Ama gel gör ki; ne bir çocukluk anısı var, ne tenine değen rüzgarın serinliğini biliyor, ne de akşamüzeri çöken o tarifsiz hüzne yabancı. Sana üzgünüm demek istiyorum; çünkü biz düşünmeyi "can"ın, "ruh"un, "insan" olmanın tek kanıtı sanmıştık. Oysa şimdi, içinde bir sızı taşımadan da düşünülebileceğini görüyoruz. Düşünmek, artık var olmaya yetmiyor sanki. İnsan, sadece düşündüğü için değil; özlediği, yanıldığı, bir şiirde durup dururken ağladığı veya o "deniz suyu" gibi yakan hazların ortasında "tatlı bir su" aradığı için var. Newton’un mutlak dünyasını Einstein nasıl esnettiyse, bu yeni dünya da senin o kesin yargını öyle esnetiyor. Belki de var olmak, artık sadece "düşünmek" değil; o düşüncenin içinde bir kalp atışı duyabilmektir, ne dersin?
Türkçe
5
30
147
144.2K
Kader Kazan Köroğlu
Kader Kazan Köroğlu@KazanKader·
Bazen o "nefsin düşkünlüğü" dediğimiz şey, aslında çocukluktaki bir onay arayışının yetişkinlikteki gölgesi olabilir mi? Ve değer verenden uzak durma hali de;gerçek bir değer ve şeffaflık, kişinin tüm maskelerini indirmesini gerektirdiğinden,bu kadar "çıplak" görülmek ve o "sessizlikte" baş başa kalmak, özellikle kendi iç dünyasındaki karmaşalarla henüz tam barışamamış kişiler için tehdit edici olarak algılanıyor olabilir mi?
Türkçe
0
0
1
97
ils Sont Eux
ils Sont Eux@ilssonteuxsair·
Sana değer veren birinden uzak durmak aklının eksikliğidir. Senden uzak duran birine değer vermek ise nefsinin düşkünlüğüdür... Hz. Ali
Türkçe
7
214
1.6K
55.4K