

Kerem 𝝅
25.7K posts

@KriptoMevsimi
Makro rejimler, Bitcoin, emtia ve AI sermaye döngüsü. Piyasada fiyatı değil, rejimi okumaya çalışıyorum. Makro • Bitcoin • Emtia • Risk iştahı




@KriptoMevsimi Bu 60k dan 80k ya yükselişte kimler çıkmış bunu görebileceğimiz datayi nerde bulabiliriz @KriptoMevsimi













Fiyat yükselirken kalabalıklar genellikle yükselişe inanmıyor. Hele ki bu yükseliş yavaş ve zamana yayılan bir haldeyse, o yapıda genellikle short yoğun ilerliyorlar. Uzun bir süre, fiyatın ikna etme çalışmalarından sonra trend güçlüyken yükselişe katılmayanlar, fiyat düşmeye başladığında şimdi longlayabilirim demeye başlıyor. İşte o nokta yani kalabalığın fikrinin değiştiği yer bazı zamanlarda önemli bir noktaya işaret edebiliyor.




Size az bir düşüş gibi görünebilir ama IGV-Software sektörü Ekim 2025'ten beri %40 değer kaybetti ve şu anda 200 haftalık hareketli ortalamayı tutuyor. Piyasa şu anda burayı rotasyon fırsatı olarak görüyor. Yıl içinde birkaç kez bu rotasyonlar yapılıyor ve böylece de endeksin ayakta kalması sağlanıyor. Ya çeşitlendirilmiş portföylerle yaşayacaksınız ya da devamlı belli dönemlerde portföy ağırlıklarını değiştireceksiniz. Sadece endeks seviyesine bakarsanız aylarca aynı yerde kalan endeksler görebilirsiniz bu yapılar devam ettikçe. Yeşil olan ne? Bitcoin...









Piyasalar demokrasi sevmez. Otoriter sistemleri severler. Çünkü otoriterlik, riskleri azaltır; tek merkezden hızlı karar, öngörülebilir regülasyon, pazarlık gücünü tek kapıya indirir. Ve işte tam bu noktada Project 2025 sahneye çıkıyor. Heritage Foundation’ın hazırladığı bu plan, ABD’de federal hükümeti yeniden tasarlamayı hedefleyen, 900+ sayfalık bir “merkeziyetçilik manifestosu”. Bağımsız kurumların siyasi kontrol altına alınması, sadakat esaslı kadrolaşma, sosyal politikaların daraltılması ve yürütmenin mutlak güç kazanması ana omurgası. Trump yönetimiyle birlikte bu plan raflardan inmiş, kademe kademe uygulanmaya başlanmış durumda. Resmi olarak “reform” diye pazarlanıyor ama özü, sermayenin istediği yukarıdan aşağıya tam kontrol. Böylesi büyük dönüşümler çoğu zaman kendiliğinden gelmez — büyük krizler eşliğinde gelir. Kriz, halkın korku eşiğini aşar, normalde kabul etmeyeceği merkeziyetçi adımları “acil çözüm” diye kabul etmesine yol açar. Bu büyük dönüşümler çoğu zaman ekonomik bir krizi, iç güvenlik krizini ya da başka bir kaosu zorlamak vasıtasıyla gerçekleşir ve hızlanır. - Ekonomik çöküş mü? Dijital para zorunlu olur. - Güvenlik krizi mi? Tüm işlemler ve kimlikler tek merkezden izlenir. - Kaos mu? Sermaye hareketleri sıkı denetime alınır. Bu mantığın bir başka adı var: Panoptikon. 18. yüzyılda Jeremy Bentham’ın tasarladığı bu hapishane modeli, tüm hücrelerin ortadaki gözetleme kulesi tarafından sürekli izlenebileceği şekilde inşa edilir. Mahkûmlar ne zaman izlendiğini bilmez; ama her an izleniyor olma ihtimaliyle kendi kendini denetler. Bugün dijital Panoptikon, sadece hapishanelerde değil, tüm ekonomik ve sosyal yaşamda kuruluyor. Project 2025, böyle bir dijital Panoptikonun siyasi ayağı. Kriz, bu altyapıyı meşrulaştırır. Halk “özgürlük mü, istikrar mı?” sorusuna istikrar diye yanıt verdikçe, oyun bitmiş olur. Piyasa cezalandırılmaz, çünkü piyasa zaten bu otoriter düzende kendini en güvende hisseder. Ama bu oyunun bir açık kapısı var: Krizleri bahane eden otoriter dönüşümler, halkın rızasını ancak rıza verildiği sürece sürdürebilir. O yüzden ilk adım, uyum sağlamayı bırakmaktır, daha çok sorgulamaktır. Kriz bahanesiyle gelen her “acil çözüm” paketini, her “geçici” kısıtlamayı sorgulamak zorundasın. Bu, tek başına bireysel inatla değil; yerel ve bağımsız ağlar kurarak, merkezi yapıya mecbur bırakmayan alternatif çözümlerle olur. Bağımsız medya, yerel dayanışma grupları, merkeziyetsiz finans ve dijital altyapılar… Bunlar, Panoptikon’un gözetleme kulesinden kaçışın yollarıdır. Çünkü bu kuleyi yıkmanın tek yolu, ona bakmayan bir hayat kurmaktır. O yüzden buralara saldıracaklarından ve dönüştüreceklerinden emin olabilirsin. Ve belki de en önemlisi: Algı değil, gerçeği savunmak. Algoritmaların sunduğu steril kriz hikâyelerine karşı, veriyi, şeffaflığı ve kolektif aklı öne çıkarmak. Çünkü piyasanın sevdiği otoriterlik, ancak halk kendi özgürlüğünden vazgeçtiğinde kazanır ve bir kere haklarını elinden aldıklarında artık güzellikle geri vermeyeceklerinden emin olabilirsin.

2020 sonrası piyasalarla tanışanlara enflasyon ve yatırım dengesi anlatmak gerçekten çok zor. Konu çok basit ama bu hesabı yapan yok... "Sen enflasyonu yenemediysen kazanmıyorsun, sadece daha yavaş fakirleşiyorsun." Fiyatlama nerede? - Devletlerin borçlanma maliyetinde. - Uzun vadeli faizlerde. - Petrolde. - Yaşam maliyetinde. - Enflasyonun yeniden yapışkan hale gelme riskinde. - Merkez bankalarının faiz indirme alanının daralmasında. Örneğin bir endekste 100 hisse varsa ve zaten market değeri olarak en büyük 10-20 hisse yükseliyorsa endeks yukarı gider. Geri kalan 80-90 hisse yerinde sayar, düşer veya enflasyon karşısında erir. Bireysel yatırımcı genellikle o yerinde sayan ve geri kalan 80-90 hissededir çünkü market değeri yüksek olanların fiyatı zaten yüksektir, düşüşlerde fazla fırsat da vermez ve onlarda kolay kolay bireysel yatırımcı bulamazsın. Ama aynı bireysel yatırımcı ekrana bakıp şunu der: “Endeks düşmedi, demek ki kriz yok.” Kriz, senin baktığın yerde değil. - Kimi zaman portföyünde görünür. - Kimi zaman market fişinde. - Kimi zaman benzin fiyatında. - Kimi zaman kirada. - Kimi zaman devletin daha yüksek faizle borçlanmak zorunda kalmasında. Bu gerçekten finans piyasalarına giren kişilere ilk ders olarak anlatılması ve anlayana kadar da yatırım yapmasına izin verilmemesi gereken bir konu...

